|
Dünyada
giderek güçlenen materyalizmi benimsemiş olan insanlığın zamanla unuttuğu en
önemli kavramlardan biri kendinin yaratılmış bir varlık
olduğudur. Bu kıymetli bilgiye zamanımızda ancak yüzeysel olarak değinebilen
ve bilinçli bir şekilde sahip olmayan insan, fiziksel dünya ve materyalizmle
aşırı özdeşleşmiş olmasından kaynaklanan ciddi sorunlar yaşamakta ve her geçen
gün daha da zorlanmaktadır.
İnsanın yaratılmış bir varlık olduğu farkındalığını geliştirmiş
olmasıyla, bu sorunların nasıl çözümlenebileceğinin bağlantısı ilk bakışta
belirgin olmayabilir. Ancak, sorunlara yüzeysel bir şekilde yaklaşmak yani
maddesel dünyadan kaynaklanan sorunları aslında pek de işe yaramayan
materyalist reçetelerle çözmeye çalışmak yerine her insanın yaratılmış
bir varlık olduğu farkındalığını edinmesiyle bu
sorunların tinsel bir düzeye taşınması ve farklı bir biçimde ele alınması
sağlanabilir. Bu bakımdan, bakışımızı materyalizmden tinselliğe çevirecek ve
insanlığı gerçek çözümlere yaklaştıracak olan bu bilince sahip olmanın pek çok
bakımdan elzem olduğu söylenebilir.
Ancak,
Tanrı’nın varlığına inananların bu inançlarını sadece “bizi Allah yaratmış”
şeklinde ifade etmeleri yeterli değildir. Bu oldukça yüzeysel
yaklaşımdır. Ayrıca, yaratılma işleminin zamanı olarak yalnızca geçmişe
atıfta bulunmak, insanın şimdi dünyada neden hala var olduğunun açıklamasını
zorlaştırır. Hatta yaratılış olayının artık bitmiş olduğu inancı insanı bazı
yanlış anlayışlara da yöneltebilir. Tanrı’nın, dünya ve insanla ilgili
yaratılış olayını geçmişte gerçekleştirip bitirdiğine inanmak,
halen yaşanmakta olan Kozmik evrimin anlaşılmasını ve
kavranmasını engeller.
Bazı
din kitaplarında (özellikle Tevrat’ta) , Allah’ın dünyayı belli bir zaman
süreci içinde yaratmış olduğuna dair bazı bilgiler bulunduğu doğrudur. Ancak
Tevrat’ta, aslında yedi ana aşamada gerçekleşecek olan kozmik evrimin, dünya
ve insanın katılaşmış ve görünür biçimleriyle ortaya çıktığı dördüncü evrim
aşaması olan dünya evriminin başlangıcına değinildiği için
dünyanın ‘altı günde’ yaratıldığı anlatılmıştır.
Antroposofik bilgiler yaratılışı, dünya evresinden üç aşama öncesi olan
Eski Satürn evresine kadar götürür. Antroposofi’nin ışığında,
yaratılışın çok önemli üç ön evresini Eski Satürn’den itibaren takip ederek
dünya aşamasına kadar gelebiliriz. Bu bağlamda anlaşılması gereken çok önemli
bir noktaya Antroposofi açıklık kazandırır. Şu sırada halen evrimin dördüncü
aşamasını yaşamakta olan insanın yaratılışı henüz sona
ermemiştir. İnsanın Kozmik evrim içindeki yaratılışı halen devam
etmektedir.
Yaratılışı tamamlanmış bir insan varlığı düşüncesini benimsemekle,
yaratılışın devam ettiği anlayışına sahip olmak arasında çok
önemli farklılıklar vardır. Bunların neler olduğunu özetleyecek olursak;
yaratılışın tamamlanıp bittiği inancını benimsemiş olanlar, dünya evrimi
aşaması sürecinde insanın düşünce, duygu ve irade de yaşadığı uyku
halini aşmakta zorlanacak ve bunun sonuçlarıyla karşılaşmak durumunda
kalacaklardır. Çünkü bu inancı benimsediğimizde, yaratılışı tamamlanmış ve
bitmiş olduğunu zannettiğimiz insanın daha öte evrilmesinin söz konusu
olmadığını düşünebilir, şimdiki halimizle yetinebilir ve daha mükemmel olmaya
gerek görmeyebiliriz.
İnsan
varlığının yaratılışının henüz tamamlanmadığını ve devam etmekte olduğunu
kavrayan bir birey ise, Kozmik evrimin neresinde olduğunu bilmenin ne
kadar önemli ve gerekli olduğunu görür ve dünyadaki gerçek konumunun ne
olduğunu öğrenmek ister. Bu bilgileri anlayıp kavradıktan sonra da Tinsel
evrimin amaç ve hedeflerini anlamaya çalışır. İnsan, Yüksek Tinsel
Dünya Varlıkları tarafından belirlenmiş bu hedefleri kavradığı zaman kendinin
bu evrimin içindeki önemli yerini ve misyonunu anlar ve evrime bilinçli
katkılarda bulunmaya gayret eder. Varoluşuna bu açılardan bakabilen
insan, evrimin hedefleri ile kendi bireysel gelişiminin birbiriyle
bağlantılı olduğunu ve aynı yönde gitmesi gerektiğini anlar. Antroposofi,
tüm insanlığı ilgilendiren bu gerçeği anlamamıza ve özümsememize yardımcı
olur.
Öte
yandan insanın yaratılışı, nerden kaynaklandığı belirsiz bir doğa fenomeni
içinde, sadece fiziksel ve kimyasal etkilerle dünyada zamanla kendi
başına gelişmiş bir oluşum biçiminde imgelenirse, doğruyu yansıtmayan
bu tür nahif düşünceler insanın yaratılış fenomeninin arkasındaki
gerçeklikten giderek uzaklaşmasına neden olur. Bunun gibi yüzeysel
düşünceleri benimseyenler, insanın özellikle insan olarak yaratılmış
bir varlık olduğu gerçeğini kavrayıp özümsemekte zorlanabilirler.
Neden
ve nereden geldiği belirsiz bazı etkenlerle durup dururken tetiklenip
kendiliğinden başlamış olan bir varoluşun arkasında yaratılışı özellikle
başlatmış bir ilahi benlik olduğu
düşüncesine yer verilemez. Çünkü bu şekilde açıklanan bir oluşum ve varoluşun
arkasında kimsenin olması gerekli değildir. Bir takım enerjiler ve etkenler
tesadüfen yan yana gelmiş ve mineral, bitki, hayvan ve insanlık aleminin
oluşumu kolayca gerçekleşmiştir. Antroposofi, amacı ve anlamı olmayan bir
varoluşu fiziksel dünyaya indirgeyip yalnızca madde ile
özdeşleştirerek insanı sadece akıllı bir fiziksel dünya varlığı olduğuna
inandırmaya çalışan evrim karşıtı güçlerin varlığına dikkat
çeker. Bu varlıklar insanı, yaratılışın arkasında birisi
olmadan uygun şartların bir araya gelmesiyle kendiliğinden oluşmuş bir varlık
olduğuna inandırarak dikkatlerin Yaratanın Benliğine
odaklanmasını önlerler.
Antroposofik bilgilerden varoluşun anlam ve amacının duyu üstü Tinsel
Dünyadan kaynaklandığını görmeye başlayan insan, öte dünyadaki tinsel
varlıkları tanıyıp onların faaliyetlerini öğrenmek isteyecektir.
Antroposofi, ancak evrende yaptıkları işleri göz önünde
bulundurduğumuzda tanıyıp anlayabileceğimiz bu varlıkları iki ana kategoride
inceleyebileceğimizi anlatır.
Bu
varlıklar, Kutsal Tanrısal Varlıklar ve Kutsal olanın karşısında yer alan
tinsel varlıklar olarak tanımlanabilirler. Onlar hakkında bilgilenen insan,
Yüksek Tinsel Varlıklarla ilişkisini kavrayabildiği zaman evrimin gereklerini
yerine getirmek üzere onlarla birliktelik içinde çalışmak gerektiğinin
bilincine sahip olabilirler.
Bütün
bunlar insanlığın artık bir yol ayrımına geldiğine işaret eder.
Kozmik evrimde özgürlüğü temsil eden insan, bu özgürlük
çerçevesinde insanı özellikle yaratan birisi olmadığına ve tesadüfi bir
oluşumun sonucunda var olduğuna inanmakta ısrar ederse, tüm yaşama
bakışı da bu yanlış düşüncenin şablonu doğrultusunda biçimlenir.
Yaratılışın arkasında yaratma işlemini gerçekleştiren Tanrısal bir
Benlik olduğu gerçeğinin dışında kalan her inanç insanın uykuda
olduğunu gösterir. Bu tür düşüncelerde saplanıp kalmak insanın uyku
halinin devam etmesini sağlar. Bu durum Kutsal Tinsel Varlıkların karşısında
yer almış olan tinsel varlıkların işine gelir.
Yaratılışın arkasında Tanrısal bir güç olduğu gerçeği örtbas edilip ortadan
kaldırıldığı zaman insanları çeşitli teorilerle gerçeği yansıtmayan
olasılıklara inandırmak çok kolay olacaktır. Biraz dikkatli baktığımızda, bu
teorilerin ve olasılıkların ısrarlı bir biçimde ve oldukça geniş bir yelpaze
içinde sunulduklarını gözlemleyebiliriz.
Bizleri pırıltılı fakat yalan yanlış, uçan kaçan, içi boş inanç ve
düşüncelerin ilhamlarıyla fiziksel dünyanın dışına çekmeye çalışan tinsel
varlıkların, ve insanı, sadece bir fiziksel dünya varlığı olduğuna inandırmaya
çalışan diğer tinsel varlıkların insanlığa yaptıkları müdahalelerden ancak
onların faaliyetleri hakkında bilinçlenerek korunabiliriz. Antroposofik
bilgilerle oluşturabileceğimiz farkındalık, bilince dönüştürülerek kalıcı bir
şekilde özümsenmezse, hiç farkında olmadan bu varlıklardan gelen yalan-yanlış
ilhamları kendi kıymetli düşüncelerimizmiş gibi benimseyebiliriz. Bunun
sonucunda ruh ve benliğimiz onların amaçladıkları doğrultusunda
biçimlendirilebilir.
Yüksek
Tinsel Dünya Varlıkları tarafından büyük özverilerle özellikle insan
olarak yaratılmış olduğunun bilincine varan insan, Tanrı karşıtı
varlıkların ruhu üzerindeki bencil hesap ve amaçlarının aksine onu
yaratanların kendisine özgürlük bağışlamış olduklarını anlar.
Dünya
evrimi sürecinde giderek fiziksel dünya ile özdeşleşip Tanrı’sının adını bile
unutmuş olmasına rağmen, kendisine Tinsel Dünya tarafından dilerse kutsal
olmayanı bile seçebileceği bir özgürlüğün tanındığını görür. İnsanın
fiziksel dünyada özgürlüğe sahip olması ve bu doğrultuda gelişmesi Yüksek
Tinsel Dünya için çok önemlidir.
Ancak
materyalist ve dünyevi bir yaşamın içindeyken gerçek tinsel ışığı
bulup sahiplenebilmiş bir insan Tinsel Dünya ile ilişkisinin hükmeden ve
hükmedilen gibi bir kalıp içinde olmadığını görebilir. Aksine, insanın Tinsel
Dünya ile buluşma noktası sevgidir. Fakat bulduğumuzu
zannettiğimiz her sevgi gerçek olan değildir. Onun için bu sevginin nereden
kaynaklandığının ve niteliğinin ne olduğunun iyi anlaşılması gerekir.
İnsanda henüz var olan hayvansal doğa, kötülük, yalan, egoizm ve ahlak
yoksunluğu bizi yaratan Tanrısal Varlıkların bir yanlışından
kaynaklanmamıştır. Tanrı’nın yarattığı başlangıçta mükemmeldi, fakat insan
dünya ile tamamen özdeşleşince kusurlu ve düşük bir doğa oluşturdu.
Tinsel dünyanın amaçladığı şey elbetteki düşük doğalı bir varlık yaratmak
değildi. Bu bakımdan, yaratılışın henüz bitmeyip devam etmekte olduğunu
görmemiz ve de insanın tesadüfi bir doğa fenomeni sonucunda oluşmadığını,
yaratılışın arkasında ilahi bir güc ve Benliğin olduğunu
anlamamız çok önemlidir. Antroposofi, evrende neden özellikle insan
olarak yaratıldığımız gizemini aydınlatır.
Varoluşunun ‘gerçek anlamını’ öğrenmek her insanın tinsel sorumluluğudur.
|