|
Dünyada
müzik endüstrisi tarihindeki en kritik dönemi yaşarken müzik şirketleri,
korsan yapımları krizin temel sebebi olarak gösteriyor. Sektör çalışanlarının
sık sık tekrarladığı bir cümle var; “korsan albümler belimizi büktü, albüm
yapıyoruz ama korsanlardan dolayı albümlerimiz satmıyor...” Bazı şirketler ve
bazı şarkıcıların albümleri için bu tez doğru olabilir. Ama yine de sormak
lazım; “bandrollü albümünüz yirmibin adet sattı da korsan albümünüz beşyüz bin
adet mi satıldı?” Bandrollü olarak 20.000 adet satılan bir albümün, “korsan”
olmasaydı 500.000 satacağını düşünmek hayal olur. Dünyanın hiçbir yerinde bir
albüm yirmi bin satarken korsanı beşyüz bin satmamıştır.
Aslında korsan albümler şarkıcıları değil, sadece müzik şirketlerini olumsuz
etkiler. Şarkıcıları olumsuz etkileyen tek tarafı, sektördeki kriz nedeniyle
şarkıcılar kendilerine yatırım yapacak şirket bulmakta zorlanıyorlar, hepsi
bu. Şarkıcılara başka bir zararı olmadığı gibi aksine korsan albümlerin
şarkıcılara çok büyük faydası var. Çünkü yasal albüm satışının üzerine korsan
albüm satışları da eklenince şarkıcının albümü daha çok dinleyiciye ulaştığı
için şarkıcının ulaştığı kitle artmakta, dolayısıyla konser potansiyeli
oluşmakta. Bilindiği gibi albüm satış gelirinden en büyük payı sanatçı değil,
yatırımı yapan şirket kazanır. Sanatçı ise maddi kazancının en büyük bölümünü
konserlerden, canlı performanslardan elde eder. Bu durumda korsan kaset/cd
satışı, aslında şarkıcının promosyonuna yasal olmayan bir şekilde de olsa
katkı sağlayan bir faktör olarak görünüyor. Bunu desetekliyor muyuz? Tabii ki
hayır. Olumlu bir tarafı olsa da sonuçta bir “hırsızlık” sözkonusu. Bir insan
hırsızlık yapmışsa, başkasının yıllarca alın teriyle kazandığı birikimini ve
emeğini karnı aç olduğu için, fakir olduğu için çaldığını söylemesi tabii ki
onun suçsuzluğuna karar verilmesini sağlamamalıdır. “...Ama albümler çok
pahalıya satılıyor, o kadar param yok, alamıyorum, ben de korsan alıyorum...”
diyen birisine verilecek en makul cevap; “O zaman sen de albüm satın alma.
Albüm satın almak zorunda değilsin. Albüm alamadığın için hırsızlık yapmak
zorunda değilsin. Albüm satın alamıyorsan şarkıları radyodan dinlersin.”
Sigara fiyatına %500 zam yapılırsa “sigara çok pahalı, alamıyoruz...”
mazeretiyle sigara çalmaya mı başlamak lazım? Ya da “kayak çok pahalı, alıp
kayamıyoruz” mazeretiyle kayak mağazasını mı soymak lazım? Kaymayıver
kardeşim... Kayak satın alacak bütçen yoksa kirala o zaman. Yeter ki hırsızlık
yapma. Müzikte de aynı şey geçerli, albüm satın alamıyorsan radyolar
televizyonlar zaten emrine amade. Yeter ki başkasının emeğini çalma, hırsızlık
yapma.
Korsan
albümleri savunmak tabi ki yersiz olur ancak ortada çok daha etkili temel
sorunlar varken at gözlüklerimizi takıp sektördeki krizi tamamıyla korsan
albümlere bağlamak, yangına körükle gitmekten farksız. Korsan albümler
sektördeki krizin sebeplerinden sadece bir tanesi. “Sektördeki krizin suçlusu
korsan yapımlardır” diyerek bir günah keçisi ilan etmek, işin kolayına
kaçmaktır. Evet, korsan yapımlar pastadan bir bölüm çalıyorlar. Ama zaten
pastamızın malzemesi bayat!.. Çuvaldızı başkasına batırmadan önce iğnenin
tadına bir bakmakta fayda var;
Bir
albümün çok satması için öncelikle ortada bir şarkı ve bir şarkıcı olması
gerekiyor. İyi bir pastanın öncelikle malzemesi taze ve kaliteli olmalı.
Ayrıca tadı da emsallerinden farklı olmalı. Başarıyı hedefleyen hiçbir ticaret
adamı elli tane dönercinin yanına elli birinci dönerciyi açmayı düşünmez. Ama
elli tane dönercinin yanına mutlaka bir dönerci açılacaksa da tadı
diğerlerinden faklı olmalıdır. Müzik sektöründeki yapımların büyük bir bölümü
birbirini tekrar eden şarkılar, birbirinin aynısı düzenlemeler, yaratıcılıktan
çok uzak sığ melodiler ve sığ sözler, sığ şarkıcılar... 50 tane değil, 5000
tane dönerci yan yana...
Besteci, aranör ve söz yazarları bağlı bulundukları meslek birliklerinden (MESAM
ve MSG) satış oranında telif geliri elde ederler. Evet, yasal albüm satışı
azalınca alınan telif ücreti de azalmış oluyor. Böylece korsanlar besteci,
aranjör ve söz yazarlarının da gelirlerinden çalmış oluyorlar. Evet, korsan
yapımlar sektöre zarar veriyor. Ama vurgulamak istediğim şey korsanların
zararsız olduğu değil, sektördeki krizin en büyük veya tek sebebinin korsan
yapımlar olmadığı.
Besteci, aranjör ve söz yazarları meslek birliklerinden aldıkları telif
ücretine ek olarak zaten yapımcıdan eserleri karşılığında peşin para da
alıyorlar. Üstelik sektördeki birçok yapımcı beste ve söze telif haricinde
ekstra para ödemeye sıcak bakmıyorlar. Çünkü yapımcılar zaten yüksek olan
üretim/promosyon maliyetleri ve düşük yasal satış rakamları sektörü yeterince
zorlarken, besteci ve söz yazarlarının da “eserleri” sayesinde sattırdıkları
albüm sayısı oranında para almaları gerektiğini savunuyorlar ki bunun da ne
kadar adil olduğu ayrı bir tartışma konusudur. Eskiden aranjörler şarkı
düzenlemeleri için Amerikan Doları’nın en değerli çağlarında bile şarkı başına
3000-5000$ civarında ücretler alıyorlardı. Şimdi ise 1000-2000$, hatta 750$
yeterli oluyor. Satış rakamlarının düştüğü gibi albüm satış fiyatları da
düştü, maliyetler de düştü, kazançlar da düştü. Üstelik satış rakamlarının
yüksek olduğu dönemlerde albüm satış fiyatları bugünkü fiyatın çok
üzerindeydi. Buna rağmen satış rakamları yüksekti. Peki ya şarkı ve şarkıcı
kalitesindeki irtifa kaybının, benzer şarkıların temcit pilavı gibi
dinleyiciye dayatılmasının yarattığı bıkkınlığın sektörün bugünkü durumunda
hiç etkisi olmadı mı? Türkiye’deki okuma yazma oranının ve kültür seviyesinin
bundan 20 yıl öncesine göre çok daha yüksek bir seviyede olduğu bir gerçek.
Türkiye bu anlamda olumlu bir değişim ve gelişim içindeyken müzikal kültür
seviyesinin bu denli düşmesinin, popüler müzik anlayışının yozlaşmasının ve
şarkıların kendini tekrar ederek yerinde saymasının suçlusu sadece korsan
yapımlar olabilir mi?
Sektörün içinde bulunduğu bunalımın sebeplerini ortaya koyarken şu gerçekleri
de görmekte fayda var;Yeni çıkan prodüksiyonlar, daha önce yüksek tiraj
yakalamış olan albümlerin klonlanması suretiyle birbirinin aynısı alt
yapıların üzerine farklı melodi ve farklı sözler(!) yapıştırılarak süslü
ambalajlar içinde dinleyiciye dayatılıyor. Ortada zaten “şarkıcı” yok. Bir
şarkıcıya albüm yapma kararı verilirken dikkat edilecek kriterlerden en
önemlisi “ses, yetenek ve sahne duruşu” iken günümüzde kriterlerin en önemlisi
seksapel olmuştur. Bir şarkıcı için “güzellik, karizma ve düzgün bir fizik,
hatta seksapel” tabii ki önemli kriterlerdendir. Ama fiziksel güzellik albüm
yapmak için en önemli kriter olmamalıdır. Albümlerin temeli seksapelin üzerine
kurulmamalıdır. Çünkü fiziksel güzellik yetenek ve beceri ile sarmalanmamışsa
albüm sattırmaya yetmez. (sattığımız şey “fotoğraf albümü” değilse). “İyi
besteler, iyi düzenlemeler, iyi şarkıcılar, yaratıcılık, farklılık, sahicilik”
olmadan müzik sektörü yerinde saymaya devam edecektir.
Günümüzde
Pop Müzik şarkıcılarının “Popçu” terimine indirgenmesinin ve saygınlığını
yitirmesinin temellerini atanlar yine sektörde yer aldıkları süreçte saygınlık
kazanamayı başaramayan düşük kalitedeki yapımların çokluğu ve onları temsil
eden sığ şarkı ve şarkıcılar enflasyonu değil midir? Peki bir zamanlar altın
çağını yaşayan müzik sektörü bu duruma nasıl geldi? Bugünün “Popçu” profilini
çizen şarkı ve şarkıcılar artık el üstünde tutulmadığı için sektör krizdeymiş
gibi bir görüntü var ama aslında bu kriz belki de sektörün kurtuluşu için bir
fırsattır. Krizler fırsatları doğurur. Türkiye’de tanıtım ekibiyle,
müzisyen-prodüktörüyle, modacısıyla, menajeriyle, iletişimcisiyle,
yapılanmasıyla dört dörtlük, dünya standartlarında bir tane bile müzik şirketi
olmaması bir yana, İstanbul dışında hiçbir şehirde Türk Müzik sektörü için
müzik üretimi yapılmamaktadır. Sektörde hala “Müzik Şirketi” olup, onlarca
sanatçısı varken telefonunu çevirdiğinizde karşınıza “telesekreter” çıkan
müzik şirketleri var. Kendi korsanını basan müzik şirketleri olduğu da
sektörde yıllardır dilden dile dolaşıyor.
Türkiye’de ilk aklınıza gelen en büyük iki üç müzik şirketi de hala “minimum
garantili tirajı olan” şarkıcıları birbirleri arasında transfer ederek krizi
en az hasarla atlatmaya çalışıyor ve krizin temeline ilaç olacak çözümler ve
yenilikler üretmeye cesaret edemiyorlar. Bu şirketlerin yeni keşifler yapıp
yeni yetenekleri piyasaya kazandıramamasının sebebi ne olabilir? Başka
şehirlerde yaşayan yetenekli insanlar oradaki düzenini bozarak İstanbul’a
taşınma riskini alamadıkları için kendi şehirlerinde de stüdyo veya müzik
şirketi olmadığı için sektöre adım atmayı denemek onlar için çok zor. PopStar
yarışmalarına birçok gerçek yeteneğin kendilerine yakıştıramadıkları için
katılmadığı bir gerçek.
Sektörde problem bitmez... Peki sektör nasıl kurtulur?... Geçmiş olsun...
|