|
Gözlerim,
Ortaçağ Avrupa’sında gezinirken, her an karşıma çıkacak Brave Heart’ı
bekliyordum. Kalbim, güneşli bir Biskupin öğlesinde patır patır atarken,
etrafımdaki şövalye armaları, miğferler ve kılıçlar Yüzüklerin Efendisi II’den
bir savaş sahnesini hatırlattı: Kaleye sığınmaya çalışan herkesi, kadın ve
çocuk demeden öldüren yarı hayvan yarı insan mahluklar ve onlarla savaşan
Cesur Yürekler; iyilerle kötülerin savaşı. İnsan olmanın ezeli kaderiydi bu
galiba. Belki de insan olmanın bedelidir iyilerle kötülerin bitip tükenmez
savaşı, kim bilir…
Düşüncelerimden uzaklaşmak ve güneşin keyfini çıkarmak için kocaman bir bira
alıp çimenlere uzanmaya karar verdim. Bulunduğum yerden uçurtmasını uçurmaya
çalışan ufak bir çocuk gördüm. Bıkmadan ve usanmadan onlarca kez denedi
uçurabilmeyi renkli uçurtmasını ama her seferinde inatçı uçurtmaya yenildi
isteği. Çocuğun hemen yanındaki bir çadırın önünde, ok atmaya çalışan insanlar
vardı. Kimi yayı çok iyi gerip hedefi bulurken, kimi ne yayı ne de oku tutmayı
becerebiliyordu. Biraz daha ilerilerde ellerindeki eti iştahla bitirmeye
çalışırken, ellerinin yağını arada sırada pantolonuna silenler vardı. Onlar
yemek çadırının önünde bekleşenlerdendi. Yemek çadırının hemen yanında ama
ondan daha büyükçe bir çadırda, bir adam devamlı ateşte demir dövüyordu.
Dövülen demirin sesi, bende belli bir ritim duygusu uyandırdı. O an, her yerde
olabilirdim ve duyduğum ses o kadar tanıdıktı ki…
Bang,
bang, bang….
Galiba, Afrika’da davul sesleri arasında bir kurban töreninde Tanrı’ya adaklar
sunuyordum. Belki de kilisenin çanıydı çınlayan kulaklarımda. Belki hırsla
savaşan insanların arasındaydım ve ölümün ritmiydi hissettiğim veya sevdiğim
adamın kollarında çığlıklar atarken birbirine karışan kalp atışlarımızdı
duyduğum ritim… Sonra sevgiye karışan demir sesi, beni bir sema törenine
taşıdı: Ritim, benim dönüşüm oldu ve saatlerce dönüp durdum ayaklarım
çimenleri, ruhum yaşamı hissederken…
“Gel”
diyordu Mevlana’nın sesi,
“Gel,
Ne
olursan ol,
Yine
gel.”
Ve
huzurdu o an kanımla akan damarlarımda, Bir olabilmekti yerle ve gökle
beni keyiflendiren…
Bang,
bang, bang… Güneş, çimenler, nefes ve ritim-kalbimin atışına benzeyen…
“Onurun sorgulanmasıdır”…
Derinden nefeslendim, açtım kapalı gözlerimi ve yüreğimdeki umudu kaybetmeden
o la ki, Brave Heart’ı görebilirim diye, merakla bakındım etrafıma. Ama Mel
Gibson gelmedi…
İki
adam karşılaşır,
İki
adam karşılaştığında, iki adam karşılaştığında,
Onurun sorgulanmasıdır.
İki
adam karşılaşır,
İki
adam karşılaştığında, iki adam karşılaştığında
Kazandığında veya kaybettiğinde
Onurun sorgulanmasıdır.
Ve
hangi yolu seçtiğin, onurun sorgulanmasıdır.
Doğruyu veya yanlışı söyleyemem
Eğer gece beyaz ve gündüz siyahsa,
Ama
biliyorum ki, iki adam karşılaştığında
Onurun sorgulanmasıdır.
Ayaklarım
hala çimenlerde, etrafımdaki insanlara bakınıyordum. Bu kez Berlin’de
Marienkirche önündeydim. Uzun bir tren yolculuğunu, Polonya, Biskupin ve
Ortaçağ’ı, tüm umutlarıma rağmen gelmeyen Brave Heart’ı arkamda bırakmıştım.
Hemen önümde sevişen bir çifte takıldı gözüm; sevmek ve sevilmek ne de güzel
bir duyguydu. İnsanı insan yapan sevgi değil mi? Ve güneşin büyüsüyle
seriliverdim çimenlere Orhan Veli’yi haklı çıkarmak istercesine… Ama yüreğimde
yoktu bir kötülük gerçekten, o an İnsan olmak, tek istediğimdi.
Marienkirche’ye gelmeden önce, beni Polonya’dan Berlin’e getiren trenden inmiş
ve valizlerimi, bir otel bulana kadar kalmak üzere, paralı kasalardan birine
bırakmıştım. İndiğim durak olan Lichtenberg tren istasyonundan
Zoologischergarten istasyonuna gidecektim. Çünkü uçağımın kalkacağı havaalanı
olan Tegel havaalanına giden otobüsler o istasyondan kalkıyordu. Niyetim,
Zoologischergarten’a yakın bir yerde otel bulmak, sonra da kalan zamanımın
keyfini çıkarmaktı. Beni Zoologischergarten’a götürecek treni beklerken,
tesadüfen görüp de 1 Euro’ya aldığım radyoyu keyifle dinliyordum. Aniden
tanıdık bir ses duydum, bu ses çocukluğumun sesiydi: Sevgili Sezen Aksu beni
Berlin’de de bulmuştu. Bir kültürlerarası radyo istasyonu, Sezen Aksu’nun
Kardelen’ini çalarken duygularla savaştım. Şarkı bitince, Almancayı ana dili
gibi konuşan Türk kızı, Kardelen’in hikayesini anlattı ve dinleyen herkesi bu
CD’yi almaya teşvik etti. Polonya’da altı ülkenin katıldığı bir AB projesinde
hocalık yapar ve her bir ülkeye merhaba derken, toleransı öğretmeye
çalışmıştım. Berlin’de özlediğim Almanca’ya kucak açarken, hiç ummadığım bir
anda ana vatanım kulaklarımda çınlıyordu. O an, gözlerimdeki yaşlar bana “bir
dünya vatandaşı” olduğumu söylüyordu. Öyle ya, Rus, Azeri ve Laz kökenimle,
yıllarca yaptığım gezilerimle, İngiliz-İskoç karışımı oğlumla, Ben, İnsan’dım;
olabilecek en İnsan…
Sırt
üstü uzandığım çimlerde, aklıma her nedense özgürlük ve Simon & Garfunkel’ın
ünlü konseri geldi. O an, “Scarborough Fuar’ına mı gidiyorsun?” diyen
şarkılarının sözleri çınladı kulaklarımda:
“Ona
benim için bir dönüm arsa bulmasını söyle
(Kıpırdayan yaprakların olduğu tepe tarafında)
Maydanoz, adaçayı, biberiye ve kekik
(Mezarı temizleyen gümüşi gözyaşlarıyla)
Tuzlu
su ile sahil arasında
(Bir
asker silahını temizler ve parlatır)
O
zaman, o kadın benim gerçek aşkım olur…”
Hiç
Scarborough Fuar’ına gittiniz mi? Her hangi bir fuar işte, Biskupin
festivaline benzer, hani her türden İnsan’ın olduğu; kızan, gülen, eğlenen ve
ağlayan? Yaptığı her şeyi duyguyla yapan, düşünmeyen, bencil ve işte öylesi
İnsan’ların olduğu fuara? Hani binlerce sene sonunda teknoloji dehası olan
ama Aristotales’den bugüne, insanlık adına, bir adım bile ileriye gidemeyen
İnsan’ların olduğu fuara? Onur, bağlılık, yürek, dürüstlük,
güvenirlilik, sevgi, saygı ve adalet gibi erdemlerin unutulduğu ve
sergilenmediği fuara?
Doğruyu veya yanlışı söyleyemem
Eğer gece beyaz ve gündüz siyahsa,
Ama
biliyorum ki, iki adam karşılaştığında
Onurun sorgulanmasıdır.
Ben,
aynadaki Ben ile karşılaştığımda…
Ben,
kollarında Ben olduğum sevgilimle…
Ben,
evladıma sarılır ve Ben’i yaşarken…
Ben,
İnsan’larla Ben olmaya çalışırken…
Ben,
gecenin sessizliğinde, Ben ile baş başayken…
Galiba
onurun sorgulanmasıdır yaşadığım. İnsan olmaya çalışmanın deviniminde, kim
bilir belki de, İnsan olmaktır yaptığım…
|