|
-
Ölümsüzlük, Tanrı’nın kendine verdiği cezadır Cadı...
Ölümsüzlük
hakkında ne düşündüğünü sorduğumda, bir dostum söylemişti bana bunu.
“Yaşlandın o yüzden ölüm korkusu sardı seni galiba” diyenlere pabuç bırakacak
değilim. Mesele o değil, okuduğum bir kitap yüzünden takıldı kafama ve ölümsüz
olsaydık veya olsaydım ne olurdu diye düşünmeden edemedim. Olay bundan ibaret.
Kendimi, yine iç sesimle didişirken buldum haliyle. İç sesim ak sakallı dede
kıvamında ama daha çok lambadan çıkıp dile benden ne dilersen diyen cin
tadında benimle içsel bir diyalog başlattı.
Ölümsüz olmak nasıl bir şey olurdu acaba? Tüm tarihi yaşayan biri olarak,
özellikle tarih sınavlarında mucizevi başarılar sergilerdim herhalde. Gerçi
yüzlerce yıl boyu tekrar tekrar okula gitmek zorunda kalma tehlikesini
düşününce hevesi kırılıyor insanın o da ayrı.
Ayrıca, herkes yaşlanırken hep aynı yaşta kalmanın özenilecek bir tarafı
olduğunu sanmam. Millet fiziki olarak gençliğini korumak için anti-aging
materyallerine dünya para vererek ölümsüzlüğe değilse bile, az yaşlı görünerek
ölüme yürümeye yatırım yapıyorsa da aklı olan pek itibar etmez bunlara.
Benim
bahsettiğim, fiziki olarak genç görünmek veya ömrü uzatmak değil. Doğrudan ve
yekten ölümsüzlüğün kendisinin nasıl olacağını merak ediyorum. Ölmemenin
avantaj ve dezavantajlarını kavrayabilmek adına bu konu üzerinde düşünmeye
karar verdim. Belli mi olur, bir gün böyle bir seçenek sunulursa neyle karşı
karşıya olacağımı bilmek en doğal hakkım. Evet, konumuz bu: Ölmemek bir lütuf
ve armağan mı yoksa dostumun söylediği gibi Tanrı’nın kendisine verdiği bir
ceza mı?
Diyelim ki ortaçağda yaşıyorsun ve 20 yıl boyunca hiç yaşlanmadığını gören
komşuların tarafından engizisyon mahkemesine ispiyonlanıp cadı diye yakılman
işten bile olmazdı. Hoş, bu çağda da bana cadı diyorlar ama Allah’tan
yakmıyorlar. Belki de efendi gibi yaşlandığım ve ölümsüzlük gibi bir gereksiz
isyan eyleminde bulunmadığım için yakmıyorlardır. Nasılsa ölümlü bu cadı, biz
nasıl çekiyorsak hayatın yükünü o da çeksin, erken öldürüp kurtarmayalım onu,
eceliyle ölsün görsün gününü diyor olabilirler. Bilmiyorum. Ama ölümsüz
olsaydım kesinlikle öldürmeye uğraşırlardı. Yani iyi ki ölümsüz değilim diyesi
geliyor insanın...
Hadi
diyelim cadılıkla suçlayıp yakmadılar, ya da daha modern bir çağda yaşıyoruz.
Bu defa da illa ki birileri bunu nasıl başardığını öğrenmek için seni rahat
bırakmazdı. Daha da modern çağ denen bugünün ilkelliğinde ise “İşte ölmeyen
insan! Kısa bir reklam arasından sonra özel haber’de, bizden ayrılmayın...”
şeklinde bir T.V. alt yazısı eşliğinde medya maymunu olman işten bile değil.
Hangi
çağda olursan ol, yaşlanmayan birisi olarak fazla komşu edinemez, hatta belki
de yerleşim birimlerinden uzak bir yerde yaşaman ama yine de dikkat çekmemek
için sık sık yer değiştirmen gerekirdi. Çünkü her gün beş çayına gelen
komşuların varsa birkaç yıl genetik olarak sizin sülalenin genç gösterdiği
yalanına saklanabilirsin ama sonrasında kesin çakılır durumun. Doğuştan
komşuculuk oynama özürlüysen benim gibi, biraz daha fazla şansın olabilir ama
sonsuza kadar saklayamazsın böyle bir şeyi. Düşünsene, yeni evli komşunun
çocuğu oluyor, komşun yaşlanıyor kızı evleniyor torun torba sahibi oluyor sen
hala aynı yaşında sayıyorsun. Kan çıkar valla.
Demek
ki ölümsüz olmak, komşular başta olmak üzere aynı tarihi kesiti paylaştığın
diğer insanların meraklı bakışlarından ve olası sorularından korunmak için
kafadan gezgin ve maceracı bir karaktere sahip olmayı zorunlu kılıyor.
Kabaca
bir hesapla her gittiğin yerde azami yirmi yıl kalabileceğini düşünürsek, her
yüzyıl en az beş kere taşınmak zorunda kalacaksın demektir. Buna itirazım yok,
benim derdim eşya topla, eşya yerleştir kısmıyla... Kim uğraşacak eşya topla,
sonra git başka yere yeniden yerleştir. Hem benim şimdiden 36 yıllık
hayatımdaki kitaplarım bile kaç koli ediyor biliyor musun? Ölümsüz olacaksam
madem, her 20 yılın bir yılı kitap toplamakla, sonraki 1 yılı ise yeni
taşındığım yere yerleştirmekle geçecek. Yani ölümsüz hayatımın yüzde onunu
dolduracak bir meşguliyet kendiliğinden doğacak desene...Düşündüm
de...Yüzyıllar içinde edineceğim bütün kitapları toplamak öldürür adamı.
Pardon unutmuşum, öldürmez, ölümsüzüm ya. Süründürür demek ki... Tek iyi
tarafı, yüzyıllar önce yazılmış ve yazılacak tüm kitapları okuyabilecek kadar
vaktim olacak. Başka da bir avantaj bulamadım şimdilik.
Gelelim kariyer meselesine... Bu hepten karmaşık. Ölümsüz bir insan nasıl bir
kariyer planı yapar ki? Ne bileyim? Hayatımda kaç kere ölümsüz oldum ki
diyeceğim, absürd kaçacak. Neyse. Diyelim ki bir işe başvurdun sene 2150 ve
başvuru formuna 240 yıllık iş tecrübem var yazsan komik olur. Hadi aldılar
seni işe, şirket 30 kere genel müdür değiştiriyor, 5 şirket birleşmesi yaşıyor
sen hala orada çalışıyorsun. Çalışsan bir türlü, çalışmasan bir türlü. “Çalış
çalış nereye kadar?” deyip emekliliğini istemeye karar versen, pek şansın
olmaz zannımca. Hadi emekli olabildin diyelim, devlet 60, bilemedin 70 yıl
sonra kesin uyanır işe.
“Kardeşim, elli yaşında emekli etmiş olsak biz seni, şimdiye kesin ölmen
lazımdı. Niye diğer efendi vatandaşlar gibi sorumluluğunu bilerek ölmüyorsun
vaktinde?” dese,
sen de
ukalalık edip:
“Devlet baba ben ölümsüz olmaya karar verdim, ölmeyeceğim” desen,
“Kime
sordun da ölümsüz oldun, yüzyıllarca seni mi besliycez lan?” diye cevap
vermesi mümkün.
Kıllık
edip “Ama, ama... Yasal olarak ölene kadar maaş vermeniz lazım.” diye
diklensen işe yarar mı sanıyorsun?
Olup
olacağı şu: Ya hukuk sistemi çöker ya senin için yasa değişir bir gecede ve
derler ki “Her vatandaşa en fazla 50 yıl maaş ödenecek, eceliyle ölmüyorsa
açlıktan ölmesi sağlanacak!”.
Görüldüğü gibi kariyer açısından sakat bir durum. Yani sosyal güvencesi sıfır
bu ölümsüzlük işinin.
Ama
şuraya yazıyorum, SSK ile işin olmasa, kimse uyanmaz devlet nezdinde ölümsüz
olduğun gerçeğine. İşi bozan doğup, eğitilip, bir işte çalıştıktan, hayatının
son çeyreğinin sonunda emekli olduktan sonra ölmeye programlanmış insanlarla
beslenen ve dengede kalan toplumun genel eğilimine uygunsuz davranman...
Toplum içinde yaşıyorsan kurallara uyacaksın kardeşim. Ben demiyorum, kanunlar
diyor. Aynı kanunlar tuhaf bir çelişki içinde ötenazi yapmana izin vermiyor o
ayrı konu. Kafana göre ölüp, kafana göre yaşayamayacağın bir dünya burası.
Zırt
pırt yer değiştirmek, dünyayı gezmek, komşu edinmemek kısımları güzel de,
parasız ve yarın garantisi olmadan insan hadi bir ömür sıkar dişini yaşar ama
bunu yüzyıllar boyunca yapmak zorunda olmak kasıyor biraz. Klasik olarak
herkesin yaşadığı gelecek korkusu olayının mega boyutu gibi bir şey bu. Yani
gelecek korkusu olmadan an’ı yaşayabilmek için ille de ölümsüz olmak gereksiz.
Bunu 80 yıllık hızlandırılmış hayat kursunda yapmak zaman açısından daha
iktisatlı gibi göründü nedense. Yok canım yan çizdiğim falan yok. Mantıklı
düşünüyorum hepsi bu!
Şimdiye kadarki izlenimleri toparlarsak, ölümsüz olmak güvenli bölgeden çıkıp,
emekli olup sakin bir hayat sürme hayallerinden uzaklaşarak, biraz zoraki
göçebe ile karışık kaçak Kimble hayatı yaşamayı gerektiriyor. Ağız tadıyla
emeklilik hayalleri kuramayacaksın, alacağın üç kuruş emekli maaşını nereye
harcayacağın gibi sorunların olmayacak. Sorunun 350 yıllık iş tecrübene rağmen
iş bulamamak da olmayacak. Sana standart pakette verilen bir faniye ait 80
yıllık ömrünü bile faydalı uğraşlarla doldurmayı başaramamışken, yüzyılları
nasıl doldurabileceğin gibi ironik bir sorun yaşayacaksın belki de. En
tembelinden çok çok 3-4 yüzyıl aylaklık yaptıktan sonra, ya insanlığa faydalı
bir meşgale edinmek zorundasın ya da tekrar ölümlü olmak için dualar etmek.
Ölümsüz
olmak sıkıcı bir şaka gibi üstüne yapışmışken, azraili tahrik etmek için ya
adrenalin bazlı tehlikeli sporlara sardıracaksın, ya dünya barışı gibi
tehlikeli bir düzen için dünya liderlerine kafa tutacaksın ki “kaza” sonucu
ölebilesin. Aslında biraz mantıklı düşününce, bunları standart paket içinde
de yapabilecek kadar zamanın olduğunu anladığında “Aman Tanrım!” diyeceksin.
Aman Tanrım iyi bir uyanış cümlesi olabilir aslında..
Ama
Tanrı o sıralar sen sefil kulunun bir zamanlar “ölümsüz olmak nasıl olurdu”
sorunu bir dilek gibi algılayıp kendi cezasına ortak ettiğini unutalı
yüzyıllar olmuşken, bir dua ile onu yeniden anmak seni kurtarır mı sanıyorsun?
Sermayesi kurtarmaz.
Kurtulmak için sanal olarak yaratılan güvence, gelecek düşleri adlı
kabuslardan sıyrılmak yeterli. Zaten bunlara bulanmışsan, ölümsüz olsan da biz
dünyevi varlıkların “Otuzunda ölüp altmışında gömülmek” deyiminin belini kırıp
“Otuzunda ölüp sonsuza kadar öldüğünü anlamamak” haline dönüştürmen işten bile
değil.
İç
sesin iyisi, ortaya abuk sabuk fikirler attığında susturup, kafanı dinlemeyi
becerdiğin türüdür. Sustu. Huzur. Biraz huzur. Bir dahaki sefere yine azıp
gevezeliği ele aldığında bu defa da ölümsüz olmak yerine tersine yaşasaydık
hayatı, yani musalla taşından kalkıp annemizin karnına girdiğimiz bir süreç
geçirseydik ne olurdu konusunu açarım olur biter.
|