|
Başlık
herkesin bildiği, bilmeyenlerin öğreneceği gibi Hallac-ı Mansur'un asılmadan
ve kafasının kesilip Bağdat sokaklarında dolaştırılmadan önce söylediği "Enel
Hak" sözlerinin Türkçesidir. Hallac-ı Mansur'la ilgili bugüne kadar okuduğum
kaynaklardan edindiğim bilginin özetini aslında rahmetli Aşık Daimi daha
somutlaştırıyordu. Daimi'nin şu dizeleri ne kadar da Hallac-ı Mansur'u, insanı
ve evreni özetliyor:
Kainatın aynasıyım
Madem ki ben bir insanım
Hakkın varlık deryasıyım
Madem ki ben bir insanım
İnsan hak'ta hak insanda
Arıyorsan bak insanda
Çok marifet var insanda
Madem ki ben bir insanım
Bunca temenni direkler
Vız gelir çarkı felekler
Bana eğilsin melekler
Madem ki ben bir insanım
Daimi'yim harap benim
Ayaklarda turap benim
Aşk ehline şarap benim
Madem ki ben bir insanım...
Hallac-ı
Mansur'un esas adı Ebu Abdullah Hüseyin b. Mansur el Beyzavi el Hallac'tır.
Hallacı Mansur bu uzun ismine rağmen daha çok Mansur el-Hallac diye anılır.
Alevi Bektaşi literatüründe ise Hallacı Mansur olarak anılır. Hallacı Mansur
Hicri 244 ( Miladi 858) yılında Beyza yakınlarında bir kasaba olan Tur'da
doğdu. 922 de Muktedir'in buyruğu üzerine Bağdat'ta asılarak, uzuvları
kesilerek iskence ile öldürüldü. Hallacı Mansur'un babası Müslüman, dedesi ise
Mezdek inancındaydı. [i] Hallac-ı Mansur bazende Muhammed b. Ahmet el-Farisi
adını da kulanıyordu. Hallac; Hüseyin b. Mansur'un lakabıdır. Mansur, Hallac
lakabını baba mesleği olan yorgan yatak yünlerini, pamuklarını temizliyen,
tarayan anlamında olan yorgancı ve hallaç mesleğinden dolayı almıştır. Yani
Hallacı Masur'un babası yorgancılık yapıyordu. Bu nedenle de Hüseyin b.
Mansur'a Hallac-ı Mansur olarak söylendi.
Kur'anı ezberledi
Doç.
Dr. Bedri Noyan bir kitabında, Hallac-ı Mansur'un Hallac lakabını almasını
şöyle anlatıyor. "Hallac-ı Mansur'un esas mesleği hallaçlık değildir. Birgün
hallaçlık yapan bir dostunun dükkanına gider. 'Ben senin işini görürüm, işin
geri kalmaz' diyerek onu bir yere yollar. Adam dönüşünde bakar ki bütün
pamuklar atılmış. (Mansur, parmağının bir işareti ile o pamukları atmış) Bunun
üzerine kendisine Hallac takma adı verilmiştir." Hallac-ı Mansur'un çocukluğu
Beyza'da geçti. Beyza, İran coğrafyasında yer alır. Bu nedenle de Hallac'ın
İran kültür ve inanç etkisinde olması gerekir. Hallac-ı Mansur'un düşünce
yapısını incelendiğinde, İran inanç ve kültüründen fazlaca etkilemediği
görülmektedir. Bunun aksine kendi yaşamından uzak olan Arap kültür ve inancı
daha fazla ilgisini çekmiş ve kendisini fazlaca etkilemiştir. Bunu da
çevresinin etkisi ile olsa gerek ki, henüz küçük yaşlarda olduğu halde Kur'ana
ilgi duyuyor ve Kur'an derslerini almaya başlıyor. Hallac-ı Mansur küçük
yaşlarda Kur'anı ezberlemiştir. Hallac-ı mansur'u ilginç kılan, ve sunni
ulamayı şaşırtan ve hayretler içinde bırakan yanı ise çok küçük yaşlarda
Kur'an hakkında yorumlar getirmesidir.
İki yıl ders aldı
Hallac-ı
Mansur 16 yaşlarında devrin büyük süfi bilgini Sehl b. Adullah et-Tüsteri'den
2 yıl kadar ders aldı. Tüsteri'nin ölümü üzerine Basra'ya gitti. Hallac-ı
Mansur burada ünlü süfi bilgin Amr b. Osman el Mekki'den 2 yıl kadar dersler
aldı. Bu sırada hocası olan Amr b. Osman el Mekki'nin karşı çıkmasına rağmen
Hallac-ı Mansur ünlü süfi bilginlerinden Ebu Yakup el-Akta'nın kızı Ümmü
Hüseyin'le evlendi. Bu evlilikten Süleymen, Ahmet (Hamd), ve Abdüsamed adında
üç erkek, bir de bir kız çocuğu oldu.
Hallac'ın bu evliliği süfilerin arasında ikilik yaratmıştı. Süfiler arasındaki
bu kavga Hallac-ı Mansur'un Basra'yı terk etmesine sebep olmuştur. Hallac-ı
Mansur tam Basra'yı terk etmek üzereyken Süfilerin önderi ve piri olarak
anılan Cüneyd el-Bağdadi ile tanıştı. Var olan rahatsızlıkları, dedikoduları,
bu nedenle duyduğu üzüntüyü kendisine anlattı. Cüneyd kendisine öğütlerde
bulunarak sabırlı ve sükunetli olmasını istedi.
Bağdat'ta idam edildi
Tasavuf
konusundaki yeni düşünceleri, etkili davranışları, konuşmaları nedeniyle
gittiği yerde çevresinde büyük bir kalabalığın toplanmasına yol açan Hallac-ı
Mansur'u değişik inançta ve mezhepte kimseler savunmuştur. Miladi 908 de baş
gösteren Hanbeli ayaklanmasına katılmakla suçlanan Hallac-ı Mansur 913
tarihinde Sus'ta bir kadın saray polislerine, “Hallac denen bir adamın evini
biliyorum. O eve her gece gizliden birileri geliyor ve çok sakıncalı şeyler
konuşuyorlar" deyip şikayette bulundu. Bunun üzerine Hallac'ın baş düşmanı
Ebul Hasan Ali b.Ahmet er-Rasimbi tarafından tutuklandı. Sekiz yıl tutuklu
kaldıktan sonra Bağdat'a götürüldü. Maliki kadısı Ebu Ömer Hammadi'nin fetvası
ve Abasi Halifesi Muktedir'in buyruğu üzerine 22 Mart 922 tarihinde Bağdat'ta
idam edildi.
Halk seyre zorlandı
Hallac-ı
Mansur; idama getirilirken önce 1000 kamçı vurularak kamçılandı sonra,
darağacında asılarak gövdesi param parça edildi. Halalc-ın gövdesinden
kesilerek koparılan her bir parçası, her bir uzvu “Enel Hak" diyordu. Bu
durumu gördükleri halde halen inanmak istemeyen bu caniler bu zulümle de
yetinmeyerek, gövdesi param parça edilmiş Hallac-ı Mansur'u halka teşhir için
tüm Bağdat sokaklarında gezdirip ve halkı Hallac'ın kafasının kesilmesini
seyre zorlanmıştır. Hallac'ın kafası gövdesinden koparıldığı zaman seyre
zorlanan halkın gözü önünde Hallac-ı Mansur'un kesik başı “Enel Hakk" diye
söylemiştir. Tüm bu olup bitenlere rağmen kafası kesilen Hallacı Mansur
gövdesi yakılarak külleri suya serptirilmiş yine de nehrin suları “Enel Hak“
diye bağırıp çağırmıştır. Suyun bu seslenişi Hallac'ın “Ben idam edilip,
yakılacağım. Benim küllerimi nehire serptirecekler. Nehir bana yapılan zülme
Hallac-ı Mansur'u idama götüren nedenler:
Hallac-ı
Mansur'un düşünceleri “insan-tanrı- evren" konularını içeren, varlık birliğini
savunan, bu nedenle de şeriat anlayışına aykırı sayılan bir niteliktir.
Hallac'a göre; gerçek olan, var olan, "Bir'dir. "Çokluk" bir görüştür. "Bir'in
değişik biçim ve nitelikte yansımasıdır. Bu “Bir'de Tanrı'dır. Ancak, evren ve
insan bu “Bir'in dışında değil, içindedir, onunla özdeştir. Bu nedenle insanın
“Enel Hak" demesi doğrudur, gereklidir. İnsan konuşan, dolaşan, düşünen,
sevinen, gülen, üzülen, öfkelenen bir Tanrı'dır. Tanrının bütün nitelikleri
insanda, insanın bütün özellikleri Tanrı'da, evrende bir birlik, bütünlük
içindedir. Ölüm gerçek değildir, bir değişmedir, bir görünüştür. Bundan dolayı
kişinin ölümü yaşamında, yaşamı da ölümündedir. Hallac-ı Mansur bu
düşüncesini, çevresinde toplanan büyük bir kalabalığa “Beni öldürün. Beni
öldürün, yaşamım ölümümde, ölümüm yaşamımdadır" Sözleriyle açıklamıştı. Hallac,
Hz Muhammed'in ilahiliği üzerinde ısrarla duran ve Tavasin'de onun ebedi ve
ilahiliği açıkça belirten ilk süfilerdendir. Buna rağmen Suni İslam ulamasının
boy hedefi olmaktan da kendini kurtaramamıştır. Sünni İslam ulamasını kızdıran
ve hatta idamına ferman edilen Hallac-ı Mansur Hz. Muhammed için; “Hz.
Muhammed'in varlığı yokluktan öncedir. Adı ise kelamdan önce gelir. Cevher ve
arazlardan önce ve sonranın hakikatlarından önce bilinmekte idi. Ne doğulu ne
de batılı bir kabileden gelir."
"Ben tanrıyım"
Bana
göre; Hallac-ı Mansur'un asılması ne “Enel Hak" (Ben tanrıyım) sözü, ne de Hz.
Peygamber'e yapılan övgü ile birlikte Velilik mertebesinin Nebilik'ten üstün
görülmesi veya Peygamber'in Kelam'dan önce gelmesi ve ne de isyanlara
katılmasıdır. Onu idam ettiren sadece ve sadece Abbasi halifelerinin olumsuz
ve keyfi yönetimlerine karşı gelen halk korkusu ve Arap gericiliği ile yobaz
Sünni İslam ulamasının bilgisizliklerinden kaynaklanan tutum ve
davranışlarıydı.. Bu nedenle dir ki Hallac; düzmece bir mahkeme ile ve de
düzmece bir suç ile suçlanmıştır. Şöyleki; 308 (miladi 908) yılında meydana
gelen bir kaç ayaklanmalarda Hallac'ın düşüncelerinin kitleyi etkilemeye
başladığı açıkça görülüyordu. Keyfi idareden rahatsız olan toplum patlamaya
hazır bir çıban gibiydi. Abbasi sarayı bundan çok rahatsızdı. Çünkü ardı
arkası kesilmeyen isyanlar başlamıştı. Saraya yakınlığı ile bilinen ve
Hallac'ı Mansur'a içten içe hınç duyan Hamid; Hallac'ın daha fazla
yaşatılmasının sarayın geleceği için bir intihar anlamına geleceği fikrinde
ısrar ediyordu. Gerçektende başını Hambeli gurupların çektiği bu isyanlar,
Hallac-ın aleyhine olmuştur. Onu tehlikeli gösteren deliller halinde
kullanıldı.
Ferman önceden verilmişti
Hallac,
tüm bu haksız suçlamalara karşı artık kendisini savunmanın boşuna olduğunu
anlamış ve kendisini yargılayan kadılara dönerek; “Canıma kanıma dokunmanız
haramdır. Dinin mubah saydığı yorumlarımı tevil ederek benim aleyhime
kullanmanız helal değildir. Ben; dini İslam, tavrı sünnet olan bir insanım.
Bunu gösteren kitaplarım çarşı-pazarda herkesin elindedir. Allah'tan korkun da
benim hayatıma kast etmeyin. Hallacın tüm bu feryadı boşunaydı. Çünkü ferman
çok önceden verilmişti. Hallac'ın idam kararı üzerine halifenin yanında
mabenci olarak görev yapan Hallac'ın dostu Nasr el Kusuri Halife'nin annesine
şunu söyledi; “Bu masum insanın ölüm fermanını tastiklemesi durumunda
oğlunuzun başına bir bela geleceğinden korkuyorum."
Hallac-ı
Mansur'un söylemleri Sünni İslam çevrelerince fırtınalar kopardığı gibi,
İslam'a dayalı devletleri ve bu devletlerin başında bulunanların da korkulu
rüyası durumuna gelmiştir. Prof. Yaşar Nuri Öztürk, Hallac-ı Mansur için şöyle
diyor: “Yeni oluşların rüyalarını gören ruh yeni ıstrapların kabuslarına göğüs
germeye hazır olmalıdır. Çünkü her büyük aydınlık, yaratıcı ruhta bazı
fanilikleri yakarak beşlenir. Istırap, işte bu yanmanın getirdiği acıların
genel adıdır. Hallac bu ıstırabı ve acıyı duyan ve yaşayan ölümsüzlerdendir."
Düşmanı çok oldu
Özellikle de kendisini dinlemediği için Hallac'ı sehirbazlıkla suçlayan
süfilerin önderi / piri Cüneyd el- Bağdadi'de bu bilge, bu kamil insan için
şöyle diyor: "Artık o, sadece kendi benliğine güvenip dayanacak bir aşamaya
girmiş bulunuyor."
“Enel
Hak" için kim ne söyledi;Hallac-ı Mansur denince akla “Enel Hakî sözü gelir.
Tasavvuf'ta Hallac-ı Mansur bu sözü ile öne çıkmış bu nedenle de Sunni İslam
ulamasının şimşeklerini üzerine çekmiş bir hayli düşman edinmiştir. Bu söz
ayni zamanda Hallac'ın düşünce dünyasının esasını, kişiliğindeki hakim öğeyi
ve tarihteki yerini belirlemektedir. Hallac-ı Mansur ; Enel Hak; “Ben
tanrıyım" sözünü şöyle açıklar; “Halk'ta yer alan Hak unsuru dolayısıyla Hak,
halk'la aynıdır. Bir başka yerde şöyle diyor; “ Ben Hakk'ım, zira ben hiç bir
zaman Hakk'la hak olmaktan vaz geçmedim." Yine başka bir yerde de Allah'a
yönelerek şöyle diyor; “Seninle benim aramda İlahlık ve Rablik (el-ilahiye
ve'r-rubiyye) yoktur. Ey ben olan O, ve ben O'yum. Zamandanlık ve ezelilik bir
yana, benim benliğim ve senin O'luğun arasında hiç bir fark yoktur."
Vicdanınız temizse özgürsünüz demektir.
Sunni
İslam ulaması, Hallac-ı Mansur'u din adına yargılarken, çıkarlarını ve
geleceklerini düşünerek, zamanın egemen güçlerine hoş görünmek pahasına ya
gerçekten onu anlamamışlar veya anlamak istememişler. Sunni ulamanın bu
konumunu daha sonraları
Hallac-ı
Mansur'un asılmasını yanlış gören Mutasavvıf, şaiir M. İkbal ve bir çok tesfir
ve vıkıh yazarında görmek mümkündür. Tüm Suni İslam ulamasının bu yanlışlarına
rağmen gerek Hallac döneminin şair, düşünür, bilim adamı, teolaog, sufi,
mutasavvıf ve gerekse sonraki kuşak Hallac- Mansur için şöyle derler. Büyük
mutasavvıflardan Genguhi şöyle der: “Enel Hak diyen Dost'tur, ben değilim!" Bu
budala insanlar Hallac-ı darağacına asıp öldürdüler; eğer ben orada olsaydım,
onu asla öldüremezlerdi." Kendisine Hallacın ruhunu temsil ediyor denilen
mutasavıf Saçal, “Şu son devrin Mansur'u Enel Hak sözünü aşikare söyler. Şimdi
idam sehpası aşk vuslatının sembolü haline gelmiştir.“ "Aşıklar her saat
darağacına meyleder, Çünkü Mansur'u darağacına çıkaran bu alev, aşkın
alevidir. Aşkın mertebesi dar ağacıdır" diyor ve devamla; Ölümü göze alıp buna
azmetmek aşk erbabı için esastır.
Alevi
Ulusu Seyid Nesimi şiirlerinde, deyişlerinde “Enel Hakk'ı" şöyle işliyor;
Sırr-ı
Enel Hak söylersem
Alemde pinhan gelmişem
Hem Hak derim Hak bendedir
Mem batini insan gelmişem.
Dara çıkmak bu fena darda Mansur'a düşer
Ol Enel Hak diyenin Sırrını dava ne bilir!.
Küllü yer gök Hak oldu mutlak
Söyler def u ceng u ney Enel Hak
Büyük işler ancak ortak çalışma ile olur. 7
Yanağında ayan oldu Enel Hak
Kaçan süret olur gözgüde mestür
Ne gayretli Enel Hak'tır bu yarap
Ki Mansur'u asar hem dare mansur.
Şah
Latif ise, Hallac için şöyle diyor:
“Hallac, yalnız cefakeş aşık değil, ayni zamanda bütün eşyada mevcut bulunan
ilahi hakikatin sembölüdür."
Su, toprak, ırmak: Bir tek feryat!
Ağaç, çalı, bir çağırış: 'Enel Hak!'
Bütün eşya ızdırabına layık hale gelmiştir.
Hepsi binlerce Mansur'dur
Hangisini darağacına çekeceksin?
“Enel
Hak Çağıruben dara geleyim mevlam!" diye yakaran ve: “Bir ben vardır bende
benden içeri” diyerek Enel Hakk'ı bir başka şekilde ifade eden Yunus Emre'de
divanında:
Mansur
eydur Enel Hak dil suretun oda yak
Dinüz dara gelsunler ben darı kurup geldim.
Bin yıl toprakta yatsam hiç komayan Enel Hakk'ı
Ne vakt gerek olur ise nefesin uru gelem
Dem ummaz idi Mansur tevhid-i Enel Hak'tan
Aşk darına dost zülfü asmıştı beni üryan
Pir
Sultan Abdal kendisinin idamına karar verildiğini duyduğu zaman “berdar” olmak
yani Hallac gibi öldürülmek deyimini kullanıyor ve;
Hızır
paşa bizi berdar etmeden
Açılan kapılar şaha gidelim
Siyaset günleri gelip çatmadan
Açılın kapılar şaha gidelim.
Hallac-ı Mansur'un unutulmayan sözleri:
*
Fakir, Allan'tan başka her şeyden müstağni olan ve yalnız Allah'a bakan
kimsedir.
*
Yüksek ahlak, Hakk'ı tanıdıktan sonra, halktan gelen eza ce cefanın insana
tesir etmemesidir.
*
Tevekkül, bir şehirde yemek yemeye senden daha müstahak olan birisinin
bulunduğunu bildiğin zaman, yemek yememendir.
*
Konuşan diller, susan kalplerin helakidir.
*
Sözler ve sohbetler illetlere. Fiiller sirke bağlıdır. Allah ise ise
cümlesinden müstağnidir.
*
Mürid tövbesinin, mürit ise arınmışlığın gölgesindedir.
*
Müridin cehdi kefşini, muradın keşfi cehdini geçmiştir.
*
Kişinin vakti, bağrındaki deryanın incisidir; yarın kıyamet günü bu incileri
mahşerin zeminine çarparlar.
* İyi
yaradılışlı olmak esenliktir :
*
Dünyadan geçmek nefs zühdü. Ahiretten geçmek ruh zühtüdür.
*Erkeklerin yüz boyası onların kanlarıdır.
*
Aşk'ta kılınan iki rekat namazın abdesti ancak ve ancak kanla alınırsa sahih
olur!
Hallac-ı
Mansur ile ilgili bu kısa derlemeyi ve anlatımı yine Hallac-ı Mansur'un bir
şiiri ile noktalayayım:
Şu
bedenden sana makam.
Candır Senden başkasına yer yo gönülde
Seni saran; ruhum, cildim, kanımdır
Ne yaparım ayrı düşersek. Söyle
Ey! Duyur dostlara, çabuk haber ver!
Paralandı yelken. Çöktü sefine
Deniz ortasında kaldım perişan
Gün olur Mansur'u berdar ederler
Göründü gözüme salibden nişan
Ne bahta var bana, ne de Medine
Seven ben, o sevilen de benim
Bir bedene girmişiz iki ruhuz biz
O diye gördüğün benim bedenim
Bana bak, onu gör;hep ayni şeyiz!
Kaynakça:
Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba - Bektaşilik ve Alevilik
Prof. Yaşar Nuri Öztürk Hallac-ı Mansur
İsmet Zeki Eyuboğlu, Tarikatlar ve Mezhepler
Abdulbaki Gölpınarlı, Mevlana Celaleddin
|