|
Hayat
hakkında komik bir nüans: Bir şeyi kabul etmeyi ne kadar reddederseniz, onunla
o kadar sık karşılaşırsınız.
—W. Somerset Maugham
Yol
haritası: Dönüşüm için ilk anahtar
İki
kardeş, Aaron ve Charlotte, olağan, iki ebeveynli, orta halli bir aile içinde
doğdular. Anne ve babaları eğitimli, çalışkan, şefkatli; alkol ve benzeri kötü
alışkanlıkları veya açıklayamayacakları sırları olmayan kişilerdi. Aaron
başarılı bir şekilde büyüdü –iyi notlar aldı, satranç şampiyonu oldu, spor
yaptı ve daha sonra da kendi ailesini geçindirecek iyi bir kazanca sahip oldu.
Charlotte okulda fena değildi ama kötü arkadaşlar seçti, eroin ve başka
uyuşturucular kullanmaya başladı; bu alışkanlığını destekleyebilmek için
sonradan onu hapse ve çözülmeye götürecek olan hırsızlık ve fahişeliğe
yöneldi.
Her
kardeş Charlotte ve Aaron kadar birbirinden farklı olmasa da, bazılarımız
diğerlerinden daha zor yolları seçeriz. Tüm dünyadaki aileler içinde çocuklar
farklı büyür, farklı seçimler yapar ve farklı yaşamlar sürerler. Yaşamımızı
pek çok etken şekillendirir; inançlar, destek sistemleri, motivasyon,
ilişkiler, aile dinamikleri, kader veya karma... Ancak önümüzdeki ilk kapının
temel dayanağı; öz değerimizi algılayış şeklimizin yaşamımıza girmesine izin
verdiğimiz sağlık, çeşitlilik ve keyfin tek ve en önemli belirleyicisi
oluşudur. Aaron ve Charlotte örneğinde, Aaron’un davranışları onun daha yüksek
bir öz değer algısına sahip olduğunu gösteriyor. Fakat hikaye burada son
bulmuyor...
Çocukları her zaman için çok sevmiş olan Charlotte daha sonra yeni bir amaç,
yeni bir anlam ve yaşamdaki rolünü iki çocuk annesine dönüştürecek bir fırsat
buldu. Çocukları büyüdükçe, onun değer algısı da gelişti. Charlotte yaşamını
toparladı ve her an daha da iyiye gidiyor. Tüm hikayeler böyle mutlu bir sonla
bitmez. Tüm hayat aşamalarındaki binlerce hatta milyonlarcamız kendimize zarar
verici seçimler yaparız, çünkü yaşamın hediyelerini almamıza yarayacak öz
değerimiz ile bağlantımızı koparmışızdır. Değerinizi keşfetmek, her seferinde
bir kapıyı açarak yeni bir yaşam yaratmanızı sağlar. Değerinizi bulmak, her
gün aydınlanmaya açılan ilk basamaktır.
Bu
kapının amacı, şu anki öz değer anlayışınızı değerlendirmek, bunu yaratan
gelişigüzel etkenleri fark etmek, düşük değer algılayışının nasıl (büyük
ölçüde bilinçsiz olarak) kendine zarar verici davranışlara yol açtığını
anlamak ve sonuç olarak bu yolu terk ederek daha zengin bir yaşama ulaşmanıza
yardımcı olmaktır. Bu ilk kapıda, öz değerin özgüvenden nasıl ayrıldığını, öz
değer anlayışınızın yaşamınızda yaptığınız seçimleri nasıl etkilediğini, kendi
değer anlayışınızı (büyük ölçüde bilinçsiz olarak) üç yolla nasıl
görebileceğinizi, kendini sabote etme kaynağı ve mekanizmalarını ve bunları
nasıl aşacağınızı ve en sonunda da kendi mutlak değerinizi fark etmenin
yollarını öğreneceksiniz.
Başlarken, birkaç noktayı aklınızda bulundurun:
Kendinizden başka hiçbir kimse size gelişmiş bir öz değer anlayışı sunamaz. Öz
değer değerli bir şeyler yapabilmekten doğar. Talmutçu bilgin Abraham Heschel
şöyle der: “Öz-saygı disiplinin meyvesidir.” Bu kapı, değerinizi keşfetmeniz
ile ilgilidir; onu yükseltmeniz ile değil. Doğuştan gelen değeriniz hiçbir
zaman azalmaz, tehlikeye düşmez, ya da kader veya dış etkenlerden etkilenmez.
O, yaşamın bir gerçeği olarak varlığını sürdürür -hava ve ağaçlar gibi – ve
yükseltilmeye, canlandırılmaya veya kazanılmaya ihtiyacı yoktur.
Sorun
gerçek değeriniz değildir; yalnızca algıladığınız değerinizdir. Hemen hepimiz
içsel iyiliğimizle bağlantımızı kaybetmişizdir –onun gerçek veya hayal ürünü
binlerce aşırılığın hatıraları altına gömülmesine izin vermişizdir. Bu,
yaşamın hediyelerinin yalnızca bir kısmını hak ettiğimizi hissetmemize yol
açar. Takip eden kapılarda, kritik bir konu olan öz-değeri çözmek ve sonunda
da yüceltmek için ek anahtarlar bulacaksınız. 12. kapı son anahtarı sunar.
Şimdilik öz-değer kavramının anlamını, onun özgüvenden nasıl ayrıldığını ve
günlük yaşamınızın kalitesini nasıl etkilediğini açıklamak ile başlıyoruz.
Öz
Değerin Merkezi
Temelinde,
öz değerinizin derecesini, sizin şu tek içsel soruya verdiğiniz cevap
gösterir: “Ben ne kadarını hak ediyorum?” Ya da günlük yaşamınıza uyacak
şekilde daha doğrudan soralım: “Bugün buna ne kadar iyi dayanabilirim?”
Yaşamınızı yakından gözlemleyecek olursanız, hak ettiğiniz şeylere
ulaşamayabildiğinizi fark edeceksiniz. Bunun yerine, hak ettiğinize
inandığınızın ne azına ne de çoğuna ulaşırsınız. Bilinçaltınız, yaşamın
cömertliklerine ancak içsel insani değerinizi takdir ettiğiniz ölçüde
açılacaktır. Başarı yeteneği, çabayı ve yaratıcılığı içerir; ama bunların en
başında almaya dönük bir isteklilik gerektirir. Başka bir deyişle, Ram Dass’in
yıllar önceki bir konuşmasında dediği gibi; yağmur bardaktan boşanırcasına
yağabilir, ama sadece bir yüksük alırsanız, aldığınız şey bir yüksük dolusu
olur.
Bir
fırsat penceresi belirdiğinde gölgeyi aşağı çekiyor musunuz? Hepimiz doğru ve
yerinde hissi veren özel bir keyif seviyesine sahibizdir. Bu seviye aşılırsa
bu bizi tedirgin yapar. Verdiğim seminerlerden birinde, katılımcıları iyi bir
alkış istemeleri için cesaretlendirdim. Sıra geldiğinde, her birinin coşkun
bir alkış karşısında nasıl çeşitli tepkiler verdiğini gördüm. Bazıları
kollarını açıyorlar, gülüyorlar, hatta aşağı yukarı zıplıyorlardı. Diğerleri
sadece birkaç saniyelik bir alkışa dayanabiliyor ve sonra “Yeter, Lütfen
Durun. Rahatsız olmaya başlıyorum” der gibi ellerini kaldırıyorlardı.
Öz
Değer ve Özgüven
Pek
çok insan öz değer ve özgüvenin aynı anlama geldiğini düşündüğü için, bu ikisi
arasındaki farklılıkları açıklamak önemli gibi görünüyor.
Öz-değer (öz saygı ile bir tutulan) sizin bütünsel değer, kıymet, iyilik ve
hak etmişlik anlayışınız ile ilgidir. Değer anlayışınız zaman ile
davranışlarınıza bağlı olarak değişebilir. Örneğin, öz değer hissim zamanla,
sonunda sorumluluk sahibi, sevgi dolu bir baba ve eş olmayı ve diğerlerine
yazılarım ve öğretmenliğim yoluyla yardım etmeyi öğrenince çoğaldı.
Öz-güven (kendinden eminlik diye nitelendirilen) kendinizden, görünüşünüzden
ya da yeteneklerinizden hoşlanmanız veya memnun olmanız ile ilgilidir.
Örneğin, deneyimli bir jimnastikçi olarak jimnastik salonunda yüksek bir öz
güven hissederdim ama partilerde ve sosyal toplantılarda daha az. Pek çok
kitap özgüveninizi nasıl arttıracağınız ve kendinizi nasıl daha iyi
hissedeceğiniz hakkında öğütler verir. Değerinizi keşfetmek ise, sizin de
göreceğiniz gibi, sizin kendi içsel değer, iyilik, etik ve hak etmişlik
duygusunuz ile ilgili daha derin ve daha yaygın konudur. 12 kapıdan geçerek
yolculuğunuzu tamamladığınız zaman, öz güven ve öz değer hissinizi nasıl
yüceltebileceğinizi anlayacaksınız. O zamana kadar, öz değer ve yaşamda
seçtiğimiz rotalar üzerindeki etkisi üzerinde yoğunlaşacağız.
Yaptığınız Seçimler
İlk
kapının temel konusu şudur; hak ettiğinize inandığınız insanlar ve deneyimleri
bilinçdışı olarak seçer ya da yaşamınıza çekersiniz. Günlük yaşamda acı
kaçınılmazdır, ancak acı çekmek isteğe bağlıdır –verimsiz seçimlerin bir
ürünüdür.
Değer
ya da hak etmişlik duygunuz eğilimler yaratarak yaşamınızı biçimlendirir.
Kendinizi değerli ve hak etmiş hissediyorsanız, verimli seçimler yapma
eğilimine girersiniz. (“Dünya benim istiridyemdir”) Kendinizi değersiz ve hak
etmemiş hissederseniz, yıkıcı veya sınırlayıcı seçimler yaparsınız.
(“Dilenciler seçim yapan kişiler olamaz”)
Her ve
tüm dönüm noktasına yüksek yolu –diğerlerine karşı iyi davranarak, çok
çalışarak, destekleyici eşler bularak ve iyi rol modellerini izleyerek-
seçmekte serbestsiniz. Ya da düşük yolu –köprülerinizi yakarak, zararlı
alışkanlıklar geliştirerek veya zararlı ilişkiler seçerek- seçebilirsiniz. Öz
değer duygunuz, kolay öğrenilen dersleri mi yoksa zor olanlarını mı; uğraşmayı
mı yoksa mücadele etmeyi mi, zorlukların içine gömülmeyi mi yoksa onların
üstüne çıkmayı mı seçtiğinizi etkiler.
Bu tip
seçimler sizin eğitim ve gelir seviyenizi, sağlık alışkanlıklarınızı –hatta
sizin yaşam uzunluğunuzu belirler. Öz değer duygusu güçlü olanlarımız kendine
zarar verici alışkanlıklara daha az tutulma eğilimindedir.
Kendi
değerinizi takdir etmeye başlamanız, bazı durumlarda, yaptığınız seçimleri ve
eylemlerinizi değiştirerek koşullarınızı önemli ölçüde iyileştirebilir.
Kendinize daha saygılı davranmaya başladığınızda, diğer insanlar da aynı şeyi
yapar; çünkü bilinçdışı olarak diğerlerini vücut dili, ses tonu ve diğer ince
ipuçları ve davranışlarla gönderdiğimiz mesajlar ile bize nasıl davranmaları
gerektiği konusunda eğitiriz. İçsel değerinizi keşfetmeniz ve o yerden
yaşamanız, daha yapıcı seçimlerde bulunmanıza ve daha yüksek yaşam yolları
seçmenize fırsat verir.
Bu
kapıyı araştırdığınız için, belki de şimdi sizin için stok alma, bunları kendi
koşullarınıza ve kendi değer duygunuza yansıtma ve yaşamınızın arzuladığınız
kadar iyi gidip gitmediğine karar verme zamanıdır.
Şu
anda olmak istediğiniz yerde misiniz?
Bir
Öz Değer Uyanış Çağrısı
Öz
değeri uzaktan incelemenin bir tehlikesi vardır –konuyu bazı insanların
Afrika’yı havalandırmalı bir otobüsten keşfettiği gibi araştırmanın. Güvenli
bir mesafeyi korumak daha rahattır; ama onun etkisini şu anda yaşamınızda
hissetmekten çok daha az yararlıdır.
Öz
değer duygunuz (ve kendinizi sabote etme eğiliminiz) genellikle bilinçdışıdır;
sorunun farkına varmak çözümün bir parçasıdır. İşte değer duygunuzun farkına
varabilmenizi sağlayacak 3 yardımcı metot:
Yaşam Taraması: Kendi Değerinizi Derecelendirmek
Öz
değer –hak etmişlik- duygunuzun göreli iyiliğinizi algılayışınız ile ilişkili
olduğunu hatırlayın. Tamamen kötü bir insandan tamamen iyi bir insana kadar
uzanan dereceler içinde siz nereye düşerdiniz? Birkaç dakika sezgisel olarak,
ebeveynlerinizle, kardeşlerinizle, okuldaki, evdeki ve işteki diğer kişilerle
olan ilişkilerinizi –iyi, cesur, nazik ve destekleyici olduğunuz zamanlar ve
daha az böyle olduğunuz zamanları- göz önüne alarak yaşamınızı tarayın. Çok
özel olayları hatırlamanız gerekmez, bunun yerine yaşamınızın tümüyle ilgili
sezgisel bir hisse varmanızı istiyorum. Sonra kendinize genel değer hissinize
göre 1’den 100’e kadar bir not verin.1’den 100’e kadar olan bir
derecelendirmede, ne kadar iyi bir insansınız? 100 puan sizin tamamen iyi
olduğunuza ve bu yüzden de iyi şeylerle –sevgiyle, eğlenceyle, sağlıkla,
başarıyla ve tatminle- dolu bir yaşam hak ettiğinize inandığınız anlamına
gelecektir. 1 puan ise en kötü şeyleri hak ettiğinize inanıyorsunuz demek
olacaktır. (Çoğumuzu arada bir yerlere düşeriz.)
Kendinize bir not verene kadar okumayı bırakın.
Bu
kişilik değerlendirmesi sizin algıladığınız değer ile ilgilidir; içsel
değeriniz ile değil. Aramızda en hassas, en yansıtıcı ruhlara–yüksek bir
vizyon, idealler ve standartlara- sahip olanlarımızın çoğu zaman düşük öz
değer duygusuna sahip olduğunu belirtmek önemlidir; çünkü kendi idealize
ettiğimiz standartlara ulaşmayı genellikle başaramayız. George Bernard Show’un
bir sözü vardır: “Cahiller kendini beğenmiş olurlar; zekiler ise şüphe ile
dolu..”
Geçmiş
davranışlarınızı bilinçli olarak hatırlayın veya hatırlamayın, bilinçaltı
beyninizde bir skorun gizli olduğunu gösteren bir sayı ile karşımıza
çıkacaksınız. Kendilerine bir not vermelerini istediğim seminer katılımcıları
genellikle 45 ile 95 arasında yanıtlar verdiler; çoğu 60-80 aralığına
düşüyordu. Her durumda da, eğer kendinize 100’den aşağı bir not verdiyseniz öz
değer ile ilgili ele almanız gereken konular var demektir. İlk kapıya
hoşgeldiniz.
Öz-Değer üzerinde Öz-Yansıma
Değer
duygunuzun yaşam alanlarınızı nasıl etkilediği hakkında daha iyi bir fikir
elde edebilmek için, aşağıdaki soruları düşünün ve “Evet”, “Hayır” veya
“Bazen” olarak yanıtlayın.
Şans
size gülücük gönderdiğinde “Bunun sonu gelmez” diye düşünür müsünüz?
Vermeyi almaktan daha kolay mı bulursunuz?
Yaşamınızın bir sorunlar serisinden oluştuğunu mu hissediyorsunuz?
Para
az ve zor elde edilir gibi mi geliyor?
İşinizi tatmin edici bulmuyor musunuz?
İlişkilerinizi doyurucu bulmuyor musunuz?
Uzun
saatler boyu çalışıyor ve kendinizle ilgilenecek zaman bulamıyor musunuz?
Sık
sık tatil yapan kişilere kızıyor veya onları kıskanıyor musunuz?
Diğer
insanlar sizden daha çok eğleniyor gibi mi görünüyor?
Diğerlerinden daha çok çalışmaya, daha çok şey yapmaya, daha fazla olmaya
yöneldiğinizi mi hissediyorsunuz?
Aşırı
derecede yemek yer, her gün sigara ve içki içer veya uyuşturucu kullanır
mısınız?
Bir
övgü, alkış, beğeni veya hediye aldığınızda ya da keyif duyduğunuzda rahatsız
hisseder misiniz?
Eğitimde, işte karşılaştığınız fırsatları geri çevirdiniz veya atladınız ve
sonra pişmanlık duydunuz mu?
Diğer
insanlardan daha fazla mı hasta olur veya yaralanırsınız?
Biri
size hizmetlerinizin bedelini sorsa, kendinize alanınızdaki diğer kişilerden
daha mı düşük fiyat biçersiniz?
Eğer
bu soruların yarısından çoğuna “Evet” ya da “Bazen” diye cevap verdiyseniz bu
ilk kapıdaki yolculuğunuz size çok fayda sağlayacaktır.
Günlük Yaşamın Aynasında
Ne hak
ettiğinize inandığınızı belirlemenin en gerçekçi yolu belki de, yaşamınızı şu
anki haliyle gözlemlemenizdir. İlişkilerinizin, işinizin, mali durumunuzun,
eğitiminizin ve yaşam tarzınızın mevcut hali, sizin algıladığınız değeri –şu
anki durumla ne kadar iyi başa çıkabildiğinizi- yansıtır. Tabii ki, yoksulluk
içinde doğan veya büyüyen herkes yalnızca öz değer düşüklüğü yüzünden para
sıkıntısı çekmez. Nerede doğduğunuz ve büyüdüğünüz gibi, üzerilerinde hiçbir
kontrolünüz olmadığı şartlar bulunmaktadır. Ancak büyüdükçe, durumunuza
vereceğiniz tepkiyi seçmeye başlarsınız –öz değer duygunuzu yansıtan ve
şekillenmesine yardım eden bir tepki...
Para ve Öz-Değer anlayışı
Algıladığınız
değeriniz, çokluğu ne kadar hak edici bulduğunuzu etkileyen bir tür inançtır.
Tüm diğer faktörler eşit kalmak koşuluyla, para sıkıntısı çoğunlukla düşük öz
değer ile ve bunun onu takip eden kendini sabote etme kavramıyla ilgilidir.
Örneğin piyango kazananlar ve ansızın büyük miktarlarda para (veya şöhret)
elde edenler, eğer iyi (fakat kazanmak için çaba harcanmamış) servetlerini
haketmediklerini düşünüyorlarsa, aşağıdaki hikayede de göreceğiniz gibi, bazen
(kendi yarattıkları) sorunlarla karşı karşıya gelirler.
Midwest’te küçük bir kasabada, kirli bir apartmanda yaşayan küçük bir terzi,
az bir gelirle geçinmekteydi. Ama her yıl, rüyasını gerçekleştirmek için,
İrlanda bahislerinden bir bilet alırdı. Yaşamının 15 yılını bu şekilde devam
ettirdi, ta ki bir gün kapısının önünde bekleyen ve gülümseyen iki adam bulana
kadar… Adamlar içeri girdiler ve ona bahislerde 1.250.000 dolar kazandığı
müjdesini verdiler; bu o günler için büyük bir servetti.
Terzi
duyduklarına güçlükle inanabiliyordu. Zengin bir adam olmuştu! Artık uzun
saatlerini giysileri değiştirmek, elbiseler dikmek, pantolonları ütülemek için
harcamasına gerek kalmayacaktı. Şimdi gerçekten de yaşamaya başlayabilirdi.
Dükkanına kilit vudur, anahtarı attı ve kendisine krallara yakışacak bir
gradrop yaptı. Aynı gün bir limuzin satın aldı ve bir şoför kiraladı ve New
York şehrindeki en iyi otellerde suitler ayırttı. Kısa zamanda bir çok çekici
genç kadınla birlikte görülmeye başladı.
Her
gece parti veriyordu ve parasını sanki sonsuza dek yetecekmişçesine
harcıyordu. Fakat yetmedi; kısa bir süre sonra yalnızca tüm parasını
kaybetmekle kalmadı, sağlığını da kaybetti. Tükenmiş, hasta ve yalnız olarak
küçük dükkanına geri döndü ve hayatına yeniden başladı. Her şey normale
dönmüştü; hatta alışkanlık olarak her yıl biriktirdiği para ile bir piyango
bileti almaya da devam etti.
İki
yıl sonra iki adam yeniden kapısında belirdi. “Bu bahisler tarihinde şimdiye
dek hiç yaşanmadı bayım, ama yine kazandınız!” Terzi titreyen dizleri üstünde
güçlükle durarak ve söyle dedi: “Ah, hayır! Tüm o şeyleri yeniden mi yaşamam
gerektiğini söylüyorsunuz?” Terzinin hikayesinde örneklendiği gibi, parayı
(veya gücü ya da şöhreti) nasıl idare ettiğimiz genellikle bizim öz-değer
anlayışımızı yansıtır.
Kendini Sabote Etmenin Kaynağı
Eğer
öz-değer duygunuzun davranışlarınız üzerinde hiç etkisi olmasaydı –sadece
duygu boyutunda kalsaydı- yalnızca ruh halinizi etkilerdi. Bazen kendinizi
değerli hissederdiniz (hoş bir duygu); bazen de öyle hissetmezdiniz (hoş
olmayan bir duygu). Ve konu yalnızca bundan ibaret kalırdı.
Ancak,
düşük öz-değer duygusu davranışlarınızı da etkiler; kendi çabalarınızı sabote
etme dönük eğilimler yaratır, böylece olaylar yoluna girmiyornuş gibi görünür.
Bazı zamanlar şanssız olduğunuzu ya da Tanrının sizi cezalandırdığını
hissediyor olabilirsiniz. Gerçekte ise kendinizi cezalandıran sizsinizdir.
Bunu, kendinizin de tamamen farkında olmadığı davranışlar yoluyla yaparsınız.
Veya, içtiğini bilen fakat bunu bir sorun olarak görmeyen alkolikler gibi,
davranışınızın farkında olabilir ama onun yarattığı yıkıcı etkiyi
göremeyebilirsiniz.
Yaşamının bir zamanında bir şekilde kendini sabote edici şeyler yapmamış veya
para, ilişkiler, eğitim veya kariyer alanlarında kendini yıkıcı davranışlar
göstermemiş hiç bir kimse tanımıyorum. Soru, kendini farklı şekillerde
yineler. Ne kadar yükseğe çıkacaksınız? Ne kadar iyi başa çıkabileceksiniz?
Kendi çabanızı sabote etmenize yol açacak her tür eğilimi yok etmenize
yardımcı olmak için, kendini sabote etmenin basit, ama karmaşık kaynağını
inceleyelim. Bu mekanizmayı bilinçli hale getirmeliyiz, bu yüzden de nasıl
oluştuğuna ve nasıl çalıştığına bir göz atalım.
İçsel Puan kartınız
Yaşam
kalitenizi artırmak için atacağınız en önemli adımlardan biri de, kendinizi
değerlendiriş biçiminizin varlığınızı nasıl biçimlendirdiğinin ve kendinize
her ne puan veriyorsanız onu nasıl yükseltebileceğinizin farkına varmaktır.
Düşük
öz-değer duygusunun köklerini ve kendini sabote etmenin kaynağını anlayabilmek
için, size ve dünyadaki her kültür içinde yaşayan her kişiye uyarlanabilecek
evrensel bir dinamiği incelememiz gerekir. Topluma uyum sağlayabilmeniz için,
aileniz (veya sizinle ilgilenenler) size neyin doğru neyin yanlış kabul
edildiğini öğretir.
Eğer
iyi davranırsanız, ailenizin onayını kazanırsınız ve olumlu bir ilgiyle
ödüllendirilirsiniz. Kötü davranırsanız, ailenizin onayını alamazsınız ve
olumsuz ilgiyle cezalandırılırsınız. Böylelikle çok gençken iki temel etik
direktifi öğrenmiş olursunuz: İyiysem ödüllendirilirim. Kötüysem
cezalandırılırım.
İdeal
bir dünyada bu kurallar tamamen adil ve tutarlı olacaktır. Ancak gerçek
dünyada aileniz kötü davranışları her zaman fark etmez. Fark etseler bile,
sizin davranışlarınıza sürekli tepki göstermek için fazla yorgun ve meşgul
olabilirler.
Fakat
yaptığınız her yanlışı gören ve hiç kaçırmaksızın not eden bir kişi vardır.
Bu, sizsiniz ve bunu yapmaya da hala devam ediyorsunuz. Yalnızca bu değil;
aynı zamanda aklınızdan geçen her tür olumsuz, düşmanca, kıskançça, kinci veya
acımasızca düşünce ve duyguyu da gördünüz ve kaydettiniz. Öz-değer ile ilgili
sorunlarınız işte böyle başladı.
Şu iki
kuralı hatırlayın: İyiysem ödüllendirilirim; kötüysem cezalandırılırım. Ancak
cezalandırmayı yapan hep aileniz değildi. Sonuçta siz –kendini sabote etme
veya yıkıcı davranışlar gösterme yoluyla- bazen yaşamınızın sonuna kadar,
kendi kendinizi cezalandırırsınız.
Kendini Sabote Etmenin İncelikleri
Kendini sabote etme pek çok şekle bürünebilir; okulu terk etmek, düşük gelirli
işler seçmek, sizi fiziksel ve sözlü olarak rahatsız eden bir eş seçmek,
kazandığınızdan daha fazla para harcamak, sigara, alkol veya kimyasallar
kullanmak, suç işlemek, kendinizi hastalığa ve ölüme itmek, öz-açlık,
kendinizde zorla açtığınız yaralar, kaçmak, toplumdan kopmak veya sağlığınızı,
başarınızı veya ilişkilerinizi tehlikeye atan diğer davranışlarda bulunmak
gibi…
Şöhret
ve servetin, bu aşırı övgüyü haketmediğini düşünenler üzerinde olumsuz etkisi
olabilir. Kendini cezalandırıcı, yıkıcı davranışlar içinde bulunan ünlüleri
düşünün. Şöhret ve ün kazanmış, Yıkıcı davranışlarda bulunmayan kişilerde,
aşağıda sayılan özelliklerden en az birkaçı aynıdır.
Ailelerinden bir kişi onları, ne başadıklarından ya da ne yaptıklarından
bağımsız olarak, içsel bakımdan değerli yetiştirmiştir.
Kötü
davranışlarla karşılaşsalar bile yanlarında onları dinleyen, değer veren ve
saygı ile yaklaşan en az bir kişi olmuştur –bir öğretmen, akraba veya arkadaş.
Hak
ettiklerini düşünürler çünkü bedelleri ödemişlerdir –fedakarlık yapmış,
çalışmış, ve bir süre boyunca gayretle göstermişlerdir.
Kendileri hakkında bir perspektif anlayışı ve bir mizah duygusu
geliştirmişler; kendilerini çok ciddiye almamışlardır.
Varlıklarını somut yollarla –vakıflara bağış yaparak, inandıkları bir şey için
çalışarak- başkalarıyla paylaşmışlardır.
Bilinçli olarak başarı istiyor olabilirsiniz. İnce ve yaratıcı yollarla
çabalarınızı çürütmek amacıyla kitaplar okuyabilir, seminerlere
katılabilirsiniz. Güvendiğiniz arkadaşlarınızın veya sevdiklerinizin size
birşeyi yapmamanız için öğüt verdikleri, ama sizin o şeyi öyle gerektiğini
düşünerek yaptığınız zamanları düşünün.
Tabi
ki bazen kendi tavsiyelerinizi izlemek en iyisidir. (Kolomb bu olmasaydı
kimbilir nerede olurdu?) Ancak kendinizde diğerlerinin rehberlik etmesine
karşın kör bir biçimde çukurların üstüne basma gibi bir eğilim görüyorsanız
–mekanikten anlayan bir arkadaşınızın bunun kötü bir alışveriş olacağını
söylemesine rağmen bir otomobil alma, ihtiyacınız olmayan pahalı bir eşya
alma, kumarda kaybetmeyi göze alabileceğinizden çok daha fazla para ile oynama
veya yaralayıcı bir ilişkiye girme gibi- şunu düşünün: Kendinizi şimdiye kadar
yeterince cezalandırmadınız mı?
Sorumluluk Alarak İpleri Ele Geçirmek
Stanford Üniversitesi’nde jimnastik koçluğu yaparken, bir gün iş çıkışı takım
kaptanı Jack’e, yere uzanmış, bacaklarından birini alarak göğsüne kadar çekmiş
bir halde rastladım. Ona doğru yürüdükçe yüzündeki acı ifadesini gördüm ve
şöyle mırıldandığını duydum: “Oh, Tanrım –bundan nefret ediyorum. Çok
acıyor!” Benimle mi yoksa kendisiyle mi konuşuyordu yoksa Tanrı’ya mı şikayet
ediyordu bilmiyordum, ama kendimi birden bir Mel Brooks filmine dalmış gibi
hissettim. Jack’e şunu sormak istedim: “Bunu sana kim yapıyor ki? Eğer o kadar
çok acıyorsa, neden biraz yukarı kaldırmıyorsun?” Bu, hayat için de
geçerlidir. Eğer o kadar çok acıyorsa neden yalnızca biraz daha yukarı
kaldırmıyorsun?
Karşılaştığımız
zorlukları ne dereceye kadar kendimizin yarattığını fark edince, onları
iyileştirmeye başlarız. Kendimizi sabote etmeyi yalnızca onu yaratan
seçimlerin ve davranışların sorumluluğunu alarak durdururuz. Ancak patronumuzu
veya hükümeti veya ailemizi, eşimizi, partnerimizi, çocuklarımızı veya kaderi
ya da Tanrıyı suçlamayı bıraktığımız zaman yaşamımızı değiştirebilirz ve
güvenle “Şu an olduğum yeri ben seçtim ve daha iyisini seçebilirim”
diyebiliriz.
Tabii
ki, başınızdan geçen tüm kötü olaylar, incinmeler ve sorunlar yalnızca öz
değer düşüklüğüne bağlı olarak bilinçaltınız tarafından yaratılmış değildir.
Hepimizin bildiği gibi, bazı zorluklar ve meydan okumalar Tanrı’nın birer
hediyesidir veya ruhumuzu test etmek ve ılımlılaştırmak için
düzenlenmişlerdir. Eski bir atasözünde söylendiği gibi: “Bunu ister bir hediye
ister bir test olarak görün; her ne olursa daha iyisi için olur.” Ve zorluklar
bazen kendi hediyelerini de içlerinde taşır.
Zorlukların Faydası
Hepimiz kendi payımıza düşen acıyı, hastalığı ve zorluğu yaşadık. Kolej
yıllarında, Dünya Jimnastik Olimpiyatlarına gitmek için Avrupa’ya uçmak
üzereyken, bindiğim motorsiklete bir otomobil çarptı ve sağ bacağımı kırdım
–doktoruma göre uyluk kemiğim yaklaşık 40 parçaya ayrılmıştı. Yıllar sonra
geriye doğru baktığımda, çektiğim tüm acılara, sakatlığa, depresyona ve uzun
rehabilitasyon dönemine rağmen bu deneyimin ruhsal açıdan başıma gelen en
faydalı olaylardan biri olduğuna inanıyorum. Bu olay beni sarsarak kendime
getirdi ve daha geniş bir perspektifi; yaşam ve ölümü düşünmemi sağladı. Yeni
yollar çizmeme yol açtı. (Yine de kırık kemikler, hastalık veya diğer türde
bir yaralanmayı bir kişisel gelişim metotu olarak tavsiye etmiyorum) Bu
sadece, eğer daha geniş olan perspektifi inceleyecek olursak karşıtlıklarda
hediyeler bulabileceğimiz anlamına geliyor. Eğer psikolojik açıdan sağlıklı
isek; acı, yaralanma veya hastalığı aramayız; herşeyin kendi karşıtını da
içinde bulundurduğunu –inişleri ve çıkışları- kabul ederiz.
Zorluklar ister kendini sabote etme olsun, ister bir ruhsal ders; bir
şanssızlık vuku bulduğunda onu takip eden sürpriz bir gelişme de meydana
gelebilir.
Ciddi
hastalıklar atlatmış olan pek çok kişi –çektikleri tüm o acı ve ızdıraba
rağmen- daha önce hiç hissetmedikleri bir iç huzur deneyimlediklerini
bildirmiştir. Acı bilinçaltı not tahtanızı temizlemenin bir yoludur; sanki
zorluklar ve acı, bizi gerçek ya da hayal ürünü günahlarımızdan arındırıyormuş
gibidir. Söylediğiniz ve söylemediğiniz, yaptığınız veya yapmadığınız tüm o
şeylerin cezasını sonunda çekiyor gibisinizdir; ve nihayetinde terazi
dengelenir. İnsan aklı huzuru bulmak için bazen ustaca tasarlanmış, hatta
bazen trajik yollar seçer. Bu konuyu dile getirmemin nedeni onun bilinç
yüzeyine çıkmasını sağlamak; böylece iç huzurunuzu acı yerine hizmet ile (12.
Kapıda olduğu gibi) bulabilirsiniz.
Hepimiz bazen ceza çekmek, borçlarını ödemek veya eski hatalar için özür
dilemek ihtiyacını duyarız. İçsel değerinizi keşfetmeye başladığınızda,
yaşamın kendi yarattığınız zorlukları eklemeden de yeterince çetin olduğunu
fark edersiniz. Böylece yaşamın sevinçlerini kucaklamaya ve diğerlerine daha
çok sevinç vermeye başlarsınız.
Değişimin Gücü
Öz
değer somut bir şey değildir; yalnızca bir algılayıştır. Tıpkı bir
jimnastikçinin çalışmasına 10 puanla başlaması ve yaptığı her yanlış için
puanının düşmesi gibi, yaşama doğal ve bütünsel bir değer duygusuyla
başlarsınız. (Öz değer ile ilgili sorun yaşayan bir bebek gördünüz mü hiç?)
Ancak büyümeye başladığınızda, kendi yargıcınız konumuna gelir ve yaşam ile
öğrenmenin doğasını yanlış anladığınızda –öğrenen bir insan olduğunuzu ve hata
yapmanın, bütünsellikte kaymalar yaşamanın ve vasat deneyimler yaşamanın
yaşamın bir parçası olduğunu ve affedilemez günahlar olmadığını unuttuğunuzda-
kendi puanınızı düşürürsünüz.
Bunu
yaşam oyununda değerinizi daha yüksek belirlemenize yardımcı olacak bir takım
hatırlatmalar takip eder. Kendi yaşamınıza farkındalık ve şefkat ışığı
tuttukça, kendi kaderinizle kollarınızı açarak kucaklaşmaya başlarsınız.
Yalnız
Olmadığınız Bilin
İlk
adım, yalnız olmadığınızın farkına varmanızdır. Hepimiz, yaşamımızın ve
gelişimimizin bir parçası olarak, hatalar yapmışızdır. Hepimiz sonradan pişman
olduğumuz şeyler söylemiş, düşünmüş, hissetmiş ve yapmışızdır. Kendi değerimiz
mükemmel olmamıza bağlı değildir. Pek çoğumuz -kötü davranarak, daha sonra
daha olumsuz davranışlar sergilememize yol açan öz değer düşüklüğüne sebep
olarak- kendimizi yenilgiye uğratıcı döngülere düşmüşüzdür. Hatalarımızı bu
kadar sert yargılamayı bırakırsak, bunlara tepki olarak olumsuz davranışlarda
bulunmayı da durdurmuş oluruz.
Yapabildiğinizin En İyisini Yaptığınızı Bilin
Farkına
varacağınız ikinci nokta şudur ki; davranışlarınız her ne olursa olsun,
yaşamınızın her günü elinizden gelenin en iyisini yapmaktasınız. Buna
katılmayabilirsiniz. O yüzden bu konuyu ele almadan önce, aileniz ve diğer
yakınlarınız ile ilgili olarak şu ilkeyi düşünün: Onlar ister sevecen ister
kötü davranmış olsunlar, kendi sınırları, inançları, korkuları, değerleri ve
endişeleri ışığında en iyi bildikleri şekilde davranmışlardır. Bu “en iyi
davranışlar” harikulade veya berbat görünüyor olabilir; bazen de aralarda bir
yerde yer alır. Aynı şekilde, ker ne kadar kendi idealize ettiklerinizi
karşılayamamış ve hatalar yapmış olsanız da, o zaman için yapabileceğinizin en
iyisini yapmışsınızdır.
Özür
Dileyin ve Bağışlanmayı İsteyin
Çoğumuzun aklında tekrar yaşamayı dilediğimiz bir olay döner durur. Bir iş
görüşmesinde, bir konuşmada, bir sınavda veya bir performansta çok daha
iyisini yapabilirdik, diye düşünürüz. Ya da incitici davranışları –saygısızlık
ve dürüst olmama anlarını- geri alabilmeyi dileriz.
Geçmişteki hataları değiştiremeyiz, ama onları tekrarlamayı bırakabiliriz.
Geçmiş, şu anda beyninizde canlı tuttuğunuz anılar ve izlenimler dizisi
dışında, artık yoktur. Şu an neler yapabileceğinize odaklanarak –şefkatli
gözlerle hatalarınızı inceleyerek ve bağışlanmayı isteyerek- parçalanmış değer
hissinizi iyileştirme yolunda önemli bir adım atmış olursunuz.
Eğer
annenize hiç doğum günü kartı yollamamış olmaktan dolayı üzgünseniz, hemen
şimdi ona özel bir kart gönderin. Onu kaybetmiş olsanız bile kartı yazın. Ve
ondan sizi bağışlamasını isteyin. Eğer kız veya erkek kardeşinizi,
ebeveynlerinizi veya bir diğer kişiyi incitmişseniz o anıyı gözden geçirin; ve
onlarla iletişime geçin, özür dileyin ve sizi bağışlamalarını isteyin. Sizi
bağışlamazlar ise, onları sizi bağışlamadıkları için bağışlayın. Onlara, belki
bir mektupla birlikte, çiçek veya başka bir hediye gönderin. İçeri girmek ve
incittiğiniz kişileri gözünüzde canlandırmak ve onlardan sizi bağışlamalarını
istemek hem değer duygunuzu yükseltmeye başlar hem de ilişkileri iyileştirir.
İlerlemenize Güvenin
Bir
daha iyi bir şeyin devamının gelmeyeceğini hissettiğinizde, kendinize
gelişimin yukarıya dönük bir spiral içinde hareket ettiğini ve yaşamın zamanla
daha iyi olabileceğini, ve genellikle daha iyi olduğunu, hatırlatın. Yaşar ve
öğrenir, hata yapar ve gelişir, yükselir ve düşer, başarısızlığa uğrar ve
büyür, ilerlersiniz. Eğer buna dikkat gösterir ve gelişimi hedeflerseniz daha
güçlü, daha açık, daha akılı ve daha yetenekli hale gelirsiniz. Yaşam, kendi
değerinizi ve tüm diğer varlıkların değerini yeniden keşfetme sürecidir.
Lütfun
Gücü
Sonuçta şu noktaya ulaşırız: Değerinizi keşfetmek için, iç benliğinize ulaşmak
ve onu orada bulmak zorundasınız. Onu, değerli davranışlarla sizin yaratmanız
gerekir. 12. Kapıda, çocukken hissettiğiniz koşulsuz değer duygusunu yeniden
keşfetmenizi sağlayacak yollar bulacaksınız. Takip eden kapılar sizi bu son
basamağa hazırlayacaktır. Her bir kapı size öz değerin ötesinde, her gün
aydınlanma deneyimine kadar uzanan yeni anlayışlar sunacaktır.
Burada
anahtar; çok iyi, çok güçlü veya birşeyleri hak etmiş gibi hissetmeseniz bile,
başınızın üstündeki çatının sizi fırtınalardan korumaya devam ettiğini;
güneşin üzerinize doğduğunu ve yaşamınızın sizi desteklemeyi sürdürdüğünü
hatırlamaktır. Yaşamın kendisi kazanılmamış bir hediyedir –ve lütfun gizli
anlamı budur.
Lütuf,
yalnızca şu anın gerçek olduğunu gözler önüne serer. Geçmiş ve gelecek
yalnızca aklımızda vardır. Farkındalık, alçakgönüllülük ve pişmanlık
anlarınızda not tahtanız tamamen temizlenir. Eğer ödemeniz gereken bir
borcunuz varsa, borçlu olduğunuz kişiye onu iyilik kurunda ödeyin –kendinizi
cezalandırarak değil. Bu gerekli değildir; hiçbir zaman da olmamıştır.
Bundan
sonraki kapıda –İradenize Sahip Çıkma kapısı- yaşamınıza koyduğunuz sınırları
aşmak için başka bir anahtar daha bulacaksınız. İradeniz, size seçimlerinizi
ve davranışlarınızı sınırlayan eğilimleri aşma gücü verir ve her gün
aydınlanmaya açılan bir sonraki basamağı oluşturur.
("Her
gün Aydınlanma: Kişisel Gelişime açılan 12 kapı" kitabından)
|