|
Can
sıkıntısından yazmak istemediğim çok olmuştur. Genelde canım sıkkınken değil
de tam tersine keyfim orta karar bile olsa yerindeyken veya artık tam dibe
vurmuşken, melankolinin daha da dibi olmadığını anlamışken yazarım. Bugünkü
gibi ne olduğunu bilemediğim bir ağırlık kalbimin orta yerine çöreklenip de
bir yerlere gitmezken elimi bile kaldırasım gelmez genellikle. Bugünü farklı
kılan oğlumun resim yapma, daha doğrusu kâğıdın üzerine bir şeyler karalama
merakı oldu. Pastel boyayı zorla elime tutuşturunca yamuk yumuk çizgiler
çizmeye başladı. Ortaya çıkan anlamsız çizgiler o kadar hoşuma gitti ki kendim
bile inanamadım. Acaba dedim şu çizgiler gibi anlamsızından bir iki şey
yazıversem rahatlar mıyım biraz?
Yazdıklarımız, söylediklerimiz, çizdiklerimiz anlamlı olsun isteriz hep, ne
düşündüğümüzü, kim olduğumuzu, hayallerimizi veya kısacası kendimizi anlatsın.
Daha kendimiz bile kendimizi tam anlayamamışken, kendi kendimizi hiç
beklemediğimiz anlarda şaşırtıverirken bu şaşkınlıklardan ve anlamsızlıklardan
pek az bahsederiz. Daha ziyade her yaptığımızın anlamlı bir yanı, hatta daha
kötüsü bu anlamların da kendi içinde tutarlı bir tarafı olması gerekliymiş
gibi davranırız. Bazen iyice ileri gidip “benim çıkardığım anlam seninkinden
daha anlamlı” deriz karşımızdakine, “anlamların en iyisini ben anlıyorum, sen
değil” veya ‘benim hayatım seninkinden daha anlamlı” deme cesaretini
gösteririz. Yok yahu hepimizin hayatı aynı derecede anlamlı veya hazır
mısınız, aynı derecede anlamsız. Her şey kendi karşıtını da içinde
barındırıyor aslında. Diğer söylemlerin hepsi bir iltifat, hepsi bir yüceltme.
Hadi bakalım saldırın şimdi bana, anlatmaya çalışın ki sizinki çok anlamlı ben
anlamasam da.
Kimin
daha iyi anlamlar çıkardığını ne ölçüyor acaba gerçekten? İşindeki başarısı,
ilişkileri, ailesi veya kazandığı para mı? Yazdıkları, çizdikleri,
söyledikleri veya kazandığı ödüller mi? Hepimizin ortak yanılgısı haline gelen
ölçütler bunlar. Bunların hepsi, birkaçı veya hiçbiri ne fark eder? Kendi
hayatınızı başkalarının hayatıyla ne kadar kıyaslıyorsunuz, kıyaslamalara ne
kadar vakit ayırıp sonuçlarından duyduğunuz huzursuzlukları hayatınıza ne
kadar yansıtıyorsunuz , “o ne der, bu ne der çok önemli, en iyi
arkadaşlarımdan bile kusurlarımı gizlemem lazım ki iyi konumda gözükeyim”
diyorsunuz, buradan başlayalım isterseniz. Kafanızı yastığa koyduğunuzda,
biraz huzur bulmak için geriye yaslandığınızda “kimden daha iyiyim, kim benden
daha iyi, benimle ilgili o ne düşündü, bu ne düşündü” düşünceleri ne kadar
içinizi tırtıklıyor ondan bahsedelim. İçiniz dışınız bu düşüncelerle doluyken
kim hayatınızın anlamından bahsedebilir veya çıkardığınız anlamların
tutarlılığı ne derece tutarlı olur bunu bilemiyorum.
Anlamsız veya alakasız mı gözüktü kurduğum bağlantı? O da olabilir. Ama en
basitinden hayatınıza anlam ararken başkalarınınkini sizinkinden daha anlamlı
veya anlamsız bulup huzursuz olmayın diyeyim. Size enerji veren yaşam
kaynağınız, içinizdeki bu huzursuzluk ve kıyaslamalar olmasın diyeyim. Göze
çarpmayan “an”larınıza, sadelik ve kanaatkârlığınıza değer verin diyeyim.
Çocuğunuz varsa biraz onu gözlemleyin, nasıl da kıyaslamalardan,
kıskançlıklardan uzak, zevk alıyor hayattan esas siz bunları görün diyeyim.
Ben diyeyim anlaması gerekenler anlasın diyeyim.
Oğlumun kâğıdına bir iki çizgi çizdim nasıl rahatlattı, nelerin
dökülüvermesini sağladı. Şimdi kim ikna edebilir beni o çizgiler anlamsızdı
diye?
Not:
Bu satırları yazdıktan yaklaşık iki ay kadar sonra İlhan Berk’in
“Gerçeküstücülük Antoloji” kitabını okumaya başladım. Kitabın 11. sayfasında
André Billy’den bir alıntı var: “ Verimsiz olduğunuzda, diyordu Apollinaire
arkadaşlarına, herhangi bir şey, herhangi bir cümle yazın ve sonradan
korkmadan ilerleyin”
Kendini verimsiz ve sıkıntılı hisseden arkadaşlara duyurulur…
|