|
“Ayastefanos
Yalnızı”nı yazarken, romandaki müzisyen karakterin hayatını, duygularını,
hayallerini, korkularını oluşturabilmek için müzisyenlerin hayatlarını
araştırmaya, onları tanımaya, anlamaya giriştiğimde, flütist Ayşe Karakaya’nın
verdiği kitapların bir hayli yararı dokundu. Ünlü bestecilerin, yorumcuların
hayatları hakkında küçük ipuçlarını aklıma yazarken bir başka detay da gözüme
çarpmıştı. Ev konserleri. Bugün beğeniyle dinlediğimiz klasik eserlerin çoğu
ilk kez ev konserlerinde, bestecinin evinde, belki Petersburg’daki bir yazlık
evin bahçesinde, belki Avustralya’daki bir konağın salonunda belki İtalya’daki
bir villanın avlusunda eşten, dosttan, komşulardan oluşan bir dinleyici
topluluğuna çalınmıştı. Ama televizyonun, radyonun, kasetçaların hayatımıza
girmesiyle ev konserleri geleneği de unutulup gitmişti. Konu hakkında sohbet
ederken Ayşe Didem Karakaya, yeni bir sanatsal oluşumdan bahsetti. Avrasya
Sanat Kolektifi. Girişim kâr amacı gütmeyen bir çabayla sanatı gündelik
yaşamın bir parçası haline getirmeye çalışıyordu. Üstelik, çok kısa bir süre
önce unutulmuş ev konserlerini yeniden düzenlemeye başlamıştı.
Salondaki kuyruklu piyano
ASK’nın kurucuları, evlerinin salonunda gönüllü müzisyenlerle birlikte tamamen
ücretsiz konserler düzenliyordu ve konserler herkese açıktı. Elbette, görmeden
duramazdım. Sıradaki ilk konsere misafir oldum. İlk önce, konser için elde
hazırlanmış ilanlar, afişler semtteki işyerlerinin vitrinlerinde gözüme
çarptı. Sonra evin salonunun mütevazı bir konser salonuna dönüştürüldüğünü
gördüm. Salona 40-50 kadar konuğun geleceği düşünülüyordu. Sandalyeler,
koltuklar, minderler olabildiğince çok insanı alabilecek şekilde dizilmişti.
Konser başladığında evin salonu mahalledeki komşularla, ev hanımlarıyla,
çocuklarla, yaşlı teyzelerle dolmuştu. İnsanlar işlerini bitirmiş, akşam vakti
güzel bir müzik dinlemek için komşularının evinde düzenlenen oda konserini
izlemeye gelmişti. Herkesin zevkle, çalınan eserleri dinlediği, küçük
çocukların müzisyenlerin hemen önüne serilmiş minderlerin üzerine tüneyip
hayranlıkla müzisyenleri inceledikleri, müzik aletlerini kullanışlarını, nota
sayfalarını çevirmelerini, ayaklarıyla tempo tutmalarını seyrettikleri de
gözümden kaçmadı. Sanatı, müziği, sanatçıyı daha ilkokul çağında keşfeden o
çocukların, yaşıtlarının birkaç sene sonra ağına düşecekleri tele-vole
kültüründen kendilerini sakınmaları çok daha kolay olacaktı.
Hoşuma
giden diğer detaysa ev sahiplerinin içtenliği idi. Kendileri de müzisyen olan
Avrasya Sanat Kolektifi’nin kurucuları ortaya gönüllerini koyarak
düzenledikleri ev konserleri için sadece evlerini müzik sever yabancılara
açmakla kalmamış, onca emek harcayarak tepsi tepsi ikram hazırlamışlardı.
Börekler, peynirli, salamlı kanepeler, tatlı-tuzlu kurabiyeler, minik
pastalar, çeşit çeşit çerezler, her zevke uygun içecekler… Her şey
düşünülmüştü. Üstelik tüm bu ikramlar tadımlık da değildi. Ev sahibesi Yaprak
Sandalcı, hazırladığı açık büfedeki tepsiler bittikçe mutfaktan yenilerini
getiriyor, her misafirine yetişip, boşalan tabakları, bardakları ısrarla
dolduruyordu. Evin ilkokul çağındaki, keman öğrencisi küçük kızı Yağmur bile
annesine yardımcı olmak için tepsi tepsi kurabiye hazırlamıştı. Üstelik,
kurabiyelerin lezzeti ile ilgili övgü aldıkça yüzünde gülücükler açıyordu.
Gönül mü sponsor mu?
Duyduğum
kadarıyla eski ev konserlerini yeniden topluma kazandırmak için çalışan tek
gönüllü girişim Avrupa sanat Kolektifi. Yakın geçmişte başka bir oluşum, büyük
şirketlerin sponsorluğunu arkasına alarak birkaç ev konseri düzenlemeye
girişti. Salona girdiğinizde, X şirketinin içtiklerinizin sponsoru olduğunu, Y
şirketinin yediğiniz sandviçlerdeki peynirleri sağladığı gibi sponsorluk
reklamlarıyla karşılaşıyordunuz. Elbette büyük şirketler 50 tane ev hanımına
reklam yapmanın peşinde değiller, bu unutulmuş geleneğin yeniden hayata
döndürülme çabalarıyla ilgilenecek basın mensuplarının ve ana haber
bültenlerinin varlığı onları cezbediyor. Ama beklenen ilgi sağlanamamış olacak
ki artık o destek devam etmiyor.
Ev
konserlerine katılmak isterseniz, ASK’nin konser programları veya diğer
etkinlikleri hakkında bilgi almak için Yaprak Sandalcı’dan elektronik posta
ile bilgi alabilirsiniz (yapraksandalci@yahoo.com).
Zira henüz bir web siteleri de yok.O kadar işin peşinde koşturmaktan web
sitesi hazırlamaya zamanlarının kaldığını sanmıyorum. Belki bu yazıdan sonra,
aranızdan bazıları, daha çok insana ulaşabilmeleri için onlara sade bir web
sitesi tasarımında yardımcı bile olabilir.
Konserleri izlemeye karar verirseniz birkaç küçük jestle bu gönüllü oluşma
yardımcı olabilirsiniz. Aynı misafirliğe gittiğiniz zaman yaptığınız gibi
biraz tatlı götürebilir, içeceklerin yetmeyebileceğini düşünüp, bir iki şişe
kola, gazoz veya bütçenizin elverdiği mütevazı bir şişe şarap alabilirsiniz.
Elbette bunları yapmaya mecbur değilsiniz, elleriniz boş gitseniz de kapıda
sizi sıcak bir gülümseme karşılayacaktır. Zira bu oluşumun amacı, yemek yemek
değil, sanatı desteklemek. Televoleci mankenlerin sanatçı diye gezindiği bir
ortamda, çocuklarımıza, insanlarımıza sanatın ne olduğunu unutturmamaya
çalışmak. Eğer yüzlerce yıllık bu geleneği görmek, klasik ve caz müziğinin
tadına varmak isterseniz konsere katılacağınızı önceden bildirerek yer
ayarlamalarının yapılmasına yardımcı olmayı, konserden önce cep
telefonlarınızı kapatmayı ve beğeninizi çevrenizle paylaşmayı unutmayın.
|