|
Şimdi
bu yazımın başlığına bakan bir kimse “Titrek
Titreşim (Vacillondo vagans)
da ne demek oluyor ki?
Çok komik bir başlık” der demesine de ancak bazen insan hayatında öyle AN’lar
vardır ki ve öyle AN’larda öyle kelimelerle karşılaşırsınız ki, o sizin dönüm
noktanız olur... İşte bu “Vacillondo vagans” yani “titrek titreşim” de benim
için öyle bir şey oldu yıllar önce...
Kelime anlamı olarak titreşim demek; küçük ve çok hızlı salınım devinimi yani
bir noktanın gözün göremeyeceği bir hızla salınım devinimi yapması,
kımıldanışı demektir... Titrek de; titreyen anlamında kullanılır... Ancak
benim anlatacağım titrek titreşim yani “Vacillondo vagans” bunlardan tamamen
farklı...
1969 yılı bitip, 1970 yılına girdiğimizde ortaokullu bir talebe olmuştum ben
de eğitim alan diğer tüm çocuklar gibi... Eski müfredat eğitimi alanlar çok
iyi bilirler ki, ilkokul bitip ortaokula başlandığında tüm dersler çoğalır. Eh
benim de öğrenmekle yükümlü olduğum tüm derslerim çoğalmış, her derse de
farklı bir hoca girmeye başladığından dolayıdır ki ben de afallayıp
kalakalmıştım... Dersler gibi hocalar da ardı adına sıralanıyordu tüm gün
boyunca... İlkokulda gördüğümüz tüm derslerimizin adı değişip, değişik adlar
altında tek tek karşıma çıkıyordu... Neyse bu eğitim şokunu çabuk atlatıp,
okula ve derslere uyum sağlamaya başladım mecburen ben de diğer öğrenciler
gibi...
Ama nedense bir türlü müzik derslerine adapte olamıyordum... Oysa ilkokulda
bize öğretilen her türlü okul şarkısını "lay lay lom" şeklinde öğrenip, bülbül
gibi şakıyarak söylüyordum söylemesine de, ortaokula başlayınca bu sefer nota
okuyup, ellerimizle usul gibi şeyleri de öğrenmeye başlamıştık ki, her iki işi
aynı anda öğrenmek ve uygulamak çok zor geliyordu bana... Nota’ların biri
uzun, biri kısa söylenmeye başlayınca ellerimle notalar birbirine karışıyor,
komik el ve kol hareketi yapan biri olup çıkıyordum hocamın ve sınıfın
karşısında... 2/4’lük parçayı 4/4’lük okumaya çalışırsan komik olmamak elde
mi?
Bu arada bir de yetişkin erkekliğe geçişte yani ergenliğe geçişte tüm erkek
sesleri birbirinden farklı şekilde çıkmaya başlar yetişkin erkek sesi bedene
ve gırtlağa oturuncaya kadar... Eh ben de yetişkin erkekliğe geçişimde bir gün
tenor, bir gün bas, bir gün de bariton şeklinde sesimi çıkartıyordum... Bir
türlü ses ahengimde de senkron tutturamaz oluyor, detone oluyordum... Bu da
hocaların hiç hoşuna gitmiyordu... Sürekli "olmuyor, doğru sesi
çıkartamıyorsun" diyorlardı bana... Mi'yi Fa sesinden, Sol'u Si sesinden
söylemek kulaklarını tırmalıyordu herhalde müzik hocalarımın...
Neyse
efendim, yazılı zamanları da gelip çatınca, o zamanki okul notları 10
üzerinden değerlendirildiği için benim müzik derslerinden aldığım notlar 2'den
3'ten yukarıya bir türlü çıkmıyordu maalesef... Sözlüler de aynısı... İlk
yarı, son yarı derken, sene sonu gelip karne aldığımızda Alpay'ın "Eylül'de
Bütünlemeye Gel" şarkısına paralel bir karne geldi ki; Müzik'ten okul
tarihinde "Bütünle"meye kalan ilk ve son öğrenci ben oldum sanırım...
O senelerdeki müfredata göre bir dersten bütünlemeye kalınca ve bütünlemede de
o dersi veremeyince sınıfta kalıyordunuz... Ben o yaz bu müziği nasıl
becereceğim nasıl bu ikmalden nasıl geçerli not alacağım diye düşünürken
aklıma bir enstrüman öğrenme fikri geldi birden... Ve ailemin de büyük
desteğiyle 48 bas tabir edilen Hohner marka akordeon aldırıverdim
bizimkilere... Büyük bir azim ve gayretle o yaz tüm gücümle bu enstrümanı
çalmayı öğrenmeye gayret ettim. Müzik kitabımdaki tüm okul şarkılarını artık
akordeon ile çalabilmeyi becerebiliyordum artık... Diğer müzik parçalarını da
kulaktan dolma tabir edilen şekilde çalmayı da becerebiliyordum... Ama ne
çalma? Kafa göz yara yara sanki...
“Bütünleme Sınav” günüm gelip çatmıştı... Ben bedenimden de büyük koskoca
akordeonumu sırtlayarak okula gittim... Müzikten kalan tek öğrenci ben olduğum
için iki hocanın karşısına akordeonumla çıktım.. Hocalar beni boyumdan büyük
akordeonumla görünce şaşırıp kaldılar, yüzlerindeki tebessümle birlikte:
"Oğlum ne yapacaksın, konser mi vereceksin bizlere yoksa düğün salonunda mı
çalacaksın, çalacaksan düğün salonu yan tarafta" deyip gülüştükleri sırada
"Evet..." deyiverdim. “Düğün salonunda çalmayacağım ama sizlere çalacağım...
Kendim için, sınavımı vermek için çalacağım” dedim heyecandan terleyen minik
11'e 11 maç eden bıyıklarımın altındaki hınzırvari tebessümümle...
Neyse hocaların kitaptan gösterdikleri tüm müzik parçalarını akordeonumla
çaldım, sordukları sorulara da yanıt vermeye başlamıştım ki, bana o güne göre
kazık ve zor bir soru sormuştu müzik hocam önünde açtığı müzik kitabından...
"Peki oğlum söyle bakalım, Vacillondo vagans ne demek?” diye.. Biliyordum ama
bir türlü aklıma gelmiyordu bu müzik terimi...
Gözetmen olarak gelen hoca da, benim müzik hocamın arkasında ayağa kalkmış,
ellerini iki yana açarak titreme gibi hareketler yapıyordu... Bana kopya
veriyordu tabii ki de, ama ben heyecandan hocanın ne yaptığını bir türlü
çakamıyordum ki...
Bu
sırada gözetmen hoca dayanamayıp bana yüksek ses tonuyla azarlar gibi sordu:
"Oğlum ben ne yapıyorum, bana baksana?" .. Hocaya bakınca "Hocam
titriyorsunuz" deyince bende birden jeton düştü...
Müzik hocama yanıtım; "Vacillondo vagans" demek "Titrek titreşim demektir
hocam” deyince müzik bütünleme sınavından 10 üzerinden 10 alarak bir üst
sınıfa geçiverdim... Tek ders yüzünden sınıfta kalmaktan kurtuldum bu soruya
da yanıt vererek...
Sonraki seneler ne mi oldu? Ben her sene müzikten yıldızlı yıldızlı 10
üzerinden 10’lar aldım. Lise yıllarım da yine aynı okulun lise kısmında
geçtiği için, hem okulun korosunda şarkı söyledim, hem de yine okulun
korosunda akordeon çaldım...
Demek ki neymiş, “titrek titreşim” denilen de bir şey varmış yaşamda...
Görüntüde olduğu kadar, seste de titrek titreşim varmış... O halde, biz biz
olalım, insanlarla da titreşimimizi ister titrek yapalım, ister isek sabit
tutalım ama belli bir SABİT'te tutalım... Yaşamla da öyle güzel senkronlar
tutturalım ki, asla detone olmayalım... Bilmem anlatabildim mi...
|