|
Bugüne
kadar özellikle, bilerek, isteyerek, kasıtlı olarak, aklıma daha birçok sözcük
geldi ama bunları daha fazla sıralayıp sizleri sıkmayacağım, müzikle ilgili
hiç bir konuda yorum yapmamaya özen gösterdim derKi’de... Fırsatlardan
yararlanmak gibi geliyordu açıkçası. İş Can Şengün’e ve onun yıllar sonra bir
albüm yapmasına gelince fikrimi değiştirdim... Can’ın gitar çalışına âşık olan
ve bugüne kadar yer aldığı albümlerde o kartonetleri yiyerek okuyan, Can’a
ulaşmaya çalışan, Can’ın öğrencisi olmayı başaran kişilere olan borcum bir
yana, internetten şarkıları download edip (indirip demek çok alçakça geldi o
yüzden İngilizcesini kullanmayı tercih ettim) de “yaw kim çalmış bu gitarı”
diyenlere de “Can Şengün o” diye bağırmak görevim oldu. Ya da duyun işte, o
adam bu ve bu da onun albümü, besteler de onun, sözler de onun, düzenlemeler
de onun ki burası çok önemli. Can sadece çalmaz, yapılmış olan herşeye yeni
bir ruh katar, bunun da ötesinde var olmayan şeyleri var eder ve sadece gitar
Can Şengün yazar... ( daha açık bir yorum getirmeyeceğim, anlayan anlar diye
düşünüyorum) Neyse kısa kesiyorum, Can’la “Canlı Müzik” ve Can hakkında sohbet
ettik biraz... Sanırım Çisel’le aynı konuda ve aynı sayıda pişti olduk ama
elimden bir şey gelmez, 10 senelik dostluktan, müziği paylaşmaktan, hayatı
birlikte yorumlamış olmaktan ortaya çıkan şımarıklık hakkımı kullanmaktır
benimkisi...
Öyle
zor ve çok içerikli sorular yok, aksine sadece Can’ın anlatmak istedikleri var
sadece... “Can sen kimsin?”in cevabı ise sonuna kadar okuyunca ortaya çıkıyor
aksi takdirde ilk sorum bu olurdu.
Can Şengün'ün Albümünden 2 Parça (Dinlemek için Tıklayın)
Farketmez Seninleyim
Seninle
Soru:
Can, “neden müzik?” diye başlayan o geyik sorunun aksi ile başlayacağım, müzik
olmasaydı ne işle uğraşırdın, ne yapardın?
Can:
Ben de bilmiyorum tam olarak. Kendimi bildim bileli,”müzik” diye bir kavram
var yaşantımla iç içe. Aslında şöyle bir düşününce, müzik haricinde
yapabileceğim çok da işin olduğunu sanıyorum. İnsan ilişkilerim çocukluğumdan
beri kuvvetli. Kelimelerimi dikkatli seçmeye özen gösteririm. Samimiyetim,
enerjim, kolay hissedilir. Yardımsever ve sabırlıyımdır vs. vs. Bana kalırsa
olumlu özelliklerim, olumsuz özelliklerimden daha fazla. Dolayısıyla
yapabileceğim ve hatta başarılı da olabileceğime inandığım bazı iş ve
sektörler mevcut.
Soru:
‘Çaresizlik, e oldu bir kere ya da elimden başka bir iş gelmez’in aksine
gerçekten yapmak istediğin, vazgeçemediğin vazgeçmek de istemediğin, içinden
gelen dışa vurulacak en yoğun şeyi doğal olarak seçmek midir o zaman?
Soramadım işte anla, ben bazı mesleklerin doğal seçim olabileceğine, sonradan
olma olamayacağına inanırım, doğru mudur?
Can: Müziğin doğal bir seçim olduğunu söyleyebilirim. Küçükken elime aldığım
herhangi bir enstrüman ile hızlı bir “ilişki”ye girdiğim de doğru. Sanki
beynimin içersinde bir “müzik prosesörü çipi” ile doğmak gibi. Müzik ne kadar
kolay ve doğru bir seçimdi, bu tartışılır tabii... Ülkemizde müzik yapmak için
ya çok zengin ya çok kafayı sıyırmış ya da cidden bazı konularda takıntılı
olmak lazım. Dikkat ederseniz ben müzik yapmaktan yani üretmekten
bahsediyorum. Magazin ürünleri tarafından beslenen bir “sanatçılık” türünden
değil. “Niye müzik yapıyoruz?” sorusunu kendimize her gün sorduğumuz,
maddiyatla alakalı alacakların/vaatlerin neredeyse hiçbir gün gerçekleşmediği
bir endüstri Türkiye’deki müzik endüstrisi. Bu sektörün piyonları, dünyada
neler oluyor, dinleyicilerin dikkatini nasıl çekebiliriz, “fan” nasıl
yaratılır... Hiç düşünmüyorlar. “Ben bu kasedi piyasaya bir çıkarayım, tutarsa
para kazanırım, tutmazsa ünlü olmayı bekleyen daha çoook sanatçı adayı var,
kapımda bekleyen” zihniyeti ile bir yerlere gelmemiz imkânsız. Kendimizi
kandırmayalım.
Sanatçılık, assolistlik, icracılık, uzun yıllar harcanan emekler sonucu elde
edilen bir rütbedir aslında. Bu yıldızları/payeleri omzunuza, dinleyiciler
yani halk takar.
Soru:
Mutsuz musun Türkiye’de müzisyen olmaktan?
Can
: Kesinlikle hayır!
Ben
müzik yapabildiğim, birşeyler üretebildiğim, gitar çalabildiğim her güne
şükrediyorum. O kadar büyük bir aşk ile bağlıyım ki müziğe. Bizler bu ülkenin
çocuklarıyız. Ülkemizin şartları da böyle. Bunları sevmesek ve kesinlikle
benimsemesek de bu işi bu şartlarda yapmak zorundayız. Bunun bilinci ile
uyanıyoruz her sabah.
Benim bir misyonum var. Sevdiğim, güzel olduğuna inandığım, İngilizcesi “no
bullshit” olan şarkılar yazmak... Çalıştığım müzisyen dostlarımın albümlerine
en modern renk ve çalış şekli ile gitar çalmak, besteler yapmak... İmkânları
yeterli olmayan genç, yetenekli ve orijinal sound’ları olan grup veya
bireylere albüm yapmak... Bunlar ve benzeri ideallerimi başarmadan bu yaşamı
terk etmeyi düşünmüyorum.
Soru:
Bence de terketme zaten, dur sakinleşelim biraz, üretmenin yanı sıra iyi bir
dinleyicisin, kimleri dinlersin?
Can: Genel mi sadece ülkemizden mi?
Soru:
Genel...
Can
: 70’li-80’li- yıllarda yapılan her türlü, funk, rock, disko, heavy metal
müziklerini seviyorum. Evimde sıklıkla dinlediğim müzik hala o dönemlere ait
plak ve CD’lerdendir. Pek sık olmasa da uzun ve eğitici bir eser dinlemek
istediğimde, ruh halime göre, klasik müzik besteleri severim. Beethoven,
Çaykovski, Bach, Scarlatti, Paganini, Mozart en sevdiklerimden...
Bir
de prodüktör yapımı, daha trendy fakat yine de kendine has doğallığı ve
samimiyeti olan müzikleri severim.
Ülkemizden de, yine bu normlar doğrultusunda, yıllardır her türlü etkene
karşın müziklerini yapabilen herkesi dinlerim. Bülent Ortaçgil, MFÖ, Mirkelam,
rock müziği yapan grup ve şarkıcılar... (Anadolu rock hariç)!!!...
Soru:
Türk halkının sanata bakışı nasıl sence?
Can: Ülkemizde iki tip algılama var. Birincisi ve az olanı, sanatın bir veya
birkaç dalı ile ilgilenen, araştıran ve bu uğurda para harcamaktan çekinmeyen
bir kitle. Bunlar üniversite öğrencisi de olabilir, kamu ve özel sektörlerde
çalışan kişiler de. Para harcamak deyince aklınıza büyük rakamlar gelmesin.
Bugün bir tiyatro oyununu seyretmek çok mu pahalı? Veya hoşumuza giden bir
sulu-yağlı boya resmi alabilmek için banka kredisine mi ihtiyaç var? Yeni bir
CD’nin fiyatı 10-12 YTL. Bahsettiğim kişiler, sanata ve sanatçıya, kısaca
emeğe saygı duyan ve aldıkları ne olursa olsun aldatılmadıklarının bilincinde
olan kişiler.
Bir
de modalar, gelip geçici heveslerin cazibesinden etkilenen, sanattan hiçbir
şey bekleyemeyen, onlara her sunulanı, kendi algılamaları içersinde bir yere
koyan, tüketen ve sonra tüküren bir kitle var ki bu da ikinci tip algılama. Bu
nevi kimseler tiyatroya gitmezler. Kitap okumazlar. Korsan albüm satıcıları en
yakın dostlarıdır. TV’deki haber kaynakları, magazin programlarından
ibarettir.
Soru:
Çalışmadığın zamanlar vaktini nasıl geçirirsin?
Can: Çalışmadığım zaman pek yok gibi. Haftada 7 gün çalışıyorum. Kafam devamlı
bir şeyler ile dolu...
Soru:
Keyif deyince aklına gelen bir şeyler yok mu yani?
Can: Olmaz mı?!! Güzel yemekler tatmaktan hoşlanırım. Bazen arkadaşlarımı eve
davet edip onlara ikramlarda bulunurum. Hizmet etmekten haz alan bir ruha
sahibim. Yerimde oturamadığımdan koşturur dururum misafirlerim için. İyi yemek
yaparım. Parmaklarınızı yersiniz. Bu yönüm sadece meraktan ve tabii ki
karşımdakini mutlu etme arzusundan doğan bir özellik.
Üç
yıldır özel hocamla beraber Kung-Fu çalışmaktayım. Haftada 3–4 gün sabahın
erken saatlerinde çalışıyoruz. Fit olmayı, reflekslerimin hızlı olmasını,
strechingi seviyorum. Kung-Fu beni rahatlatıyor.Sakinleştiriyor (bu sakin hali
ise!!!...). Yürüyüş şeklim ve hayatta duruşum benim için fevkalade önemli.
Soru:
Tehlikeli sayılabilecek bir dövüşçüsün yani?
Can: Bu spor beni dinginleştiriyor. Onun sayesinde daha da büyüdüğümü
hissediyorum. Sayın hocam bana hep kontrollü olmayı nasihat etmiştir. Cebinde
silahının olduğunu bilerek bir tartışmayı büyütmek olmaz.(yangına körük
durumu...) Kung-Fu ciddi bir silahtır. Kendinize hâkim olmayı çok iyi
becerebilmelisiniz. Öğrendiklerimizi ve çalışmalarımızı bir sinir anında
kullanmaya kalkarsak birkaç kişinin canını fena yakabiliriz. Ben, sonradan
pişman olacağım böyle anlık öfkelere karşı kendimi devamlı eğitmekteyim.
Soru:
Tatil’e çıkacak olsan nereye gitmeyi tercih edersin?
Can: Bir yelkenli kiralayıp Göcek sahillerinde dolaşmak ilk yapacağım tatil
planı olur herhalde. Doğasını seviyorum Göcek’in. Kirli değil. Gürültü
kirliliği de yok. Yapmacık kimselerle karşılaşmıyorsun. Üç yaz evvel, iki
müzisyen dostumla beraber bir hafta süresince yelken yaptık. Tadı hala
damağımda. Sakin, spor dolu ve aynı zamanda dinlendirici, şahane bir haftaydı
benim için. Unutmam mümkün değil.
Soru:
Yurt dışına çıkar mısın? Tercih ettiğin, sevdiğin yerler var mı?
Can: Çocukluğum New York’ta geçti. Son 7–8 yıldır da fena halde bir Los
Angeles takıntım var. Her fırsatta bir haftalığına bile olsa gidiyorum.
Yıllardır yaptığım işlerden dolayı dünyanın çeşitli ülkelerini görme imkânı
buldum. Avrupa’nın neredeyse her şehrini görmüşümdür. Ne mutlu bana ki aynı
zamanda bu şehirlerde çalma imkânım da oldu. Bazı İtalyan şehirleri, Londra,
Amsterdam, Avrupa’da keyif aldığım yerlerin başında gelir. Dünyada en sevdiğim
yer Japonya. Fırsat olursa tekrar ziyaret etmek isterim. Japonya’da insanlar
birbirlerine karşı son derece saygılılar. Çok çalışkanlar. Yemekleri harika.
Japon olmak istiyorum fakat gözlerden kaybediyorum!!!
Soru:
Daldan dala uçuyorum ama “ Seninleeee yaşlanmak istedim” diyorsun, kimdi bu ya
da kim bu ya daaa kiminleeee???
Can:Seninlee güzelim!!!
Soru:
Yemezler canım canım, bu soruyu her sorana bu cevabı veriyorsun, bakalım bana
da yapacak mısın diye meraktan soruverdim, ilişkilere nasıl bakarsın “idi”
merakım...
Can: Bayanlarla sürekli flört halindeyim. İnsanları şaşırtmayı hatta şoke
etmeyi seven, zaman zaman sarkastik sayılabilecek bir hayat anlayışım var.
Flört etmeyi seviyorum. Bu sayede erkek-kadın arasındaki daimi savunma
zırhını-duvarlarını ve haliyle soğukluğu daha hızlı yumuşatabiliyorum. Bir
kadında ilgimi en çok çekecek özellik zekâdır. Çalışkanlığı, yaratıcılığı,
hayal dünyası önemlidir. Kendine güvenen fakat bunu konuşarak değil de daha
gizemli şekillerle ortaya koyan bayanlar çok tahrik edici oluyor benim için.
Kindar, kıskanç, alıngan, her şey ile rekabet eden, kendisi ile barışık
olmayan kişilerden, erkek olsun, bayan olsun, h o ş l a n m ı y o r u m ! ! !
Soru:
Dostumsun gerçek o zaman? Umarım bulursun o kişiyi... (Şarkıyı dinleyenler
bilirler)
Can:..........
Soru:
Müzik kariyerini biraz özetler misin?
Can: Zevkle! Hiç sormayacaksınız sandım.
26
yıldır gitar çalıyorum. Çok genç yaşta annem ve babamın katkılarıyla çalmaya,
öğrenmeye başladım. İlkokuldaki müzik öğretmenim, bir gün evimize geldi ve
müziğe karşı yetenekli olduğumu anlattı aileme. Bir de yalnız müzik
derslerinde kendimi yaralamayıp arkadaşlarımı rahatsız etmediğimi belirtti.
Hiperaktif, korkusuz, deli bir çocuktum. Öylece başladı müzik ile
tanışıklığım.
13
yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Uzun yıllardır en sevdiğim işlerden biri olan
“stüdyo müzisyenliği” yapmaktayım. Son 10 yılda ülkemizde çıkan 260’ın üstünde
albümde ben çaldım. Televizyonda, radyoda çıkan pek çok jingleda da beni
duyabilirsiniz. Mirkelam, Özlem Tekin, Sertab Erener, Levent Yüksel, Kenan
Doğulu, Nazan Öncel, Mustafa Sandal vs.ile turneler yaptım. Aykut Gürel, Ozan
Doğulu, Murat Yeter ile birlikte Panik Atak gurubunu kurduk. 2.5 yıl kadar
beraber çaldık. Şu anda Ankara’lı bir rock gurubunun prodüksiyonunu
yapmaktayım. Eylül gibi Malt adlı İstanbul’lu bir rock grubunun prodüksiyonuna
başlayacağım. Anlayacağınız dolu dolu geçiyor günlerim. Aralık-Ocak aylarında
enstrümantal albümümü çıkartmayı planlıyorum. 2006 sonbaharında da sözleri
olan ve şarkıcılığın daha ön planda olduğu ikinci albümümü çıkartacağım. Ekim
ayı sonunda sponsorum Yamaha Music Europe adına Eskişehir Anadolu Üniversitesi
ve Ankara Bilkent’te klinik düzenleyeceğim. Mart 2006’da,Frankfurt Music
Messe’de yine Yamaha firması adına sahne alacağım.
Soru:
Bu kadar ayrı işe nasıl konsantre oluyorsun?
Can: Aslında bunlar birbirlerinden çok da ayrı işler değil. Bir terzinin aynı
anda birkaç değişik müşteriye kıyafet dikmesi gibi birşey diyebiliriz.
Çalabildiğim, üretebildiğim her güne şükrediyorum. Hayatı ne zaman
terkedeceğimiz belli değil. Çok çalışmak, geride güzel, hatırlanabilir eserler
bırakmak lazım.
Soru:
Sponsorun seni nasıl buldu?
Can: Yamaha Music, dünyanın en büyük müzik enstrümanları üreticisi. Türkiye’de
kendilerini temsil edecek, yabancı dili kuvvetli, kendine has çalma tarzı
olan, aletlerden, sound yaratmaktan anlayan ve değişik kitlelere
(albümlerde-sahnede) enstrümanı ile hitap eden bir müzisyene ihtiyaçları
vardı. Los Angeles’ta bazı yetkilileri ile tanışmıştım. Araştırmışlar beni.
2002 yılında böyle bir teklifle bana geldiler. Onlar mutlu. Ben mutluyum.
Soru:
Ülkemizde sevdiğin başka gitaristler var mı?
Can: Olmaz mı.Tabii ki.
Türkiye, çok değerli müzisyen-gitarist’leri olan bir ülke. Hemen aklıma gelen
birkaç isim: Erdem Sökmen (guru), Sarp Maden, Erkan Oğur (guru), Akın Eldes,
Ercüment Ateş (guru), Cem Köksal, Metin Türkcan, Nurkan Renda, Volkan
Başaran... Bu saydığım meslektaşlarım ne yapsalar dinlenir ve de dünyanın
neresine giderlerse gitsinler enstrümanları ile hayatta kalabilirler. Bu çok
önemli.
Ülkemizde şarkıcılar genelde daha ön planda. Fakat unutmamak lazım, dünyanın
en iyi lokantası, mutfağı olmadan bir hiçtir. Güzel müzikleri konserlerde
çalan tüm müzisyenler, davulcusuyla, basçısıyla, klavyecisiyle bir bütündür.
Soru:
Hayat bana iyi davranıyor diyebilir misin?
Can: Benim yaşadığım, yaşamakta olduğum hayat, herkesinkinden çok farklı
değil. Daha iyi diye sevinemem, daha kötü diye de ağlayamam. Ben bu hayatta
maraton koşucusu olduğuma inanıyorum. Hep koşmam, durmamam lazım. Bu yolculuk
esnasında bir yerlerim ağrıyabilir, düşebilirim, cesaretim kırılabilir,
yeterince beslenemediğim ve dinlenemediğim, bir sonraki maratona daha yorgun
çıktığım vakitler olabilir. Olsun, koşmaya devam edeceğim.
Soru:
Seninle konuşmak içimi ferahlatıyor...
Can: Teşekkürler. Sen bir de benim yemeklerimi ye!
Soru:
Nedense sen hep benim yemeklerimi yiyorsun?
Can: hahahaha
Soru:
Seni ve grubunu bir yerlerde canlı izleme imkânımız var mı?
Can: “Canlı Müzik” adlı albümümü çıkarttığım şu kısacık zaman içersinde,
birkaç konser teklifi geldi. Temmuz sonu iki tane konserim var. Diğer
teklifleri plak şirketim ve koordinatörüm ile beraber değerlendiriyoruz henüz.
Bir yerlerde karşınıza aniden çıkabilirim.
S.
İstanbul’da geceleri çıkıyor musun, nerelere gidiyorsun, canlı müzik yapılan
yerlere uğruyor musun?
C:
Sokağa çıkma imkânı bulduğum zamanlar, güzel yemek yiyebileceğim bir yerlere
gitmeyi tercih ediyorum. Bazen de arkadaşlarımı ziyaret ediyorum evlerinde.
Canlı müzik yapılan yerlere, özellikle Taksim'e uğramaya çalışıyorum.
Prodüksiyon yapabileceğim, kendi duruşu olan, orijinal gruplar arıyorum. Bu
grupların albümlerini -canibeybi- adlı kendi prodüksiyon şirketimden
çıkartmayı istiyorum. Ne yazık ki orijinal besteler çalan neredeyse hiçbir
ekibe daha rastlamadım. Çalan müzisyen arkadaşlarımın pek çoğu, ‘günü
kurtaralım yeter’ mantığından ileri gidemeyip durmadan cover parçalar
çalıyorlar, hatta çalmaya çalışıyorlar. Hangi işletmeye gitsem, farklı gruplar
aynı parçaları çalıyorlar ve bu bana sıkıcı geliyor. Ülkemizde ne yazık ki -cover-
mantığı ile çalışan yüzlerce işletme var. Bu kendi risksiz tercihleri. Çıkan
en son parçaları ama Türkçe olsun ama İngilizce olsun, çalan, hiçbir yorum ve
özgünlük katmadan, parçalara tecavüz edercesine çalan da yüzlerce grup var.
Adam hasbelkader bir tane kaset çıkarmış -ki o da zaten satmıyor- ve bar
programı adı altında gecede kırk tane de başkalarının şarkısını söyleyerek
gününü kurtarmaya bakıyor. Magazin dünyası aynı mekânda ünlü veya medyatik
insanlarla sobelemece oynuyor, günü kurtarıyorlar. Ve en kötüsü nereye
gitseniz dolu. Yani bu mekânlara giden, para harcayan millet, hallerinden
memnun ya da biriyle tanışmışlar. Akşam yalnız yatmayacaklar ve tabii ki günü
kurtarıyorlar. Herkes aslında farkında ne kadar ucuz ve kalitesiz işlerin
döndüğünden ama yapacak bir şey yok. Çünkü üretim yok denilecek kadar az.
S:
Bilinçli dinleyici yok mu yani?
C:
Var tabii ama son derece az. Çünkü onlar da farkında piyasada, gece
hayatında dönen maymunlukların.Dolayısıyla pek de sokağa çıkmadıklarını
sanıyorum bilinçli dinleyicilerin. Eller Havaya diye ara gaz veren ve
şarkıların neredeyse her cümlesinden sonra OBAAAAAA diye bağıran anti
şarkıcılardan geçilmiyor, canlı müzik sektörü. Benim normlarıma göre bir sorun
olmamakla beraber bir de piyasa, cinsel tercihleri karışık bir sürü solistten
geçilmiyor. Yaptığın müziğin arkasında durmalısın. Hayatta neden keyif
alıyorsan onun da arkasında durabilmelisin.
Eğer eşcinselsen bunun da arkasında dur be ağabeyciğim. Yok ben sahne makyajı
yapıyorum, frapan kıyafetlerimi bilmem kim dikiyor, görüntümün kurbanıyım
vs.vs.vs.
Yeme şimdi kimseyi. Bu düpedüz milleti aptal yerine koymak. O kadar. Cesur ol
da ilan et tercihlerini. BKNZ: Sir Elton John, Freddie Mercury, Simply Red,
REM ve niceleri... Yok Türkiye daha hazır değilmiş ara cinsel tercihlere
falan. E ona hazır değil de senin sahnede müzik diye yaptığın o maymunluklara
mı hazır bu ülke yani?
S: Can
sakin ol. Vazgeç o tabakları kırmaktan!
C: Peki!
S:Albümün çıktığından bu güne kadar geçen beş haftada tepkiler nasıl?
C:
Şahane, şahane Allaha çok şükür. Dört dörtlük gidiyoruz. Birkaç konser teklifi
geldi. Ve bu beni son derece mutlu ediyor. İlk defa kendi adıma, konsere
çıkacağım. Ha bu esnada biz sahnede de canlı çalıyoruz.!!! Şaşırmayın çünkü
orda burda playback –konserler -veren, arkadaşlarımız da yok değil.
Ben güzel bir albüm yapmak üzere yola çıktım. Samimi fikirlerimi paylaşmak
istedim dinleyiciyle. Gelen tepkiler beni mutlu ediyor. Bu arada ikinci
albümümün pek çok şarkısını yazdım. Birkaç yıl sonra geriye dönüp de
bakıldığında kendine has bir Can Şengün müziği fark edilsin ve kalıcı olsun
isterim. Tıpkı bir Bülent Ortaçgil, MFÖ, vs. gibi.
Bu arada gelecek ocak ayında bir tane enstrümantal albüm çıkartacağım. Bu
CD’de yapmak istediğim yine güzel kompozisyonlardan oluşan fakat şarkıcı
yerine gitarcının ön planda olduğu bir albüm. Çıkan Canlı Müzik albümümde niye
-az- gitar çaldığımı soran bazı mailler almaktayım. O albümün bir gitar albümü
olmasını hedeflememiştim. Şarkıcı albümü yapmak istiyorum. İnsanların yüzüne
illa ne kadar gitar çalabildiğimi gösterme fikri bana sıkıcı
geliyor. Herkesin başka yönleri olabilir. Sanatçı olarak beklenenlerden
fazlasını vermenin doğru olacağına inanıyorum. Bildiğim tek şey şarkı
yazmaktan, güzel olduğuna inandığım müzikal öneriler sunmaktan ve
tabii ki gitar çalmaktan vazgeçmeyeceğim. Yaşasın!!!
S: Çok
inanıyorsunuz kendinize Can Bey...
C: Elbette. Benim kendimden başka hiçbir şeyim yok ki. Sizin de.
Dolayısıyla iç dünyamızdaki seslere fırsat vermeliyiz. Ticari kaygıydı, şandı,
şöhretti. Dedim ya daha evvel. Eğer söyleyecek bir lafımız yoksa boşu boşuna
medyayı işgal etmeye hakkı yok kimsenin.
Soru:
Can seninle sohbet etmek çok keyifli idi. Özellikle benim gibi bir sıra takip
etmeyen oradan oraya atlayan biriyle ciddi ciddi sohbet etme çaban ise (yani
ben sen, sen de siz derken ama o siz ben değilim zaten...) takdire değer...
Derdim konuştuklarımızı, düşündüklerimizi, paylaştıklarımızı kısa kısa
dışarıya aktarmaktı.
Can: Bu keyif bana ait. Tüm derKi okuyanlarına buradan sevgiler, saygılar.
Mutlu, huzurlu, kayda değer bir yaşam dilerim hepsine ve sana. Hoşçakalın.
|