|
Kendi
başına bile oldukça negatif bir duruşu var bu kelimenin. Başımızdan geçenleri
anlatmadan önce, dışlanan oğlumu, bunu hazırlayan olayları ve çevreyi tanıtmak
adına. biraz zamanda yolculuk yaptırmak istiyorum size. Çok daha gerilerden
başlayabilir bu hikaye ama filmi 3 yıl geriye sarmak da biraz fikir verebilir
diye düşünüyorum.
Okul
korkusu, sosyalleşme zorluğu olan bir çocukta nelere dönüşebilir ve sonuçta
kendi değerlerinizle çatışma noktasında neler yaşayabilirsiniz, hep birlikte
görelim. Bu, iki buçuk sene içinde öğretmen ve diğer veliler ile bizim
aramızda geçen, anlaşılmaya çalışma çabalarımıza rağmen sonunda okuldan
ayrılmak zorunda kalmakla sonuçlanan bir dışlanma hikayesi.
OKULA
HAZIRLIK
2,5
sene önce okullar açılmadan önceki haftasonu. Evde yeni okul formasını
deniyoruz;
a.
Pantolonun düğmesi nasıl açılır ve tekrar nasıl kapatılır? (Uygulamalı 45
dakika)
b.
Eşyalarını çantasına nasıl yerleştirecek? (Uygulamalı 10 dakika)
c.
Çantasını nasıl toplayacak ve kontrol edecek? (Uygulamalı 15 dakika.)
d.
Neden
anneler okula sadece okulun ilk günü gelebilirler, sonraki günler neden
babaanneyle gitmek zorunda? (Uygulamasız... Baygınlık geçirmeli bir buçuk
saat!)
İnsanın içi acıyor, çalışmayan annelerin çocuklarıyla kıyasladığında, kendini
haksızlığa uğramış hissediyor. “Neden anneler okula sadece ilk günü
gelebilir?” sorusuna verilebilecek hiçbir cevap onun açısından mantıklı değil,
hatta itiraf etmek gerekirse benim için bile.
Pazartesi Sabahı
Anne gece uyumadı. Yaşadığı bu tecrübeye dayanarak, işsiz kalırsa rahatlıkla
gece bekçiliği yapabilir. Hazırız. Anneanne, dede, babaanne, anne ve baba,
yani kabilece okulun kapısına dayandık. Gönül isterdi ki diğer akrabalar da
gelebilsin ama bize ayrılan kontenjan bu kadardı. Hep birlikte ilk gün
tepkilerini gözlemekle meşgulüz:
Bayrak töreni olaysız geçti, 45 dakika sıradan çıkmadan, gözleriyle bizi
aramadan durdu. Aferin oğluma.
Birinci
sınıfa yeni başlayan çocuklar, sınıf öğretmenleri ve sınıf anneleri eşliğinde
sınıfa çıkacaklar. Keşke sınıfa girme ayrıcalığına sahip o birkaç veliden biri
ben olsaydım. Çünkü Cem sıkı sıkı “Sen kapının önünde olacaksın değil mi?”
diye sormuştu. Biz bahçede gergin beklerken, birisi bana doğru geliyor,
sınıftaki velilerden biri bu:
-
Kumral, minyon tipli ve adı Cem olan çocuk sizin oğlunuz mu?
-
Evet.
-
Dışarı çıkmaya çalışıyor, zaptedemiyoruz. Öğretmen “Annesi bir gelsin.” dedi.
Koşar adım dört kat merdiven çıkılıyor haliyle. (o gün bahsi geçen merdiveni
27 defa inip çıktığım düşünülürse kesin 2 kilo vermişimdir, valla şimdiden fit
hissediyorum kendimi.)
İkna
Turları
Cem tam kapının ağzında çılgın gibi debelenirken, annelerin üçü onu zar zor
zaptetmeye çalışıyor. Ağlamaktan ve öfkeden kıpkırmızı olmuş. Kendisini tutan
eller çözülür çözülmez koşup bana sarılıyor, sesinde hem korku, hem de
kızgınlık var:
-
Beni aldattın! Burada bekleyeceğini söylemiştin!!! Kapıda yoktun,
yoktun!!!
Öğretmen kapının önüne çıkıyor “Daha ilk günden böyleyse işimiz var bu
çocukla” diyor somurtarak. Yanına gidip, aşağıda konuşarak sakinleşmek için 10
dakika izin istiyoruz. Kafeteryaya indiğimizde sakin bir köşe bulup oturuyoruz
ve ona kapılar kapandıktan sonra tüm anne ve babalara aşağı inmelerini
söylediklerini anlatıyorum. O ise gitmeme takılı kalmış durumda.
-
Aşağıda beklerim ama sınıfa giremem, yıllar önce okudum çünkü ben birinci
sınıfıJ
-
(gülüyor) Hem zaten sen o sıralara artık sığamazsın anne.
-
Hadi şimdi yukarı çıkalım, öğretmenin izin verirse kapının önünde, vermezse
burada kafeteryada seni bekleyeceğim. Anlaştık mı?
Anlaşmışız.
İLK
PROBLEMLER
Okulun
ilk haftaları, sorunu olduğunda öğretmenine iletmesini söylemişsiniz.
Konuşarak çözülür sorunlar demişsiniz. Büyük sınıflardakiler eğlence olsun
diye onları hırpaladıklarında 4 kat aşağı öğretmenler odasına gidip şikayetini
anlatmaya çalışmış. “Tamam hadi bakim sınıfına çık” denilerek her defasında
geri gönderilmiş. Birkaç hafta büyük sınıflardan dayak yedikten sonra
kendisine her dokunana saldırmaya başlamış çünkü onu savunan ve sorunu çözen
bir öğretmen yok, dayak yemeği de bizimki kabullenmiyor. Şiddete doğuştan
eğilimli olduğuna (!) hükmettikleri oğlum için niye böyle davrandığını
sorgulamak yerine daha kestirme bir çözüm bulunuyor: Durdurmak için bu defa da
nöbetçi öğretmen ve sınıf öğretmeni tarafından dövülüyor. Sonuçta artık Cem
üstüne yürüyen bir öğrenci de olsa, öğretmen de olsa aynı şekilde saldırgan
tepki vermeye başlıyor.
Öğretmen
iş çığırından çıkmaya başlayınca bizimle işbirliği yapmayı reddederek daha
basit bir çözüm üretiyor. Velileri Cem’in okuldan alınması için imza toplamaya
teşvik ediyor. Gerekçesi ise, bu çocuk tehlikeli ve sizin çocuklarınıza zarar
verecek! Hatta daha da dramatikleştiriyor senaryoyu: “Ya o gider ya ben!”
Eğitim
seviyeleri ilkokul ile ortaokul arasındaki bir ortalamada seyreden sınıf
velileri. anneliğin sadece kendi yavrusunu korumak ve kollamak anlamına
gelmediğini, bu davranış modelinin hayvanlar alemine ait olduğunu unutarak,
derhal bize karşı ayaklanıyor. Bir velinin uyarısı ile durumu öğrenince,
Cem’in aslında hiç de gösterildiği gibi hırçın ve uyumsuz bir çocuk olmadığını
kendi gözleriyle görmeleri için, tüm sınıfı evimize davet ediyoruz! Hemen
hemen tüm çocuklar gelmek istiyor, tabii onları Cem gibi tehlikeli bir çocukla
baş başa bırakmak istemeyen bazı anneler de bu çocuk partisine katılıyor.
Günün sonuna kadar Cem’in tüm hareketleri gözleniyor ve sonunda anneler
konseyi görüş bildiriyorlar. Cem uyumlu bir çocuk. Kimseyle kavga etmedi ve
arkadaşlarıyla iyi geçindi.
Sohbet
sırasında bazı anneler öğretmeni suçluyor, kendi çocukları da bazı sebeplerle
öğretmen tarafından “Alın çocuğunuzu okuldan” diye tehdit edilmiş. Sınıfta 45
çocuk var ve üçte biri pedagoga götürülüyor. Demek ki öğretmenin yaklaşımı
problemli diyoruz ve diğer velilerin de bizi anladıklarına inanarak kendimizce
bu olayın artık kapandığını düşünüyoruz.
HAREKETLİ ÇOCUK=HİPERAKTİF
Çocuğunuz hareketliyse, “neden, niçin” kelimelerini cümle içinde sık
kullanıyorsa ve bu yüzden otoriteyi tehdit ediyorsa etiketi hazır:
“hiperaktif” bu çocuk.
Kimse
eğitimci, aile ve çocuğun katılımıyla kalıcı çözümler bulunması derdinde
değildir. Amaç günü kurtarmaktır. Çünkü eğitimciler eskisi gibi özverili
değildir ve sisteme uymayan çocuğunuzla uğraşmak yerine, sistem dışına itmek
için ellerinden geleni yaparlar. Pedagog veya diğer tüm tıp uzmanları da
aynıdır, ellerindeki kalıplara uymayan vak’alar konusunda derinlemesine analiz
ve size gerçekten yardım etmek gibi bir kaygıları yoktur. Vakit nakittir,
hipokrat yemini ise fonda müziktir.
Bunu
takip eden ikinci risk ise çocuğunuzun “Ben ne diyorsam nasıl diyorsam öyle
yapacaksın!!!” tavrına ve koşulsuz itaat beklentisine alerji göstermesidir. Bu
durumda veli derhal okula çağırılır ve ikna etme çabası ile sulandırılmış,
örtülü bir tehditle çocuğun ilaç kullanması gerektiği söylenir.
-
İlaç
kullanmayı düşünmüyoruz.
-
İlaç
kullanmazsa bu okuldan almanız gerekir.
-
Diyelim okuldan aldık, ne olacak? Sizin yapamadığınızı başka okul nasıl
yapacak?
-
Bilemem. Ben bu kadar sene uğraşamam onunla.
-
İstifa
mı edeceksiniz yani?
-
????
-
Hayır
biz çocuğu almayı düşünmüyoruz da...
-
O
zaman ilaç kullanın.
-
(Yukarıdaki diyalog bir kere daha tekrarlanır. Nakarat gibi bir şey yani)
Bu
tür ilaçların çocuklarda bağımlılık yarattığı ile ilgili açıklamalar saçmadır.
Sizinkine benzer bir çocuk vardır ve ilaç kullanıyordur, bu ilaç neticesinde
sınıfta sakin oturmaya başlamıştır. Uyuşturulmuş olması önemli değildir, en
önemli hedef sakin durmasıdır.
Hayır,
“En önemli hedef taze beyninin uyuşmadan geleceğe taşınmasıdır, ayrıca ilaç
kullanımına karar vermek eğitimcilerin işi değildir” cevabınız doğru bir cümle
kalıbı olsa da, çocuğunuzun başka sınıfa nakli ile ilgili kulislere “yol
açılır”, kabul etmeyince “su koyverilir” ve ortam “elektriklenir”. Yani
itirazınız size yol, su ve elektrik olarak geri döner Olsun, sizin
uyuşturulamamış bir çocuğunuz ve okulu kazasız bitirebilme umudunuz vardır...
Hala...
-
Çocuğunuz beslenme saatinde beslenmesini yemiyor.
-
Sabah
kahvaltı edip çıkıyor. Bir saat geçtikten sonra karnı acıkmıyordur yemiyordur.
-
Olsun,
yemesi lazım.
-
Niye?
-
Düzen
bozuluyor.
-
Okuma
parçasını en az 10 kere okuyacaksınız demiştim, oğlunuz bir kere okumuş.
-
Tahtaya kaldırdığınızda anlattı mı? Konuyu anlamamış mı?
-
Anlamış ama ben on kere okusun demiştim.
-
Anlamış, anlatmış, hatta hızlı ve eksiksiz okuyor. Problem ne?
-
Söz
dinlememesi, kuralları bozması.
-
Anlamadım, pardon anladım!!
-
Oğlunuz derste yazı yazmıyor.
-
Evde
yazıyor ödevlerini, okulda niye yazmadığını sorar, evde tamamlatırım.
-
Ohoo,
böyle keyfine göre hareket edilecekse yandık.
-
Peki
sınıf düzenini mi bozuyor, başka şeylerle mi ilgileniyor?
-
Hayır,
dinliyor ve tahtaya bakıyor ama yazmıyor.
-
Soru
sorduğunuzda konu ile ilgili cevap verebiliyor mu?
-
Veriyor ama yazmıyor.
-
Anladım.
Çocuk
kitapta yazılı olan örneğin dışında bir örnek verdiyse, yandı. Çocuk tam bir
baş belası ve düzen bozucudur, öğretmen kitapta yazan örneği
belletirken,parmak kaldırıp başka bir doğru örnek vermiştir. “Otur yerine,
tamam cevabın doğru olabilir ama bu örnek kitapta yok” cümlesi ile çocuk
püskürtülür.
En
vazgeçilmez cümle kalıpları “ama..” ile başlayanlar, dikkat edin, takdir değil
eleştiri yüklüdür. Oysa, “Aferin, doğru bir örnek, haydi bunu da yazalım,
hatta gel bunu tahtaya kendin yaz, sonra da defterine yaz.” dense, o çocuk hem
takdir edildiği için şevk duyar, hem defterine de yazması gerektiği üstü
örtülü olarak tekrar hatırlatılır. Hem de güç ve otorite savaşları
yaşanmadan... Bu yapılmaz, kim uğraşacak? “Otur yerine!” de gitsin!
Yerine
otursa da, sindirilmeyi reddetme potansiyeline bağlı olarak ileride yine bir
neden, nasıl sorgulaması, kendi alternatif örneklerini üretme eğilimi ortaya
çıkacaktır. Tabii şanslıysanız. Ama sizin şansınız, öğretmenin şanssızlığıdır
ve muhtemelen “Tüh, yine sindiremedim, yine susturamadım” diye düşünecektir.
Çünkü otorite ve eğitim anlayışı sizinkiyle uyuşmuyordur. Eski modeldir,
versiyon yükseltilmesi gibi bir niyet ve gerek duyulmamıştır o zamana kadar.
TERÖR
SENARYOLARI
Oğlumun
öğretmeni bir gün beni çağırıyor ve Cem’in okula taş getirdiğini, bununla
arkadaşlarını yaralayabileceğini söyleyerek şikayet ediyor. Cem 5 yaşından
beri bir yarı değerli taş koleksiyoncusu. Yani öğretmenin çakıl taşı sınıfında
değerlendirdiği o taşları arkadaşlarına göstermek için okula götürmüş. Cem
hırçın olarak adı çıkmış bir çocuk ya, cebinde taş bulunduysa bu taşlar kesin
suç aleti olacak, başka yolu yok. Yaralama daha gerçekleşmemiş ama olsun.
Nasıl bir bakış açısıdır bu????
Başka
bir gün yine okula çağırılıyorum, Cem’in cebinde kibrit bulmuş, Cem bununla
okulu yakacakmış ya da bomba yapacakmış(!). Cem’e sorduğumuzda kibriti okul
bahçesinde bulduğunu ve evdeki deneyler kitabında gördüğü çöplerin arkasına
sabun parçası takılarak yapılan suda kibrit çöpü deneyinı yapmak için aldığını
söyledi. Öğretmen derhal savunmaya geçti, hayır arkadaşlarına bomba yapacağını
söylerken kendi kulaklarıyla duymuş. Hangi arkadaşı diye sorduğumuzda ise
kendi gözleriyle gördüğü o arkadaşının kim olduğunu çıkaramadı bir türlü.
İlginç.
Cem’den öğreniyorum ki sınıfta sırada tek başına oturan bir tek o var. Çünkü
öğretmen yanına oturan çocuğu “Cem sana zarar verir” diye yanından alıyormuş.
Arkadaşlarıyla konuştum, “Biz Cem’in yanına oturmak istiyoruz, Cem bize bir
şey yapmıyor ama oturmak isteyince öğretmen kızıyor.” dediler. Pasif bir
direnişle, öğretmen kaldırdıkça iki üç ders sonra yine yanına oturmayı seçen
başka bir arkadaşının ise öğretmen velisini çağırıyor. Kadın okulun bahçesinde
“Biliyorum oğlum, oğlunuzla çok iyi geçiniyor ama öğretmen tehdit etti beni,
mecburen oğluma bir daha onun yanına oturma dedim. Öğretmenle iyi geçinmek
lazım” dedi. Kanım dondu.
VELİ
TOPLANTISI
İkinci sınıfta veliler İngilizce, Müzik ve Bilgisayar derslerine dışarıdan
parayla tutulan ayrı öğretmenler girmesine isyan ediyor. Bizim şiddetle
desteklediğimiz bu uygulamaya diğer veliler karşı çıkıyor. Ne gerek varmış
karnede notu bile olmayan dersler için dışarıdan öğretmen getirtip bir de para
ödemeye? Oysa gayet iyi biliyorum ki, ertesi gün öğretmen paraları toplamaya
başlayınca en önden onlar ödeyecek!. Göze batmamak ve dışlanmamak için, tüm
yalakalıklarıyla hem de...
Branş
öğretmenlerinden hiç şikayet gelmezken, sınıf öğretmeninden her fırsatta “Alın
bu çocuğu okuldan!” tehditleri devam ediyor. Konuşma ve çözüm üretme
girişimlerimize ise hep ret cevabı alıyoruz. Özel bir psikolog ve Milli Eğitim
Bakanlığı Rehberlik Araştırma Merkezinden getirdiğimiz raporlarda, istediği
gibi ilaç kullanılma önerisi yerine Cem’in yüksek zekalı bir çocuk olduğunu,
sınıf öğretmeninin çocuğu günah keçisi olarak göstermeyip, kaynaştırıcı ve
kazandırıcı davranması yönündeki tespiti okuyunca iyice küplere biniyor. “Ben
15 yıllık öğretmenim beni ne hakla suçlarsınız”la başlayan bir sürü hakaret
dinlemek zorunda kalıyoruz. Bu defa da “Madem bu kadar zeki çocuğunuz, alıp
başka okula verin” şeklinde yeni bir tehditle karşı karşıya kalıyoruz. Artık
sadece iyi bir çocuk yetiştirmediğimiz için değil, zeki bir çocuk sahibi
olduğumuz için de suçluyuz yani.
Okul
müdürüne bir yazı yazıyorum ve durumu özetliyorum. Müdür de bu yazıyı çözüm
bulmak adına ve iyi niyetle öğretmenle paylaşınca, kızılca kıyamet kopuyor.
İki gün sonra apar topar bir veli toplantısı yapılıyor. Velilere hitaben,
benim kendisini şikayet ettiğimi, oğlumun sorunlu olduğunu okul pedagoğunun
Cem’in tehlikeli olduğu yolunda rapor verdiğini (Okul pedagoğu asla böyle bir
rapor vermedi ve bizi savunacak durumda değil çünkü doğum izninde), bir ara
Cem’i okula götürüp getiren kayınvalidem ve babamın da zaten bizim ve
çocuğumuzun sorunlu olduğunu söylediği gibi hepsi asılsız bir sürü ithamda
bulunuyor. Son olarak aşağılık kompleksini de kusuyor: Kitap yazacağıma,
oturup çocuğuma baksaymışım da adam gibi bir çocuk yetiştirseymişim!
Ben
ise evime girip çıkan, çocuğunu ders çalışması için okul çıkışları bizzat
evimize, oynaması için ise haftasonları bahçemize gönderen, zaten kendileri de
kendi çocukları için sürekli çeşitli bahanelerle “Alın çocuğunuzu okuldan”
diye tehdit edilen velilerin bizi destekleyeceklerini düşünüyorum. Sınıfın
neredeyse tamamı bizi tanıyor ve daha biraz önce birlikte çay içtik. Haftasonu
da çocuklardan birinin doğumgünü partisinde birlikteydik.
Birden
gerçeküstü bir şey oluyor:
Evinde
kocasından dayak yediğini bildiğim ve her iki çocuğu da her gün okulda vukuat
çıkartan veli “Sen de çocuğun da sorunlusun, öğretmen haklı” diye bağırıyor.
Öğretmeni her fırsatta para toplaması, imla hataları, çocukların
psikolojisini bozduğu ve iyi bir eğitmen olmadığı gibi gerekçelerle Milli
Eğitime şikayet edeceğini söyleyen ve arkasından konuşan başka bir veli “Nasıl
suçlarsın sen öğretmeni!” diye haykırıyor. Çocuğu altına kaçırdığı, diğer
çocuklara vurduğu için öğretmen tarafından sık sık çocuğu okuldan almaya
zorlanan diğer veli “Bunun çocuğu benim çocuğumu dövdü 5 gün rapor aldım, evet
tehlikeli onun çocuğu” diye sallıyor. Çocukların eşyalarını çalan, sıraların
üstünde koşturan ve annesi tarafından okul bahçesinde defalarca dövülen
çocuğun annesi ise gül gibi çocuğunun huyunun Cem yüzünden değiştiğini iddia
ediyor. Bizi doğum günü partisine davet eden çocuklardan birinin ninesi
kızının Cem’den korktuğunu söylüyor. Her akşam evimize matematik çalışmaya
kızını gönderen anne de destekliyor onu.
Kimse
beni konuşturmuyor. Neden doğumgününe çağırdığınız 6 çocuk arasında Cem de
vardı, niye ders çalışmaya her akşam bize çocuğunuzu gönderiyorsunuz deme
gücünü bulduğumda ikisi de öğretmene bakarak takdir kazanma çabasıyla
Çocuklarımıza kinlenmesin diye yaptık” diyor. Alınan 5 günlük raporu görmek
istiyorum, susturuluyorum. Öğretmenin iddia ettiği okul pedagoğunun raporunu
gösterin diyorum susturuluyorum.
Doğruları söylediğimi hepsi biliyor. Ama öğretmenin istediği kurbanı
vermezlerse, ucunun çocuklarına dokunabileceğini de biliyorlar. Öyle ya,
öğretmen “Ya o ya ben” diyor. Hem beni savunurlarsa öğretmenin onlara da cephe
alma riski var. İnsanüstü bir çabayla beni hem susturmaya hem de öğretmeni
memnun etmeye uğraşıyorlar.
Öğretmen yarattığı etkiden ve tahrikten mutlu, çantasından önceden hazırladığı
bir dilekçe örneği çıkartıyor. Takdir ediyorum, sonucu benden daha iyi tahmin
etmiş ve oybirliği ile imza toplayabileceğini öngörmüş. Ben ise safça herkesi
kendim gibi gördüğümden, insanların çıkarları ne olursa olsun her koşul
altında doğrudan yana tavır alacaklarını, hadi almadılar hiç olmazsa yalan
söylemeyeceklerini düşünmüştüm.
Herkes
yerinden fırlıyor ve imza atmak için birbirini eziyor. Bana hakaret edenler de
cabası. Sadece öğretmen sınıftan çıktıktan sonra, birkaç veli hiç sesini
çıkarmadan ve imza atmadan dışarı çıkıyor.
Müdüre
giderek, “Sizin eğitim anlayışınız bu mu?” diye soruyor ve olayı anlatıyorum.
Müdür şaşkın, toplantının her dönem yapılan genel veli toplantısı olduğunu
sanıyormuş. Bilsem izin vermezdim diyor. Ertesi gün tüm okul aile birliğine
hitaben bir konuşma yapıyor ve kimsenin, ne velilerin ne de öğretmenlerin bir
çocuğun okuldan atılması için imza toplamaya hakkı olduğunu, tüm çocukları
kazanmak gerektiğini söyleyen sert bir konuşma yapıyor. Ben o toplantıya
girmiyorum, zaten böyle bir konuşma yapacağından da haberim yok. Tek bildiğim
ertesi gün, toplantıya katılmayan velilerden birinin müdüre giderek, oğlunun
en yakın arkadaşı Cem ile ilgili imza toplandığını duyması yüzünden psikolojik
bunalım geçirdiğini söyleyerek şikayet etmesi. Aynı velinin kafeteryada
bekleyen diğer velilere başka bir çocuğun geleceği ile oynama hakkını nereden
buluyorsunuz, hepinizin çocuğu kavga ediyor, geçen gün sizin çocuklarınızdan
birisi oğlumun kafasını yardı ben de o çocuk için mi imza toplayayım diye
çıkışması... Zaten tek destek veren veli de o oldu.
Bu
sene aynı olaylar benzer bir şekilde tekrarlanınca ve oğlunun eli yanlışlıkla
kapıya sıkışan veli, oğlumun ve benim üstüme yürüyüp bizi dövmeye kalkınca
bende film koptu. Olay gözünün önünde cereyan ederken ellerini göğsünde
kavuşturup seyirci kalan öğretmene müdürün odasında neden müdahale etmediniz
diye sorduğumda verdiği cevap “E, sabrı taştı insanların tabii” oldu.
Tesadüfen orada olmasam bir velinin çocuğu dövmesine sesini çıkarmayacağını bu
kadar hain bir ifadeyle özetleyen öğretmene acıyla baktım sadece.
O
zamana kadar, oğlum arkadaşlarından ayrılmak istemediği ve değişimlere karşı
obsesif bir yaklaşım sergilediği için okul değiştiremiyorduk. Ama artık böyle
bir ortamda o çocuğu tutmak aile olarak hepimizin akıl ve ruh sağlığını
zorladığı için, kendi aramızda konuşup Cem’i o okula bir daha göndermeme
kararı aldık. 1 hafta biz yeni bir okul bulana kadar evde ders çalıştı Cem.
YENİ
OKUL
Yeni
okuluna başlamadan, yeni okulun idaresine durumu ve çocuğun karakterini
anlattık. Sınıf öğretmeni biz okula başlamadan bir gün önceki son iki derste
çocuklarla konuşarak, tüm sınıfı Cem’in gelişine hazırlamış. Cem yeni bir
ortama girmenin stresi ile sınıf kapısından içeri girmekte tereddüt ederken,
kapıda beklediğimizi fark eden öğretmen yerinden kalkıp bizi içeri davet etti.
Cem içeri girdiğinde bir çocuk yerinden kalktı ve “Benim yanım boş Cem, yanıma
oturur musun?” dedi. Diğer tüm çocuklar kalkıp ona hoş geldin dediler.
Teneffüslerde de onu da oynamak için davet ettiler.
Sonradan yeni öğretmeni anlatıyor. Cem’i en öne oturtmak için, orada oturan
çocukları arka sıraya almış bir gün önceden. Ön sıraya da Cem’e sıra arkadaşı
olması için seçtiği matematik seven, sakin mizaçlı bir çocuğu oturtmuş.
Özetle, yeni okulda hiç mi sorun yaşamıyoruz? Tabii ki vukuatlarımız var. Ama
çözümler ve yaklaşım farklı. İdare de öğretmen de iletişime açık ve daha
görür görmez Cem’in okul fobisi geliştirdiğini ve yaşadıklarından dolayı
davranış bozukluğu olduğunun bilinciyle hareket ettiler. Bırakın yazı
yazmasın, huzursuz hissettiği zaman sınıftan çıksın, yeter ki okula alışsın
şeklinde yaklaştılar. Bahçeye çıktığı zaman öğretmen sıra arkadaşını
gönderiyor ve çocuk “Cem sen yanımda olmayınca ben üzülüyorum, herkes seni
bekliyor hadi gel” diyerek ikna etmesini sağlıyor. Zaten iki üç seferden sonra
artık Cem bahçeye çıkmıyor, çünkü öğretmeninin yazı yazmadığı için veya
herhangi başka bir sebeple ceza vermediğini, ceza verilse de bu cezanın sadece
ona özel olmadığını, yaptığı her hareketten dolayı sınıfın ortasında
aşağılanmayacağını anladı.
Cem
artık yazı yazıyor, parmak kaldırıyor, güzel resim yapamadığı için
eleştirilmediğinden kendini ifade eden resimler yapmaya başladı. En önemlisi,
artık okulda olanları evde anlatıyor, okul konusu bizim için tabu olmaktan
çıktı.
2.5
yılın travmasını o da biz de iki günde atlatamayacağız belki. Ama atlatabilmek
için bir umudumuz var şimdi.
EN
GÜZEL CEVAPTIR ÇOCUĞUN VERDİĞİ
İkinci
gün, kapımız çalındı ve üzerime yürüyen velinin büyük kızı elindeki listeyi
burnuma soktu. Okul değiştirdiğimizi daha bilmedikleri için harıl harıl ve
öğretmen kanalıyla tüm velileri okula çağırarak imza toplamışlar.
-
Al da
bu listeyi gör diğer velilerin hakkında ne düşündüğünü!
-
Beni
artık “eski” okulda olanlar hiç ilgilendirmiyor. Kimlerin ne için imza
attıkları da.
-
Yine
de listeye bakın bir.
-
Gerek
yok, hatıra olarak sizde kalsın!
Kız,
şoka girmiş ve ne yapacağını bilmez bir halde dönüp gitti.
Ama
bir problemimiz daha vardı. Birkaç gün sonra yolda kayınvalidemi gören Cem’in
eski sınıf arkadaşları “Teyze, imza toplayıp Cem’i okuldan attılar” demiş.
Tabii kayınvalidem çok üzülmüş. Benim için hiç önemli değildi ama aynı
çocukların yarın öbür gün yolda Cem’e de aynı şeyleri söyleme riski vardı.
Bizi okuldan attırdıkları yalanını çocuklarına söyleyen velilerin hatasını,
kendi iyiliğimiz için düzeltmek zorundaydık.
Annem
ertesi gün okula giderek müdüre durumu anlattı ve sınıfa girerek çocuklara
açıklama yapmak için izin istedi. Müdür de annemle birlikte sınıfa girerek
açıklamayı kendisi yapmış. Cem’in okuldan atılmadığını, kimsenin kimseyi
okuldan atmaya hakkı olmadığını, Cem’in kendi isteği ile başka okula
gittiğini, böyle konuşmaların ve dedikoduların hem Cem’i hem de ailesini
üzeceğini söylemiş.
Çocuklardan
biri parmak kaldırmış: “Öğretmenim, Cem bazen yaramazlık yapardı, ama hiç
kimseyle durduk yere kavga etmezdi. Çok iyi arkadaşımızdı, gitmesine çok
üzülüyorum.” demiş. Ardından bir başkası parmak kaldırmış: “Cem benim en iyi
arkadaşımdı, onu çok özlüyorum. Çok seviyordum ben onu.“ deyince tüm sınıf
koro halinde “Evet öğretmenim, biz Cem’i çok seviyorduk” demişler. Orada
bulunmak isterdim o gün. Büyüdükçe kirlenen, değerlerini yitiren anne babalara
rağmen, küçüklerin verdiği o cevapları duyabilmek için. En güzel cevaptır
çocuğun verdiği.
Bir
anne olarak, diğer annelere şunu söylemek isterim. Çocuğunuzu yetiştirdiğiniz
değerlere dikkat edin. Okul ve çevreninkilerle uyuşmadığında hem siz
dışlanacaksınız, hem de çocuğunuz... Ama sorun, siz buna boyun mu eğeceksiniz,
yoksa bedeli ne olursa olsun savaşacak mısınız? Ya da soruyu bir de şu şekilde
soralım: Siz dışlanmamak adına hakkını aramayan, doğruları sorgulamayan,
otoriteyi höt deyince oturmak olarak algılayan bir çocuk mu yetiştireceksiniz,
yoksa değerleriniz uğruna dokuz köyden kovulmayı göze mi alacaksınız?
Bırakın diğerleri dokuz köyü doldursun, orada vasata razı olup yaşasın. Siz
gerekirse üşenmeden yükleyin inançlarınızı heybenize ve onuncu köye gidin. Ben
savaşmazsam, siz savaşmazsanız, aman göze batmayayım korkusuyla, görmezden
gelip ses çıkarmayarak haksızlıklara ve yanlışlara boyun eğersek, kısa vadede
gemimizi kurtarırız. Ama uzun vadede çocuklarımız ve kendimiz için daha güzel
bir gelecek yaratma şansımızı teperek, dünyayı batırırız.
Değer
mi?
|