|
17
yıl hizmet verdiğim S.S.K Ağız Diş Sağlığı Merkezi her günüyle kah trajik kah
komik senaryoları ile bir “stand up”çının en az birkaç yıllık gösterisine
konularında malzeme olacak bir yerdi. Hem de hiç bir ekleme yapmasına gerek
kalmadan.
Gelen
hasta tipleri ilk intibaları ile ne için geldiklerini açıkça belli ederlerdi.
Hele bir-iki sene çalışmışlığınız ve o havayı koklamışlığınız varsa hadiseyi
kavramak çok kolaylaşırdı.
Bir
diş tedavi merkezi olan ünitemize bazen diş tedavisi için gelen hastalar da
olurdu! Bazen de diş tedavi amacıyla geldiğini söyleyen ancak farklı
beklentiler için gelenlere de rastlamak mümkündü. Bu akıllarda hemen -nasıl
yani- sorusunu getiriyor muhakkak. İlk etapta fesat bir anlayışla aklımıza
gelen alternatif de yok değil ancak burada paylaşmak istediğim bambaşka bir
şey.
Ağzında 10 hadi bilemediniz 12 diş olan bir teyzemi hatırlıyorum da, senelerce
evet senelerce haftada en az 2-3 kez müracaat fişini alır ve doktora çıkardı.
Her seferinde dişlerindeki şikayetleri anlatırdı.
Onlarca kez dolguları yenilenmiş, diş taşları temizlenmiş, diş filmleri
çekilmiştir. Diş çekimleri yapılmış, eksik dişlerin yerine protezler yapılmış,
sonra bu protezlerden şikayetler dönemi başlamış, protezler sökülmüş sonra
tekar yapılmış, sonra tekrar sonra tekrar...
Daha
sonra dişler çekilmek durumda kalınmış haliyle yeni destek dişler alınmış ve
yine ve yine....yeni, yine, yeniden....
Bu
teyzemi daha sonra bir başka hastanede gördüm. Kendi sağlık sorunlarım için
gittiğim S.S.K ‘nın büyük hastanesinde. Teyzem yine fiş kuyruğundaydı. Bu
sefer belki dahiliye belki KBB. Bir başka gün teyzem yine kuyrukta, sonra yine
kuyrukta. Bütün hastanelerin kadrolu hastası gibi. Ben sadece bizim hastaneyi
ziyaret ettiğini düşündüğüm bu teyzem her yerdeydi ama her yerde. Kuyrukta
örgü örüyor, banklarda simit, çay yiyip içiyor, bilmem kaç numaralı
polikliniğin önünde torununu azarlıyor, ama hep hastanede olmayı ısrarla
sürdürüyordu.
Sonra
geçen zaman içinde bu hastane turlarını yapanın sadece bu teyzem olmadığını,
böyle bir “grup” olduğunu fark ettim.Hem de küçümsenmeyecek sayıda bir grup.
Rahatsızlıkları vardı, ya dişlerinden ya bacaklarından ya da başka bir
bölgeden. Doktorlara muayene oluyorlar, ilaçlarını alıyorlar ama bıkmadan,
usanmadan viziteye çıkmaya devam ediyorlardı. Şikayetlerinde haklıydılar,
şikayetleri vardı. Tedavi oluyorlardı. Doktorlar her seferinde kesinlikle emek
veriyor ve gereken tedavilerini uyguluyorlardı ama bitmiyordu, bir türlü
bitmiyordu...
Peki
ama niye? Niye bitmiyordu, neden bir türlü tedavileri tamamlanamıyordu? Hiç
olmazsa bir süre için! Çok merak etmiştim. Bana gelen hastalarda da bu durumu
bildiğimden kendimce minik araştırmalar yaptım.
Yine o
günlerden muayenehaneme gelen bir hastamla küçük bir diyalog örneği:
-Eveeeet
geçmiş olsun, dolgunuz bitti. Nasıl, herhangi bir şikayet var mı?
-Hımmmmm, pek yok gibi...
-Nasıl yani, ağrı falan mı var?
-Yoooo, yok da sanki biraz şey gibi...
-Nasıl, yüksek mi hissediyorsunuz, isterseniz bir daha kontrol edelim?
-Yok yükseklik yok da...biraz şey...ne bileyim…
-Hava alıyor gibi mi geliyor, sızlama falan mı var?
-Yok yok...ağrı sızı yok da biraz şey ...ne bileyim tuhaf işte...
-Dilinizi rahatsız eden bir şey mi var? Hani bir çapak gibi falan?
-Yok dilim de rahatsız değil...neyse canım yeni ya ondandır...alışırım
herhalde...
-Tabi ağzınız da yoruldu ya ...birkaç gün geçsin hala şüpheniz olursa lütfen
buyurun, gelin...
-Gelirim, gelirim diş çok önemli tabi...her şeyin başı....
Bu
konuşma daha uzar gider...hastanın memnuniyetsiz ifadesi hala saklıdır
yüzünde...Şikayeti yoktur ama eksik olan bir şeyler vardır, peki ne?
Zaman
geçtikçe ve tecrübelendikçe muayenehanedeki vaka ile o meşhur teyzenin ve
diğer tüm teyzelerin, amcaların, hemen herkesin aynı eksiklikte olduğunu fark
etmiştim.
Dolgusunu yapıyordum ama kızı hala evlenememişti, dişini çekiyordum, ağrısı
geçiyordu ama hala elektrik faturaları çok yüksek geliyordu, protez yapıyordum
ama hala kayınvalidesi ona fena davranıyordu, muayene ediyordum ama hayat hala
aynıydı.
Dolgu
sadece bir semboldü. Umudun sembolü. O diş çekilirken aslında tüm
haksızlıkların da bedeninden çıkarılmasını istiyordu, tüm ihanetlerin, tüm
üzüntülerin, kaygıların, tasaların... Ama hepsinin yerinde durduğunu görünce
bu sefer en azından gördüğü ilginin kıymeti çıkıyordu ön plana. Yarın tekrar
yeni bir umut, yeni bir doktor ya da yeni herhangi bir şey...
Yunanca “Holos” kökünden gelen Holistik kelimesi, bütün, bütünsellik anlamı
taşıyor.Yani tıbbi şifayı bir bütün olarak ele almak. Hastanın fiziksel
yaralarının yanı sıra duygularını, ruhunu da şifalandırabilmek.
Bu bir
sihirli değnek değil aslında. Çok kolay bir yöntem. İlk adımı sadece ama
sadece “güler yüzlülükten” başlayan. Önce insan sonra doktor olduğumuzu
hatırladığımız, zaten bize ait bir şey bu. Yeni bir kavram değil. Sadece biraz
“unuttuğumuz” bir kavram.
Çünkü
biz hekimler de aynı holistik yaklaşımı istiyoruz başhekimimizden, eşimizden,
ev sahibimizden...
Biraz
ilgi, biraz şefkat... başka bir şey değil istenen.
|