Yazıyı Yazdırmak için Tıklayın  Yazara Mail Atmak için Tıklayın

1 Temmuz

 

Jimnastik sonunda tatile girdi. Ama çalışmamız gereken çok şey var. Ben Denge’de mutluydum ama annem ısrar edince BJK (Beşiktaş Jimnastik Kulübü) ‘ye geçtim. Arkadaşlarımı özlüyorum. Ama yeni arkadaşlarım da iyi. Bugün hiçbir şey yapmadık. Çok sıkıldım, böyle günlerden nefret ediyorum.


 

2 Temmuz

 

Sabah çok erken kalktık, annemle karşıya, Teddy Wilson’la aikijitsu çekimine gittik. Annem çekim yaparken, (Action Man için) ben jimnastik çalıştım. Çok eğlendim. Oradan en sevdiğim sosislicide birer sosisli yedik, Taksim’e gidip annemin çalıştığı dergiden çevirileri ve hediyeleri aldık. Bana bir sürü kitap, dergi, günlük ve anket defteri verdiler, hepsi Winx’liydi. Tramvaya binip hoop Bostancı, Bostancı’da olağanüstü bir dondurmacı var, çileğinin içinde beyaz kıtırları, kavunun içinden de çekirdeği çıkıyor. Kısacası çok doğal. Bostancı’dan otobüsle Bağdat Caddesi’ne gittik. Annem bana parmak arası terlik aldı. (küçük geldiği için 5 Temmuz 2005 tarihinde onu Converse’in parmak arası terliğiyle değiştirdik.) Ayağım 33 numara olmuş.


 

3 Temmuz

 

Evdeydik, Feza Teyze’nin doğum gününü kutladık. Bütün aile toplanmıştı. Doğum gününde, ninem, ben, İrem, annem, teyzem, Feza Teyzem, Seda, anneannem, büyükbabam, Zeynep, Nadia, Dora ve son olarak da Sinan, tam 12 kişiydik.


 

4 Temmuz

 

Bugün de maalesef evdeydik, jimnastik çalıştım, ama en iyi haber: Nadia (Nadya) bize yani nineme çalışmaya geldi J Çok özlemiştim. Nadia, geçen yıl çocuklarını Rusya’da bırakıp bir sene bizde çalışmıştı. Akşamleyin de İrem’lere gittik.


 

5 Temmuz
 

Tatil için otobüs bileti aldık. Caddeden parmak arası terlik aldık, sonra balık yedik. Eve dönerken yolda Gökçe ve Orhun’u gördük, onların bahçesinde oyun oynadık, balonun içine su doldurarak sapanla fırlatmaca oynadık. Sonra Gökçe’nin annesi sinirlendi ve yerleri ıslattıkları için Gökçe’yle Orhun’a kızdı, biz de ayrıldık eve dönerken pastanede limonata içtik.


 

6 Temmuz

 

Sabah 12:13’te Mc Donald’sdan bir şeyler atıştırıp havuza gittik. Doğrusunu söylemek gerekirse çok eğlendik. Eve döndüğümde kek gibi ödev yaptım. Asklında kek gibi sayılmaz, ödev yapmak kek yapmaktan daha zevkli.


 

7 Temmuz

 

Teyzemlerle alışverişe gittik. Teyzem bana bir sürü şey aldı. Ve en sevdiğim şey olan Bratz elbise aldık. Onları çok sevdim. (İrem’e bir tanesi büyük geldiği için 21 Temmuz’da Nadia onu değiştirip başka bir tane aldı)


 

8 Temmuz

 

Annemle kuaföre gittik. Tam Gökçe’lerle havuza gidecektik, iptal oldu, gidemedik ama teyzemlerle gittik.


 

9 Temmuz

 

Annemin işi için bir tatile gidiyorduk. Çok mutluydum, bindiğimiz otobüsün camı ışıklı olan her şeyi iki tane gösteriyordu. Çok komik değil mi? Gece uyuyamadım, ben de sayı saydım. Hatırladığım en yüksek sayı 1583. Arabalı vapur 4. iskelede durdu. Bu sayıyı öylesine aklımda tuttum. (herhalde kaderimiz böyle, dönüşte de 4. iskelede durduk)


 

10 Temmuz

 

9 saat bir çay bahçesinde oturarak motorun gelip bizi almasını ve kalacağımız yere götürmesini bekledik. Bugünde sıkıcı olmayan tek şey ve beni en çok sevindiren olay yolda gördüğümüz yunustu. Maalesef oraya vardığımızda gece olmuştu ve denize giremedik. Tabii orada da ödev yaptım. Ne var, ne yapalım yani!  Gece annemle tabut gibi bir yatakta cibinliğin içinde uyuyacaktık, ben ona sürekli cimbilik diyordum annem de düzeltiyordu. Gece çok böcek vardı ama cibinliğin içine giremediler. Sineklikle pencere camı arasına bir kelebek veya cırcır böceği girmişti. Ne olduğunu anlayamıyorduk ama sürekli ötüyordu. Annem öyle derin uyumuştu ki orada bir şey olduğunu bile anlamıyordu. Annem gecenin bir köründe uykusu kaçınca kalkıp kitap okumak istemiş, mum arıyordu, mumu aramak için de ışık ararken kapıyı açtı, kapının dışında bir homurtu kopunca annem korkudan kendini içeri attı, yaban domuzu sandığı şey aslında kapının önünde uyuyan ve kapı birden açılınca korkup uyanan bir köpekti.


 

11 Temmuz

 

Bol bol yüzdüm (denizde). Bugün dünya nüfus günüymüş, günlüğümde yazıyor. Ne yapalım yani bayram mı yapacağız? Üzgünüm ama kutlayamadım valla. Annem ise bütün gün çeviri yaptı, zaten oraya gitme nedeni oydu ve orada kaldığımız bütün süre boyunca aralıksız çalıştı, kitaplar, dergiler, karikatürler, hatta ben de ona çok yardım ettim, yoksa yetiştiremeyecekti zamanında. Arada bir internet kafeye gidip çevirileri gönderiyordu dergiye.

 

Akşam yemeğinde masamıza bir de ne görelim bir tilki gelmiş. Annem ve ben korkudan ne yapacağımızı şaşırdık çünkü ona yemek verdikçe daha istiyor, giderek yaklaşarak üstümüze üstümüze geliyordu. Bir ara ayağımı yalayacak gibi olunca annemin kucağına atladım, onun da dengesi bozulunca az daha iskemleyle beraber düşüyorduk. Tilki ağzına doldurduğu yemekleri yuvasına götürüp yavrularına veriyordu galiba. Ama sonra etlerin saklandığı dolabı bulunca artık masaya gelmeyi bıraktı. Gidip dolaptan kilo kilo et çalıyordu. Yavruları bence artık çok şişman olmuştur.


 

12 Temmuz

 

Annemle bir sürü taş topladık. Bir sürü değil aslında milyonlarca. Sonra taşların çoğunu attırdı. İstanbul’a sadece 12 taş ve bir büyük taş götüreceğim sadece.

Burada bir sürü dut sineği dedikleri uçan böceklerden var. İnsanın her tarafına konuyorlar. Her gün jimnastik çalışıyoruz ama onlar bizi rahat bırakmıyorlar. Ne zaman jimnastik çalışmaya başlasak, dut sinekleri, arılar, karasinekler, uğur böceğine benzeyen o sarı ve kırmızı yaratıklar ve daha bir sürü böcek üstümüze doğru geliyorlar ve biz onları kovalamaktan çalışmaya fırsat bulamıyoruz. Annem bir ara onları benim atlama ipimi kamçı gibi kullanarak kovalıyordu.


 

13 Temmuz

 

Bugün annemle deniz yatağına yüzüstü ve yan olarak binip ayak çırparak küçük koya gittik. Hiç zor değil. Valla orada da taş topladık. 24+1 büyük taş. Ama annem eminim ki birkaç taş daha elettirecek.


 

14 Temmuz
 

Kanoyla annemle ikimiz mağaraya gittik.  Mağaranın karaya yakın tarafları çok kaygandı.  Döndüğümüzde kanoya binmemizi sağlayan adam bize nedenini anlattı, eskiden Akdeniz Fokları o mağarada yaşarmış. Onun arkasındaki aşağıdaki şekildeki gibi bir yer varmış, o yere girmek için alttan nefesi tutarak geçmek gerekiyormuş. O tabelada da LÜTFEN ORAYA GİRMEYİN, EĞER GİRERSENİZ FOKLAR BİR DAHA ORAYA YAVRULAMAZ! yazarmış. Ama insanlar oraya girince foklar bir daha o mağaraya yavrulamamış.


 

15 Temmuz

 

Yine taş topladık. Hem de çok. Sonra bir kayalıklarda oturup dinlendik. O akşam balık yiyecektik. Yakaladıkları balıkları iskelede ayıklıyorlardı. Ben de izlemeye gittim. Aslında dut sinekleri koluna konunca bir patlatıyorsun ölüyorlar ama arılar konduğu zaman elinin tersiyle iterek uzaklaştırman gerekiyor. Ben yanağıma konan arıyı dut sineği zannederek bir patlatınca arı da yanağıma yapıştı tabii. Doğal olarak iğnesi içeri saplandı. Oradaki aşçı arıyı çıkarmasaydı arı orada kalmaya devam ediyordu. Maalesef yabanarıları iğne bırakmadığı için insanları sokup sokup çıkarıyorlarmış. Yanağıma ilaç sürdüler ama yine de çok acıdı.


 

16 Temmuz

 

Otobüslerde yer arıyorduk, beklerken annemle sürekli tavla oynadık.  Annem 3 kere kazandı, 1.sinde 3.sünde ve 4.sünde. Ben iki kere kazandım. 2.sinde ve 5.sinde.

Annem iki gün önce, odada bir böcek görmüş. Kertenkeleye benzeyen vücudu onunkinden iki kat daha şişko ve kuyruğu yokmuş. Ama bunu benden saklamış.  Bunu ancak iki gün sonra söyleyebildi. İlk gün tuvalette koca bir delik var, oradan gelmiştir nasıl olsa oradan gider diye düşünmüş. Belki de gitmiştir. Ama annem onu iki gün sonra dolabın üstündeki tavanda yine görmüş. Beni korkutmamak için de yine bana söylememiş, geceleri orada uyumam diye. Valize girip bizimle İstanbul’a gelir diye düşünüp bütün çanta ve valizlerin ağzını sıkıca kapatmış. Artık nasıl olsa dönüyoruz diye söyledi bana.


 

17 Temmuz

 

Maalesef annemin doğum günü yollarda geçti. Çok yazık. Kimsenin bir suçu yok ama yine de hayatımda gördüğüm en ilginç doğum günü. Gitmeden önce annemle Zafet’in dükkânına gittik, oradan bir sürü sabun aldık herkese hediye etmek için, annemin doğum günü olduğunu söyleyince Zafet annem için bir hediye seçmemi istedi, ben de anneme aldığım hediyeyi nasıl olsa bana vereceğini düşünerek en beğendiğim, pembe ve kalp şeklinde, palmiye yağından yapılmış mumu seçtim, onu gerçekten annem de çok beğenmişti. Galiba çok beğenmiş bana hala vermedi çünkü.


 

18 Temmuz
 

Oh yol bitti. Tam geldik, kurtulduk derken serviste ve takside kusmaya başladım. Günüm berbat geçti. Kus kus bitmiyor kardeşim. Herkese hediyelerini verdik vs. Onun dışında bir şey yapmadık.


 

19 Temmuz

 

Havuza gittik. Çok eğlendik. Su çok sıcak, yanıyor. Ne yapalım denizden sonra öyle geliyor. Bizim havuzda, yani teyzemlerin üye olduğu Balıkadamlar’da, senkronize yüzme takımı çalışıyor. Ben de ne zaman onlar seri geçse dibe dalıp onların nasıl yaptıklarına bakıyorum.


 

20 Temmuz

 

Sabah çok erken kalkıp Lost’u seyrettik, sonra 12’yi 20 geçedeki annemle yapılacak röportaj için ayrılan bir yere gittik. Ama orayı yıkmışlar. Biz de Burger King’de röportaj yaptık. Annemin röportajı bitti ve (tabii bana da birkaç soru sordular) alışveriş yaptık. İrem bize geldi, teyzem anneannemi ambülansla hastaneye götürdüğü için İrem bize gelmişti. Çok güzel oyunlar oynadık. Anneme anneannem ölecek mi diye sordum ve ağladım, o da hayır dedi.


 

21 Temmuz

 

Bugün havuza gittik ben bir kere bile gözlüksüz yüzsem başıma bir şey gelirdi. Maalesef yine geldi. (Annem bu afirmasyona çok kızdı) Yüzerken hala yer vardır diyerek duvara tosladım. Tırnağım kırıldı, annem yara bandı koydu bir daha yüzemedim.


 

22 Temmuz

 

Bugün sabah teyzemlerle buluşup havuza gittik. Teyzemler bizi her gün onlarla havuza çağırıyorlar, annemin aslında çok işi var ama ben istiyorum diye gidiyor, geceleri çalışmak zorunda kalıyor bu yüzden, sabaha kadar çalışıyor. Havuzda da ya kitap okuyor ya da uyuyor. Havuzda yara bandım çıktı, eve dönerken tırnağım kıyafetlerime takılıp durdu. Annem evde hiç çıkmayan bir yara bandı koydu.

Havuzdan döndükten sonra teyzemlerde Zeynep’in doğum gününü kutladık, annem de dilek diledi ve mumları üfledi.

 

 

23 Temmuz

 

Buse Naz’lara gittik. Buse’yi çok özlemiştim. O benim en iyi dostum. Daha doğrusu tek gerçek dostum. Onunla aynı yıl doğmuştuk ve o zamandan beri hep arkadaşız. Aslında aynı gün doğacaktık ama ben 1.5 ay erken doğunca olmadı… Gerçekten onu çok özlemiştim çünkü bir senedir görüşmüyorduk. Buse Naz’la birlikte tramplenden atladık yüzdük, oyunlar oynadık, Buse beni uzun zamandır görmediği için jimnastik yaptığımı da görmemişti. Ona hareketler, danslar öğretmemi istedi, ben de ona gösterdim ve tabii yemek yedik. Annemin taktığı, sözde hiç çıkmayan yara bandı fırlayıverdi. Havuzda kaybolmuştu ama sonra Buse Naz birdenbire buluverdi.


 

24 Temmuz

 

Havuza gittik. Pazar günü amma kalabalık böyle! Hatta yeni çıkmış, ekmek arası köfte yapıyorlar ama biz yemedik. İrem’in oyuncağıyla oynadık. Çok da bir şey yapmadık, Zeynep ve Doğukan’ı kızdırmak dışında.


 

25 Temmuz

 

Teyzem, ben, annem, İrem birlikte Kadıköy’e alışverişe gittik, teyzem pantolon istiyordu ama bulamadı ve bikini aldı. Sonra İrem, ben ve annem evde oturduk. Ben ve İrem oyun oynadık. Teyzem Zeynep’in çekilen 20 yaş dişlerindeki dikişleri aldırmaya gitti.


 

26 Temmuz

 

Havuza gittik. Ama çok sıradan bir gündü. Sadece götürdüğümüz deniz yatağı işe yaradı. Ben deniz yatağında ayağa kalkıp dalga sörfü yapar gibi en uzun süre ayakta dengede kalmaca oynadım. Ama kendi kendime.


 

27 Temmuz

 

Havuza gittik, Zeynep’lerle Şaşkınbakkal’daki Mc Donald’sa gidecektik çünkü onlara sinemadan 4 orta boy bedava patates çıkmıştı ama çok uzak olduğu için annem gitmeme izin vermedi, ben de gidemedim. Ağladım ve surat astım. Akşam Kuki’yi veterinere götürdük, yıkandı, biz de izledik.



28 Temmuz

 

Sahile gittik. Sandviçten nefret ederim ama sandviçle piknik yaptık. Biraz da deniz kenarına gittik, üst baldırıma kadar girdim. Bir adamla (tanımıyorum) kumdan kale yaptık. Annem fotoğrafını bile çekti. Çok kalabalıktı, ben orayı hiç sevmedik, eve dönmek istedim. Zaten o kadar tutturdum ki, yanımızdaki şezlongta oturan adam ben susayım diye benimle kale yaptı. Yani o yaptı ben izledim çünkü hala sıkılıyordum. Kale biter bitmez eve gittik.


 

29 Temmuz

 

Hep evdeydim, jimnastik çalıştım. Nadia ile bakkala mouse’a pil almaya gittik. Akşam ise çok güzel bir film izledik.


 

30 Temmuz

 

Evdeydim, ilginç hiçbir şey olmadı. Sihirli Annem’in yeni bölümünü seyretmem dışında. Sonra annem internetten bana Sihirli Annem’in zararları hakkında yazılmış bir e-maili okuttu. Gündüz annemle sahile bisiklete binmeye gittik. Ben bisiklete bindim o yanımda koştu. Erenköy’den Fenerbahçe’ye kadar gidip döndük. 5 kilometre, annem çok yoruldu.


 

31 Temmuz

 

Yarın jimnastik başlayacağı için çok hevesliydim, o kadar çok özledim ki! Evde jimnastik çalıştım. Aslında pek de bir şey yapmadım. Bakalım Vera Hoca yine yamuk diyecek mi?


 

1 Ağustos

 

Jimnastik başlıyordu ve eski kulüpten bir kişi, Zeynep Beşiktaş’a geçecekti. Biz derse doğru yürürken babası arayıp bunu anneme haber verdi, annem çok şaşırdı. Lebriz’lere sürpriz yapmak için erken gittik. Lebriz’leri görünce “bilin bakalım kim geliyor” diyecektik. Ama maalesef ilk olarak Zeynep’ler gelince sürpriz yapamadık ama Lebriz’ler yine de şaşırdı. Vera Hoca tatilde yamukluğumun düzelip düzelmediğine baktı ve oldukça düzeldiği söyledi ama yine de çok çalışmam gerekiyormuş, hala tamamen düzelmemiş. Aynı yamukluk Zeynep’te ve Lebriz’de de vardı. Aslında bu bizim suçumuz değilmiş, eski kulübümde bizi yanlış çalıştırdıkları için bir yamukluk olduğunu söylemişti, biz de bunu düzeltmek için annemle tatildeki bir ay boyunca onun öğrettiği şekilde çalıştık. Lebriz’lere de aynı ödevi vermişti. Artık ben de bir hareketi yaparken ayağımın yamuk veya düzgün olduğunu hissedebiliyorum ve düzeltebiliyorum. Geri denge yaparken bacağım artık yandan değil, tam olarak arkadan geliyor.


 

2 Ağustos

 

Antrenmana koşuyla başladık. 6 tur atletizm pistinin koşu sahasında koştuk. 2400 metre koşmuş olduk. Bazıları ağladı, bazılarına vız geldi ama ders başladığında çoğu kişi inliyordu. Çok faydalı bir antrenmandı. Olamaz ama yarın maalesef yine koşacağız. Normalde olamaz dememem lazım ama çünkü o bize çok yararlı. Bu ayın sonunda 10 gün için Bulgaristan’a kampa gidilecekmiş, orada çok sıkı çalışılacakmış, oraya sadece yarışmaya katılacak olanlar gidecekmiş, beni de seçtiler. Ama gidemeye bilirim de, annem göndermezse yani, seçildiğim kesin ama biraz pahalı.


 

3 Ağustos

 

Öğlen 1’de annem hadi uyan dedi. Sanki bacaklarımda kadife bir eşofman vardı ama yoktu. Kahvaltımı almaya gidiyorum, yürüyemiyorum. Ya ben bugün nasıl koşacağım?

Antrenmana Gizem ve Tuğçe abla gelmemişti. Bunda şaşıracak ne var demeyin, onlar başroldeki iki kişi, ben derslerde hep onları örnek alıyorum. Koştum, sonunda becerebildim, heyooo!


 

4 Ağustos

 

Bugün Gizem ve Tuğçe abla geldi. Tuğçe ablayı gece uyurken bir böcek ısırmış, ona çok acıdım. Uf koşabiliyorum! Ama çok kötü oldum, dalağım şişti. Sonra da 3 saat ders yaptık her zamanki gibi.


 

5 Ağustos

 

Sabah 8.50’de kalktım, uykumu alamadım. 10.00’da Boğa’nın orda olmamız gerekiyordu. Olabildik. Buluşup kısa antrenman şortları almaya gittik oradan da hoop jimnastiğe. Koşuyu güneş çok olduğu için bu defa salonda yaptık. Ama 10 tur. Yaklaşık 240 metre eder herhalde. Koşudan hemen önce tartıldık, benim kilom 22.400’dü ama dersten sonra tekrar tartıldığımızda 21.700 oldu, bir derste 700 gram vermişim, bunu çok iyi buldular. Jimnastikten sonra takım formalarının üstlerini almaya gittik. O an alamadık hazır yokmuş, sipariş verdik, sonra alacağız. Eve geldik, teyzemler tatile gitti, Piu Piu (kamplumbağa) ve Kukiş’i, bize bıraktılar. Piu Piu çok şirin uyuyor. Annem Bilsem’i kazananların açıklandığını öğrenmiş, eve gelince internetten isim listesine baktı, ben hem zihinsel yetenek hem de müzik bölümünü kazanmışım. Kazandığıma çok sevindim, öğretmenim de çok sevinecek. Annem bütün bunlara nasıl vakit yetiştireceğimizi bilemediği için kazanmamı pek istemiyordu ama kazanmışım.


 

6 Ağustos

 

Kuki beni yalayarak uyandırdı. Piu Piu’ya mamasını verdim. Valla da billa da kurt yiyor. Kuki’yle sahile gittik. Sandal kiraladık, 1 saatlik. Sandalla gerçekten çok açıldık. Ben daha giremeden Kuki suya atladı. Ben de arkasından. Çok eğleniyorduk. Annem de biz eğlenirken fotoğraflarımızı çekti.


 

7 Ağustos

 

Bostancı’ya dondurma yemeğe gittik, hızlı hızlı 10 kilometre yürüdük. Sonra eve geldik ve televizyon seyrettik tabii ki de Piu Piu’ya sabah yemeğini vermiştim. Eve gelince annem Kuki’yi tararken Kuki sıkılınca annemin parmağını ısırdı, çok kötü kanadı. Kuki’yi okşadım ve uyuyakaldı. Sonra ben de uyudum. Yarın 8.50de kalkacağım için.


 

8 Ağustos

 

Sabahın köründe kalkıp aç karnına antrenmana gittim. Yine tartılma vardı. Hafta sonu 600 gram vermişim. Aferin dediler. Boyum 1.28, kilom dersten önce 21.900, dersten sonra 21.700’dü. Dersi yıldızlar ve gençler yakında Natali Hoca’yla milli takım kampına gidecekleri için küçük amerikan dersi olarak yaptık. Tabii ki yarımşar kiloluk ağırlıklarımızla. Küçük amerikan ders çok yorucuydu. Artık büyüğünü düşünemiyorum bile. Alet çalıştıktan sonra kondisyon yaptık. Dersten sonra eve geldik, Kuki’yi alıp yürüyüş yaptık. Eve geldik ve ben günlüğümü yazdım. Akşam Kuki kestireyim dedi ve uyumaya başladı, allahım o nasıl bir gürültü, resmen horluyor köpek! Deprem mi oluyor, köpek mi horluyor belli değil. O derin uykudan kapının açılmasıyla uyandı. Aklı dışarı çıkmaktaydı çünkü. Yarın dersimiz yok, judo milli takımı bizim salonda kamp yapıyor zaten, bize bir gün tatil verdiler. Sabah erken kalktığım için çok uykum var, erken yatacağım, saat 1 olmuş, pek erken sayılmaz. Bakalım yarın neler yapacağız…