Yazıyı Yazdırmak için Tıklayın  Yazara Mail Atmak için Tıklayın

Yağmurlu ve dolayısıyla trafiği berbat, heryeri kazılı ve çamur dolu sinir bir İstanbul günü. Koskoca bir yaz geçti ve sanırım belediye çalışanları da okullarla beraber topluca karnelerini alıp!!! yaz tatiline  çıktığı için Eylül 15 itibarı ile işbaşı yapıp, ellerinde kürekler, bellerinde uzun ipler indiler İstanbul’un tüm ana arterlerini kazmaya!!! Bu karmaşa ve saçmalık içerisinde ben yine de mutluyum bugün, neden mi? Hasan’ın “Bilge adında bir kadın” yazısından tanıyıp, tanışmayı çok ama çok arzu ettiğim ancak bir türlü fırsat bulamadığım, benim de çok fazla ilgilendiğim bilinçaltı üzerine terapi yapan Bilge Hanım’la tanışacağım bugün. İstanbul’daki tüm engelleri aşarak ulaşıyorum Gümüşsuyu’na, Reikievi’ne. Ve başlıyoruz Bilge Güneylioğlu ile sohbete...

 

N: Çoğumuz sizi Hasanın “Bilge adında bir kadın” yazısında anlattığı terapi ile tanıdık. derKi’nin sessiz ama kendi tarafında çok yoğun olan bir yazarısınız. Yaptığınız terapiye geçmeden önce sizi kısa bir tanıyabilir miyiz?

 

B: 1966 Ankara doğumluyum. Evliyim, bir kızım var. Ankarada yaşıyorum. Sık sık İstanbul’a gelip gidiyorum.

 

N: Neden gelip gidiyorsunuz İstanbula?

 

B: Reiki ve terapilerim için. Ankara’da da yapıyorum ama İstanbul’da da takip ettiğim kimseler var.

 

N: Biraz evvel dediğim üzere çoğumuz sizi Hasan’ın yazısı ile tanıdık. Hasan yazısında bizzat deneyimlemiş olduğu ve sizin uyguladığınız bir terapiden bahsediyordu. Nedir bu terapi?

 

B: Reiki ile birlikte yaptığım bir çalışma bu.

 

N: Adı nedir terapinin?

 

B: Adını benim koyduğum Bilinç Terapisi. Üst bilinç ile bağlantı kurarak, kişinin bilinçaltına girip, bilinçaltında şu anki sorununun kaynağını bulmaya çalışıyorum.

 

N: Biraz daha açabilir misiniz?

 

B: Tabii. Bilinçaltı sembollerle konuşuyor. Bilinçaltı sonsuz bir derya, ucu, bucağı yok. Bir kişinin bilinçaltına giriyorum ama her yerini görebiliyor muyum, hayır. Buna ömür yetmez . Ama kişinin şu anki yaşamında yaşamakta olduğu ne sorun varsa, o sorun ile ilgili bilinçaltında kaynağını bulmaya çalışıyorum. Bilinçaltını ben sembolik olarak bir bahçe olarak görüyorum. Terapide bahçeye girip, bahçenin sorunlu kısmını terapi yaptığım kişi ile birlikte dolaşıyoruz. O bahçenin duvarı mı yıkılmış, sel mi basmış, yangın mı çıkmış, toprağı mı bozulmuş, her ne sorun varsa ve kişiye ne şekilde yansımışsa Ki bu uykusuzluk,  mide ağrısı, kol ağrısı, baş ağrısı, v.s şekilde yansıyabiliyor, ben bunun ana sebebini bulup, üzerinde çalışıyorum.

 

N: Bilinçaltı bilgisi ile ilk tanıştığımda hayretlere düşmüştüm. Aslında insanın sahip olduğu en büyük hazinelerden biri ama kimsenin haberi yok. Hayatınızdaki mutluluk, huzur, sağlığı veya tam tersi mutsuzluk, kargaşa, sıkıntı ve hastalığı bilinçaltınızla aranızdaki komünikasyon sağlıyor. Ne ekiyorsanız bilinçaltına, hayatınızda da onu biçiyorsunuz. Aslında hayal ettiğimiz güzel hayata ulaşmak bu kadar kolay ama bunu uygulamak ise bir o derecede de zor, değil mi? İşlevi çok kolay ama ulaşımı zor olan bilinçaltına siz nasıl ulaşıyorsunuz? Kişileri uyutuyor musunuz?

 

B: Hayır, uyutmuyorum ama uyumayı arzu ederlerse uyuyabilirler. Her nasıl rahat olacaklarsa o şekilde olmalarını istiyorum. Onların rahat olması benim de rahat olmamı sağlıyor. Reiki kanalımı açıyorum ve kişinin bedenine ellerimi koyuyorum ve şunu diyorum “bu kişi bana (hangi neden için) gelmişse, bu problemin ana nedeni ne ve bunun çözümünü istiyorum” deyip başlıyorum.

 

N: Anladığım kadarı ile terapiye başlarken bir niyet yapıyorsunuz. Terapiye gelenle konuşma yapıyor musunuz?

 

B: Terapi esnasında hiçbir konuşma olmuyor ama şayet terapiyi alan kişi birşey söylemek ister, paylaşmak isterse “siz konuşun, ben yanıt vermeyebilirim ama sizi duyarım” diyorum. Çoğunlukla hiç konuşmadan geçiyor terapimiz ve aşağı yukarı 45 dak – 1 saat arasını buluyor. 4 gün üst üste yaptığım bir çalışma bu. Kişinin önce kendisini bulup, sonra bahçesinin yerini göstermesini isteyip, bahçesinin sorunlu kısmında gezintiye çıkıyoruz beraberce. Ve kişi bu bahçede benim ona sorduğum sorulara cevap veriyor, bana anlatıyor.

 

N: Terapide konuşma yapmıyoruz demiştiniz, bu bahsettiğiniz konuşma duygu, düşünce boyutunda olan telepatik bir konuşma mı?

 

B: Evet.

 

N: O zaman buradan şunu çıkarıyorum; sizin bu terapideki farklılık, yani diğer Reiki terapilerinden farklılığı, sizde olan ve toplumun 6. his veya duru görü diye tabir ettikleri size has özel algının da devrede olması ve onun vasıtası ile daha derinlere inebilmeniz. Psikoterapilerden de farklı değil mi?

 

B: Ben hiç psikoterapi terapilerine katılmadım ama katılanlardan dinlediğim kadarı ile onlardan farkım seanslar boyunca hiçbir konuşma ve yönlendirme olmuyor ve 3. günün sonunda o kişi ile ilgili terapiler boyunca ne hissettiysem, ne algıladıysam, bahçesinde beraber dolaşırken ne gördüysem, neyin düzeltilmesine karar verdiysek Ki ben sadece izleyiciyim hiçbir müdahale yetkim yok burada, birlikte oturup konuşuyoruz karşılıklı olarak. Bu konuşma aslında daha çok semboller üzerine kurulu oluyor. Mesela karanlık bir nehir vardı, yüksek bir dağ vardı gibi. Ve tüm bu sembollerin onlar için ne anlama geldiğini biliyorum.

 

N: Peki karşınızdaki biliyor mu manalarını bu sembollerin, yorum yapabiliyorlar mı?

 

B: Bazen birşeyler canlanabiliyor onlarda da ama bazen de bir örnek verebilir misiniz diye sorabiliyorlar. Aslında kişinin bilmediği birşeyi anlatmıyorum ben. Kendi iç seslerinin çevirmeni oluyorum onlara. Daha netleştirme ihtiyacı içersine girdiğimizde ise gerçek hayattan örneklerle bu sembollerin açıklamasını yapıyorum. Ve hemen akabinde, tüm bu konuşma sırasında,  kişiye kendisini anlatırken, neler hissetmiş, neler düşünmüş,  anlattıklarımdan aklında ne kalmış, beni, (aslında kendisini) anlamak istediği gibi mi yoksa anlaması gerektiği gibi mi anlamış bunu görmek için  çok detaylı bir yazı yazmasını, tüm duygu ve hislerini yazıya dökmesini istiyorum. Yazıyı özellikle kendi el yazısı ile yazmasını, yazdığı bir şeyi, vazgeçse dahi silmemesini istiyorum çünkü yaşadığı tüm duygu aşamalarını görmek istiyorum bu yazı ile. Detaylarda öyle çok şey buluyoruz ki.  

 

 

N: Her seansın sonunda bu yazıyı istiyor musunuz?

 

B: Hayır 3. seansın sonunda istiyorum. Benim anlattıklarımı, beni dinlerken ne hissettilerse: hem duygularını, hem de sorularını yazmasını istiyorum ve tüm bunları bu yazı ile tekrar ele alıp, yorumluyoruz. 4. gün çalışmayı tamamlıyorum, bana yazmış olarak geliyor ve bu sefer kendisini benim sesimden dinliyor. Hazırlamış olduğu yazıyı yüksek sesle ben okuyorum ona. Sonrası yazının içeriğine girip, burada niye bunu yazdın, burada niye bu ifadeyi kullandın diye karşılıklı konuşuyoruz. Çoğunlukla ilk yazıyı beğenmiyorum ve bir ödev daha veriyorum yeniden hazırlamasını istiyorum. Ve uygun olduğu, hazır olduğu bir zamanda tekrar buluşuyor yeni yazıyı ele alıyoruz. 2 yazı arasındaki farkı görmesini istiyorum ondan, bu dolayısıyla kendinde pek çok şeyi fark etmesini sağlıyor. Ve sonrası için de düşüncelerinin hafiyesi olup, peşlerine düşmeleri gerektiğini ve bu takip esansında istedikleri zaman beni arayabileceklerini belirtiyorum kendilerine. Örneğin: niye bir şeyi istediğim zaman yapmamak için  hemen mazeret üretiyorum yoksa kendimi buna layık mı görmüyorum ya da bu kelimeyi neden bu kadar sık kullanıyorum kendime bir şey mi anlatmaya çalışıyorum gibi...

 

N: Bu 3 seansın sonunda karşılıklı değerlendirme yaparken siz bir yönlendirme veya müdahale yapıyor musunuz?  Mesela şu işlere girme sana göre değil, şuralara gitme, şu evi alma, şunu sev, şunu sevme gibi.

 

B: Terapimde asla bir yönlendirme, müdahale söz konusu değil. Terapi sırasında yaptığım yorumlar, semboller ve anlatımları,  kendi yorum ve anlatımlarım ya da bana ait bilginin yorumları değil. O yorumlar, kişinin kendi yorumları, konuştuklarımız ona neyi sembolize ediyorsa ona kendi yorumunu aktarıyorum ben. Mesela, kiminde ateş görürüm, o kişide bu gücü temsil ederken, kiminde korkuyu ya da öfkeyi ifade edebilir. O kişide algıladığım sembollerin yine kendi dilince ona anlatımıdır benim yaptığım.

 

N: Yani bir çeşit beni bana anlatıyorsunuz?

 

B: Evet bu çok önemli birşey. Çünkü benim yapacağım yorum, ancak benim şu ana kadar edindiğim deneyimlerime ait, onlardan çıkardığım yorum olabilir. Ama o kişinin hayata bakışı, şartları, yaşayışı ve yaşadıkları benden çok farklı olabileceği için benim yorum katmam son derece sakıncalı olur.

 

N: Bu soruyu sormamın sebebi, piyasada malum bir sürü değişik terapi ya da danışmanlık çeşidi var. Ama maalesef Ki bir kısmı haddini ve esasını aşarak sizi yönlendirebiliyor, müdahale edebiliyor hayatınıza. Bunu bilen de bu tarz terapilerden bu müdahale korkusu nedeni ile uzak durmaya çalışıyor. Aslında alabileceği çok güzel bir destek varken bu korku ile çekiniyor. Bu nedenle gerçekten insanın kendini keşfetmesine yönelik, müdahalesiz terapiler de kurunun yanında yaş da yanar misali pasif kalıyor. Açıklamanız doğrultusunda çalışmanızı şöyle örnekleyebilir miyiz: Bir inşaat düşünelim, siz ekspertiz olarak içeri giriyor, nerede ne çatlak var, nerede yanlış uygulama yapılmış, v.s bunları tespit edip, bunu o kişiye yani inşaat sahibine raporlayıp, onların farkına varmasını, düzeltmesini sağlıyorsunuz.

 

B: Evet böyle örneklenebilir. Düzeltme ile birlikte, o çatlağa ya da yanlışa sebep olan sorunun ana kaynağına ulaşılması, o çatlağa ne neden olmuş ve/veya neden gerek duyulmuş bunlarında ortaya çıkması lazım Ki ileride benzer problemlerde aynı çatlaklar oluşmasın.

 

N: Çatlağı sıvayıp kaparsınız ama ona neden olan sorunu kaynağından temizlemezseniz orada yeniden çatlak oluşabilir.

 

B: Evet. Bahçesini düzenlemesi, problemli olan yerlerini elden geçirmesi aslında bu işin en kolay kısmı. Asıl önemli olan bundan sonra fark ederek, bilerek yaşama devam etmek, bu bahçeyi hep bakımlı, düzenli tutabilmek. Sel basabilir, fırtına çıkabilir, sorun değil, bahçenin alt yapısı düzgün, sağlam olduğu sürece fırtınaya da, sele de göğüs gerersin. Olabilecek tahribatları da kolayca onarabilirsin. İnsanın hayatında sorunlar hiç bitmiyor. Nerede ne ile karşılaşacağımızı, yaşayacağımızı bilmiyoruz.

 

N: Bahçenin düzeni tek seferlik değil anladığım kadarı ile. Her gün, her mevsim ve getirdikleri ile sürekli bakım ve düzen gerekiyor. “Tedavi bitti oh ben artık rahatım” demek olmuyor. Asıl görev ondan sonra başlıyor, farkındalıkla ona devam etmek değil mi?

 

B: Evet, doğru söylüyorsunuz. Hem reiki, hemde benim yaptığım bu terapide amaç sorunları yok etmek değil. Amaç,  her ne yaşanıyorsa, yangın, fırtına, kar, sel,  her ne ise o sorunu olabildiğince zararsız atlatabilmek. Örneğin bir olay yaşandı bitti veya halen devam ediyor, böyleyken bile hemen bahçeye girip hasar tespit çalışması yapıp, zaman kaybetmeden gerekli önlemleri, düzeltmeleri yaparak hayata kaldığımız yerden devam edebilmeyi sağlamak.

 

N: Şimdi detaylandıkça benim için de bayağı şekillendi terapi. Kimlere yapılıyor bu terapi diye bir sorum olacaktı ama bu detaylarla illa bir hastalık, bunalım, v.s yaşamadan da herkese yapılabileceğini keşfettikten sonra sorumu; terapi yapılacak kişinin kendini hazır hissetmesi önemli mi? Yoksa ben kolundan tuttuğum gibi bir arkadaşımı getirsem yine faydalı olacak mıdır? diye değiştiriyorum.

 

B: Zaten kişi hazır olmazsa gelmiyor. Beni arıyor, yaptığım çalışmayı anlatıyorum. Ben birkaç gün sonra sizi ararım diyor ve sonrası aradığında kendimi size olanca çıplaklığı ile açmaya hazır hissetmedim, belki sonra diyebiliyor. Ya da direk bir bahane buluyor. Ama ne zaman Ki o yüzleşmeye hazır olup, kaldırabileceğini hissettiğinde bana bir şekilde ulaşıyor.

 

N: Peki siz nasıl girdiniz bu terapi olayına? Nasıl tanıştınız bilinçaltı terapisi ile? Reikiye nasıl girdiniz diye sormayacağım zira reiki almamış yurdum insanı kalmadı zaten. Vaftizsiz hristiyan nasıl olmuyorsa, reikisiz bir Türk vatandaşı düşünemiyorum ben bu dönemde. J Geçen gün sahilde yürüyorum,  çiçek satan bir çingene yaklaştı ve “falına bakiiim abla” dedi. “Yok, sağol bende fal işlemiyor, kimlere gittim, kimlere ama bakamıyorlar, çıkmıyor” dememle kadıncağız bir sevindi, gözleri parladı ve dediki “abla benimki öyle bildiğim fallardan değil, ben reikili fala bakıyorum”... J Gülermisin, ağlarmısın, işte Reikinin Türkiyedeki son hali

 

B: Evet haklısınız. Benim  bilinçaltı ve buna bağlı terapinin hayatıma girmesinde herhangi bir özel olay yok. Hani çok isterdim caf caflı bir hikâyem olsun, huriler geldi, beyaz sakallı dede gördüm demeyi ama,  öyle olmadı. Hatta bu konulara, spirituel konulara ilgim de yoktu. Hiç spirituel kitap okumamıştım mesela, açıkçası halen de okumam. Okuduğum kitaplar, Cumhuriyet tarihi, Osmanlı tarihi, Orhan Pamuk’un Beyaz Kalesi gibi kitaplardı. 2000 yılında Reiki  yapmaya başladıktan, öğrendikten sonra daha 1. aşamayken her nedense Reiki yaparken gözümü kapatır Reikinin akışını hissetmek isterdim. Elimi koyduktan sonra  yoğun konsantre olma isteği hissederdim hep. Ve gözümü kapadığım zaman bir takım şekiller görmeye başlardım. Mesela elimi midesinde tutuyorsam sanki bir ateş yüzümü yalar geçerdi, başka bir yerine dokunurken sanki ağlayan bir çocuk görürdüm. Ve ne olduğunu bilmezdim bunların, seyrederdim sıkılmadan. 2. aşama Reiki aldığım dönemde hep şunu söylerdim Reiki hocam Gülüm’e (Omay) “ En çok istediğim şey bir gün birine dokunacağım ve o olacağım. O kişinin içinde ne problem varsa göreceğim ve ona yardım edeceğim”. Hep bunu söylerdim.

O da bana “bunu yapacağına yürekten inanıyorum” diye cevap verirdi.

 

N: Bu istek Reiki den sonra mı oldu yoksa çocukluktan gelen birşey miydi?

 

B: Hayır, biraz evvel de bahsettiğim üzere herkes gibi sade bir vatandaştım ben de, hiçbir özelliğim, değişik bir yeteneğim filan yoktu. Reikiden sonra tüm yaşadıklarımı Gülüm’e de anlatmaya başladım ve 2. seviyeden sonra daha mental, bilinçaltına yönelik konular da devreye girdiğinde bir gün Gülüm bana “sen ne yaptığının farkında mısın” dedi. “Yooo, ben ne yapıyorum Ki” dedim. Bana üst bilinçle bağlantı kurduğumu ve bilinçaltına girip dolandığımı ve bu sebeple o görüntülerin oluştuğunu söyledi. Bu tiyodan sonra daha özenli ve dikkatli çalışmaya başladım. Sürekli bu işi yapınca da gelişti ve Reiki master’ı olduktan sonra ben hocalık yapmak istemiyorum, ben bu terapiyi yapmayı seçiyorum dedim ve şu anda bir tek bu işi yapıyorum.

 

N: Derler ya “fal bahane, kahve şahane” diye. Reiki de sizde varolan bu potansiyelinizi çıkarmada, keşfetmenizde vesile olmuş.

 

B: Evet, bahçemin keşfedilmemiş, bereketli topraklarının yeni bir bölümünü görüp, toprağımı tanıyıp işledim. Şimdi de ürünlerimi hem kendime sunuyorum hem de ihtiyacı olan başkalarına.

 

N: Peki kendinize yapabiliyor musunuz bu terapiyi? İnsanın kendi kendini eleştirmesi, hataları ile yüzleşmesi, tarafsız olması, kabul etmesi çok zordur.

 

B: Evet yapıyorum ama zor oluyor. Tarafsız olmak zorundayım çünkü o çalışmada hiçbir şekilde benim mantığım karışmıyor, karışamıyor. O yüzden de zor geliyor. Ne yapılması gerekiyorsa orada onu görüp, hiç bir bahaneye arkamı yaslamadan onu yaptırıyorum, yaptırmak zorundayım. Hakikaten çok zor oluyor. Bir sefer bahçeme girip baktığımda tüm çiçeklerimin solmuş, çürümüş olduğunu gördüm. O çürümüş çiçekleri toplarken içim sökülüyor gibi hissettim adeta ama zor da olsa uyguladım kendime.

 

N: Kendinize de yaparken aynı yöntemleri mi uyguladınız?

 

B: Evet, hiçbir fark olmaksızın aynen uyguluyorum.

 

N: Bu kadar çalışmaya biraz insanın kendine imtiyazı olmaz mı ya?

 

B: Hayır hiç bir imtiyaz yok. Sizde nasılsa bende de aynı.

 

N: Gelecek için hayaliniz nedir?

 

B: Amacım bu çalışmamı zaman içinde geliştirebilmek, ilerletebilmek. En büyük hayalim ise doktorlarla, psikiyatrist ve psikologlarla birlikte çalışabilmek.

 

N: Zor bir hayal seçmişsiniz kendinize özellikle Türkiye’de J hani sözüm meclisten dışarı, derKi içinde geniş bakış açısına sahip doktor olan yazarlarımız da var ama... Türkiye gerçeği de ortada... hani keşke olabilse!!!... inşallah başarabilirsiniz.

 

B: İnşallah. Başka bir hayalim de (biraz ütopik bir hayal kabul ediyorum) sadece elimi koyup oradaki sorunu keşfedip, onun o anda iyileşmesini sağlayabilmek.

 

N: Ah bu süper olurdu J Terapiyi alan için büyük kolaylık.  Hani şuraya bir uzanayım, ben dergimi okurken siz bir zahmet sorunları çözerseniz misali J Gerçi olmayacak şey değil ama sanırım bunun için hepimizin birkaç basamak bilinçdüzeyi, farkındalık atlamış olmamız gerekir. Yoksa “armut piş, ağzıma düş” ten öteye gitmez J

Peki derKi ile nasıl tanıştınız? derKi’nin sessiz bir yazarısınız, sanırım arka planda yoğun çalışmalarınız olduğundan olsa gerek diyorum ben J

 

B: Hasan ile tanıştığımızdan bu yana hep onlarla birlikte olduğum için derKi’yi daha yumurta olduğu zamandan biliyorum. derKi, Gülüm ile Hasan’ın ortak ürünü aslında birlikte çabalamaları, Gülüm’ün Hasan’a destek ve cesaret vermesi, Hasan’ın gözü karalığı, kendine güveni, yapabileceğine sonsuz inancı derKi’yi oluşturdu ve bugünlere taşıdı.

 

N: Peki biraz uçuk bir soru olacak ama ben inandığım için soruyorum: her insanın olduğu gibi, her oluşumun, işyerinin, v.s nin de bir enerji alanı, kendi atmosferi, aurası var. Şimdi sizden derKi’nin bilinçaltına girmenizi istesem neler vardır derKi bahçesinde?

 

B: Çok güzel bir enerjisi var derKi’nin en başta onu söyleyebilirim. derKi’nin bahçesinde ise sanırım biraz güven problemi çıkar.

 

N: Güven problemi? Hangi konuda?

 

B: Çok güzel şeyler yapabilecek durumda, o potansiyeli var aslında ama aşağıdan birinin hadi deyip itelemesi gerekiyor. Biz de ona dünya gözü ile güvene, cesarete ihtiyacı var deriz. derKi ne yapması gerektiğini çok iyi biliyor, şimdiye kadar da hep doğru yerde, doğru zamanda, doğru kararlar alarak geldi. Biraz cesaret ile önünde yıkamayacağı engel kalmaz bence.

 

N: Şahsi yorumlarınızı da öğrenebilir miyim derKi ile ilgili olarak?

 

B: Tek zorluğu internet üzerinden okunması, onun dışında derKi’yi çok beğenerek ve hiç sıkılmadan okuyorum. Çünkü çok değişik şeyler bulabiliyorum aynı anda tek tıkla. Çok değişik, birbiri ile ilgisi olmayan ama aynı anda sizin merak ettiğiniz pek çok şeyi bulabiliyorsunuz. Beyaz eşyadan, giyim eşyasına, ekmekten, sabuna kadar herşeyin bulunduğu çok büyük bir markette gibi hissediyorum kendimi derKi‘de. Merak ettiğim bir konuda bir bilgiye ihtiyacım olduğunda, kaynak aramam gerektiğinde derKi’ye tıkladığımda o bilgi orada bulunabilir veya kaynağa nerden ulaşabileceğimle ilgili bana yol gösterebilirmiş gibi bir güven verir bana derKi.

 

N: O kadar çeşitlilik var Ki derKi’de insana yalnızlık hissetirmiyor, okunduğu zaman, bir arkadaş gibi geliyor hep bana da derKi.

 

B: Evet, kesinlikle öyle. Bir de şu çok hoşuma gidiyor derKi’de, işinin çok profesyoneli insanlarla, yazarlarla benim gibi amatör yazarların birarada güzel bir harman oluşturması. Her kesimden, her düşünceden, her katmandan kimi profesyonel, kimi amatör kişilerin yazıları var derKi’de. O yüzden de okuyana çok yakın, bizden biri gibi geliyor, keyif veren de bu oluyor.

 

N: Size tekrar bir şans ve hayatınızı tekrar yeniden oluşturma olanağı verilse yine aynı Bilge ve seçimleri sözkonusu olur muydu? Yine bu terApi olayına girer miydiniz, yoksa içinizde daha baskın kalmış keşke yapsaydım dediğiniz birşey var mı?

 

B: Kesinlikle şu an yaptığım işi yapardım başka hiçbirşey yapmak istemezdim, istemem de. Yaptığım iş aslında çok sorumluluk isteyen, zor bir iş. Bir insanın özeline girip, kendisiyle     bile paylaşmakta sıkıntı çektiği konuları paylaşmak, ona bu konuda rehber olmaya çalışmak, yolda nasıl düşmeden, zarar görmeden yürüyebileceğini göstermeye çalışmak hakikaten sorumluluk isteyen zor bir iş. Sevilmeden,  saygı duymadan yapılabilecek bir iş değil. Çok seviyorum, yapmaktan inanılmaz keyif alıyorum, günde bazen 6 bazen 7 çalışma yapmam gerekebiliyor, hiçbir zaman çok yoruldum, yapamayacağım dediğimi hatırlamıyorum. Şayet bana yeniden fırsat verilse, yeniden dünyaya gelsem daha yetenekli olmak isterdim Ki daha çok insana katkım olabilsin.

 

N: Bu güzel sohbetimizi bu ayki derKi’nin de ana konusu olan “İnsan olmak nedir?” sorusu ile bitirmek istiyorum. Nedir sizce insan olmak?

 

B: İnsan olmak bence dünyanın hem en keyifli ve güzel şeyi, hem de en zor, çilekeş şeyi. İnsana baktığımda dünyanın hakimi ama aynı zamanda dünyanın en aciz yaratığını görüyorum bir beden içinde. Hem acımasız, hem çok vicdanlı, hem barışçı, hem savaşçı, hem kan dökebilen, insan öldürebilen, hem de bir yanda insana can verebilen çok değişik, karmaşık bir yapı. Zıtlıklarla dolu çelişkili bir varlık. Olması gereken güzel bir varlık. Eğer hakkını verebilirsek insanoğlunun, dünyada da yaşamaya hakkımız olabilir diye düşünüyorum.

 

N: Evet dediğiniz gibi zıtlarla dolu ama yüce bir varlık. Amaç da zıtlıkların farkına vararak gelişimimizi yapabilmek, yüceliğimizin farkına varabilmek. Umuyorum tüm insanlığa nasip olur bu keşfi yapabilmek en kısa zamanda.

Bu güzel sohbet ve bilgilendirme için çok teşekkür ediyorum. Bahsettiğiniz bazı hayaller her ne kadar şu an için zor gözükse de, inanıyorum Ki biz tekrar bir araya geleceğiz ve siz bana bu hayallerinizi nasıl gerçekleştirdiğinizi anlatacaksınız. belki yarın, belki yarından da yakın.