|
Dostlar
selam… Bildiğiniz üzere geçen sayımızda Türkiye’de Tarot'un tarihçesini
sizlere yazmış, elimdeki gazete kupürüyle belgelemiştim. Bu konu hakkında
aldığım tepkiler ve sorular üzerine sizlere daha fazla bilgi vereceğim, ancak
önce başka bir konudan girmek istiyorum. Geçen hafta Tempo Dergisi ile bir
röportaj yaptım. Sizler bu yazıyı okurken muhtemelen o röportaj da çıkmış
olacak. Benden başka kimlerin konu üzerinde neler söylediklerini bilmiyorum
ama, tahmin etmek hiçte zor olmasa gerek. Bilirsiniz arife tarif gerekmez.
Benim yazdıklarımın ne kadarının aynen basılacağını bilmediğim için en iyisi
sizlere bu röportaj için yazdığım yazının tam metnini aynen nakledeyim.
Yazının orijinali aynen şöyle :
Efendim, bilirsiniz. Tüm Dünya medyasına taş çıkartırcasına bizim medyamız da
sansasyonel konulara bayılır. Basit bir olayı sansasyon haline getirmek
basında zaten bir gelenek haline gelmiştir. Hepsine Eyvallah. Ancak bazı öyle
ciddi konular vardır ki, bunlar bilimsel konulara önem veren veya alakadar
olan birçok iyi niyetli insanın zihnini çelmekten başka bir işe yaramaz. İşte
burada değineceğimiz konu da bunlardan biri: “Onuncu Gezegen, yani diğer
adıyla Marduk”.
Konuya
girmeden önce yıllar öncesinde işlenen, ancak her zaman olduğu gibi fos çıkan
bir konuyu ele alarak başlamak istiyorum:
Yıllardan beri konuşulan ve adı gibi kendi de yılan hikayesine dönen bir Yılan
burcundan bahsedildiğini hemen duymayan kalmamıştır. Hele hele fizikçi Dr.
Jacqueline Mitton konuyu on üçüncü burç olarak gündeme getirdikten sonra bu
konuda neler yazılmadı, neler çizilmedi ki? Peki astrolojik olarak sonuç?
Tabii ki tek kelimeyle bir Fosss. Balon patladı. Artık on üçüncü burcu ne anan
var, ne de merak eden. Kıssadan hisse ilkesinden hareketle gelelim şimdi şu
güncel Onuncu Gezegen Marduk’a…
Dostumuz Burak Eldem’in “2012: Mardukla Randevu” adlı kitabına benim bir
araştırma kitabı olarak söyleyeceğim bir şey yok. Araştırmacı dostumu bu
konuda kutlarım. Babilliler’in, Mayalar’ın astronomi hakkındaki bilgilerini
çok güzel sergilemiş. Ancak kendisinin de ifade ettiği üzre bu konudaki
bilgilerin, kehanet vesilesi olması onu bile çileden çıkartmış. Araştırmasını
iyice derinleştiren yazar şeytan simgesi olan 666 rakamını, 60’lık sistem
kullanan Babilliler’deki 3661 rakamı olan Marduk’un yörünge zamanıyla da
birleştirmiş.
Bunlar
hiç de yabana atılacak kavramlar değil. Ancak ne açıdan? Kendisini de rahatsız
eden kehanetler açısından. İşte o zaman astronomiden çıkıp gelelim bilimsel
astrolojiye.
Her
şeyden önce astroloji bir kehanet sanatı değildir. Sezgilerin cirit attığı,
kahinlerin ahkam kestiği bir alan hiç değildir. İşte bütün bunlara dayanarak
ciddi bir astroloğun kalkıp da “Efendim, 2012’de dünyayı astrolojik olarak
şunlar şunlar bekliyor” demesi tek kelimeyle gülünçtür ve buna abesle iştigal
denir. Dikkat ediniz ben bu tarihte astronomik olarak dünyayı ciddi bir
tehlike beklemiyor, demiyorum, çünkü her şeyden önce ben bir astronom, bir
astrofizikçi değilim; sadece astrologum.
Sevgili
meslektaşım astrolog Metin Kiraz’ın güzel bir sözü vardır: “Türkiye’de iki
çeşit astrolog vardır: Birinci grup teoriysen ve pratisyenler, ikinci grup isi
medyatikler” deyip kahkahaları atıverir. Dostuma aynen katılıyorum. Tabii ki
bu yazı için görüşünü alacağınız birçok medyatik astrolog(?) çıkacaktır
ortaya. Ne cevherler yumurtlanacağını da aşağı yukarı görür gibi oluyorum.
Ancak şunu kesinlikle söylüyorum ki, hiç kimse bazı bilgiden yoksun kişiler,
sırf adım geçsin reklamım olsun diye bu konuyu ağızlarına persenk yapmasın.
Ciddi bir astrolog gözüyle söylüyorum: Onuncu gezegen adı verilen Marduk, 2012
yılında astrolojik (astronomik demiyorum) açıdan dünyada hiçbir şeyi
değiştiremeyecektir. Bu konudaki iddialar ve varsayımlar bazı cahil
astrologların sözde sezgilerinden ve astroloji kültürü eksikliklerinden
kaynaklanmaktadır. Tüm astroloji severlere sesleniyorum ve iddia ediyorum
2012’de astrolojik olarak hiçbir önemli şeyin olacağı, hiçbir şeyin değişeceği
yok. İnsanlar onuncu gezegenden ne olumlu, ne de olumsuz bir şeyler bekleyip
kendilerini boş hayallere kaptırmasınlar. Ayrıca kendim de dahi olmak üzere
Türkiye’de jeo-politik astrolog var mı ki? Herkes oturmuş keseye bereket atıp
tutuyor. Olduğu gibi yalan. 2012’de hiç kimse kehanetlerde bulunup, süper
olaylar filan beklemesin. Bıraksınlar bu safsataları. Bilimsel astrolojiye
ayıp oluyor arkadaşlar…
İmdiii….
Gelelim Tempo’daki röportajın getireceği akislere… Neler olabilir dersiniz?
İhtimaller muhtelif:
1) Her zaman olduğu gibi bunu okuyan kişilerin yüzde doksanı benim
söylediklerime kızar; “Yahu bula, bula bu adamı mı bulmuşlar? Adam her şeyi
inkar ediyor yahu, ne biçim astrolog bu” diye feryat figan eder.
2)
Okuyan kişilerin yüzde beşi, “Acaba kim haklı?” diye düşünür.
3)
Büyük bir azınlık olan yüzde beş nispetindeki okuyucu ise beni haklı bulur.
Birazcık adilane oldu herhalde? Ne yapalım, öyle olsun. Ölen ölür, kalan
kalır. Kalan sağlar bizimdir. Hani az önce bahsettim ya; sevgili meslektaşım
astrolog Metin Kiraz’ın güzel bir sözü vardır diye. Adam haklı mı, haklı
valla. Kimse zıddını söyleyemez. Kendisi de birinci gruptan ciddi bir
meslektaşımız, iyi bir astroloji duayenidir. Belki içinizde zamanında yazdığı
çeşitli yazıları okumuş olanlar vardır. Hatta bir zamanlar “Medyum Memiş’in
Gerçekleşmeyen Kehanetleri” diye de bir yazısı çıkmıştı da günlerce konuşulup,
durmadan gülündü o yazıya. Hatırladığım kadarıyla Memoş (?) Ay pardon! Memiş,
Galatasaray kesin şampiyon demişti de Beşiktaş nedense bir sürpriz yapıp
şampiyon olmuştu. Bu, o yazıdan sadece benim hatırladığım bir kehanet numunesi
(?).
Bakalım bizim onuncu gezegen hakkındaki fikirlerimize dair medyatik
astrologlardan ne kahanetler gelecek? Yine ne cevherler yumurtlanacak. Ama
mühim değil. Tabii ki haklı çıkacak olan medyatikler. Adları üstünde ya:
medyatikler işte. Bunların içinde hem kahineler var, hem de kahinler.
Yazılarını okudukça bir Trakya türküsü çığırmaktan alamıyorum kendimi. “At
martini de bre Hassan. Dağlar inlesin” diye. Neyse bu konunun da getireceği
tepkileri daha sonraki sayılara bırakıp geçen ayki yazımıza bir dönelim.
Kupürde
de görüldüğü gibi bu belge 10 Ağustos 1982 tarihli Haftanın Sesi gazetesinin
birinci sayısında çıkan Türkiye’deki ilk Tarot köşesinin resmi belgesidir.
Bunun aksini ispatlayacak kimse varsa, buyursun gelsin. Hodri meydan. Oysa
benim bu hodri meydan teklifime çok daha önceden; “Sağımda bir pelvan var,
solumda da bir dane, ikisi de birbirinden merdane geldiler meydane” denmiş de
benim haberim yokmuş. Bakın hele siz şu işe. Şükürler olsun istihbaratım
kuvvetlidir. Geçenlerde bu sefer bir dost yine kulağıma bir şeyler üfürdü. Gel
gelelim haber kaynağı olan kişiler farklı. Üstelik bahsedilen kişi bir evvelki
yazımda “Türkiye’ye tarotu ilk ben getirdim” diyen kişiden de bambaşka biri.
Geçen yazıda bahsettiğim kişi bir başkasıydı. Yahu ne çok meraklısı varmış şu
Tarot’u Türkiye’ye getirmeye de, neden bu hazretler ve hazretiyeler benim
getirmemi beklemişler hiç anlayamadım doğrusu. Madem bu bu kadar önemliydi de
neden benden önce davranmadınız ki?
Size en iyisi, bir sitede yapılmış bir röportajın enteresan taraflarını aynen
nakledelim. Böylece medyatik kahinelerden bir örneği de görmüş oluruz
beraberce.
-
Siz
Tarot falının bakılmasının doğru olmadığını söylemişsiniz.
Evet. Çünkü Tarot kaderi değiştirebilir. Tarot falı bakan kişinin iç
çatışmaları, ruhi durumu ve kendi şuurunu tamamen soyutlaması gerekir. Bunu
herkes yapamaz. Falda çıkanlar sizi yansıtmasa da gerçekleşebilir.
Bu
fikre söyleyeceğim benim “Otur! 0” olur. Kaderi değiştirmek ne, kardeşim?
Tarot kaderi değiştirilebilir diye hiç alakasız, kökensiz, seviyesiz bir laf.
Olur mu hiç böyle saçma sapan bir şey kardeşim? Kaderi kimin değiştirebildiği
görülmüş bugüne kadar ki Tarot değiştirsin?
Tarot falı bakan kişinin iç çatışmalarını ve kendi şuurunu nasıl soyutlaması
gerektiği hakkında da herhalde Tibet veya Hint dilinde yazılmış özel kitaplar
olsa gerek. Vallahi bu konuda modern psikiyatri bile havasını alır. O zaman
söyleyelim de bundan sonra Tarot’a yogiler veya fakirler baksın veya Zen
rahipleri filan da olabilir belki. Bunları geçiniz. Hepsi zırva. Tarot bir
bilgelik felsefesidir. Fal amaçlı da kullanılabilir. Ancak neticede o zaman
Tarot kartları bir fal aracı olmaktan öteye gidemez. Tarot bakıcısı kendi
sezgileri ve kartların simgelerinin verdikleri ilhamların karışımıyla sadece
fal bakar. Buna da dilimizde Tarot falı denir. Ancak bununla kader filan
değişmez. Sonuçta sadece bir faldır. Hepsi ondan ibaret.
Yazının başka bölümlerine devam edelim :
“Ama ben kartlara danışılmasından yana değilim. Çünkü ben insanın Tanrısal
bir varlık olduğunu söylüyorum. Tanrısal niteliklerimi kendim içinde
uyandırarak kendi yaşayacaklarımı kendimin belirleyebileceğini düşünüyorum,
kartlara bakan kişinin benim adıma geleceğimi belirlemesine izin vermiyorum.
Ben asla Tarot açtırmam kendi kendime de açmam ve açılmasının yanında değilim.
Çünkü Tarot açan kişi kendi şuur düzeyiyle değerlendiriyor gördüklerini. ”
Nefis
bir tenakus . Meşhur bir söz vardır: “Dinime söven Müslüman olsa” diye.
Biraz ilerideki pasajlarda da göreceğimiz gibi, madem bu fikirlere sahiptiniz
de bilmem hangi televizyon kanalında bir yıl Tarot programını kim yaptı peki?
Benim gazetede başlattığım Tarot sütunundan dört yıl sonra aklınız başınıza
geldi de, şimdi neden her şeyi inkar ediyorsunuz? Programınıza davet ettiğiniz
seçkin konuklar arasında dönemin başbakanı bile vardı. Herhalde Tarot
açtırdığı için adamcağızın kaderi değişti de 10-15 yıl sonra siyaset hayatı
bitti. (Vallahi doğru. İnsanın bazen bu tarotun kişinin kaderini
değiştirebileceği de akla gelmiyor değil yani. Hah, hah, hah.)
Neyse yazıya devam :
- Türkiye de Tarot’u tanıtan kişi sizsiniz ama...
Türkiye de Tarot tanıtan kişi benim. Hem de televizyon aracılığıyla.
Ya
bu mübarek kahine yalan söylüyor, ya da ben. Televizyon kanalındaki Tarot
programı size sunduğum kupürdeki tarihten en az dört sene sonra başlamıştır.
Zaten Türkiye o dönemler Tarot’u benim gazetedeki Tarot köşesi yazılarımdan ve
sevgili Bülent Kısa’nın Burç dergisindeki Tarot köşesi yazılarından tanımamış
olsaydı, o televizyon kanalı böyle bir programı gündeme bile getirmezdi. Ha
mübarek kahinenin biraz Türkçe’si düzgün olup, ifade yeteneği yerinde olsaydı
ve deseydi ki: “Tarot’un Türkiye’de yayılmasına yaptığım TV programlarıyla
yardımcı oldum” diye. En azından haklı bir tarafı olurdu. Bu kadar basit. Oysa
her zaman olduğu gibi insanları sinsi sinsi güldüren BEN de BEN anlayışını
kendisiye alay da ettirme pahasına devam ettiriyor. İyi ama kardeşim biz kırk
kişiyiz ve birbirimizi biliriz.
Neyse
mübarek kahinenin yumurtladığı cevherlerle uğraşmaktan hem sıkıldım, hem de
siz sevgili okurlarımı sıktım. Konuyu yazıdan alacağım son pasajla noktalamak
istiyorum:
Mesela Türkiye ve dünya için bir yorum yapıyorum. Şu güne kadar Türkiye’yle
ilgili yaptığım yorumların hepsi çok isabetliydi. Bir günlük gazetede
astroloji sütunu yapan ilk kişi benim, televizyonda da öyle ve 18 sene olmuş.
Bu süre içinde pek çok insan geldi gitti. Ama ben hala istikrarla
sürdürüyorum. Bunun sebebi sahip olduğum bilgiyi aynen aktarmam. Bundan
hoşlanırlar bundan hoşlanmazlar diye bir politika gütmeksizin. Türkiye ile
ilgili öngörülerimin tutarlı olmasını nedeni ben oturup Türkiye’yi
çalışıyorum. Ülkenin geçmişini, geleneklerini, yapısını, siyasi ekonomik
geçmişi su anki konumu ve dünyanın içindeki konumu. Dünyadaki diğer ülkeler ve
şu andaki tüm gelişmeleri izliyorum. Çünkü bunu yorumlayabilmem için bilgiye
ihtiyacım var.
Soru
1) Bu mübarek kahinenin Türkiye hakkında yaptığı ve tutarlı olduğu herhangi
bir yorumu gören, duyan ve hatırlayan varsa. Bana bildirir mi?
Soru
2) “Bir günlük gazetede ilk defa astroloji sütunu yapan benim” diyor bu
mübarek kahine hanım. Oysa ben soruyorum. Türkiye’de ilk astroloji sütununu
kimin yaptığını bilen var mı? Sanırım yoktur. Ancak yaşlılar bilir. Devri
saadette Yeni Sabah diye bir gazete çıkardı. Biz bile o zamanlar ekmeğe mama
filan derdik. İşte ilk astroloji sütunu orada yapıldı. Yapan rahmetli bir
ağabeyimiz Necip Özkardeş’ti ve hazırlayan olarak da müstear isim olarak da
medyum Mansur adını kullanmıştı. Zaten sütunun adı da Medyum Mansur’un Yıldız
Falı idi.
Soru
3) “18 senedir bir sürü insan geldi gitti” diyor. Kimsenin bir yere gittiği
falan yok da, sadece medyadan uzaklaştı bu kişiler. Belirli bir süreç içinde
acaba neden bir sürü insan gelip gitmiştir? Bilen var mı? Oysa bu sorunun
cevabını medya dümenlerini bilenler çok iyi bilirler. Bilirleeerr….
Soru
4) “Türkiye ile ilgili öngörülerimin tutarlı olmasını nedeni ben oturup
Türkiye’yi çalışıyorum. Ülkenin geçmişini, geleneklerini, yapısını, siyasi
ekonomik geçmişi şu anki konumu ve dünyanın içindeki konumu. Dünyadaki diğer
ülkeler ve şu andaki tüm gelişmeleri izliyorum. Çünkü bunu yorumlayabilmem
için bilgiye ihtiyacım var.”
Ne
güzel. Bir de yetmiyormuş gibi bu cümlelerle kendisini ele veriyor.
Siz
hiç ünlü bir astroloğun, hele hele jeopolitik astrolojiyle uğraşan bir uzman
astroloğun ülkesinin kültürünü, ekonomik geçmişini, efendime söyleyeyim,
geleneklerini ve siyasi ekonomik geçmişini incelediğini duydunuz mu acaba?
Böyle bir şey mümkün olabilir mi? Tabii ki olamaz. Çünkü gerçek bir jeo-politikçi
(Mundane) astrolog hiç tanımadığı, varlığından bile haberdar olmadığı bir ülke
hakkında astrolojik bilgisi doğrultusunda geleceğe yönelik bazı tahminlerde
bulunabilir. Eğer bu muhteşem kişi kalkıp bunları bir ders gibi çalışıp, ondan
sonra da ben şöyle biliyorum, böyle biliyorum diyorsa, onun burada bahsettiği
bilgiler doğrultusunda buna astroloji değil Fütüroloji denir. Çünkü
yukarıdaki açıklamalar bir astroloğun değil bir fütüroloğun söyleyeceği
sözlerdir. Şüphesiz ki fütüroloji pozitif bir bilimdir ve birçok istatistiksel
veriye dayanır ama, bunun yakından uzaktan astrolojiyle alakası yoktur.
Sanırım kahinelerimizin ve kahinlerimizin ekolleri ne olursa olsun her şeyden
önce köklü bir Türkçe öğrenmeye ihtiyaçları var. İfade yeteneğine gelince.
İşte onun maalesef ne okulu var, ne de öğretmeni. O iş bir yetenek meselesi.
Sebeb-i mefti ise genlere bağlı olsa gerek.
İş
sırf kahinelerle bitmiyor. Birde kahinler (?) veya uzaktan eğitmenler de var.
Ben bu arkadaşların kehanet satırlarını buraya taşımıyorum. Zaten kendi
sitelerinde yeterince anlatıyorlar zaten.
İşte
ünlü bir astrolog arkadaş kendi şahsi sitesinde bir şeyler yazmış. Gelelim şu
astroloji eğitimi veren, neticesinde de bir sertifika sahibi olmanızı sağlayan
yabancı kuruluşlara… Örneğin Faculty of Astrological Studies. Faculty of
Astrological Studies bir zamanların gerçekten dünyadaki en saygın kuruluşuydu.
Astroloji bilenler hatırlar. Hani şu Margret Hone, Jeff Mayo zamanlarındaki
haliyle tabii. O zamanlar ne para, ne pul geçerdi. Bir diploma için adamı
koyun gibi meletirlerdi Valla. Ama gel gelelim devir değişti. Neyse bunları
bilen zaten biliyor. Siz artık gerek maddi gerekse bilgi olarak iflas etmek
üzere olan böyle bir kuruluşun Türkiye gibi astroloji konusunda bakir bir
ülkenin temsilciliğine soyunacaksınız, birde üstelik dünyanın parasını
vereceksiniz de adamlar size kusura bakma arkadaş mı diyecekler. Size
diplomada verirler, sınavlarda birinci de yaparlar. Konferanslar da
verdirtirler. Hatta Uzaktan Eğitmen titri bile alırsınız. (Ne demekse
bu?) Hani şu sevgili Cem Yılmaz’ın para esprisinde söyledikleri gibi. O derya
“Tamamen duygusal” diye. İşte bu da öyle bir şey. (İşte Öyle Bir Şey deyince
sevgili dostum Melih Kibar’a rahmet dilemeden geçemeyeceğim. Ruhu şadolsun.)
Bir
de Arap Noktaları konusu var ki, bu konu hakkında benim sitemde oldukça geniş
bilgi olduğundan kimsenin başını ağrıtmak istemiyorum. Ancak hemen söyleyeyim
ki bu noktalar Astroloji’de eski önemini kaybetmiş bir konudur. Bir sürü
astrolog adını bile anmaz. Zaten noktaların doğru olarak hesaplanabilmesi için
de doğum saatinin + veya - 4 dakikalık bir hata payından fazla olmaması
gerekir ki, yükselen bir dereceden fazla oynamasın. Ama birazdan da
göreceğimiz gibi bir hazret, illa da Arap noktaları diye tutturmuş. Esas amaç
bence derslerde laf ebeliği yapmak. (Bilirsiniz bizim millet bilmediği, ama
merak ettiği konularda laf ebeliğine de bayılır ve bunu bir bilgi birikimi
zanneder.) Yani uzun lafın kısası kendini aşırı bilgili göstermek işe yarar.
Ben tabii bu işin ticari yönünü eleştirmem. Her yiğidin bir yoğurt yeyiş tarzı
vardır. Bu tür kişilerin yaptığı ticari tür benim tamamen dışımda.
Bir de
özellikle son zamanlarda artan, konferanslara davet edilme işi var.
Biliyorsunuz konu resmi kurumları ilgilendiren bir konu olmadığı taktirde ve
siz de masrafları cebinizden karşılamayı taahhüt ettiğinizde semineri yapan
kurum sizi seve seve davet eder. Siz de gidip rahatça Türkiye’yi temsil
edersiniz. Buna Türkiye’den tepki gelmez, çünkü memleketimiz namına bir
onurdur. Davet edildiğiniz ülkenin ve kurumun ise zaten canına minnet.
Inınınınnnnn. Ufukta yeni bir pazar gözüküyor. Hem de verimli ve yüksek
potansiyele sahip bir pazar. Eğer aklınızı kullanabilirseniz bu işten size de
gelecekte çok pay düşer. Hatta maddi yardım bile görmeniz olasıdır.
Şimdi
mesela kendi sitesinde bir uzaktan eğitmen olduğu iddia edilen bir kahin
arkadaşımız şunları söylüyor :
Hiçbir görüşmemi aceleye getirerek, hemen anında o kişiyi kabul ederek
yapamam, çünkü her görüşme öncesinde 2 saati aşan bir süre, önce aşağıda
sınıflayacağım konularda, astrolojik göstergeler üzerinde çalışırım.
Çoğunlukla kişiler belirli sorular eşliğinde gelirler ama astrolog burada çok
dikkatli olmalıdır, zira bu soruların gerçek nedeni, danışanın size aslında
hiç bahsetmediği, hatta gizlediği bir gündemle alakalı da olabilir. Danışanlar
astrologları yönlendirmek isteyebilirler, bu yüzden elimdeki veriler danışanın
sözünü ettiği şeylerin ötesine geçiyor, ya da soru işaretleri getiriyorsa, her
zaman bu konuyu daha fazla açma, değerlendirme isteği duyarım. Bana danışan
kişilerin haritalarında kesin doğum saati belirtilse bile, mutlaka doğum
saatinden emin olmak isterim. Bunu yaparken, görüşme öncesinde kişinin doğum
saati aralığını ve hayatındaki önemli olayların tarihlerini isterim. Ayrıca
kişinin tipini de tarif etmesini isterim. Bu bilgilerle geçmiş olaylara
bakarak doğum saatinden mümkün olduğunca emin olmak isterim. Kullandığım
teknikler beni kesin yargıya zorlayacağı için, haritanın düzeltilmesi (rektifikasyonu)
adı verilen bu ön işlemin her astrolog tarafından yapılması gerektiğini
düşünüyorum.
1-
Hiçbir
görüşmemi aceleye getirerek, hemen anında o kişiyi kabul ederek yapamam, çünkü
her görüşme öncesinde 2 saati aşan bir süre, önce aşağıda sınıflayacağım
konularda, astrolojik göstergeler üzerinde çalışırım.
Astroloğun bir kişinin horoskopunu yorumlaması için onunla bire bir görüşmesi
icabetmez (Ama nedense ders vermeye gelince bu iş uzaktan eğitmenlik olarak
yapılabiliyor da iş horoskop yorumlamaya gelince yapılamıyor demek ki. Yani
adamla bizzat yüz yüze konuşulması gerekiyor. 56 yaşındayım. Ama anladığım
kadarıyla daha öğrenmem gereken daha çok şey var.) Astrolog için kişinin
doğum tarihi, saati ve yeri önemlidir. Tabii bir de öğrenmek istedikleri.
Adamı karşınızda görüp ne yapacaksınız? İsterseniz elinize birde Zener
kartları alıp telepati çalışması da yapın bari eliniz deymişken.
2-
Danışanlar astroloğu yöneltmek isterler.
Yahu
kim kimi neye yöneltiyor kardeşim? Çizeceksin horoskopu. Astrolojik
bilgilerinin doğrultusunda ne görüyorsan yazacaksın veya söyleyeceksin.
Soruları varsa onlara da aynı doğrultuda cevap vereceksin. Alt üstü bu.
Sonuçta devlet sırrı mı çözüyoruz. Yaptığımız iş bir horoskopun yorumu. Hepsi
bu kadar.
3-
Kullandığım teknikler beni kesin yargıya zorlayacağı için, haritanın
düzeltilmesi (rektifikasyonu) adı verilen bu ön işlemin her astrolog
tarafından yapılması gerektiğini düşünüyorum.”
Rektifikasyon vb. gibi İngilizce sözcüklerle milletin kafasını karıştırmanın
hiçbir anlamı yok. Şimdi meslektaşlarımdan bazıları bir hayli kızacak bana ama
(kızmalarının nedeni ise: bu bilgiler ileri dönemlerde verilir. Dur hele
öğrencilerin şunun şurası daha bir yıldır parasını alıyoruz. Sen nasıl kalkıp
rektifikasyon öğretmeye kalkarsın be adam diye), hazır yeri gelmişken ben size
rektifikasyonun ne olduğunu ve dünyada astrologların konuya hangi gözle
baktıklarını halin hazırlamakta olduğum sözlükten alıntı olarak bir yazayım da
bu teori üstadlarının ne kadar lüzumsuz şeylerle uğraştığını anlayın bari.
DÜZELTME
(RECTIFATION): Bilinen olaylar referans alınarak veya doğuştan gelen
özellikler vasıtasıyla doğum anının veya yükselen burcun (haritanın yükselen
derecesinin) düzeltilmesi veya doğrulanması işlemine verilen ad. Bu işlem,
zaman parçalarının hatalı olmasından dolayı gereklilik gösterebilir; böyle bir
hata, gerçek doğum anının doğru ve dikkatli olarak kaydedilmesi işini yapan
kişilerin dikkatsizliğinden kaynaklanabilir; veya o yere tamamen yabancı olan
doğum saatinin hipotetik bir tespitini içerebilir. Konunun tamamı üzerinde
çeşitli ihtilaflar vardır. Bazılarına göre, bir tezi kanıtlamak için önermenin
nedenini sonuca uydurabilmek üzere değiştirmek bilimsel değildir. Çok sayıdaki
yöntem arasından bazıları şöyledir:
(1)
Doğum Öncesi Dönem, Ayın doğum anındaki pozisyonundan ilk safhasını
oluşturduğu noktaya kadar olan hareketinin oluşturduğu açı zamana çevrilerek
eşlik eden olaylarla karşılaştırılır. Bu şekilde, kişinin gerçek yaşı ile
ilgili bir göstergeye ulaşıldığı varsayılır. Böylelikle Yükselenin derecesi
düzeltilir; (2) gezegenlerin ev konumları arasındaki karşılaştırmalar ve
kişinin koşulları ve mizacı ve (3) ilk kazaya veya hastalığa, bir ebeveynin
ölümüne veya evlilik, çocuk sahibi olma gibi sevindirici bir olaya ait
yönlerin hesaplanması. Önemli astrologlardan Argol ve Morinus önemli bir olay
tarihine ilişkin yönlerle düzletme yöntemini kullanmışlardır. Hermes doğum
anındaki ayın konumu ile ana rahmine düşme anındaki Yükselen arasında belirli
bir ilişki gözlemlemiştir. Böylece E.H. Bailey’ in “Prenatal Epoch” ve
Sepharial’ın “The Solar Epoch” eserleriyle daha da geliştirdiği Doğum Öncesi
Dönem’i ortaya çıkarmıştır. Daha pek çok yöntem geliştirilmiş olsa da hiçbiri
evrensel olarak kabul görmemiştir. Günümüzde çeşitli astrologlarca
kullanılmasına rağmen her astrolog bu işlemde farklı farklı sonuçlar
almaktadır. Bu da Rektifikasyonun pek güvenilir olmadığına işaret etmektedir.
4-
Bir haritaya hemen üstün körü, o anda hemen bakıp bir şeyler söylenmesi,
özellikle profesyonel aşamada kaçınılması gereken bir durumdur. Astroloji
öğrencilerinin de bu konuya özen göstermeleri gerekir.
Kesinlikle akademik bir yargı. Bir pratisyen olarak hiç kabul etmiyorum.
Şüphesiz ki üstün körü sözcüğü herkes için ayrı ayrı anlamlar ifade eder.
Daha önceki astroloji yazılarımı okumuş olanlar hatırlayacaklardır;
“Profesyonellerin çoğu anında yorum yapamaz” demiştim; çünkü yorum pratik
ister. Üstadın burada “üstün körü” diye neyi ifade ettiği belli.
Açıkçası, “Ben kitaplarıma danışmadan bu işi yapamam. Nereden bileyim ben
ezbere ikinci evdeki Mars - Venüs kavuşumunun, beşinci evdeki Neptün’e aldığı
doksan derecelik açının ne anlama geldiğini?” demek istiyor. Kendince
haklıdır. Öyle öğrenmiş. Tabii ki kitaplarına bakacak ilk önce. Bunun adı da
üstünkörü yorum yapmamak oluyor besbelli. Astrological Studies’in eğitim
sistemi demek böyle öğretiyor bu işi. Neden mi Gayet basit. Sizi iki sene bir
sürü teoriyle oyalamazlarsa bu adamlar parayı nereden kazanacaklar kardeşim?
Söyleyin ha, nereden kazanacaklar? Adama astrolojiyi altı ayda öğretirsen aç
kalırsın. Etraf öğrenci kaynamıyor ki bu konuda. Ne kadar uzatırsan kursu,
teorik bilgiyi o, sana para olarak geri dönecek. İnsan bindiği dalı keser mi
hiç?
Bir de
en son bahsetmek istediğim şu meşhur Merkür retrosu olayı var. Ne zaman
gazetelerin astroloji sütunlarında: “Merkür retroya giriyor” haberi
yazılılıyor; önüne gelen ya benim siteye yazıyor, ya da bana telefon açıyor:
“Gufran Bey, Merkür retrosu….”
Bu
cümleyi duyduğum andan itibaren tüylerim diken diken oluyor. Üstelik ben bu
konuyu kendi sitemde de düpedüz Merkür Retrosu başlığıyla açıkça yazdım.
Merkür retrosu, yani Merkür’ün geri gidişi sadece retronun oluştuğu
burçtakileri, zıt burcundakileri ve oluştuğu burca doksan derecelik açı alan
burçlardakileri etkiler. Geri kalanı fasa fisodur. Bilinen özelliği Merkür
retro olduğu zamanda yeni anlaşmalar yapmamak, yolculuklara çıkmamak,
sözleşmelere imzalar atmamaktır. Güzel ama kimin için geçerli bunlar? İşte
yukarıda izah ettiğim Merkür konumunda olanlar için. Ha bir de doğal
haritasında Merkür’ü retro olanları da katmak lazım tabii. Gerisi tamamen
spekülasyondur ve astrolojiyi bilmeye öğrenmeye çalışan bir sürü dünya tatlısı
saf insanımızın aklını karıştırmaktan öteye gitmez. Demek ki Merkür retro
yaptığında dünyanın hiçbir yerinde kimse yeni bir sözleşme imzalamıyor. Vay
anasını. Bu Astroloji’de artık çok oluyor yani. Peki retroya rağmen yeni
sözleşme imzalayanların tüm işleri ters mi gidiyor Merkür gibi? Olur mu
efendim, olur mu? Bunların tamamı zırva şeyler. Uydurmaca, kandırmaca. Yine
dudaklarımda aynı türkü: At martini de bre Hassan, dağlar inlesin…
Neyseeee…Beni bu denli çektiğiniz için sizlere ne kadar teşekkür etsem az.
İstediğiniz gibi eleştirebilir, eleştirilerinizi mail adresime
gönderebilirsiniz. Son derece memnun olurum, hiç de kırılmam doğrusu. En
keyifli günler sizlerin olsun.
Yazıya Önemli Ek
(Yazı yazıldıktan sonra Tempo Dergisi çıktı. Gufran Bey ek olarak şu satırları
yazdı – Editör)
Tempo
dergisi çıktı. Yazan yazmış. Bir diyeceğim yok yazılanlara. Çünkü ortada bir
yanlış anlaşılma var. Ben onuncu gezegen diye bir şey olmadığı için bu konuyu
Marduk savını onuncu gezegen olarak ele alıp, bunun astrolojik anlamda bir şey
ifade etmeyeceğini yazmıştım. Dergi çıktıktan sonra anlaşıldı ki meğer
insanların onuncu gezegen dedikleri şu bizim astroloji’de bir türlü belirli
bir yere oturamayan Chiron’muş. Vallahi kusura bakmayın. Bendeniz Pluto’dan
başka bir planeti onuncu olarak tanımadığımdan onuncu ile on ikinciyi
birbirine karıştırmışım anlaşılan. İş Chiron olunca iş değişir. Kısaca biraz
değineyim : Astronomların onuncu gezegen adlı gezegeni bulduklarını iddia
ettikleri yıl 1930. Ne yazık ki Dünya Astronomi Birliği çevrelerinde bu buluş
hala onaylanmış durumda değil. Yani biz astrologlar da henüz bilimsel
astronominin bile doğrulamadığı bir sav üzerinde tartışıyoruz. Bu da başlı
başına bir saçmalık ve medyanın ayak oyunlarından biri tabii. Peki astrolojide
Chiron nedir? (Benim siteme bakacak olanlar, bu konuda çeşitli astrolojik
bilgiler bulabilirler.
www.megaastrogufran.net)
Chiron
(Okunuşu Şiron veya Sharon) 1977 yılında Satürn ile Uranüs’ün yörüngeleri
arasında bulunan küçük bir platoneiddir. Platoneid Güneş sistemi içindeki
gezegen yapısında ve göktaşları ile esteroidlerden farklı gök cisimlerine
verilen addır. Bu yapısı ile Chiron astrolojik çalışmalarda bir gezegen olarak
değerlendirilir. Bir grup astrolog tarafından da Yay burcunun ikinci
dereceden yöneticisi olarak düşünülüp yorumlandırılmaya çalışılmıştır. Bir
gezegen olarak değerlendirilir ama, astronomik açıdan yazdığım gibi sonuçta
bir Platonoiddir. Chiron’un astrolojik anlamı, karakteri ve etkilerini
astrolojinin gelişim çizgisi içinde diğer planetlerin bulunuşları ve
zaman/gözlem çalışmalarının verileri ile irdelemeye başlayabiliriz. Örneğin
bir sürü astrolog için Chiron için halen Pluto bile belirsizliğini korurken
anlam olarak bir hiçtir. Kıymet de vermezler, ele de almazlar. Hele hele bunu
evrenselleştirelim derseniz , bir de gülerler. Daha detaylı bir Chiron analizi
için mitolojiyi incelemek gerekir. Mitolojide, Chiron’un babası Satürn ve
annesi Philyra’dır. Kız kardeşlerinden birisinin ise Oceanus olduğu bilinir.
Efsaneye göre Satürn’ün karısı Rhea, kocası ile Philyra’ı beraber olurlarken
yakalamış, ancak bu sırada Satürn kendini çok iri bir ata çevirerek kaçmıştır.
Satürn ile Philyra’nın beraberliğinin mahsulü olan Chiron vücudunun yarısı
insan ve yarısı at olarak doğmuştur. Chiron ilk Centaur (Santor) dur.
Bu doğumdan sonda Philyra bir Santor doğurmanın büyük şaşkınlığı ile içinde
bulunduğu acı ve korkudan kurtulmak için tanrılara dualar etmiş ve yeni doğan
çocuğundan kurtulmak için her bedeli ödeyebileceğini dualarında tanrılara
iletmiş ve tanrılar ise cevap olarak Chiron’u Philyra’nın bir daha
göremeyeceği kadar uzaklara götürmüşler, ancak bunun bedeli olarak Philyra’yı
bir limon ağacına çevirmişler. Chiron ilk büyük üzüntüsünü, ilk büyük yarasını
annesinin kendini dışlaması ile almıştır. Chiron bu anlamda doğum kartlarında
yaşamın dışlanmaya hassas önemli bir bölümü ifade eder. Chiron sembolik yapısı
ile sağlam,dürüst ve kutsal nitelikli bir insan ile güçlü bir hayvan gibi doğa
ile bütünleşmiş,doğanın bir parçası olmuş anlamlı bir yapıyı anlatır.
Chiron’un doğayla olan bütünlüğü tıpkı bir şaman ( tanrısal güçleri ile
insanlara ve topluma düzen ve sağlık veren yüce,kutsal insan ) gibi ona tedavi
edici, iyileştirici ve düzenleyici unsurlar verir. Tanrının oğlu olan Chiron
akıl ve zekayı,düşüncenin gelişimini ifade eder. Medikal çalışmalardaki
başarıyı anlattığı gibi, müzik, kültür ve ahlak, avcılık, savaş ve astroloji’
yi de belirtmektedir. Chiron gelişmesine yardımcı olan Jason, Hercules,
Asclepius ve Archilles’in etkisi altında kalmış, geniş bir alanda eğitim
alarak bilgi ve eğitimin sembolü haline gelmiştir. Chiron kendi eğitimimiz ile
kişiliğimizin toplum içerisinde geleceği yeri ve öz kültürümüz ile toplumun
bizi nasıl tanıyacağını anlatır. Ancak bizim geleceğimiz toplusal konularda
yaşayacağımız üzüntü ve duygusal yaralanmalarında belirleyicisidir. Doğum
haritasındaki yeri,o evin anlamı içerisinde bizim kişisel çabamız ile
gelebileceğimiz yeri, makamı ve aşamaları anlatır. İçinde olduğu evin
yaşamımıza etki edecek hassas yönleri var ise bunlarında önem kazanmasına yol
açar. Chiron’un bulunması ile gündeme gelen klinik psikoterapi
çalışmaları,duygusal yaralanmaları ve rahatsızlıkları anlattığı gibi, bu
sorunların şifa bulması için yapılan çabaları da göstermektedir. Birçok ünlü
terapist ile büyük duygusal çöküntüler yaşamış kişilerde Chiron etkisinin
güçlü olduğu görülür. Chiron kişileri bir kahraman gibi hazırlar. Sadece
gündemde olan bilgileri ve bilimi değil,gelenek,ahlak ve kültürel değerleri de
öğretir. Öğrenme ve kendini yetiştirme hırsını verir. Ayrıca bilgimizi aktarma
ve öğretmenlik duygularımızı da geliştirir. Bilgi kendimiz için değil,toplum
için gereklidir. Öğretmek için öğrenilir. Bu kişisel ve toplumsal dayanışmanın
da temellerini oluşturur. Chiron’un yörüngesi Satürn ile Uranüs arasında
bulunur ve bu iki büyük prensip arasındaki bağları oluşturur. Chiron bulunduğu
konumda eğer Uranüs ile ilişkide ise, onun yaratacağı değişim ve yeniliklere
kişisel üstünlük ve toplumcu bir yaklaşım verir. Değişimler için gruplaşmış
dernekleşmenin gereğini belirler. Bu oluşumları gerçekleştirir. Chiron
yaratıcılık, sezi gücü, hissi kabiliyetler verdiği gibi, mistik, Okült ve
dünya altı ile ilgili duygu ve çalışmalara da işaret eder. Çok içkili olan
Hercules efsaneye göre bir tartışma sonucunda Chiron’u zehirli bir ok ile
omzundan yaralamış. Hercules’in okundaki zehiri ise ölümlü Hydra vermiş. Bu
amansız zehir karşısında hemen öleceği düşünülen Chiron kendi yaptığı bir ilaç
ile kendini tedavi etmiş. Bu mitolojik anlatım bize çok ilgi çekici bir
formülü anlatır. Chiron türlü zorluklar karşısında kişinin kendi gücü ile
savaşmasını kendine çareler bulmasını anlatır. Başkalarına da yardım hissi
geliştirir. Bu düşünce daha önce anlatılan bir Şaman benzetmesine uyum
sağlamaktadır. Chiron bilgisini, bilgeliğini ve yardımseverliği ile Tanrılar
tarafından ölümsüzlükle ödüllendirilmiştir. Ancak bu ödül Chiron’u değişik bir
konuma getirir. Chiron bir yanda hassaslığı ile kendi acıları ve üzüntüleri
içerisinde sarmalanacak,ancak ölümsüzlüğü bunun sonuna dek böyle kalmasına
neden olacaktır. Çözüm çabuk bulunur. Prometheus kutsal ateşi Tanrılardan
alarak
Dünya
yüzüne getirir.Ateş ceza ve adaleti,hırs ve öncülüğü anlatmaktadır. Prometheus
ile anlaşan Chiron ölümsüzlüğü Prometheus’a vererek yerine geçer. Bu
anlaşmadan dolayı Chiron ile Prometheus sonsuza dek birbirlerine muhtaç
kalacaklardır. Chiron dünya yüzündeki zeka ve erdemleri temsil ederken,
Prometheus aydınlığı ve görebilmeyi sağlayan, gizli kalanları ortaya çıkaran
ateşi elinde tutar. Chiron bulunduğu evde, ateş gibi sıcak fikirlerin pratik
hayata uygulanabilmesini anlatır. Chiron ölümü tercih eder. Çünkü o ölümün
gereğini,asaletini ve ölümün getireceği barışı iyi bilir. Burada anlatılan
ölüm sadece fiziksel olarak yaşamın sona ermesi değil,duyguların ve
heyecanların yok edilmesi,peşinde koşulanlardan vazgeçilmesi anlamında da
anlaşılabilir. Chiron’u bu karmaşık ve derin karakteri ile bir burcun tanımı
içinde anlamak kolay değildir. Kimi astrologlar sembolik yaklaşımla santor
olan Chiron’u yine mitolojik anlatımı santor olan Yay burcu ile
eşleştirmektedirler. Bazı astrologlar ise Chiron’un pratik zeka ve eğitim ile
olan ilişkisinden dolayı başak burcu karakterinde olduğunu söylerler. Ancak
gerçek bir tanımlaması ile Chiron Uranüs ile Satürn arasında bir bağlantıyı
içeren ve bulunduğu yere göre yorumlanabilecek bir planetoid’dir.
Buraya
kadar yazılanlar benim kendi sitemdeki bilgilerde de vardır. Peki ama o zaman
bu gezegen gibi yorumlanan Platonoid’in daha kişisel horoskopumuzda bile ne
işe yaradığını tam olarak yorumlayamazken, bunun evrensel boyutu hakkında
racon kesip, nasıl deriz ki; “ efendim Chiron kıyametin habercisidir, yok
efendim gelecekteki değişimlerin temsilcisidir ” Bütün bunlar saçma
fikirlerdir. Hiçbir ispata dayanılmadan ileri sürülen laf kalabalığından başka
bir şey değildir. Ayrıca Chiron’un Savaşçı Prense Zeyna ile de yakından
uzaktan ne alakası olduğunu hiç anlamış değilim. Herhalde bazı arkadaşlar bir
TV dizisindeki Zeyna ile Chiron’u karıştırmışlar. Kimse Chiron’un geleceği
üzerine kehanet yapmaya kalkmasın.
|