|
Bundan
önceki yazımda size Hans'ın Mehdî hakkında söylediklerinden söz edeceğimi
söylemiştim ama ilgim birden "Thule Örgütü"ne kaydı.
Baylar, bayanlar! "Thule" deyip geçmeyelim. Onunla ilgili birkaç bilgiye sahip
olup bunları, özenle arka heybeye atmanın gerektiğini düşünüyorum. Nedenine
gelince; çünkü nasıl bir zamanlar okuduğum bilimkurgu romanları beni aya
çıkıldığında, olayın-dönemin-zamanın şokundan korudu ise, Thule ile
ilgilenmiş, bilgilenmiş olanların da fazla uzak olmayan bir zamanda ortaya
çıkacak "zaman gezmenliği" karşısında adaptif bir koruyuculuğu sağlamış
olacağına inanıyorum.
Peki nedir bu "THULE"?
Sanırım, önce buradan başlamak gerekiyor.
Thule;
İzlanda'ya ilişkin söylencelerden bir söylencenin adı... O, söylence olarak,
Atlantis gibi kayıp bir ülkeye ilişkin bir mittir.
Thule;
İzlanda söylencelerindeki batık bir kıtanın adıdır da...
Thule;
Bugün Grönland’ın batısında, büyük bir Amerikan hava şirketinin bulunduğu bir
kentin de adıdır... Hans'ın söylediğine bakılırsa, bir coğrafî mekân olarak bu
kent, bir coğrafi mekân olarak o asıl Thule kenti ya da kasabası değildir. Bir
coğrafya ve bir yerleşim yeri olarak Hans'a göre Thule, Kur'an'da adı geçen "Zülkarneyn"le
birlikte var olan, kutupların kayması ile birlikte, şimdi koordinatları
bilinmeyen bir kasabadır.
Bizim
söz konusu edeceğimiz Thule ise, bir ezoterik öğreti ve örgüt.
Bu
öğreti ve örgüt neden beni ilgilendirdi? Bunun iki nedeni var :
a)
Zamanla olan ilişkisi
b)
Hitler'le olan açıklayıcı bağlantısı
Aslında sözcük "Thule"den ibaret değil. Literatürdeki asıl sözcük "Thule
Kornen"dir. “Kornen” ise, hem yarımada hem de “boynuz” anlamına gelmektedir.
“Thule Kornen”, Thule Yarımadası anlamına gelmekle birlikte, kent olarak
Thule'nin gerçek adı, Thule Qaanaak'tır. İki ismi beraber okuduğumuzda
“Zülkarneyn” açıkça görülmektedir; çünkü Thule, "Zül"ün; Qaanak da "Karneyn'in
karşılığıdır. Böylece "Thule Qaanak"ın "Zülkarneyn" olduğunu anlıyoruz.
Zülkarneyn yani "çift boynuz"; bir başka deyişle, "Çift Zamanlı"...
Şurası
hiç de ilginç değildir ki, Thule Örgütünün sembolü, çift boynuzlu
Viking miğferidir. Söylemsel kökleri, kayıp kıta “Mu”'ya dayanan bu
öğretinin temel konusu, insan psikolojisinin derinlikleri ve zamandır.
İşte o çift boynuzlu miğfer, "Zülkarneyn"i yani çift zamanlılığı temsil
etmektedir. Hans'ın deyimi ile "Kriş zaman"ı temsil etmektedir.
Kiriş
zaman? Yine Hans'tan aktarayım; Kiriş zaman diye bir zaman türü yok ama
hortum gibi ve boynuz görünümlü karadelikler var. Böyle bir çift boynuz gibi
duran iki karadelik arasında zaman sıçraması yapılmakta ve bu iki boynuzun iki
ucu arasındaki sıçramalarla ilgili zaman olaylarının topuna birden Hans "Kiriş
Zaman" demektedir. Sözü edilen boynuz sembolünün aslı budur.
Zülkarneyn işte bu çift boynuz temeline dayanan bir zaman gezmenidir ve bir
tane değildir. İşin ilginç yanı, bu tür zaman gezmenliğinde yaş farkı
olmamakta, yanınızdakilerle birlikte bir zamandan başka bir zamana
sıçrayabilmektesiniz! Bu yanınızdaki, bir çakmak da bir uçak da bir uzay
gemisi de bir fabrika da olabilir!
Thule örgütü'nün amaçlarına gelince ;
bunlar
özetle :
·
Zamanda gidip gelen üstün yaratıklarla ilişkiye geçmek,
· Üstün
bir Âri ırk oluşturmak : (Bunun için de saf bir Cermen ırkı oluşturup pan-Cermenik
bir Alman Imparatorluğu'nu kurmak ve bu imparatorluğu Âri ırkın
oluşturulmasında kullanmak) ve bu arada,
· Hıristiyanlık
öncesi antik Alman kültürünün yeniden uyandırmak,
· Böylece
dünyanın yazgısını değiştirmek ve
· Mu
uygarlığına ulaşmaktı.
Gizlici örgüt ve öğreti olarak Thule'un felsefesine gelince; Bunu
Eckart, şöyle açıklıyordu: "Tule'un tüm sırları, eski bir kayıp uygarlığa
dayanır. İnsanoğlu ile dış zekalar arasında bazı varlıklar, bu sırlara
erenlere büyük bir güç kaynağı oluşturmaktadır. İşte bu güçtür ki, Almanya'yı
dünyaya egemen kılacaktır". Bu sözler, Nazizmin de temelini oluşturuyordu.
KÖKLERİ
:
Gizlici öğreti ve grup olarak Thule'un dayandığı kökler de ilgi
çekmektedir. Bu kökler kabaca Tapınakçılar ve Masonlardır. Biraz daha
ayrıntılı verilecek olursa, bu kökleri, kısaca, Theosophical Society, Viril,
Armanenschafft, Ordo Templi Orientis, Ordo Novi Templi, Germenorden olarak
belirtebiliriz. Bu kökler aynı zamanda Nazi Partisi'nin de gerçek kökleridir.
Dikkat
edilirse bu sıralamada adı geçen öğreti ve örgütlerin, aslında yeterince
heterojen bir kök ve geçmişe sahip olmadıkları görülür. Üyelerin çoğunluğunun
Hristiyan görünmelerine karşın, Thule için bu bile gerek ve yeter bir koşul
değildir. Açıkçası, Thule'un üye ve öğreti olarak içeriğini netleştirmek
oldukça zordur. Bu içerik içinde Pagan, Cermen, Gnostik,
Kabalacı-Siyonist-Mason, Âri ırk ve bolca Katolik unsurlar vardı. Yani,
Thule'un oluşumu tek tip ve homojen değildi. Bir kök Tötonlara giderken öbürü
Cermenlere, bir başkası Mu'ya, bir başkası Hint ve Tibet Aryenlerine, bir
başkası Tapınakçılara, bir başkası ise, doğrudan Masonlara gidiyordu. Saydığım
ve saymadığım bir çok öğe ve etken, kolayca Thule'da bir araya
gelebiliyorlardı ; çünkü ortak ve temel bir konu vardı: Zaman gezmenliği!
Biz
yine de kök ve kuruluş aşaması olarak Thule'u elden geldiğince net bir
biçimde kavramak için Germenorden'e bir bakalım. Onu tanımak, Thule'u ve
Nazileri tanımak için önemli bir yol gösterici olabilir.
GERMENORDEN
:
19.
yüzyılın başında, Almanya'da aşırı sağ eğilimleri ve birbirleriyle de yakın
ilişkileri olan Tapınakçılığa bağlı üç örgüt kurulmuştu: Armanenschafft, Ordo
Templi Orientis ve Ordo Novi Templi. Her üçü de Tapınakçıydı. Burada
Tapınakçılar hakkında bilgi vermek istemiyorum ; çünkü bu günlerde yeteri
kadar yaygın biçimde var. Yalnızca İnternette Google'a gelip Tapınak yazmanız
yeterli. O nedenle, Tapınakçıları atlayarak devam edebiliriz. Bu üç örgütün en
önemli işlerinden biri, Germenorden (Alman Tarikatı) adlı örgütün kurulmasına
katkıda bulunmalarıydı. Bu Alman Tarikatı 1912'de kuruldu ve Âri ırkın
varlığına ve üstünlüğüne inanıyordu.
1.
Dünya Savaşı sırasında ateşli Alman milliyetçilerini organize etmişti. Onu
önemli kılan asıl şey ise, Tuhule örgütünün oluşmasına önayak olmasıydı. Thule
Derneği ya da Almanca adıyla "Thule Gesselschaft".
GERMENORDEN'DEN BARONA
Thule
Derneği’nin kurucusu "Baron
Rudolf von Sebottendorff"tur. Diğer adı, “Rudolf Glauer. Asıl adı, Adam Alfred
Rudolf Glaıuer. 9 Kasım 1875 Deresden doğumlu. Babası lokomotif makinistiydi.
1910'larda bir soylu
Alman ailesi tarafından evlat edinildiği için "Baron" deniyordu. Bu ailenin
çabası ile yüksek öğrenime başlamış ama devamını getirememişti.
Yüksek
öğrenimini yarım bırakıp, gemilerde üç yıl elektrikçi olarak çalıştı. Böylece
bir çok yer gezmiş oldu. Uzak Doğuya, ezoterik öğreti ve gruplara da ilgisi
bu sayede oluştu.
Bu
gezileri sırasında simya, astroloji ve Kabala üzerinde çalışmış, Gül-Haç
felsefesi üzerinde de uzun araştırmalar yapmıştı.
Kahire'de Hidiv Ahmet Paşanın hizmetindeki Hüseyin Paşa'nın mahiyetine
katılarak bir yıl da paşanın Bursa'daki çiftliğinde çalışmıştı. Burada Abraham
Termudi adlı bir Yahudi bankerin aracılığı ile Memphis adıyla tanınan Mason
locasına üye yapılmıştı. Oysa 1901 yılında katıldığı, Fransız Grand Orient'e
bağlı olan bir mason locasının da üyesiydi. Bu loca, politik amaçları olan
bir locaydı ve Abdülhamid'i halletmeğe çalışan İttihat ve Terakki Derneği ile
de çok yakın ilişkileri vardı. Kısacası Baron'un sıkı bir Mason kariyeri
vardı.
Bursa'da bulunduğu yıllarda yaptığı işlerden biri de "Türk Masonluğu ve
Bektaşilik" adlı bir kitap yazmak oldu.
Türkiye'de onu "Gizli Müslüman Baron" olarak biliyorlardı. Sufizmi ayrıntılı
biçimde biliyordu. Birçok tarikatla ilişkisi vardı. Güçlü bir Mason kariyerine
sahip olarak özellikle, Bektaşilikle ilgilenmişti.
1933'de "Before Hitler Came" (Hitler Gelmeden Önce) adlı bir kitap yazdı.
Burada Nazi liderlerinin gizemli çalışmalarını anlattığı için Hitler’e ters
düştü ve Hitler de kendi imzası ile yakalanmasını emretti. Oysa Hitler’in
önemli akıl hocalarından biriydi. Bunun üzerine, Baron İstanbul'a kaçarak
derneğin merkezini de buraya taşıdı ve bir süre sonra intihar etmiş süsü
vererek Nazilerin ekranından çıkmayı başardı.
Bir
söylentiye göre de Almanya-Osmanlı arasında çift taraflı casusluk yapıyordu!
Alman tarihçileri "Baron 1934'te Hitler'le çelişkiye düştü ve öldürüldü"
dedilerse de, ölmemiş ve İstanbul'a kaçırılarak 1934-45 yılları arasında Alman
istihbaratı görevlisi olarak çalışmıştı. Burası onun karanlık noktalarından
biridir. Ama İstanbul’da Taksim ve Teşvikiye'de yaşadığı, Türk önde
gelenleriyle dostluklar kurduğu kesin. İngilizler "1945'te Almanya teslim
olunca baron intihar etti" diyorlardı. Aytunç Altındal ise, "Baronun hayatını
araştırdım ve Baronun 'öldüğü' söylenen tarihten 12 yıl sonra, bir başka
soyadı ile 1957'de Balıkesir'den Antalya'ya gelen 3 kişilik bir Alman
heyetinde yer aldığını, Antalya'da iki gece Cumhuriyet Oteli'nde kalarak
Adana'ya geçtiğini saptadım. Sebottendorf'un 1945-57 yılları arasında
Türkiye'de 'Görünmeyen ellerce korunduğu sanılıyor..." diyor.
Bu görünmeyen ellerin ise "Manevi Cihazlanma Derneği" olduğu düşünülüyor. Bu
dernek,
Neo-Nazi
masonların üye olduğu Moral Re-Armament Derneği'nin Türkiye'deki koludur.
Kısaca
ve kabaca Baron'un öyküsü budur. Şimdi gelelim, Baron'un Thule örgütünü
kurmasına :
BARON VE THULE'NİN KURULMASI
Baron,
1910 yılında, İstanbul'da bulunduğu sıralarda, Masonluk ve simya prensiplerini
antikomünizm ve aşırı sağ ile birleştiren, kendine bağlı yeni bir örgüt
kurmaya karar verdi. 1916 yılında Germenorden ile bağlantıya geçti ve sonraki
iki yıl içinde örgütün en etkin üyesi haline geldi. Sonuçta, 1918 yılında
Germenorden'in adı "Thule Gesselschaft"a dönüştürüldü ve Sebottendorff da
örgütün büyük üstadı oldu.
Örgüt
kurulduktan sonra hızla büyüdü. 1918 yılında yalnızca Münih kentinde 250, tüm
Bavyera'da ise, 1.500 üyeye sahipti. Üyeler arasında yargıçlar, avukatlar,
polis şefleri, aristokratlar, doktorlar, üniversite hocaları, bilim adamları,
subaylar, sanayiciler ve iş adamları vardı. Önde gelen üyelerden Bavyera
Adalet Bakanı Franz Gurtner, aynı makama Nazi rejimi sırasında da atandı.
Thule üyelerinden polis şefi Wilhelm Frick ise, Nazi Almanyası'nda İçişleri
Bakanlığı’na getirildi.
THULE'UN ÜNLÜ VE MİMLİ ÜYELERİ
Bunlar, 11 kişi ve konuyu bilmeyenler için oldukça sürpriz isimlerdir: Rudolf
Hess, Göring, Göbbels, Karl Haushofer, Alfred Rosenberg, Himmler vs. Bunlar,
Thule Derneği’nin de Nazi Partisinin de kurucularıydılar. Aynı zamanda
Hitler’in yakın dostları ve akıl hocalarıydılar.
Rudolf
Hess:
Bu topluluğa ilk katılanlardan biri kimdi dersiniz? Rudolf Hess; Hitler'in
kötü yoldaşı! Antisemitik düşünceleriyle ünlü, "Oyuk Dünya Kuramı"nın babası,
Aryan ırkının varlığına ve üstünlüğüne inanan, ezoterik ve inisiyatik
tarikatlarla bağlantılı bir bilim adamıdır.
Barış
görüşmeleri için İngiltere’ye gönderildi ama orada tutuklandı. Spandau
cezaevinde ömür boyu hapse mahkum edildi.
Haushoffer:
Thule’un en önemli ve etkili üyelerinden biri. 1869 doğumlu. Bir bilim adamı,
Münih üniversitesinde profesör. Profesör ve general.
Hitlerle onu tanıştıran Rudolf Hess'ti. Kavgam'ı Hess ve Haushoffer
yazdırmıştı Hitler'e. Nazi Partisi için Gamalı Haçı seçen de oydu.
Deitrich Eckart'tan sonra Hitleri en çok etkileyen ikinci insandı.
1934'de genç bir general ve çok güvenilir bir kâhindi. Düşmanın saldıracağı
yeri, saati ve mermilerin düşeceği yerleri söylüyordu. Hitlere de Parise ne
zaman gireceğini, nerede ne kadar dirençle karşılaşabileceğini söylemişti.
Rooswelt'in ölüm tarihini de doğru olarak vermişti.
Uzak
doğuda uzun yıllar resmi görevde bulundu. Japonca biliyordu. Ona göre Alman
ırkının kökleri Orta Asya'da idi. Aslında o da bir Gurdjief öğrencisiydi.
İkisi de Tibet Locası'na üyeydiler ve bu Tibet Loca'sının dünyanın altında
yaşayan ve insandan daha üstün bir tür ile ilişkisinin olduğuna
inanıyorlardı. Hitler, Himmler, Goring, fizikçi Morell de aynı locanın
üyeleri idiler.
Oğlu,
Hitler’e suikast düzenleyen bir grup içinde yakalandı ve idam edildi.
Ceketinin cebinde şu yazı bulundu : "Babam kötülüğün sesini duymadı. Şeytanı
dünyaya saldı."
Tibetli gizli öğreti örgütü ile yaptıkları anlaşmaya göre Thule üyeleri, bir
yanlış yaparsa Japon usulü ölmeye yemin etmişlerdi.14 Mart 1946 da Haushoffer,
önce karısını öldürüp sonra da harakiri yaparak kendini öldürdü. Bir yanlış
yapılmıştı hem de büyük bir yanlış...
Dietrich Eckart:
Şair ve gazeteci. Kuruluşundan itibaren Thule’un içinde. Hatta Thule’un da
Nazi partisinin de kurucularından. Hitler’in çok yakın akıl hocası.
Thule
derneğinin özünü şöyle açıklıyordu: “Thule'un tüm sırları eski kayıp bir
uygarlığa dayanmaktadır. İnsanoğlu ile dış zekaların arasında bulunan bazı
aracı varlıklar bu sırlara erenlere büyük bir güç kaynağı oluşturmaktadırlar.
Bu güç Almanya'yı bütün dünyaya egemen kılacaktır. Yine bu güç ve bu gücün
kaynağı, geleceğin üstün insanının ortaya çıkması için imkan sağlarken, insan
türünün de değişimine yol açacaktır.” İşte bu ifadeler özet olarak Thule’un da
Nazizmin de temelini oluşturmaktadır.
Yaşlı
bir okültist kadının kendisine yıllar önce anlattığı "Almanya'yı kurtaracak
Mesih" prototipini Hitler'de görmüştü. Bu nedenle bu genç adamın elinden
tuttu, onu Thule'nin zengin ve etkili üyeleri ile tanıştırdı.
1923
yılında kurulan Milliyetçi Sosyalist Parti’nin yedi kurucu üyesinden biriydi.
Aynı
yıl öldüğünde, elindeki tüm bilgi birikimini Karl Haushofer’e bırakmıştı.
Vasiyetinde ise, şöyle diyordu: “Hitler’i izleyiniz. Dans edecektir; ancak
müziği ben yazdım. Onlarla temasa geçmesi için gerekli araçları kendisine
verdik. Bana da sakın acımayın. Tarihi herhangi bir Alman’dan daha fazla
etkilemiş olacağım.”
Eckart
ve Rosenberg 1920'de Hitler’le tanıştılar ve onu üç yıl sıkı bir eğitimden
geçirdiler. Hitler’e doğu ezoterizmini, gizli dilini ve bu dille konuşmayı
öğreten Eckart'tı. Öğretisini iki bölümde Hitlere aktarmıştı : Gizli öğreti ve
propaganda.
Bu da
gösteriyor ki, Hitler üzerinde birinci derecede etkili olan bir isimdir.
1923'de Nazi partisi kurulduğunda Kurucu yedi üyeden biriydi.
Hanussen:
Bir de
Hanussen var. Hitler'in kâhin ve telepat danışmanı. İstanbul'da Gurdjief
tarafından İslam'a ve Zig-Zag'a inisiye edilmiş! Sonra bir biçimde onu
Hitler'in yanında görüyoruz. Bir söylentiye göre, yanlış ve kötü bir kehaneti
yüzünden ertesi gün öldürülmüş. Hans'ın dediğine bakılırsa, general de
Hannusen de Stalin'e çalışan güçlü telepat ve zaman gezmeni Volf Messing
tarafından intihar ettirilmişler.
Himmler:
Hitler, Nazi parti sistemini Mason localarının sistemine uygun bir biçimde
düzenlemiş ve bunu da açık açık söylemişti. 1934 yılında şöyle diyordu: "Biz
bir örgüt kuracağız, saf kan ilkesinin etrafinda toplanmış Tapınak Şövalyeleri
Biraderliği." Bu "Tapınak Şövalyeleri Biraderliğini” kurmakla görevlendirilen
kişi ise, Heinrich Himmler'di. Himmler, 1920'li yıllarda Hitler'in
bodyguardları olarak görev yapacak SS'lerin Tapınakçı ve Mason sistemine göre
düzenleme işini üstlendi ve bunu başardı da.
SS'ler
içinde özel bir araştırma grubu da oluşturdu; bu grup, Tapınakçılar'ın ve
diğer okült derneklerin tarih içindeki yerini araştırmakla görevliydi. SS'ler
aynı zamanda Tapınakçılar'ın belirgin özelliği olan anti-Hiristiyan ritüellere
de sahiptiler. Himmler'in liderliğinde yapılan SS törenlerinde,
Nasyonal-Sosyalist marşlar söylenerek Hıristiyan haçı yakılır ve yerine gamalı
haç yerleştirilirdi.
THULE VE HİTLER

Hiç
kuşkusuz, Hitler’in ve Nazi Partisinin Thule’un bir ürünü olduğu söylenebilir.
Onun da Thule’a derin ilgi duyduğu, onayladığı, çalışmalarını yakından
izlediği, zaman zaman derneği ziyaret ettiği doğrudur. Hiç kuşkusuz, onun akıl
hocaları ve yaratıcıları oradaydı. Hitler’i tetikleyen, eğiten, ideolojisini,
düşünce yapısını veren, hedeflerini belirleyen onlardı.
Eckart
başta olmak üzere Alfred Rosenberg ve Karl Haushofer Hitlere çok zaman
ayırmışlar, ilgi göstermişler ve onu eğiterek hazırlamışlardı. Özelikle Eckart,
Hitler’e mistik doğunun gizemlerini öğretmiş ve Thule’un temel değer ve
öğretisini benimsetmişti.
Thule’de Güneş, “Aryan”ların kutsal sembolü olarak bilinirdi. Bir Tibet
söylencesine göre, üç-dört bin yıl önce, Orta Asya’da, Gobi’de çok büyük bir
uygarlık vardı. Bu uygarlık yıkıldı ve Gobi de bir çöle dönüştü. Buradan
canını kurtarabilenler, Kuzey Avrupa’ya ve Kafkasya’ya göç ettiler.
Thule
Örgütü’nün ermişleri, bu Gobi göçmenlerinin, insanlığın temel ırkını (Âri
soyunu) oluşturduğuna inanıyorlardı. Bu yüzden General Haushofer, “kaynaklara
dönmeyi” istiyor, bunun için de Doğu Avrupa’yı, Türkistan’ı, Pamir’i, Gobi’yi
ve Tibet’i ele geçirmeyi planlıyordu. Ona göre, bu bölgeleri ele geçiren,
Dünya’ya egemen olacaktı.
Hiç kuşkusuz, Hitler'i siyasete sokan, yükselten ve ona mali destek bulan da
Gamalı haçı Nazi bayrağı yapan da Thule idi.
İyi de Thule Çocuk Esirgeme Kurumu muydu? Hitler de yolda buldukları bir
sokak çocuğu muydu? Hiç de değil! Tuhule, her ne kadar paçalarından kan
damlasa da temelinde, (şakayla karışık söyleyelim) o bir tür “Zaman Gezmenleri
Derneği” idi! Hitler’i seçmesinin temel nedeni, Hitler’in bir çok
özelliklerinin yanısıra onun zaman gezmenliğine duyduğu ilgi idi.
Zaman gezmenliği ve Hitler bağlantısı üzerinde biraz konuşalım.
Elbette Hitler’in Thule’u oluşturan akıl hocaları ile asıl bağlantısı,
yalnızca onun doğu ezoterizmine, Âri ırka, dünya egemenliğine duyduğu ilgiden
gelmiyordu. En başında, zaman gezmenliğine duyduğu ilgiden geliyordu. Hitler
ve zaman gezmenliğine ilgi! Size de biraz garip gelmiyor mu? Gelsin, gelsin!
Hitler’de bu ilgi vardı ve bu ilgi babasından geliyordu. Ve onun bu ilgisi
aslında bir çeşit köklerine dönüş güdülenmesi idi. Ne demeğe çalışıyorum?
İlginizi Hitler’in babasına çekmeğe çalışıyorum.
Hitler’in ailesini ve geçmişini alalaması, bilinçli yaptığı bir işti. Bu güne
kadar hiçbir araştırmacı, Hitler’le ilgili bu bölgeye kazmasının ucunu
geçiremedi! Olağanüstü uçuk, olağanüstü fantastik ama yine de bu konuda Hans’ı
dinlemek zorundayız. Onun anlattığı başka bir “Matrix Filmi” var: Hanif Grup
ve Zion grubunun zaman savaşları! Bu öyküyü anlamak için ya Hans’ın beş yıllık
e-söyleşilerini okuyacaksınız ya da benim yazdığım kitabı: “Bir Kıyamet
İşçisi: Hans Von Aiberg”!
“Zero-N”le gelen Bir Zion grubu var. Adler’in (Mehdî’nin) kurmağa başladığı
12’li WEMB düzenini bozan ve onun 300 küsur yıl geleceğe alınmasına yol
açanlar bunlar. Yedi kişiler. İşte onlardan biri Adler’in yerine geçirilmiş.
Bu kim biliyor musunuz? Hitler’in babası! Hitler’in ailesini ve geçmişini
bilinçli bir biçimde alalamasının nedeni burada.
Hitler’in zamanla ilgili karın ağrısı da buradan geliyor. Ve Thule, Hitler’in
bilinçaltında, babasına duyduğu özlemi, onun dünyasına katılma isteğini
karşılama heyecan ve ümidini veren tek varlık!
Bu
durum Hitler’de Thule’a karşı direnilemez bir çekim oluşturuyordu. Ayrıca
Hitler sıkı bir
ezoterikçi idi. Öne çıkmağa, kahraman olmağa meraklıydı ve tipik bir medyumdu!
Onun bu özellikleri de Thule’un ona çekilmesini sağlıyordu.
Şimdi
Hitler’in biraz da medyumsal-parapsişik yönünden söz edelim:
Zaten
tamamı kırklara karışmış bir kasabada doğmuştu. O kasabada ruhlardan,
medyumlardan geçilmiyordu! Kendisinin de medyumik yeteneği vardı. Bir çok
vizyonlar gördüğü, bir çok bilgiler ifade ettiği bilinmektedir. Hitler' in
çevresindekilerin görmediği fakat kendisinin gördüğü, bir çok varlıktan söz
ettiği kayıtlara geçirilmiştir. Hatta bu yüzden şizofren olduğundan bile
kuşkulanılmıştır. Onun hitabeti ve kitleleri etkilemesi de bir çok kişilerce
parapsişik bir yetenek olarak algılanır.
Hans
onun parapsişik yeteneğini yadsımamakla birlikte konuyu daha çok Volf
Messing’e bağlar. Ona göre, Hitler'in geceleri çırpına çırpına konuştuğu ve
talimatlar aldığı "Büyük Ruh" da Messing'ten başkası değil.
Messing Yahudi. Hitler'le ilgili aykırı bir kehaneti yüzünden, tren altında
Rusya'ya kaçmış ve Stalin’in yakınında yer almıştır. Hatta Hitler’in general
Haushoffer ile düzeltip güçlendirdiği doğu ilişkilerini bozmak üzere Stalin
onu zaman zaman doğuya gönderirdi. Hans’a göre, Hitler’in baş belası Stalin
değil, Messing’ti. Rusya’daki parapsişik çalışmaları anlatan bir kitapta,
Messing’in gösteri izni kopardığını, bu yüzden de çabucak zengin olduğunu
okumuştum. Beş sene de Messing'in üç uçak bir şu kadar tank Rus ordusuna
hediye edecek kadar parası olduğunu yazıyordu. Hepsinden önemlisi, telepati
yoluyla Hitler’le oynamasıydı. Hitler'i tam anlamıyla perişan etmişti.
Bu
bilgilerden sonra büyü, mitler, Büyük Ruh, Mu, Tuhule, Çift Boynuz, zaman
gezmenliği, Şamballa derken, Hitler’in nasıl bir zihinsel batağa saplandığını
açıkça görüyoruz.
Hess,
Oyuk Evren kuramı yanında bir de buzul kozmozdan ve bir Buz Çağı'ndan söz
ediyordu. Hitler kendi döneminde bu buz çağının ateş çağına dönüşeceğine
inanmıştı. Üstelik bu çağı başlatmak için de kendisi seçilmişti! Rusya
buzuluna orduyu yazlık elbiseyle göndermesinin nedeni buydu!
Peki
ya metroya su basıp binlerce insanı boğdurmak neyin nesiydi? O Buz Çağı’nı
Ateş Çağı’na dönüştürecek “En kahraman Rıdvan”dı ya... Ve de savaş
yitirilmişti ya... Şamballa’nın ve öbür kara güçlerin harekete geçip kendisine
destek vermesi için kurban gerekiyordu. İşte o da kendisine başarı için güç
takviyesi yapılmasını sağlamak üzere o metrodakileri kurban seçmişti!
Hep
bunlar, kara büyünün, Şamballa’nın, Büyük Ruh’un (aslında Einstein grubuyla
gelen, zaman teröristlerinden Ziontik Volf Messing'in telepati gücünün)
marifetiydi.
Böyle
bir kafadan, böyle bir üstünlük ve güç hırsından, böyle bir gidişat ve böyle
bir yazgıdan daha başkası beklenemezdi.
Thule’a ilişkin ilgi ve bağlantısına gelince, temelinde babasına ve onun
dünyasına ulaşma güdüsü vardı. Bu güdü onu Thule’ye götürüyordu. Thule
aracılığı ile de bu güdüsünü doğulu gizlicilik, ırk kuramı ve siyasi öğreti
ile zenginleştiriyordu.
İşin
doğrusu, Thule onun sözünü ettiğim bu temel motivini doyurmayı ümit ettiği tek
seçenekti. Ve galiba Thule de bunu hak ediyordu.
Böylece süreç tapınakçılardan başlıyor, Masonlara bulaşıyor Germonerden’i
(Alman Tarikatını) doğuruyor ve o da Thule’un doğuşunu hazırlıyordu. Sonra
Thule alıyor sazı eline ve zaman gezmenliği uğruna Hitler’i ve Nazi Partisini
yaratıyor. Âri Irk’la dünyanın kurtuluşu ve zaman gezmenliği uğruna Naziler,
Doğu gizliciliğine bulaşıyor ve sonunda II. Dünya Savaşı katliamı ortaya
çıkıyordu
Bir
çok başka amaç ve ideallerle kuşatılmasına ya da zenginleştirilmesine karşın
Thule’nin merkezî konusu yine de “Zaman”dı ve bu durum Hitler’in onlarla göbek
bağı kurması için yeterliydi.
Bu
Thule bağlantısı yüzündendir ki, Hitler SS birliklerini Cizvit, Templier ve
öbür haçlı örgütlerine göre düzenlemiştir. Hatta, 1937'lerden kalma bir
poster, onu zırhını kuşanmış bir Templier şövalyesi kılığında göstermekteydi.
Hitler’in eski uygarlıklara, mitolojilere olan ilgisi de Thule ile
örtüşüyordu. Doğa yasalarının üstüne çıkmak istemesi ve bu yüzden büyü ile
ilgilenmesi de öyle. Bir farkla ki, Thule ileri gelenlerinin hiç biri kendini
böyle ortaya atmamasına karşın Hitler, güç ve imperium uğruna kırklara
karıştığına ve seçilmiş olduğuna inanıyor ve dünya egemenliği fikrine lâpinler
gibi atlıyor ve öne çıkıyordu.
Germen
Mitolojisindeki Thule söylencesinden etkilendiğini de saklamıyordu.
Hitler, böylesine içten bir biçimde Thule ile canciğer kuzu sarması olmasına
karşın yine de bu örgütle arasında derin ve sinsi bir ayrılık vardı. Hatta
bazı yazarlar, Hitler’in bu örgütün hiçbir zaman üyesi olmadığını bile
söylüyor. Bunun ne denli doğru olduğunu bilmem ama aralarında ince bir kara
çizginin olduğu kesin. Bunu Baron’un yazdığı kitapla ve sonrasında başına
gelenler sayesinde anlıyoruz!
THULE,
HİTLER VE NAZİ PARTİSİ
Aslında “Baron” Nazi Partisi’nin öncüsü ve hatta gerçek kurucusuydu. Thule
kendi bağımsızlığını korumakla birlikte, Nazi Partisi’nin, onun siyasi bir
görünümü olduğu söylenebilir.
Böyle
bir görünüm alma yada Thule’nin Nazi Partisi’ne dönüşmesi,
bir
dizi olayın sonucunda gerçekleşmişti. O, her ne kadar gizlici bir örgüt ve
öğreti ise de aktüaliteden ve hele hele siyasetten hiç uzak kalmadı. Belli ki,
bu onun Masonik mayasında vardı. Şöyle ki; Thule kurulduğu günden itibaren
komünistlerle sürekli çatışma halindeydi. 1919'daki komünist ayaklanma
sırasında yer altına çekildi ve aşırı sağcı, karşı-devrimcileri organize
ederek silahlı bir terör gücü oluşturdu. Komünistlere karşı halk desteği
kazanmak içinse, Alman İsçi Partisi'ni kurdu. Hitler’le Thule’nin
ilişkilerinin sıklaştığı ve sıkılaştığı dönem burasıdır.
Hitler, savaş öncesi dönemde okültizmle yakından ilgilenmiş, özellikle
Armanenschafft'ın kurucusu Guido von List'in kuramlarından çok etkilenmişti.
Bu nedenle, bir Tapınakçı örgütü olan Thule'ye kolayca adapte oldu.
Onun
hiçbir zaman bu derneğin üyesi olmadığı söylenir. Ama sonuçta Naziler, 1314
yılında kesin olarak yasaklanmalarının ardından yer altına giren ve Gül-Haç ve
Masonluk gibi örgütlerle yeniden ortaya çıkan Tapınakçı geleneğin yeni bir
varyasyonundan başka bir şey değildi. Bunu açıkça ifade etmekten de
çekinmediler. Hitler, Nazi parti sistemini Mason localarının sistemine uygun
bir biçimde düzenlemiş ve bunu da açık açık söylemişti. 1934 yılında ise,
şöyle demişti: "Biz bir örgüt kuracağız, saf kan ilkesinin etrafında toplanmış
Tapınak Şövalyeleri Biraderliği."
Bu
ifadeler yeteri kadar net bir biçimde Nazilerin hem Tapınak hem Mason hem de
Tuhule bağlantısını vermektedir. Belki buna tam olarak “Bağlantı” da dememek
gerekecek ama en azından bir ilgi ve etkilenmenin olduğu kesindir.
İşte
bu ilgi ve etkilenme içinde 1920 yılına gelindi ve Alman İsçi Partisi'nin adı
Nasyonal Sosyalist Parti (Nazi Partisi) olarak değiştirildi. Partinin lideri
ise, elbette Hitler'di. Hitler'in bu hızlı yükselişi ise, Thule'un desteği ile
olmuştu.
HİTLER NAZİLER VE SEKÜLERİZM
Peki
din ve dindarlık bakımından Hitler’in durumu neydi? O, sağın neresine
düşmekteydi?
Düz
tarih bile, Hitler ve Naziler konusunda, din söz konusu olduğunda, bir
garipliğin olduğunun farkındadır. Ortaya konan fotoğraflarda bir tuhaflık
vardır gerçekten de... Marksizmle silahlı mücadele, yoğun bir Yahudi katliamı
ve kiliseye çok soğuk bir yüz. Sağın da solun da neresine düştüğü belirsiz
bir kimlik bu.
Bence
güce soyunmuş bir ezoterizmin tipik örneği. Tapınakçıların da soğuk ve din
dışı bulunmalarının nedeni sanırım buradadır.
Hitler’in de tapınakçıların da hatta artık Masonların da hangi tanrıya
taptıkları belli değildir. Belli ki, bunlar önce güç tanrısına tapmaktadırlar.
Evrenin ne genel müdürü ne patronu bunları ilgilendiriyor; çünkü genel müdür
de patron da kendileri olmak istiyorlar. Sanırım Tapınakçıların da Hitler’in
de Nazilerin de sekülerizmi burada başlıyor.
Bunlar
bu ortak özellikte bir ittifak halindedirler. Naziler de Hitler de bu
ittifakın bir parçası. Ama bunların ötekilerden bir farkı var: Kabalistinden
Tapınakçısına, Tapınakçısından Mason’una hepsinin Yahudi üzerinde apaçık bir
diz çökme ve onaylama sergilemelerine karşın, Hitler de Naziler de Yahudi’yi
görünce tüyleri diken diken oluyor. Büyük bir olasılıkla Thule ile Hitler’in
derindeki yol ayırımı da buradadır. Ve Sebbettandorff “Hitler Gelmezden Önce”
adlı kitabı ile onunla yolunu burada ayırmıştır. Hitler de hiç gözünün yaşına
bakmadan tutuklanmasını emretmiştir.
Ne ki,
sonuçta Hitler de tüm güce soyunan ezoterik öğreti yandaşları gibi,
sekülerliğini korumaktadır. Güç isteğinin girdiği yürekte Tanrı
barınamamaktadır. Açık olan budur. Tanrının çıktığı gönle de genellikle güç
isteği egemen olmakta ve bu da çoğunlukla kendini ırkla-soyla kamufle
etmektedir. Bu ne tapınakçıların ne Siyonistlerin ne de Nazilerin sorunudur...
Bütün güce soyunmuş gizlici örgüt ve öğretilerin ortak özelliğidir.
Tanrı
yerine ırkı gündeme getirmek: Bu, bilinçaltı yolla kendini meşrulaştırma
politikasıdır ama aslında bu politika ırkı kullanmaktadır.
Bu,
ırka yaslanmak, güya ırkı temele almaktır. Güya, Tanrının yerine ırkı
koymaktır. Ama sekülerleşmenin tastamam başladığı yerdir de. Sekülerleşmenin
gerçek kaynağı, ırkçılık değil, güç isteğidir ve bu güç isteği, zamanımızdaki
bazı gizlici örgüt ve öğreti yandaşlarını bugün, dünya imparatorluğuna soyunma
noktasına getirmiştir. Dünyaya körlemesine müdahale ve saldırının kaynağı işte
bu güç isteme ve gösterme güdüsüdür.
Ramtha
200 yıldan beri devletlerin kendi aralarında savaş kararı alamadıklarını,
savaş kararını bu güç efendilerinin aldığını söylüyor. Demek ki, 200 yıldan
beri savaş çıkaranlar, işte bu güç efendileridir. Rasyonel değil de güdüsel
güç isteğinin sonuçları daima savaştır. Bunun artık görülmesi gerekir.
Aslında Tanrıya inanmamak diye bir şey yoktur; kişisel güç isteme vardır. Bu
politikayı güdenler, tarihin her döneminde savaşı canlı tutmayı
başarmışlardır.
Aslında “Sekülerizm” diye bir şey de yoktur; kişisel ve grupsal güç isteme ve
edindiği gücü göstererek duyumsama isteği vardır. Kısacası, güce saptınız mı
Tanrı gider, savaş gelir! Sekülerizm bunun adıdır.
Peki
Hitleri ve Nazileri, seküler saymamıza neden olabilecek, güce düşkünlük ve
ırkçılıktan başka ne var?
Thule
ile ilgilenmiş bazı araştırmacılar, Okültizm, Simyacılık ve Kilise
karşıtlığını Thule'nin temel özelliklerinden sayarlar ve bunların Hitler’in de
Nazizmin de seküler yanını oluşturduklarını söylerler.
Bence
çok önemli işaretlerden biri de Haç’a karşı Swastika’nın gündeme gelmesidir.
SWASTİKA (Gamalı Haç)
Peki
Swastika nedir ve neden Hitler’i de Nazileri de seküler olarak anlamamıza yol
açmaktadır?
Gamalı
Haç'ın NSDAP'a Thule Örgütü tarafından yerleştirildiği doğrudur. Ama aslında
o, arşetipik bir şeydir. Onda paganik kökler de bulmak olanaklıdır, ama
paganlığa mal etmek de yanlıştır. O, yalnızca Kabalacılığın tekelinde de
değildir. Onun umulmadık kadar gerilere giden bir tarihi olduğu doğrudur.
Söylentiye göre, Thule bu sembolü Mu uygarlığından alıp Nazi Partisi’ne amblem
yapmış. Mu tabletlerinde gerçekten de bu sembol vardı ve Mu'ya özgü gizli
bilgiler içeren çok önemli bir semboldü. Bu sır, çok sıkı eğitimden geçmiş,
eski Mısır ve Tibet rahiplerince de biliniyordu ve onlar tarafından
korunuyordu.
Bu
sembol bir de iki yeraltı uygarlığı olan Şamballa ve Agartha'da
kullanılıyordu. Nazilerin önde gelenleri de (yedi kurucu üye) bu sırrı
öğrenmişlerdi ve bu bilgi de doğal olarak Tibet'le olan ilişkileri sayesinde
ele geçirilmişti. Onların gamalı haç hakkında edindikleri bilgi Şamballa'dan
geliyordu ve Şamballa pek de hırlı bir uygarlık ve güç olarak bilinmiyordu.
Temeli şer ve karanlıktı. Bu da bize Hitler'in haklı olarak, nereye
yakalandığı ve nereye hizmet ettiği hakkında bir fikir vermektedir.
Gamalı
Haç'ın, Thule'nin Tapınakçı kökenine uygun olduğu da doğrudur ama bu sembol
Tapınakçıların da tekelinde değildir. Ona eski Hint mandalalarında da Cengiz
Han'ın yüzüğünde de rastlıyoruz! Öbür taraftan, Kabalistik ve Masonik
kaynaklarda, Siyon yıldızı ile iç içe kullanıldığı da doğrudur.
Haushoffer'ın Hindistandaki çalışmaları sırasında bu sembolü görüp etkilenerek
aldığı ve Nazi bayrağı yaptığı da söyleniyor. Aslında Gamalı Haç şekil olarak
başka bir şeymiş de o şekli ters çevirerek Gamalı Haç yapmış. Hah! İşte burası
ilginçtir. Ters çevirdiği orijinal örnek acaba neydi dersiniz? Bu sorunun
yanıtı Hans'ta: Onun verdiği bilgilere göre, Gamalı Haç sembolü öyle
Hindistan'dan gelme filan değil. Adler adıyla batıda yaşayan Mehdî'nin kurmuş
olduğu 12'li WEMB düzeninde! Bu öykü çok fantastik ama tutarlı. İşin aslını
öğrenmek istiyorsanız Hans sitelerine tıklayın karşınıza çıkacaktır. Ya da
yazmış olduğum kitabı okuyun. Sanırım benim kitapta biraz daha derli toplu ve
kolay anlaşılır biçimde anlatıldı: "Bir Kıyamet İşçisi: Hans Von Aiberg".
Okuyun ve arada kendi reklamımı yapmama alışın!
UZAK
DOĞU BAĞLANTILARI
Thule
ve onun bir uzantısı olan Nazi Partisi, aktüel ve siyasi alanda dünyayı ateşe
vermişti ama bunlar başında da sonunda da “ezoterik” içerikli ve
nitelikliydiler.
Hess
“Oyuk Dünya” kuramı geliştirmişti. 1930'larda tümüyle Atlantis gibi kayıp
kıta ve toplumları araştırmaya adanmış dergiler çıkıyordu. Otto Rahn 1938'de
Güney Fransa'da "Kutsal Kâse"yi aramaya girişmişti. Bu kâse son yemekte
kullanılan şarap kabıydı ama olağanüstü bir sırrı da beraberinde taşıyordu.
Ahit Sandığı gibi bir güç yaydığına inanılıyordu.
Thule'un Tibetli rahiplerle de ilişkileri vardı ve Dalai Lama ile iyi
ilişkileri olmuştu.
Bu
uzak doğu ilişkilerinin temelindeki nedenler;
· Âri
ırk
· Ezoterizm
ve
· Zaman
gezmenliği idi.
Thule
de Nazi ileri gelenleri de tarih öncesi Ariyan ırkının Hindistan ve Tibet'te
hâlâ var olduğuna inanıyorlardı. Önce Cermen ırkını saflaştırıp, bu ırkı Âri
ırkın ortaya çıkması için hizmete koşacaklardı. Yani doğu ezoterizmini
tanımak, oraya bağlanmak ve orayla ilişkide olmak zorundaydılar. İşte o
nedenle,Thule Örgütü 1943 yılına kadar Tibet'le yakın ilişkisini sürdürmüş,
birbirlerine karşılıklı heyetler göndermişlerdir.
Bu
ilişki çok derin, anlamlı ve yoğundu; çünkü temelinde Âri ırk, uçandaireler ve
zaman gezmenliği vardı! Bu Thule’yi de Hitleri de çok yakından
ilgilendiriyordu. Bu ilişki konusunda ümitlenip heyecanlanmamaları olanaklı
değildi. Çünkü uzak doğu yalnızca ezoterizm yönünden değil, uçandaireler ve
zaman gezmenliği bakımından da görmezden gelinemez bir kaynaktı.
Hint-Tibet mitlerinde, zaman yolculuğu yapan “Dhurakhapalam”a, “Vaidor”; UFO
benzeri uçan disklere de “Vimana” denilmekteydi. Hint mitlerinde, Vaidor’ların,
Turan Dağı’nda olduğu; Vimana’ların ise, Tor Dağı’ında bulunduğu, daha doğrusu
inip, kalktıkları yazılıydı. Hatta, Çinliler’in, Fransızlar’ın (Kont Sédir) ve
Ruslar’ın (Çar Nikola) büyük paralar harcayarak kurdukları ekiplerle
Dhurakhapalam’ı arattırdıkları söylenir. General Haushofer da Tibet’te bu
konuda araştırmalar yapmıştı.
Hans’ın söylediğine bakılırsa, onu Gurdjief bulmuştu ve Kamensky diye birini
iki yıl ileri yani zamanda iki yıl geleceğe göndermişti. Bu konuda daha
ayrıntılı bilgi kitabımda var. İsteyen alıp okusun.
Şu da
var, Thule ve Nazi partisinin bu uzakdoğu ilişkisi pek tekin bir şey değildi
ve Hitler’e de Almanlara da pahalıya patladı. Çünkü birçok araştırmacı,
Nazilerin, aslında çok daha karanlık bir örgütün görünen yüzü olduğuna
inanmıştır. Bunun için nedenler yok da değildir. Çünkü bir çok toplantıda,
Nazi Partisi'nin ileri gelenlerinin yanında doğulu, şeytani, ucube tipler
görülmüştür. Bunların Nazilerin iplerini ellerinde tutan Tibetli rahipler
olduğuna inanılıyordu.
1840'larda Almanya'da "Agarta"dan söz ediliyordu. Bu söylenceye göre, yer
altında bir krallık vardı. Buranın kralı, dünyadaki birçok kralı denetiminde
tutuyordu. O, dünyanın efendisiydi ve çok yakında da Dünya krallığını
gerçekleştirecekti.
Yaygın
kanıya göre, büyük bir olasılıkla Hitler onun bir numaralı adamıydı. Doğrusu
Hitler de buna hiç hayır diyecek gibi görünmüyordu; çünkü elinde Amerika'nın
bile işgali ile ilgili planlar vardı. İtalyanlar Afrika'yı, Japonlar Asya'yı
yöneteceklerdi.
1926'da Berlin ve Münih'e küçük bir Hintli kolonisi yerleştirilmişti.
Ruslar
Berlin'e girdiklerinde ölüler arasında bin kadar alman üniformalı ama
kimlikleri olmayan Tibetlili ile karşılaşmışlardı.
Nazilerin "Odessa" adlı bilim örgütünde, üst rütbeli Tibetliler de
bulunuyordu.
Thule'nin, Tibet kökenli "Yeşil Ejjder" örgütü ile de bağlantıları
bilinmektedir.
II.
Dünya Savaşı'nın sonunda yıkılan Nazi karargahında 12 Tibetli rahibin ne işi
vardı? Önceleri buna bir anlam verilmemişti. Çünkü eylem zamanıydı; kimsenin
soru soracak yorum yapacak durumu yoktu.
ZİG-ZAG, HANS VE THULE
Çizmeğe çalıştığım Thule neye benzedi bilmem. Oldukça gölgeli, oldukça bulanık
ve son derece tehlikeli! Bu, yanlış bir resim değil ama eksik bir resimdir.
Böylece onun ana konusunu sanırım elden kaçırdık. Onun ana konusu, Zülkarneyn
yani “Çift zamanlılık”. Ve haberiniz olsun ki, bu konuyla ilgilenen birileri
daha var: Zig-Zag ve Hans!
Bu
öykü uzun, derin ve dudak uçuklatıcı. Yeterince net ve özet biçimi ile
kitabımdan öğrenebilirsiniz. Ama yine de haberli olasınız diye ben size kısaca
özetlemeyi deneyeyim:
Konu,
Kur’an’da anlatılan “İki Bağ” la ilgili. Hatta onunla başlıyor. Sizin
anlayacağınız, “Matrix Reloaded”! Tastamam o! O filmi anımsayın: Orada bir
“Zion Ekibi” vardı. Peki karşısındakiler kimlerdi? Mimar’ın (!) sanal evreni
ve içindekiler! Acaba öyle mi? Hayır. Aslında bir matriks ve ona bağlı bir
sanal evren-varlık-dünya var. Orada zaman da var ve geleceği belirleyecek
olan, zamanın akışındaki sapmalar. Oraya (o sanal dünyaya) dadanan, bulaşan,
müdahale eden ve böylece zaman savaşları veren iki grup var. Hans’ın
söylediğine göre bunlar Zion ve Hanif grupları. Bunlar Kur’an’da adı geçen
“İki Bağ” ya da iki kampüs.
Aslında bunlar, bizim şimdiki zamanımızdan 300 küsur yıl ötede yani gelecekte
bir aradalar. Kur’an’da Şi’ra adıyla anılan bir yıldız var. Dünya’ya yakın.
Aslında o bir yıldız değil, ışığı kendine parlayan bir uzay gemisi, bir
koloni. İki yanında birer karadelik tünel ağzı var. İkisinden de Dünya’ya
ulaşılıyor. Sol tarafındaki tünel ağzı “Walhalla”, sağdaki ise “Allahlaw”.
Zaman
gezmenliği yeni başlamış. Dünya 12’li WEMB düzeninde. Şi’ra yönetimin merkezi.
Zion
ekibinden yedi kişi Zero-N adlı zaman gezme aracıyla, dünyaya ve 1800’lü
yılların sonlarına sıçrıyor. Amaçları zamanı saptırıp gelecekteki dünyada Zion
egemenliğini sağlamak. Bunun bir başka adı “Siyonist hareket”. Siyonizmi kuran
Herzl de o yedi kişilik grupta. Sonra bilimde, ekonomide ve siyasette vur
Allah vur!
Hanif
grup da boş durmuyor elbet. Bir gün sonra onlar da müdahil ekibini gönderiyor
dünyaya ama aradan 14 yıl geçmiş ve Mehdî’nin (Adler’in) başlattığı 12’li Wemb
düzeni dağılmıştır. Kendisi de 300 küsur yıl geleceğe alınmıştır. “Vanen”le (One-N)le
gelen Hanif grup hâlâ mücadeleye devam ediyor. Ve bunlar çoğunlukla Zig-Zag
grubunun içinde.
Peki Zig-Zag ne?
Zig-Zag;
Bağdadî’nin batı kolu. Zamanının efendisinin (Hızır’ın) Halid-i Bağdadî’ye
yazdırdığı bir broşürü, batıda çözümleyerek, bilimsel gelişmeleri sağlayan, bu
uğurda uğraş veren, bilim adamlarından oluşmuş bir topluluk. O da gizli. Hem
de ne gizli!
Zig-Zag
bu bilim adamları ile, gelecekten gelen “Vanen”li Hanif grubun birlikte
oluşturduğu topluluk. Kuantum Fiziğinin asıl babaları! İster istemez zaman ve
zaman gezmenliği konusuyla ilgililer. Bu yüzden bir ara Thule örgütüne onlar
da yanaşmışlar. Ama Masonik, Siyonist grup ağır basınca geri çekilmişler.
Bir
Hansçı sitede, “Zig-Zag Grubu ile bir süre bağıntılı olarak çalışan Thule
Örgütü’nün Hitler tarafından Nazi’leştirilmesinden sonra, Zig-Zag Grubu bu
örgütle ilişkisini kesmiştir” deniyor.
Zig-Zag
grubu Thule ile ilgisini kesmemiştir. Çünkü bunu yapamaz ama Zig-Zag
elemanlarını geri çekmiştir ve ilgisini dışarıdan sürdürmüştür. Bunun biricik
nedeni de hiç kuşkusuz, Nazi’lerin, zaman yolculuğu teknolojisini siyasi
amaçlarla kullanmak istemeleridir ve Hans da bunu bir yerde söylemiştir.
Güzel
ama Hans’ın Çet’lerini okumaya devam edince daha başka şeyler de görüyoruz.
Örneğin satır aralarında, zaman gezmenliğinin fazla uzak olmayan bir zamanda
başlayacağı... Bunun için Quercie (Kürsî) quantlarının bulunması gerektiği, bu
konuda her şeyin Thule’un yapacağı deneylere bağlı olduğu filan.
Bu ne
demek? Thule’un var ve devam ettiği demek. Zaman üzerine deneyler yaptığı
demek. Durun hele daha da çarpıcısı var: 16 Şubat 2003 Pazar e-söyleşisinde
Hans şunları söylüyor:
“Müslüman olup da bu localara girenlerin kafir olacaklarını söylüyor
ayetler... Ben böyle, pek çok dostuma ağlamışımdır. Çünkü ilişkimi kesmek
zorundayım. Onların insani tarafını görmemek zorundayım. Thule'yi böyle
ellerine geçirdiler: Onları sevdiğimiz için (Onlar bizi hiç sevmemişti). Şu
anda benim yönetimimde olan Thule Qaanaak ise, en muhkem örgüt durumunda.
Temiz
bir telepati alanıdır orası. Eskiden tam olarak Axel Heiberg adasında idi.
Zamanla şimdiki yerine yürüdü kutup. Sverdrup ve Thule (Qaanaak) da aynı
magnetizmal alan içinde. Eski adıyla Thule Qarnaak tek bir yerdi. Ama oraya
havaalanı kurulunca, kent rahatsız oldu. ABD de üssünü şimdi Adı "Thule Aır
Base" olan yere taşıdı. Yani Thule Hava Üssü yenidir, ama Thule Karnaak
Zülkarneyn'den beri var...”
Peki
ne anlamamız gerekiyor bu söylenenlerden?
Yer
olarak, coğrafya olarak Thule’u anlatıyor bir, bir de Thule’un başkanının o
ara kendisi olduğunu söylüyor! Bu Hans insanı çıldırtır! Söylediklerinin hiç
birinde yalan yok. Bu vâki değil. Ama söylediklerinin “yüksek meali” neyi
gösterir, işte orasını Allah bilir!
Benim
anladığım oyunun devam ettiği ve Haniflerin maçı almağa kararlı oldukları.
Benim oyum, uyum ve barıştan yana!
KAYNAKLAR:
L.
Pauwels - J. Bergier: Büyücülerin Sabahı
Turgut
Gürsan: Hitler Almanyası’nın Gizli Tarihi
Ergün
candan : Gizli Sırlar Öğretisi
http://www.harunyahya.org/kitap/YMD/YMD5.html
Umberto Ecco
Aytunç
Altındal
Harun
Yahya
Aydoğan Vatandaş
Hans
CHATLERİ
Net
siteleri
|