|
Neden
aşktan korkar insanlar? Neden aşk insanı kör eder, yada neden aşkın gözü
kördür derler? Bir taraftan deli gibi herkes aşkı ararken, diğer taraftan da
korunmak için neden kalkanlar oluşturup silahlar alırlar ellerine? İnsanı
takıntılı mı yapar aşk, karşılık bulunmazsa hayat zindan mı olur? Hayata
küstürüp yerlerde mi süründürür adamı? Yoksa bağımlı yapar da özgürlüğünü
elinden mi alır aşk?
Bembeyaz bir sayfa elinde doğar insan dünyaya. Ne yazacağı, nasıl resimler
çizeceği önceden belli olmayan bembeyaz bir sayfa elinde başlar nefes almaya.
Her nefesle bir nokta oluşmaya başlar sayfasında ve kendi hayat portresini
çizmeye başlar. Kaç nefeslik portredir bu? Baştan bilinmiyor olsa gerek
insanın tam olarak kaç nefes alacağı, kaç adım atacağı ve kaç çizik atacağı bu
tabloya.
Cesur
çizgilerdir ilk çizgileri temel ihtiyaçlardan oluşan. Bebeklik yılları işte.
Dünya kendi krallığı sanır bebek, kendisini dünyayla bir bütün sanır hatta.
Tanrıyı hatırlıyordur çünkü o, birliği bilir. Herkes herşey birdir ve
kendisidir hala. Tabi resim de oldukça cesurdur.
Derken
çocukluk yılları gelir. Başlar artık kendi dışında bir dünya olduğunu
anlamaya. Aslında, kendisi diye bir şey olduğunu anlamaya başlar bu dünyada,
kabul etmek istemez, hırçınlaşır. Resim de sertleşmeye başlar biraz. Derken
nefes alabildiği müddetçe yaşamaya ve büyümeye devam eder. Ve çizgilerdeki
keskinlik, kalemdeki cesaret yerini ürkekliğe bırakır yavaş yavaş. Birlik,
bütünlük uzak bir hayal gibi bilinçaltında gizlenmiştir artık dünyevi
varlığını öğrenirken. Üzerine de kat kat kapılar örtülüp kilitlenmiştir
sıkıca. Çalakalem çizmeye devam eder hayatı keşfederken. Bazen de durur
çizmesem mi acaba der ama devam eder büyümeye, insan olmayı öğrenmeye. …
Ve gün
gelir öyle biri çıkar ki karşısına, hayal meyal anımsamaya başlar yine o
bebekliğindeki birlik duygusunu. Uzaklardan hayal meyal bir esinti gibidir
sanki. Tanıdık gelir bu duygu çok, ama koyamaz adını bir türlü. İçten içe
çekilir bu insana. Hep onu düşler, onunla birlikte olmak ister, içi kıpır
kıpırdır. Nefes almak bile başkadır artık. İnsanı diyar diyar gezdirecek bir
güç gelmiştir içine adeta. Adeta sihirdir bu büyüdür. Resim de renklenmeye
başlar , cıvıl cıvıl canlı bir resme dönüşür hayat. Hevesle, umutla doğar
güneş her sabah. İşte yaşamak ne güzel, çok uzak hatıra gibi bölük pörçük
hatırlanan o eski günlere geri dönülmüş gibidir. Bayram yeridir dünya artık.
Ama ya karşıdaki hatırlayamıyorsa o günlerini. İşte o an resim soluklaşmaya
başlar yavaş yavaş… Daha bir göstermek ister sevgisini insan o zaman, ona da
hatırlatmak ister. Tam yeniden bulmuşken sonsuzluğa ulaşma şansını, ellerinin
arasından kayıp gitmesini istemez bir kez daha. Çabalar, çabalar, çabalar. .
Ama
sevgi şımartır karşıdakini. Sevgi herkesi şımartır. Garipsememek lazım bunu.
Hele ki daha önce hiç gerçekten sevildiğini hissetmemişse insan afallar,
alışamaz bu duruma bir türlü. Alışamaz kendisinin böylesine değerli
bulunmasına. Kendisi bile sevememiştir ki bu kadar kendisini. Ve şımarır artık
alabildiğince, hırçınlaşır, üzer, harvurup harman savurmaya başlar
karşısındakinin sevgisini… Ta ki kendi kilitleri açılıp da sonsuz birliği
hatırlayacağı güne kadar.
İşte
tanrı da böyle sever bizi, tüm şımarıklığımıza rağmen koşulsuzca sevmeye devam
eder her birimizi tek tek. Ve onun gibi sevmeyi öğrenelim diye aşkı atar
yüreklerimize. Her şeye rağmen anlayabiliyorsak karşımızdakini,
affedebiliyorsak, sevmeye devam edip sarıp sarmalayabiliyorsak hiçbirşey
beklemeden, meleklerin bayram vaktidir işte o an.
Tanrı
aşkla hatırlatır kendini bize. Karşılıksız sevmeyi öğretir. Sevgiyi yaşamak
için hiçbir şarta, hiçbir karşılığa ihtiyacımız olmadığını anlamamız için aşkı
atar yüreklerimize. Sevmek için sahip olmaya gerek olmadığını öğretir. Aslında
sonsuz birliğe ulaşmak için tek yoldur sevgi ve aşık olunan insan da en büyük
köprü. Mecnun’ un hikayesi ne güzel anlatıyor aslında bu durumu. Leylasına
olan aşkıyla başlamıştır önce hatırlamaya ve sonunda tam anlamıyla mevlaya
ulaşmıştır…
Aşk,
tadabileceğimiz en büyük özgürlüktür bu dünyada. Bir çok duyguyu yaşatır
insana: sevgi, öfke, umut, delilik, kıskançlık, perişanlık, gurur, inat, acı,
sevinç, mutluluk, şevkat, güven, korku, hırs… Ya işte halden hale sokar adamı
aşk, bir an öyleyken birden bambaşka bir halde bulursun kendini. Bir gün en
büyük kahraman ve cesaret timsalisindir hayata meydan okuyan, öbür gün
kabuğuna sinmiş bir zavallı bir korkak. Devinir durur sürekli için. Ama
sonsuzluğa değebilmek için kimi zaman acıtsa da en kestirme ve garantili
yoldur… Acısıyla, tatlısıyla insan olduğunu tam olarak hissetmektir. Tanrıya
uzanan bir köprüdür ta içimizden.
Düşünüyorum da aşkı hiç tatmamış olmak ne kötü… İnsan çorak topraklar gibi
kalakalır hayatta. Korunaklı ama kuru kuru, tatsız tuzsuz bir yaşamla hayata
veda etmek... Ne acı! Güvenlik midir bu acaba? Sözde kendini korumak özgürlük
müdür? Yoksa yaşamdan kaçmanın, korkaklığın ta kendisi midir? Evet, sanılanın
tam aksine aşk; içimizdeki tüm sınırları yok eden, tadabileceğimiz en büyük
özgürlüktür.
Ben
çok şanslıyım ki bu özgürlüğü tattım sonunda. Allahıma şükrediyorum bunun
için. Ve bana birliği yeniden hatırlatan, herşeye rağmen karşılıksız sevmeyi
öğrenmeme yol açan sonsuz aşkım; sen hala şımarıklığa devam etsen de
yaşadığımız her şey için, sayende çizebildiğim resimler için binlerce teşekkür
ederim sana ve tanrıya… Umarım sen de kilitlerini açarsın bir gün.
|