|
FARKLI BİR BİLİNÇ
Tarih Mayıs 2003 ve 15 en iyi Telekom yetkilisi New England civarlarındaki
küçük bir adada toplandılar. Endüstrinin geleceğine dair bir toplantıya doğru
giden bu 3 gün boyunca da ortam gerginleşti. Kablosuz internet servisinin
avantajlarıyla beraber, şirketler teknolojik yarışın önde gelen isimlerinden
biri olmak ve piyasa rekabetini kazanmak için didinirken, yeni bir düşünce
biçiminin de şart olduğu gerçeği ortaya çıktı.
İlk iki gün boyunca konuşmalar bunaltıcı
oldu. Uzmanlar ticaret teorileri ve spekülasyonlardan bahsediyorlar ancak
herkes hala kalkanlarını kuşanmış durumda. En sonunda, 3. günün sabahında, bir
diyalog kolaylaştırıcı, grubu bir araya getirmek için harekete geçirildi.
Toplantı, dinlemenin önemini anlatan ve orada bulunmanın amacını hatırlatan
bir kısa konuşmanın ardından başladı. Odanın havası şimdiden değişti. İnsanlar
daha rahatlamış ve birbirlerine karşı ilgili görünüyorlar. Birkaç dakika
sonra, kablosuz internet bağlantısı sağlayıcı şirketlerden birinin CEO'su
görüşünü paylaşıyor: "Bence biz yaptığımız şeyi salt iş terimleriyle
düşünmekten vazgeçmeliyiz. Birbirimizi rakipler olarak görmekten vazgeçip
dünyayı teknolojiyi kullanarak birleştiren ortaklar olarak alsak? Eğer bir
düşünürsek, zaten sahip olduğumuz büyük misyon bir Global köy yaratmak değil
mi?" Onun açık sözlülüğü herkesin gardını düşürmüş gibi, ve ilk kez bir
sessizlik oluyor. Sessizliğin arasında gözle görülmeyen büyük bir enerji odaya
yayılmaya başlıyor. "Bunu söylemeye cesaretiniz olduğuna sevindim." diyor bir
başka temsilci. "Bence de" diyor bir başkası. "Eğer şu anda ihtiyacımız olan
bir şey varsa, bu da vizyondur."
Grupta artık herkesin hissedebildiği bir
elektrik var. Daha fazla üye konuşmaya katılıyor ve her bir üye konuştukça, bu
grubun tamamını bir birlik duygusuna daha da yaklaştırır gibi görünüyor.
Birkaç kişi anı anda konuşmaya çalışıyor, fakat tesadüfen aynı fikre sahip
olduklarını fark edince de kahkahalara boğuluyorlar. Herkesi bir yaratıcılık
dalgası kavrıyor ve kimse kendisini ayrı bireyler olarak görmüyor. Birlikte
düşünen bir grup onlar. Saatler geçiyor, ancak kimse durmak istemiyor. Doğal
olarak, toplantı bir saatte kapatılıyor ve herkes sessizlik içinde birkaç
dakika oturuyor. Kimse ne olduğunu bilmiyor, ancak bildikler şey bunun çok
önemli olduğu.
"Grup tartışırken ve fikir alışverişinde
bulunurken, belli bir seviyeye ulaştığında, bundan daha üst bir seviye devreye
giriyor. Bunu odadaki herkes farkedebiliyor" diyor organizasyon danışmanı
Robert Kenny. "Sanki yeni bir şalter açılıyor. İnsanlar küçük şeyler için
birbirini yemeyi bırakıp yeni bir grup haline dönüşüyorlar. Öyle ki,
bilgeliğin akışı için yapılmış birer tetikleyici gibiler."
Bunu ister kolektif bilinç, ister grup
sinerjisi ya da grup zekası olarak adlandıralım. Gittikçe yükselen sayıdaki
insanlar, belirli bir amaç için bir araya geldiklerinde, cesaret verici bir
atmosferde, kimi mistik olayların meydana geldiğini ve bunun oradaki
insanların sosyal-duygusal-akademik zeka kapasiteleri üzerinden etkili
olduğunu fark ediyorlar.
"Tüm bu grup deneyimlerinde, insanlar normal hayatta deneyimlediklerinden daha
büyük bir bilgeliğe ulaştılar."diye tanmlıyor araştırmacı Carol Frenier.
"Kutsal olanın varlığını hissediyorsunuz, ve biliyorsunuz ki sizle birlikte o
gruptaki herkes aynı şeyi hissediyor. Bu senden daha büyük ve açık bir şeyin
varlığı. İletişim kurma kapasitenin genişlediğini hissediyorsun. İnsanları
şaşırtan bir başka şey de bu ortamda ne kadar çok yaratıcılık yeteneğinin
ortaya çıktığı. Öyle bir şey hissediyorsunuz ki, sanki bütün grup birlikte
yaratıyor. Ancak bunun nasıl olduğunu bilmiyorsunuz."
Kenny Frainer'in ve gittikçe artan sayıdaki
araştırmacıların da fark ettiği gibi, kapasitemizi son sınıra çıkarabilecek ve
potansiyellerimizi gerçekleştirmemize yardımcı olacak, bilinmeyen yüksek bir
düzen var. Junita Brown, 'Dünya Cafési: Hayata Muhabbet Katmak' kitabının
yazarı şöyle diyor; "Bu olaylarda gözlemlenen şu: 'Yeni' olan açığa çıkıyor.
Bunun bir parçası olmayı bu kadar heyecanlı kılan da bu. Üst seviyeye ait
olanı açığa çıkartıyorsunuz ve insanlar da bunun devasal boyutlarını
anlayabiliyor. Bu bazen kişisel deneyimlerde ortaya çıkıyor, bazen de
kolektif. Bu görünmez olanın açığa çıkıp artık herkes tarafından görülebilmesi
gibi bir şey."
Eğer bu "Kolektif zeka" hakkında hiçbir
kitap okumadıysanız, bilin ki yalnız değilsiniz. Sosyal bilimlerin gözünden
kaçan bir fenomen olarak, son yıllarda bazı kilit isimlerin de çabalarıyla bu
yeni fark edlen potansiyel, gittikçe daha da çok ilgi görmeye başlıyor.
Google'da "Kolektif bilinç" (collective consciousness) diye arattığınızda
64.000 sonuç, "Kolektif zeka" (Collective intelligence) dediğinizde 30.000,
"Grup aklı" (Group mind) kelimesinde ise 20.000 sonuç çıkıyor. Çıkan sitelere
girdiğiniz zaman, (Co-Intelligence Institute, the Collective Wisdom Initiative,
ve community-intelligence.com) bu üst kimlikleri ve onlardan doğurabileceğimiz
avantajları anlatan kaynaklar keşfetmeye başlıyorsunuz. Bu konulardaki
kitaplar da son yıllarda oldukça fazla. "Grup yaratıcılığını ortaya çıkarmak",
"Grup sinerjisini geliştirmek" gibi başlıkları olan bu kitaplar da artık
Kolektif'in gücünün kapıya dayandığını gösteriyor.
Koordine edilmiş takımların bir tasarı
çalışması sırasında yüksek bilinç seviyelerine ulaşabilmeleri gerçeği tabi ki
henüz çok yeni bir buluş. Fakat, kurtarma ekipleri, spor takımları, dans
grupları ve müzik toplulukları; yıllardır onları koordinasyon ve etkinliğin en
üst sınırlarına çıkarmış olan bu takım sinerjisi hakkında konuşuyorlar. Dinsel
pratikler esnasında yaşananları da bu örneklere dahil edersek, tüm bu
karmaşanın anlamını sorgulamaya başlayabilirsiniz. Bir bakış açıyla, bu
deneyimler aslında tarihin kendisi kadar eski zamanlara dayanıyor. Ancak, yeni
olan şey bu fenomenlerin karşımıza çıkması değil de, Otto Scharmer'e göre şu:
Giderek daha fazla insan bu tarz deneyimler yaşamaya başladı. İlginç olan ise
tüm bu deneyimlerin sıradan, günlük hayatımızın içinde yer alması. Bu
deneyimler bizi normal hayatımızı sürdürmede bir engel niteliği taşımıyor, tam
tersine işimizin gücümüzün (özellikle sosyal değişime ilişkin bir iş ise) tam
ortasında yer alıyor.
Tüm bu yeniliklere nasıl bir açıklama
getirileceği ise henüz belli değil. Belki de globalleşmiş dünyamızda,
kutsal-ilahi boyutlar da kendilerini dünyaya tanıtmak için yeni kanallar
bulmaya zorlanıyorlar. Veya, hayatıızı tehdit eden tüm bu tehlikeler
karşısında toplu bir uyanışa veya birleşmeye doğru yönelmemiz için kolektif
içgüdülerimiz ortaya çıkıyor. Juanita Brown'un da dediği gibi: "Altında
olduğumuz bu kolektif tehlikeyi fark edip kolektif bir çözüm arayışına
girmemiz ve bu tehlikeyi kendimizi yok etmeden atlatmamız için kendimize
sunduğumuz bir çözüm bu." Aynı zamanda Uluslararası Organizasyon Dizaynı
Merkezi'nin kurucusu Bill Veltrop'un da dediği gibi; "Toplum olarak, evrimsel
bir mekanizmanın evrimsel sürecinin başlangıçlarındayız ve bu olay daha önce
yaşadığımız her şeyden daha büyük."
GRUP DÜŞÜNCESİ, BORG VE BİREYSEL KÜLT
Gruptayken, tekil bir bilinç hali yaşadım, sanki bütün benlikler bir araya
geliyordu ve hiçbir sorun yok gibiydi. Kimse karşı karşıya değildi ve herkes
birbirine yardım ediyordu. Hiç yaşamadığım bir deneyimdi daha önce. Öyle bir
deneyimdi ki sanki o odada koca bir grup değil de, tek bir bilinç vardı.1
Jane Metcalfe, London
Tabi ki, batı kültürüne maruz kalmış bizler
için, bir grup bilincinin parçası olma düşüncesi çok cezbedici geliyor.
Bireyselliği ve özgürlüğü öne çıkaran ve neredeyse kutsallaştıran postmodern
kültürde, kolektif bilinç kavramı bizlere çok garip geliyor. Hangi Star Trek
hayranı, Yüzbaşı Picard ve "Yeni Nesil" ekibinin karşısına çıkan en azılı
düşmanın kolektif bir yapıya sahip olan "The Borg" olmadığını iddia edebilir?
Gezegen gezegen dolaşıp, karşısına çıkan her bir zeki türü asimile ederek ve
kendi genişleyen komün zihin yapısına katan bir varlık olan The Borg, grup
bilinci içeren her şeyin kültürel kimliğini yansıtan bir kahramandı.
Tarih bize, yok edici bir ideolojinin
gölgesinde, Ortaçağ'daki cadı avlarından, son yüzyıldaki sosyal olaylara
kadar, grupların ne gibi dehşetlere neden olabileceğini gösterdi. Nazizm ve
Stalinizm tarafından mağdur edilmeyen biz demokratik Batılılar için, Yale
Üniversitesi'nde görevli psikolog Irvıng Janis, grup düşüncesinin
tehlikelerini anlatan çalışmasıyla bir uyanış çağrısında bulundu. Birleşik
Devletlerin 19. yüzyıl ortalarındaki dış politikalarını analiz eden Janis,
kolektif yapıların bazen kötü, hatta çılgınca kararlar vermesine sebep olan
etkenlerin hala var olduğunu öne sürdü.
Ortada, kolektiviteye karşı tahmin
ettiğimizden daha çok kültürel paranoya yer alabilir. Kolektif bir yapının
parçası olmaya gösterdiğimiz direncin kökleri, yanlış yönlendirilip yanlış
kararlar almak ya da grup olarak bir histeri ya da deliliğe sürüklenme
korkusundan öte olmalı.En büyük korkumuz, bir grubun içinde yer alıp da
bireyselliğimiz,i yani "özgürlüğümüzü" kaybetmek değil mi? Ve The Borg
hikayesinin de açıkça anlattığı gibi, özgürlüğümüzü ve kendi başımıza karar
verme mekanizmamızı bastırmayan bir kolektif bilinç hayal etmek imkansız. Bu
korku ilk bakışta yerinde görünebilir, ancak yeni bir soruyu da doğuruyor:
Gerçekten, ne kadar bağımsızız?
Buddha ya da antropolojist Gregory Bateson
gibi iç gözlemciler, kendimize yakıştırdığımız o "bağımsız düşünen" sıfatı bir
yana, çoğumuzun "nadiren" tamemen bağımsız ve bireysel kararlar verdiğini öne
sürüyor. Kültürü, "zihnin ekolojisi" olarak tanımlayan Bateson,
düşüncelerimizin ve fikirlerimizin çoğunlukla içinde yaşadığımız sosyal çevre
tarafından biçimlendiğine işaret etti. Bilinç üzerine araştırmalar yapan Chris
Bache'nin de açıkladığı gibi, "Evrimsel perspektiften bakınca, bireyselliğin
çok önemli ve aşırı değerli görünmesine rağmen; bireyselliğin gerçekte ne
olduğuna dikkatle bakarsanız, onun türlerin psikolojik ve kültürel tarihlerini
yansıttığını görürsünüz." Ayrıca gelişim psikolojisinin, zihinlerimizin bile
diğer zihinlerle ilişki içinde olduğu zaman gelişebildiğine dair bulguları da
bu fikri destekliyor. Buna, yeni büyüyen bire bilimsel araştırma konusunun,
yani bilinçlerimizin bedenlerimiz içinde sıkışıp kalmadığı ve birbiriyle
sürekli etkileşim içinde olan sahalar olduğu tezi de eklenince,
bağımsızlığımızı ve bireyselliğimizi kaybetme korkusu biraz yersiz görünüyor.
Bu bulguların da ışığında, bir grup
bilincinin parçası olmak o kadar da kötü görünmüyor. Zaten istese de istemesek
de bunun içindeyiz. Öyleyse sorulması gereken soru şu: "Ne tür bir grup
bilincinin parçasıyız?" Neyse ki, bu yeni yetme kollektif bilinç sayesinde
"birlikte düşünme"nin tehlikelerine radikal bir alternatif sadece bir adım
ötede. “Bu tarz bir kolektif yapı fikri, tabi ki bireylerin eksildiği
küçültüldüğü, kolektife dair eski düşüncelerimizden daha farklı." diyor Otto
Scharmer. "Bu yeni kolektif yapıda, birey aslında değer kazanıyor. Bu bilinci
kullanmak da kişiyi onun en yüksek gelecek potansiyeline bağlıyor." Scharmer
ve onun kolektif bilinç kavramını tecrübe etmiş olanlar, bireyselliğin
bastırılmak şöyle dursun, tam tersine güçlendiğini düşünüyorlar. Tom Callanan,
Fetzer Enstitütüsü'nde bir program görevlisi şöyle diyor: "Kolektif bilinç ve
bilgelik ne kadar güçlü olursa, ben de eşsiz bireyselliğimi o kadar fazla
hissedebiliyoru. Tek fark, bu hissi bütünden ayrı değil de bütünün tam da
içinde duyuyor olmam."
DİYALOĞA ÇAĞRI
Bir
başkası konuştuğu zaman, sanki ben konuşuyormuşum gibi geldi. Ve ben konuşmaya
başladığımda da, tamamen egomdan arınmıştım. Benden daha büyük bir şey benim
yerime konuşuyor gibiydi. Odadaki atmosfer bir nehirdeymişiz gibiydi, hava
ağırlaşmıştı sanki. Ve bu alanda biz yaratmaya başladık. Daha önceden hiç
aklımıza gelmeyen şeyler söylemeye başladık ve daha önce hiç düşünmediğimiz
şeyleri düşünmeye başladık. 2
Beth Jandernoa, Essex, MA
İnsanlara kolektif bilincin anlamına dair
sorular sormaya başladığınızda duyacağınız terimlerden birkaçı mutlaka
"kuantum vakumu" veya "sıfır-noktası alanı" olacaktır. Bilimsel teorilerin
kendilerine new age döneminde kolektif bilinç adına yer bulmaya başlamasının
da şaşırtıcı bir yanı yok aslında. Fakat David Bhom adındaki bir fizikçi,
fizik ile grup bilincin arasında daha az ezoterik bir bağ kurdu.
Keşif azmi ile dolu bilim adamı Bohm,
plazma teorisi üzerine araştırmaları ve de en çok Hintli mistik J.
Krishnamurti ile olan diyalogları ile tanınıyor. Fakat, Bohm'un ilgisi,
"insanlar arasındaki ilişkileri ve üstelik bu ilişkilerin doğduğu o bilincin
kendine özgü doğasını taşıyacak bir sisteme" ya da kendi deyimiyle "diyaloğa"
kaydı.
Bohm'a göre, insan ilişkilerindeki bütün
problemler, kolektif düşüncemizden kaynaklanıyordu. Bizi bir araya gelmekten
alıkoyan bütün etkenleri, kültürel ayrılıkları, inançları ve fikirleri hesaba
katarak, bu anlaşmazlığa işaret edip de çıkış yolunu bulabilecek bir yönteme
dikkat çekti. Yunanca dialogos kelimesinden türeyen ve “hareket etmek,
gelişmek anlamına gelen” olarak tanımladığı bir sözcük olan diyalog
kelimesinin yeni bir formunu ortaya çıkarttı Bohm. Bu kelimeyi "yeni bir
düşünce biçimi... İnsanlar artık ne etkileşim için de, ne de birbirlerine
karşılar. hepsi sadece bu ortak anlam taşıyan ve sürekli olarak gelişen ve
değişen havuza katkıda bulunuyorlar." olarak tanımlıyor.
Bohm'un diyalog kavramının ardındaki mana
basitti. Yirmi ila elli kişi arasında bir grup topluyordunuz ve her hangi bir
konu hakkında konuşmalarını sağlıyordunuz. Birkaç basit adımı, yani birinin
destekli fikirlerine katılmak ya da diğerlerini dinlemek ve otantik konuşmalar
yapmak gibi taktikleri uyguladığınız zaman, Bohm, grubun derin bir bağla
birbirine kenetlendiğini hissediyordu. . Bu bağ sanki, düşüncelerimizin
ardındaki beklenmeyen emelleri ortaya çıkarıyor ve grubu daha yüksek bir
seviyeye taşıyarak yeni bir kolektif anlayış yaratıyordu.
Bohm'un diyaloğa dair fikirleri seksenlerin
başlarında ortaya çıkmaya başladı ve 1992 yılındaki ölümünden önceki sekiz yıl
boyunca, diğer insanlara da gördüğü potansiyeli anlatmak adına büyük çaba
sarfetti. Bu dönem boyunca da küçük bir hareket başlatabilmeyi başardı.Tabi ki
Bohm, kolektif bilinç hakkında konuşan ve ondaki potansiyele işaret eden ilk
modern düşünür değildi.Yirminci yüzyılda, Sri Aurobindo, Pierre Teilhard de
Chardin, Alice Bailey, Rudolf Steiner, ve M. Scott Peck gibi isimler kolektif
bilincin kapasitesi ve önemi hakkında konuştular. Fakat, bu konunu dikkat
çekmeye başlayıp, büyük kitleler tarafından farkedilmesi de Bohm sayesinde
oldu, ancak Peter Senge'nin de katkıları yadsınamazdı.
1990'da Senge'nin "Beşinci Disiplin"
kavramı iş dünyasını sallamıştı. İşletme hakkındaki yeni görüşlerine ek
olarak, Bohm'un diyalog metoduna da "takım öğrenimi" adı altında değinmişti.
Kitabın satışları yüzbinleri buldukça, Amerika'nın iş sektörü de eski bir
fizikçinin Senge tarafından yeniden şekillendirilmiş bu fikirlerine ilgi
duymaya başladı. Birkaç yıl içinde de, bu yeni ve keşfedilmemiş sahanın
uzmanlarına duyulan talep de çok yükseldi. Senge'nin MIT'ın İşletme Okulu'ndan
bir meslektaşı da 1993 yılında MIT Diyalog Projesi'ni başlattı. Projenin amacı
kesindi: Bu yeni sosyal teknolojinin potansiyel uygulama alanlarını keşfetmek.
Sonraki yıllar boyunca, İsaacs ve meslektaşları da bu yolda ilerlediler. Bir
grup, Colorado sağlık örgütünün liderlerini bir araya getirdi. Bir başkası da
kent alanlarındaki sakinlerle çalıştı. Isaacs'ın kendisi de Kansas'taki bir
birleşme-yönetme savaşının tam kalbine diyalogu götürdü. Mitch Sanders, kendi
üzerlerinde gözlemler yapılmak amacıyla bir araya getirilen grup üyelerinden
biri şöyle diyor: "Kendimizi Gine domuzları gibi hissettik ve içinde olduğumuz
alanın bireysel ve kolektif katmanlarını keşfetmek için elimizden gelen her
şeyi yaptık."
Gerçek olan bir şey vardı ki, ne zaman bir
istek, bir amaç doğrultusunda bir araya gelinse, bu fark edilir değişim ortaya
çıkıyordu. Saunders'ın da tanımladığı gibi: "Her seansta bu durum
gerçekleşiyor. Şaşkınlığımız geçtikten sonra da sorduğumuz soru bununla ne
yapacağımız oluyor. Herkesin içine düştüğü bu kolektif bilinç fenomenini nasıl
kullanabiliriz? Kolektif bilinçten kolektif liderlik safhasına atlayarak mı?
Bu bilincin bir gelişime hizmet etme ve yararlı olma olasılığı var mı?"
Bir Kolektif Bilgi Girişimi
Sonra bir başkası öne çıktı, ve bir başkası, bir tanesi daha... Hepsi
hikayeler anlatıyor ve deneyimlerini payşlaşıyorlardı. Bizi bir arada tutan
bir şey olduğunu hissettim. Sanki yuvarlağın ortasında bir kazan vardı, her
şey büyülü gibiydi. Sonlara doğru bir şey söylüyordum ve odanın diğer ucundaki
kişi bana cevap veriyordu: "Biliyor musun ben de aynı şeyi düşünüyordum."
Tom Callanan, Kalamazoo, MI
Mağara hayatı yaşamayan herhangi birisi
herhalde son 15 yılda beden-zihin alanında iyileştirme tekniklerinin Batı'da
fazlaca popüler olduğunu fark edecektir. Deepak Chopra ve Andrwe Weil gibi
isimler ve kitapları mesela... Ancak bahsetmemiz gereken, Kalamazoo tabanlı
etzer Ensititüsü'nün bu popülerleşme sürecinde oynadığı rol ve daha da
önemlisi, bu rolün kolektif zeka ile olan bağlantısı.
İnsanın sahip olduğu potansiyele dair
araştırmaları ve çabaları ile Fetzer, 1962'den beri hatrı sayılır bir ün
kazandı. Fakat diğer kuruluşlardan farklı olarak, Fetzer, bireysel projeler
değil de kolektif bir yaklaşım ile işliyor. Program çalışanı Tom Callanan'ın
açıkladığı gibi, "Biz bir alana giriyoruz ve orayı nasıl daha etkin hale
getirebileceğimiz konusunda sorular soruyoruz. Çekişme ortamı yaratarak en iyi
projeye hak tanımak yerine alanı zenginleştirecek projeyi destekliyoruz ve
bunu yaparken de nasıl birlikte çalışacağımızı düşünüyoruz."
2000'lerin başlarında, Fetzer bir araştırma
projesi başlattı ve diyalogların etkili olma kapasiteleri ile grup bilgisinin
katmanlarını derinleştirme üzerine yollar aramaya başladı. Gruplar en üst
noktalarındayken ortaya çıkan bu "büyü" de neyin nesiydi? Buna eşlik eden o
mistik zeka neydi? Daha da önemlisi, hangi koşullar bu zekayı ortaya
çıkarıyordu?
Bir süre sonra hesapladıklarından daha
fazlasına sahip olduklarını fark ettiler. Aalan Briskin, bu projedeki ana
araştırmacılardan biriydi. "Öncelikle bu sorularda bize yardımcı olabilecek
bazı insanlara ulaşmaya çalıştık. Gelen tepkiler çok coşkuluydu; bizimle
konuşmayı kabul etmekle kalmadılar, bizi bu alandaki birçok önemli isme
yönlendirdiler. Böylece, en fazla 8 ya da 9 kişiyle konuşmayı planladığımız bu
proje, 60'ı aşan röpörtajla sonuçlandı."
Bu projenin bulguları 2001 yılında "Centered
on the Edge: Mapping a Field of Collective Intelligence and Spiritual Wisdom."
adlı bir kitapta toplandı. Fetzer'e göre bu araştırma yeni araştırmalar
için bir basamak niteliğindeydi henüz. Sheryl Erickson tarafından geliştirilen
yeni bir proje, kolektif yapının üzerinde gelişip şekillenmeye başlayacağı,
kendi kendini organize eden bir yapı halindeydi. "Kolektif Bilgi Girişimi"
doğmuştu.
Collectivewisdominitiative.org sitesini
ziyaret edin ve grup sinerjisinden grup yaratıcılığına, kollektif zekadan
kolektif titreşime kadar birçok konuyu bulacaksınız.Profiller bölümünde, Jim
Rough ya da Tom Atlee gibi isimler bulacaksınız. "Doorway" linkine
tıkladığınızda da birçok insanlar rastgele yapılmış, kollektif zekaya dair
röpörtajlarla karşılaşacasınız. İçindekiler bölümünde de araştırma raporlarına
ulaşıp "Grup büyüsü: Kollektif titreşime dair tecrübelere ilişkin bir
araştırma" ya da "Özü aramak: Kollektif bilgi ve grup deneyimleri" gibi
yazıları okuyacaksınız. "Sosyal Uygulamalar" yazısında da diyalog halinde
geçen ve karşı taraflardaki liderlerin uzlaşıp şaşırtıcı sonuçlara varmasıyla
biten bir tecrübeyi göreceksiniz. Web sitesine bir bütün olarak baktığınızda
ise, açıkça görülen şey tüm bu fenomenin "gerçek" olduğu. Hatta hayal
edebileceğimizden bile daha yaygın.
ORTADAKİ SİHİR
“Konuşmamızın ikinci turunda dikkat
çekici bir şey oldu. Neredeyse tarifsiz bir duyguydu- sanki odada başka bir
varlık vardı. Sanırım buna “kolektif” diyebiliriz ama bu adil olmayacaktır.
Hemen hemen fiziksel bir biçimde ortadaydı. Enerjisini hissedebiliyordum ve
ona bir bağlılık hissediyordum- bir çeşit sevgi. İnsanlar bunu hissetti ve
hakkında konuştu. Biri bu “oluş”u tutkala benzetti. Dedi ki “Bizi bir araya
getiren bu- hep orada olduğunu bildiğimiz ama hiçbir zaman yeterince takdir
edemediğimiz daha büyük bir bütün”. Ve bu “oluş” kendine ait bir momenti
vardı. Böylece bir şeyin olmasını sağlamak için sorumluluk almam gerekmiyordu.
Her şey kendiliğinden oluyordu. Ben sadece ayak uydurabilirdim.” Emmett
Miller, M.D., Nevada City, CA
BENCE BU ZERAFETE VARIYOR
diye açıklıyor Juanita Brown. “ ‘Ortadaki Sihir’in gerçekleşmesi için gereken
koşulları ayarlayabilirsiniz. Ancak olup olmayacağını tahmin edemezsiniz. Ben,
yine de, koşulları ayarlayarak ihtimalleri epey yükselttiğinizi düşünüyorum.”
Brown’a ve hayatını gruplarla çalışmaya adamış diğer birçok insana göre
kolektiflerin işe yaramasını sağlayan şeyi tespit etmek odak noktası.
Bazıları, Brown gibi, grup sihirinin ortaya çıkabilmesi için detaylı kılavız
çizgiler geliştirmişler. Diğerleri, grubu derinliklere götüren bir rehberi
içeren daha açık uçlu yaklaşımı benimsiyor. Ancak iki grup da grup sihrinin
oluşmasına neden olan her elementi tanımlayamazken, kolektif bilinç
araştırmacıları arasında paylaşılan niyet, güven, kırılganlık, bilmemek, içten
katılım, ilgi ve belki en temeli dinlemenin öneminden bahsedildiği duyulur.
“Bu bizim alıştığımızdan farklı bir
dinleme” diyerek açıklıyor toplum gelişim uzmanı ve “kadınların dairesi”
hareketinin kıdemlilerinden Anne Dosher. “Bu, daha derin bir anlam için
dinlemek. Orada sahada öğrenilecek bilge bir şey olduğunu bilmek, anlamdaki
değişiklik için dinlemek.” Otto Scharemer gözlemliyor: “Bu tür dinleme bir
başkasının öz varlığı üzerinde odaklanır. Bu diğer insandaki parça, dikkatini
verdiğinde şimdiki zamana gelmesine yardım edebileceğin en yüksek gelecek
potensiyelidir. Hangi sözlerle tarif edilirse edilsin, açık olan yüksek
kolektif potansiyelimizin ortaya çıkması için alışılmışın dışında bir
paylaşılan dikkatin grup içinde uyandırılması gerektiğidir.
Bu kalitedeki derin dikkati uyandırma
girişimde, birçok grup yardımcısı, çeşitliliğin her şeyin üstünde tutulduğu ve
herkesin eşit bir sese sahip olduğu güven dolu bir çevre yaratmanın önemini
vurguluyorlar. Bu “güvenli alan”ın ortasında- yarışçı dünyamızda çok azdır
bu- bireyler alışılmışın dışında içtenlik ve hassasiyetlerini ifade etme
özgürlüğünü buluyorlar. Bu da sosyal duvarları yıkıp dikkat çekici bir “bir
araya geliş” yaratıyor. Ancak gruplarla aşırı derecede çalışanlar arasında
önemli olanın ortam yaratmaktan çok grubu onlardan daha yüksek bir şeyi bulmak
gibi ortak bir amaçla bir araya getirmenin önemine inananlar da var. Bu ortak
daha yüksek odakta, insanlar bireysel endişelerini unutuyorlar ve grubun
dikkati ortaklaşıyor. Böylece beklenmedik potansiyeller açığa çıkıyor.
Bu yaklaşımların ikisi de kuşkusuz kendi
içinde değerli, ama ikincisinin gerçek dünyaya uygulanabilirliği daha
kanıtlanabilir görünebilir. Bir süre için, dünyanın yapışkan ikilemleriyle
buluşurken, her zaman herkesin dinlendiğini, değer verildiğini hissettiği bir
“güvenli alan” yaratamayabiliriz. En azından kolektif dikkatimizi
yakalayabilecek ortak amaçlar belirlemek akla yatkın duruyor.
KAOS, KARMAŞA, VE ARI KOVANI AKLIN
BELİRMESİ
“İnsanlar arasında dolaşan yüksek grekanslı bir enerji vardı, ve ben
insanların beyinlerinin içini görür gibiydi. Ve tüm grubun çok kesintili bir
uyanış deneyimi yaşadığı dönem vardı, aynı gerçekliği algılasak da kendimize
has ifade edebildiğimiz bir dönem. Sanki çevremizde kendini ifade etme ve
başkalarıyla iletişim kurma açısından herkesin daha geniş bir oluşun içine
atlamasını sağlayan bir enerji vardı.”
Jaime
Campbell, Santa Fe, NM.
Kolektif bilgelik gibi gizemli bir fenomeni
anlama girişimi, görülüyor ki, Tanrı’yı anlamaya çalışmak gibi. Her ne kadar
herkes bir şekilde kendi konseptlerinin onları sınırlı bir noktaya kadar
götürebileceğini bilse de bu kimseyi güvenle en iyi tahmini yapmaktan
alıkoymuyor. Eğer birkaç kolektif bilgelik öğretmenlerine bu deneylerde tam
olarak ne olduğunu soracak olursanız, olayları bilimsellikten yüceliğe taşıyan
bir dizi açıklamayla karşılaşacaksınızdır.
Tayfın bir ucunda, “katkı modeli”
dediğimiz, kolektif zekanın bireysel zekalarımızın birleşimi olduğunu öneren
bir model var. Birkaç bireysel zihni bir araya getirince, bu mantığa göre, bir
grup zihni elde edersin. İki kafa bir kafadan iyidir. Ve üç kafa da ikiden
iyidir. Robert Kenny şöyle açıklıyor; “Bazen bu deneyimlere sahip olan
insanlar basitçe iki bireysel aklın toplamının kendine has karakterlerle yeni
bir varlık olan bir grup aklı oluşturduğunu söylüyorlar.”
Tayfın diğer ucunda ise bir araya gelerek
zaten orada olan daha derin bir kolektif bilinç için kendimizi ulabiliriz
kıldığımızı söyleyenler var. Tom Callanan diyor ki, “İnanıyorum ki kolektif
bilinç hal-i hazırda var, ve bizim bireysel bilinçlerimiz ondan fırlayan
adalar, yumrular gibi. Biz ayrı olduğumuzu hayal ediyoruz, böylece adalaramız
arasındaki boşluklara köprüler inşa etmeye çalışıyoruz. Ancak konuşma yoluyla
zaten bağlı olduğun yer olan kolektif bilincin seviyesine batıyorsun.
Köprülere gerek kalmıyor.”
Bu iki kutup arasında, “yeni bilim”den
çıkan bir avuç dolusu model de dahil olmak üzere, bu gizemli fenomene bir
açıklama getirmeye çalışan daha birçok teori ve alt teori var. Ancak hiçbiri
bunu kaos ve karmaşa yeni bilimleri kadar meşrulaştırabilmiş değil. “Ben derim
ki kolektif zeka sistematik bir fenomendir. Çizgisel olmayan bir dinamik.”
Diyor Juanita Brown. “Eğer yaşayan sistemler veya kaos teorisi anlamında
düşünürseniz, kolektif zeka kendine çeşitli ve yaratıcı yönlerde bağlanıyor.
Eğer dikkatinizi kolektif olarak bir gerçek hayat sorusu çevresinde
yoğunlaştırıyorsanız, kasıtlı olarak bireyler arasındaki çapraz-tozlaşmayı
çoğaltıyorsunuzdur- sinapslar diyelim bunlara, sosyal beyinde- kolektif
içgörünün ortaya çıkma olasılığı yükselir. Yani bu sistematik iletişimlerin
bir sonucudur- sadece bir artı birin değil.”
Karmaşa teorisinin yükselen biliminde,
bütünlerin parçalarının toplamından daha büyük olduğu kanısı artık şiirsel bir
arzu değil. Arı kovanlarının ve karınca kolonilerinin kompleks davranışlarını
gözlemleyen araştırmacılar bireylerin güçlerini birleştirdiklerinde bireylerin
izole halde incelenmesiyle açıklanamayan yüksek-düzen kolektif özelliklerin
ortaya çıktığını görüyorlar. Herhangi bir karınca kolonisine veya arı kovanına
yakından bakış dikkat çekici ölçüde düzenli ve şaşırtıcı derecede kompleks bir
toplumu ortaya çıkarır- şaşırtıcıdır çünkü karıncaların ve arıların
beyinlerinin insan beyninin milyonda biri kadar olduğunu biliyoruz. Bu onların
daha akıllı olan “kraliçe”den emirler alan ve sadece çalışan otomatonlar
olduğu anlamına mı geliyor? Pek değil. Görünüşe göre kraliçenin kendisi de
diğerleriyle eşit ölçüde “zeki değil” ve üstün bir güce de sahip değil. Tüm
rolünü annesel kapasitesine borçlu olduğunu düşünürsek “anne” onun için daha
iyi bir isim olabilir.
Öyleyse nasıl oluyor da bir arı kovanı küme
halinde yeni bir ev aramaya karar veriyor? Ve dahası, nasıl oluyor da yeni bir
ev seçebiliyor kendine? Bir karınca kolonisi kendine bir yanında çöplüğü bir
yanında mezarlığı olan ve yaşama üniteleri bunlardan zekice bir uzaklıkta olan
organize şehirler kurabiliyor? Cevap karmaşa teorisinde bilinen “kovan
zihni”. Ancak anlamları kulağa geldiği kadar ezoretik olmayabilir. Wired’ın
editörü Kevin Kelly, Out of Control(Ç.N.: Kontrol Dışı) adlı kitabında
genel bilimsel görüşün bu gelişmekte olan “zihnin” “teknik, rasyönel bir
açıklaması”nın olduğunu ve “mistisizm ve simyacılığın” ürünü olmadığını
söylüyor. Bu alandaki birçok bilim insanına göre, bu kompleksliğin en basit
açıklaması birkaç basit talimatı takip eden geniş bir grup bireyi aldığımızda
karmaşık düzenlerin yüksek zeka gibi görünmeye başlayabileceği. Ama kovanın
davranışını tetikleyen düşünen zeka diye bir şey gerçekten var mı? Daha da
ötesi, kovan zihninin kişisel farkındalıkla benzeşen bir yönü olabililir mi?
Bildiğini biliyor mu? Birçok bilim insanının gözünde, bu soruların tümünün
cevabı “hayır”. Onlara göre, kovan zihni basit bir metafor. Kolektif makinede
bir hayalet yok.
Yani, kovan zihni ve insanın kolektif
zekası arasında kurulmaya çalışılan benzetmeler bir yana, bilinçli insanlar
arasında ortaya çıkan grup zihninin kompleksliğin baskın teorilerine bir örnek
oluşturup oluşturmayacağı sorgulanmaya değer. İnsanlar arasında deneyimlenen
kolektif zekanın uyanışının aslında kovan zihninin bilinçlendirilmiş hali
olduğu da makul bir düşünce. Ancak deneylerinde başka bir faktörü işte gören
en azından birkaç bilim insanı var.
TARLA VE ARAZİ
Geçen gecenin tartışmasında, yeni bir
bölgeye girdik. Sanki bilinçteki derin birleşik bir yapı aramıza ve içimize
doğru alçaldı, ve aynı zamanda gizemli bir şekilde kendi hacmiyle çalışıyor
gibiydi. Kimsenin bunu yarattığı söylenemezdi, ancak kendini onun ifadesine
veren herkes onun patlayıcı gücünden etkilendi. Kendimizi bu özgürleştirilmiş
alanda var ederken, olağandışı şeyler olmaya başladı. Mücadeleci bir duygusal
durumda olan bir kadın neşeli bir havaya transfer oldu. Bir başka kadın dünya
meseleleri hakkında çok endişeliydi ve olan şeyin derin anlamıyla birleşince
göz yaşlarına boğuldu.
GELİŞMEKTE OLAN KOMPLEKSLİĞİN BİLİMSEL
MODELLERİ,
insanlar arasındaki kolektif zekanın açıklanmasında
biraz indirgeyici geliyorlar, biolog Rupert Sheldrake’e göre, ve birçok diğer
hayvandaki grup davranışı için de geçerli olamıyorlar. “Uçan kuş sürülerine
baktığınızda, yüzlerce kuşun birden yön değiştirdiğini veya döndüğünü
görebilirsiniz. Hepsi birbirlerine çarpmadan nereye gideceklerini biliyorlar.
Bu düşündüğünüzden daha karmaşık, çünkü kuşların en yakın komşularına
bakışlarını açıklayamayacağımız kadar hızlı oluyor.” Sheldrake kuş sürülerinin
davranışını canlandıran komplekslik tabanlı bilgisayar modelleri yaratma
çabalarının başarısızlıkla sonuçlandığını, çünkü sürü fenomenini her bireyin
takip ettiği birkaç basit talimata indirgendiğini söylüyor. “Modellerini en
yakın komşu talimatları üzerinde temellendirince, sürülere biraz benzeyen
ancak biyolojik olarak toy animasyonlar ürettiler. Sürü davranışının en iyi
modeli tüm sürünün bir alanda olduğunu, tüm grubun alanı, var saydığınız “alan
modeli”dir. Bu benim morfik alan olarak düşündüğüm, grubun parçaların
toplamından daha büyük bir şey olarak organize edildiği alandır.
Kolektif zekanın yükselişine tanık
olanların çoğu için, Sheldrake’in grup alanları görüşü biraz tını sahibi
görünüyor. Gerçekten de, kolektif bilinç deneyiminin insanlar tarafından en
genel açıklanış yöntemlerinden biri aynı alanda olmanın artan farkındağı,
bilmenin ve görmenin grubu birleştiren alanı. Ama bu kolektif alanlar görüşünü
özellikle ilgi çekici yapan, kolektif bilgelik deneyimlerinin ışığında, en
dikkat çekici grup deneyimini rapor etmesi: bir kere ortaya çıktığında
kolektif aklın kendine ait bir hayata kavuştuğu hissi.
Sheldrake’in morfik tını teorisinin
merkezinde kolektif alanların bir kere yaratıldığı zaman dünya yüzeyindeki
benzer aktivitelerle ilişkisi olan diğer gruplara yayılmaya başlayacağı
düşüncesi yer alıyor. Reklamı iyi yapılmış olan araştırması bir kere bir
bireyin ya da grubun yeni bilgiyi elde ettiği zaman, diğer insanlar için bu
bilginin erişilmesinin daha kolay olacağını ikna edici bir şekilde ortaya
koyuyor. Ve, kolektif bilgeliğin uygulayıcıyla konuşunca, yine ve yine
Sheldrake’in teorisini ispatlayan hikayelerle karşılaşıyoruz.
DÖNÜŞÜM İÇİN YENİ BİR BAĞLAM
“Atom-bölme” kolektif bilincin saf gücü için çok uysal bir tanım. Kaba
fiziksel bir güç hissi değil, hiçbir kelimenin ifade edemeyeceği bir zeka
gücü. Buluştuğumuz ufak odanın olabilecek her köşesine sızdı. Ayrıma “hayır”
dedi, bunun olmasını sağlamak için üretmemiz gerektiği ısrarını yuttu. O biz.
Yaratılışın eşiğinde bizim yaşamımız. Akıllarımız, kalplerimiz, seslerimiz-
hepsi bunda birdi, sınırsız bir pozitivlikte birleşmiş, olabilecek her alanda
gelişme misyonuyla.” Jody Paterson, Londra.
Jüri hala kolektif bilgeliğin ne olduğuna
karar veremese de, kimsenin üzerine tartışmadığı nokta onun değişim için güçlü
bir kuvvet olduğu. Bu yükselen alanın literatüründe kolektif aklın müthiş
gücüne ve dokunduğu insanları değiştirme gücüne dair bir çok ifade var. Ve
bunu yaşayanlar arasında uyandırdığı kanaat dinsel bir şey değildi.
İlk olarak katılan bireylerin üzerindeki
etkisi var. “Bir yıllık terapi, bu grubun bir parçası olmanın yaptığı şeyi
yapamazdı.” Anne Dosher gözlemliyor. “Mucizelerin olduğunu gördüm. İnsanların
yeniden doğduğunu gördüm. Bir kere sorumlu tutuldukları bir çemberin içinde
olma şansını yakaladıklarında, iyileştiler ve hayatlarına bir amaç buldular.”
Dosher ve birçok diğerleri için, kolektif bilincin keşfi basitçene spiritüel
yola tamamlayıcı bir unsur değil. Bu, bireysel değişim için önemli bir
kuruluş. Otto Scharmer’in gördüğü gibi, “Dünya’da bugün yeni olan şu ki
spiritüel kapıya ilk ve en ulaşılabilir yol bireysel meditasyondan değil grup
çalışmasından geçiyor. Olan şu ki, çok spontan bir şekilde, grupça bu daha
derin bir farkındalık ve bilinç sürecine dalıyorsunuz. Ve sonra, bir
kere bunu yapınca, diyebiliyorsunuz ki “Bu kaliteyi kendi hayatımda sürdürmek
istiyorum, böylece günlük olarak yapılacak bir iki pratik seçerim. Bence bugün
birçok insan için, kolektif tüm yolculuğun en önemli öğretmeni çünkü bireyler
için çok daha az ulaşılabilir bir bölgeyi keşfetmemizi sağlıyor.”
Bireysel çıkarların ötesinde, tabii ki,
grubun kendisinin çıkarı da var. “Grup bu konuda iyi bir ve pratik yapmış bir
duruma geldiğinde, çok hızlı karar verebiliyor” diye işaret ediyor Robert
Kenny. “Çünkü sezgisel hareket ediyorsunuz ki bu da rasyonalizm ve düzensiz
mantığın lineer sürecine göre direkt bir bilme yöntemidir.” Bu kolektif
sezginin bir bölümü ani çözümlere götüren orijinal düşünce için bir kapasite
gibi görünüyor. Dialogue: Rediscover the Transforming Power of Conversation
(tr. Dialog: Konuşmanın Değiştirici Gücünün Yeniden Keşfi) adlı kitabın
yazarı Glenna Gerard açıklıyor; “Grup gerçekten bir araya geldiğinde ve bir
kolektif bilgeliğin varlığında, bireylerin daha önce tek başına düşündüklerini
aşan bir düşünce tarzı ortaya çıkıyor gibi görünüyor. Bu gerçekten yeni
düşünüş.” Ancak Gerard’a göre, gruplarda ortaya çıkan sezgi türünün belki de
en belirgin yanı bütünün sezgisini yansıtabilmesi. “Bence kolektifliğin
özelliklerinden biri gördüklerimizi bireysel lenslerimizden merkeze
ekleyebilmemiz, ve kolektif o zaman bütünü algılamak için bir araç haline
geliyor.” Bu tür bir görüş dramatik efektlere yol açabilir. “Bu olduğunda,
bireyler farklı davranılar, çemberde de ve çemberden çıktıklarında da.
Birbirine bağımlılığın yükselmiş, somutlaştırılmış bir bilme varmış gibi
görünüyor. Bireyselliklerinden vazgeçmiyorlar, ama örneğin, takımın görevi
hakkında konuştuklarında, paylaşılan bir anlayıştan konuşuyorlar. Davranışları
ve seçimleri sadece onların bir şeyi nasıl gördüklerinden değil, ama
onun gruba nasıl oturacağından kaynaklanıyor. Bu tür bir kolektif sorumluluk
var.”
Grupların daha geniş, bütünsel bir bakış
açısına ulaşma potansiyeli kolektif bilinç araştırmacılarını ve
uygulayıcılarını başından beri heyecanlandırmış bir kavram. Gerçekten de,
David Bohm’un dialogun gücü için heyecanına katalizör olan şey bütünü keşfetme
kapasitesinin ta kendisiydi. Bohm için, bu alanda çalışan birçok diğerleri
gibi, sadece grupların veya bireylerlin değişimi için değil bölük pörçük
dünyamızın iyileşmesi için de en büyük vaadi veren bu daha yüksek düşünme
düzeniydi.
BİR İPUCU
“Yeni bir birlikte çalışma yönü fark
ediyorum, mümküne olan ilgimizin-en yaratıcıdan en pratiğe-derince hayata
gediği ve fikir akışımız bir dans gibi olduğu, birbirimize dikkatimizi
verdiğimiz, her bireyin buluşmadan önce yaptığı düşünüşü ve araştırmayı içeri
kabul ettiğimiz ve gerçekten bir araya gelecek şekilde cevap verdiğimiz bir
şekilde. Başka bir çalışma ortamında yaşadığım şeylerden çok uzak bu- ve ne
olduğunu da bilmiyorum – ancak bir şekilde onlara bağlanmadan ve kimliğimizi
çevrelerine sarmadan fikirlerimizi ileri sürebiliyoruz.” Laura Hartzell, Lenox,
MA
HERHANGİ BİR ALANDA UYUMLULUK ÇOK
NADİRDİR,
kaldı ki ortaya çıkışının ilk aşamalarında olsun. Ancak bu makale için
konuştuğum yirmiden fazla araştırmacı ve pratisyen, ve okuduğum daha fazlası,
hemen hemen hep aynı yanan soruya varmışlardı: Kolektif bilgeliği dünyayı
değiştirmek için nasıl kullanabiliriz? Belki de bunun deneyimler sırasında
ortaya çıkan müthiş enerjiyle ilgisi vardır. Bu kadar büyük bir potansiyeli
içinde barındıran bir gücün keşfinden sonra bu gücün pozitif bir değişim için
nasıl kullanılabileceğinin sorulması çok doğal. Ya da belki de kolektif doğa
fenomeninin kendisine borçludur. Grup aklı gibi bir şey ortaya çıkabildiyse,
muhatapları da kesinlikle kolektif olanlar olacaktır- duygusu, iradesi,
bilinci kalıtımsal olarak bütüne bağlı olacaktır. Ancak bu birleşmiş ilhamının
kaynağı her ne ise, kolektif bilinç hakkında net olan bir şey var; aklını bir
şeye koyduğu zaman, birlikte fark edilecek bir güç. Bu alan ilk on yılını
tamamlarken, birçok temel hareket ve başlangıç şimdiden yolda, grup aklını
dünyamızda karşımıza çıkan karmaşık ikilemlere getirme vizyonuyla.
“Bu çok karmaşık konulara doğru her
yenilikçi yol – konu ister çevre ister AIDS ya da su olsun – önemli sorularla
ilgili diyaloglardan geçecektir. World Café olarak da bilinen “konuşma
hareketi”nin yardımco kurucusu olan Juanita Brown ne dediğini bilen bir kadın.
Bir başka Worl Cafe ev sahibi olan partneri David Isaacs ve dünya çevresindeki
diğer ev sahipleriyle birlikte, geniş çaplı sosyal değişimleri ölçebilen
dialog modelinin yaratımında kıdemli-düzey ortak stratejist ve araştırmacı
olarak son yirmi beş yılda yaşadıklarını uyguluyor
ve işe yarıyor gibi görünüyor. 90ların
ortasındaki başlangıcından bu yana, World Café’nin büyük grup soruşturmasına
yenilikçi yaklaşımı 5 kıtaya sıçradı ve geniş kuruluşlar ve sosyal ortamlar
çevresinde birleştirildi. Orta Doğu’da, katı İsrail-Filistin konuşmalarına
yeni bakış açıları getirmek için kullanıldı. Meksika hükümeti ve ortak
liderler metodolojisini senaryo planlamaya ve ulusal sosyal gelişime
uyarladılar. Ve Singapur’da şimdi birçok bakanlıkta ulusun “öğrenen toplum”
olma hedefi için kullanılıyor.
Ve World Café global kültürümüzü
dönüştürmeyi amaçlayan birçok kolektif bilinç hareketinden biri. Mitch
Saunders’ın Sosyal Buluş projesi için laboratuarı kolektif düşünmeyi Venezuela,
Liberya ve Endonezya’daki sivil savaşı engellemek için kullanmanın yollarını
arıyor. Harrison Owen’ın “Açık Alan Teknoloji”si petrol zengini Niger Delta
bölgesindeki iki etnik ulus arasında yedi yıldır süren kanlı çatışmada
ateşkesi getirmek için başarıyla kullanıldı. Ve burada kendi evimizde, Sandy
Heierbacher’in Diyalog ve Tartışmak için Ulusal Koalisyon’u gibi
organizasyonları, vatandaşları ülkenin geleceği hakkında birlikte düşünmek
için seferber ederek demokratik süreci yeniden canlandırmaya çalışıyorlar.
Dinamik Yardımlaşma’dan Derin Diyalog’a, yeni kolektif teknolojiler ülkenin
her bir yanında, dünyanın köşelerine yayılıp sayısız organizasyonu ve toplumu
en sorun veren sosyal ikilemlerine çözüm bulmaları için seferber ediyor.
Kolektif bilgelik hareketinin doğal
yardımcı vurgusuyla başa çıkmada bir çok yaklaşım kendini organize eden veya
temel bir yönlendirici unsur taşıma özelliğinden yoksun bulunuyor. Ve
stratejik vücut yönlendirmenin ve kontrolün eksikliği kesinlikle bu kadar
uzağa ve hızlı olarak yayılmasını sağlayan sihrin önemli bir parçası. Ancak bu
kolektif aktivizmi kontrol ederken bir yandan da şüphe yok ki daha geniş çaplı
değişimleri katalize etmede önemli bir potansiyel sahibi. Karşılaştığımız
zorlukların magnitüd ve kompleksliğiyle başa çıkabilmek için daha merkeziyetçi
bir yaklaşımın gerektiğini düşünen en az birkaç kişi var. Dünya çapında
birleşmiş bir dönüşümsel takım yaratma ihtimalinden ilham alan Boston dışından
küçük bir dinamo grubu kolektif bilgeliğin en azimli tek çabasını ortaya
koymak üzereler. Dünya’nın en rahatsız edici sorunlarıyla baş etmeye kararlı
olarak, Peter Senge, Joseph Jaworski, Otto Schramer ve onların takımı Global
Liderlik İnsiyatifi (dünya yüzeyindeki en büyük sorunlara yönelik ipuçları
ortaya koymayı hedefleyen bir çaba)’ne yol alıyorlar. “İnsan komünitesinin tüm
sektörlerinden, iyi gelecekler yaratmak isteyen kolektif güçten yararlanmak
isteyen insanlardan oluşan” bir liderler ağı kurararak “ AIDS, su ve iklim
değişimi gibi doğal global değişimler yaratacak olan on uluslar arası proje”
gerçekleştirmeyi planlıyorlar. Ve dahası, bunu “başka bir enstitünün
bastıramadığı standart bir mükemmelik ve profesyonellik ile” yapmayı
planlıyorlar.
İyiliğe inanmayan (sinik) çağımızda,
dünyaya belirgin bir değişim getirme konusunda kendine bu kadar güvenen bir
grup insanla pek sık karşılaşmıyoruz. Ancak bunu saflığın, kibrin veya
hiperbolik idealizmin ürünü olarak görmeden önce, dümendeki bireylerin
dünyadaki en organize beyinler olduğunu aklınızda bulundurun. MIT, Generon
Danışmanlığı ve Organize Öğrenme Topluluğu’ndaki çalışmalarında, bu yönetim
uzmanları 20 yıldır kolektif öğrenme ve yenilik hakkında ısrarcı
davranıyorlardı. Geniş-çap sistemlerinin değişiminin ve liderlik gelişiminin
öncülüğünde, çok nesilli derneklerle, dünya çapındaki hükümet acentalarıyla ve
sivil toplum örgütleriyle yakın ilişki içinde çalıştılar.
Bu insiyatifin en önemli noktasında küçük
grupların çığır açıcı düşünceler yaratma potansiyelinin derin kanısı var.
“Aksiyon araştırması”nın uzun yıllarında, “içinde tek bir zeka gibi hareket
etmeyi başaran oldukça çeşitli bireylerin yer aldığı birleşmiş öğrenme
alanları yaratma” konusunda “şiddetli” olduğunu hissettikleri bir metodoloji
yarattılar. Kolektif bilgeliğin kullanımının en şiddetli global sorunlarımızı
gerçekten çözebilecek olması kulağa geldiği kadar uçuk bir düşünce
olmayabilir. Birkaç yıl öncesine kadar böyle bir fikrin iş veya hükümet
alanında liderlerin bunu ciddiye alabileceğini düşünebilmek zor olurdu. Ama
artık kesinlikle hızla değişen zamanlardayız. Ve bu öncülerin ileri
görüşlülüğü göz önüne alırsak, ileride birçok pozitif değişimin bizi
beklemesinin en azından olasılığı var diyebiliriz.
OMEGAYA UZANMAK
“Biz
konuştukça, çember genişledikçe, bir bir ilişki yapısı diğerinin önünü açıyor
gibi görünüyordu, ve eskiden yeniye dönüşen sınırları gözlemleyebilirdiniz.
Bilincinde olduğumuz gerçeği, bilinçli olarak yeni boyuta doğru el yordamıyla
ilerlerken, olan şeyin belki de en sıra dışı özelliğiydi: mükemmel olmayan
varlıklar, şartlanmamızın farkında olarak, gelişmeyi seçiyorlar… Dikkatimiz
genişledi ve evrensel ruhun yapısını görebildik, birçoğu gibi vücutça var
olan, bizi sözcüsü olarak kullanarak, Oluşun mükemmeliğini gösteriyor- engin
bir kişisel olmayış, kişisel önemimiz hakkındaki görüşlerimizin tamamen demode
olduğunu sunuyordu. Bu büyüklüğün bizim kaderimiz olduğu ortadaydı.”
Melisa Hoffman, Lenox, MA
20. yüzyılın ortasında, French Jesuit rahip
ve paleontolog Pierre Teilhard de Chardin insan geleceğinin yeni radikal bir
vizyonunu öne sürdüler. “Biz…önümüzdeki yeni kritik noktaya doğru
ilerliyoruz,” yazdı The Human Phenomenon’da(tr. İnsan Fenomeni). “Bir
çeşit süper-bilince eş değer olan bilincin harmonik kolektifliği. Sadece
dünya’nın sayısız düşünce parçacıklarıyla kaplanma düşüncesi değil,
fonksiyonel olarak yıldızlara dair ölçekte tek engin düşünce parçasından
fazlası olmadan, tek düşünce zarfıyla kuşatılmak, bireysel yansıtmaların
çoğulluğunun birbirlerini gruplaması ve ortak fikirli yansıtmaya teşvik
etmesi… İmparatorlukların tüm çatışmaları arkasında fetihte barış ve işte neşe
bizi dünyanın içsel bütünleşmesinde bekliyor- dünyanın kinsiz bir ruhunun
inşası. Bu, uzağa erişen kolektif anlamların vizyonuydu, “Omega Noktası” adını
verdiği bir yere uzanan.
Teilhard’ın vizyonu yaşamı boyunca
anlaşılamazken, bizimkinde bile hala anlaşılamadı, yarım yüz yıl önce yazılmış
sözleri kolektif bilgeliği deneyimlemiş herkes için bir deniz feneri olmayı
sürdürüyor. Her ne kadar gizemli kolektif bilinç anlayışımız yeni şekillenmeye
başladıysa da, keşfedenlerimiz için en neti şu ki deneyimin kendisi bizi bir
yere yönlendiriyor. Carol Frenier, Kolektif Bilgelik İnsiyatifi için kişisel
hikayeleri sentezlerken kolektif bilgeliği deneyenlerin büyük çoğunluğunun bu
bilgeliğin amacının “evrimsel büyüklüğe yeni bir sosyal/spritiüel düzeni
doğurmak…zaten kendi gücüyle yükselen” olduğunu düşündüğünü fark etti. Bu yeni
düzenin, evrimsel yükselişin doğası tam olarak nedir? Ve bunun doğumunda nasıl
bir rol oynayabiliriz?
Görünüşe göre cevap kolektif deneyimin
kendisinde yatıyor olabilir. Çünkü eğer tüm raporların önerdiği gibi kolektif
akıl gerçekten bireysel aklımızdan daha iyi düşünüyorsa, daha iyi yaratıyorsa,
daha iyi işliyorsa; ve eğer bireysel kapasitelerimiz bu kolektif zekaya
bilinçli katılımımızla artıyorsa, o zaman evrimsel ilk soru şu olmaz mıydı:
Kolektif bilince ulaşmamızı engelleyen bariyerleri kaldırmak için- bir bakış
atabilecek kadar değil, sürekli bir şekilde- ne yapmamız gerekiyor? Daha
yüksek toplumsal bir akla sürekli bir bağlantı halinde aralıksız
çalışabilseydi eğer küçük bir grup, neler mümkün olabilirdi? Dahası, eğer
böyle bir fenomen daha geniş bir çapta gerçekleşmeye başlasaydı? Rupert
Sheldrake’in morfik rezonansın gerçek olduğu teorisinin büyüyen gövdesi
gerçektse, böyle bir oluşumun dünya çapında yayılmasını ne engelleyebilirdi?
Basamaktaşı kitabı Nonzero: The Logic of
Human Destiny (tr. İnsan Kaderinin Mantığı) Robert Right insan tarihinin
yürüyüşünün tekdüze bir yönde olmadığını ve hatta belirli bir yörüngede-
ortaklık ve birliğe doğru- geliştiğini savunuyor. Hissetme ve “kardeşçe
sevgi”yi ifade edebilme kapasitemizin parametrelerin hısımlıktan kabileye,
kabileden ulusa genişlediğini; ve bununda ötesinde “daha geniş ve zengin
birbirine muhtaç olma ağlarının içine yerleştiğimizi” yazıyor. Wright’ın son
zamanlarda bir röportajında tahmin ettiği gibi “Bundan beş yüz yıl sonra,
belki de bu gezegendeki her çeşit tekno-sosyal organizma birleşmiş bir
subjektif farkındalık alanı sahibi olmak için yeterli ölçüde bağlı olacak.
Belki sanki Dünya olmak olacak.” Eğer Teilhard bu konuda haklıysa,
dahası, gezegenin kolektif aklı diye bir şey varsa, ve insanlar bir çeşit dev
beyinde küçük nöronlar gibiyse o zaman bir gün gezegen bir anlamda birleşmiş
bilinç sahibi olacaktır. Gerçekten Omega’ya doğru bir yolculukta olabilir
miyiz? Küçük gruplarda giderek artan paylaşılan bilgelik fısıltıları, daha
büyük bir kolektif bilgelik dalgasının doğma çabalarının ilk belirtileri
olabilir mi?
Global tahminlerimiz ele alındığında a büyük bir Omega’nın yolun
aşağısında olduğunı hayal etmek biraz garip geliyorsa, kolektif bilgi
tecrübesinin kalbinde başka bir anlayış yatıyor; şu anda yaşadığımız hayata
dair daha köşede kalmış ama büyük implicationlara sahip bir anlayış...Ne demek
oluyor, sonuçta, kolektif yüksek bir akılda bir araya gelebileceğimiz? Eğer
bireysel bilincimizin doğası kolektif tarafından yönlendirilebilecek
şekildeyse, bu bizim doğamız hakkında ne söylüyor? Chris Bache’ın belirttiği
gibi “bu tür deneyimler bize bireyselliğin ne olduğunu öğretiyor, onu kapalı
bir sistemden çok açık bir sistem gibi düşünmeliyiz.” Ya birbirine bağlı olma
ve nüfuz etme bilgimiz,kimliğimizin temeli oturttuğumuz bütünden bağımsız
birey olma sevgisinden uzaklaşırsa?Ya kişisel ferahlığımızı umursamaz
endişe_egonun bitmeyen istekler,tutkular ve korkular zinciri büyük, kolektif
kişilik ve kaderimizle ilgili endişelerimiz belirsizliğe solarsa?Ne çeşit bir
insan dünyası oluşur?Kişisel endişeden halatlarını koparmış bir şekilde
bireyselliğimiz ne ifade eder? Daha da önemlisi,daha kolektif şimdiki zamanda
parça duruma nerede gideceğiz? Kabul edilen,verilen şimdiki zamandaki insan
ilişkileri,bu bakış açısında muradına ermeden uzak bir çığlık. Ama
potansiyelcilerin tuttuğu etkileyici ışıkta aklımızda ortaya çıkan, kolektif
hedeften daha değerli bir olasılığı düşünmek oldukça zor.
1, 6, 7, 9 Betimlemeler, What is
Enlightment? ve onun veli kuruluşu Impersonal Enlightenment Fellowship
tarafından sunulan “Experiments in Enlightened Communication”daki
katılımcılardan alınmıştır. www.andrewcohen.org
2: Beth Jandernoa, geniş sistem
değişiklikleri üzerinde çalışan 21 kadından oluşan ilk Uluslararası Kadınlar
Diyaloğu’ndaki deneyimini anlatıyor.
3: Tom Callanan Introduction To Dialogue
(tr. Diyaloğa Giriş) sırasında Glenna Gerrard ve Linda Ellinor ile
eğitilirkenki deneyimlerini anlatıyor. Centered on the Edge: Mapping a
Field of Collective Intelligence and Spiritual Wisdom’dan alınmıştır.
Fetzer Institute, 2001. www.collectivewisdominitiative.org
4: Emet Miller, MD, eşiyle birlikte Nevada
City’nin kırsal kasabasında bir komunite oluşturmak için organize ettikleri
World Café deneyimini anlatıyor. www.theworldcafe.com
5: Spritüel öğretmen Jaime Campbell,
yönettiği yoğun bir grup atölyesi sırasında deneyimlediği spontan kolektif
uyanışı tarif ediyor.
8: WIE Digital çalışanı Laura
Hartzell proje takımlarında çalışma deneyimlerini açıklıyor.
(Not: "What is Enlightment?"
Dergisinin izniyle yayınlanmıştır. Makalenin aslı derginin
Mayıs - Temmuz 2004
sayısında yayınlanmıştır.
©2005 "What
Is Enlightenment? Press". Hakları saklıdır.
http://www.wie.org)
|