|
Vallahi
daha şimdiden görür gibi oluyorum…. Henüz yazacaklarımın başlığını bile okur
okumaz yine birilerinin tüyleri diken diken olacak. “Yahu adam astrolojiyi
bitirdi de şimdi iş Tarot’amı geldi?” diye isyanlar… İsyanlar… Eveeet.
Maalesef bu sefer de sıra Tarot’a geldi malumaliniz olduğu veçhile.
Geçenlerde kulağıma bir yerlerden üfürdüler. Biz kırk kişiyiz, birbirimizi
biliriz ekibinin dışındaki yüce hazretlerden biri (?) Tarot’u Türkiye’ye ilk
getiren benim demiş. Vallahi inandırır mı? inandırır. Ama gelin siz inanmadan
önce işin aslını bir de bana sorun.
İşte Tarot’un Türkiye hikayesi başlıyor
Takvimler 1981yılının kış günlerini gösterirken Beşiktaş Serencebey
yokuşundaki rahmetli İnal beyin evinde küçük bir topluluk haftanın muayyen
günlerinde toplanıyordu. Ev sahibi İnal Erkan ünlü Şeyh Şamil’in torunudur.
İngiltere’de Sheakspeare’i oynayabilecek kadar ileri derecede İngilizce,
yeterince Almanca ve biraz da Fransızca bilen son derece kültürlü ve okültizm
konularında uzman bir kişiydi. Hemen şunu söyleyeyim ki, Tarot’un Türkiye’de
ilk sahneye çıkışı bu evde olmuştur demek hiç de yalan olmaz. Evin bir dizi
müdavimleri vardı. Halen
www.hermetics.org sitesinden tanıdığımız ve Hermes yayıncılığı kurmuş olan
değerli araştırmacı Kemal Menemencioğlu, astrolog-okültist Bülent kısa,
astrolog Metin Kiraz (Daha o zamanlar Rezzan Kiraz’la evli değildi), Rezzan
Kiraz, Tarot araştırmacısı Bülent Işkır, zaman zaman yazar Murat Bardakçı,
eski eşim Yasemin Boran, bazen değerli yoga öğretmeni Müheyya İzer, kanımca
Türkiye’nin en iyi astroloğu olan Serap Amal, astrolog Haluk Akçam, ender
olmakla beraber gazeteci yazar Halit Kakınç ve daha isimlerini
hatırlayamadığım bir çok değerli kişi bu toplantıların müdavimleriydiler.
Tabii, bendeniz Cennet kuşunu da ilave etmek zorundayım.
Toplantılar
her türlü okült konuda ve sohbet havası içinde yapılırdı. Okült konuların
içinde Tarot’da çok yoğun bir alandı. Ben o sıralar Avrupa’dan kendime birkaç
deste getirtmiş, destelerin kutularından çıkan Almanca kitapçıklarla bir
şeyler öğrenmeye çalışıyordum. Ancak İnal Erkan konu hakkında bayağı bilgi
sahibiydi. Keza Bülent Iskır’da hiç yabana atılmayacak bir Tarot araştırmacısı
sayılırdı. İşte uzun lafın kısası günler günleri, aylar ayları kovaladı. Grup
içinde artık iyi bir Tarot bilinci gelişmişti. Ben o zamanlar çeşitli magazin
gazetelerine ve çeşitli dergilere yazılar yazıyordum ve başımı kaşıyacak
zamanım da yoktu. Hatta aynı dönemde Halit Kakınç Son Havadis gazetesinde
Tarot hakkında bir yazı dizisi yapmıştı. Ama gelin bakın ki, kader beni
Tarot’un esrarengiz ağına düşürmekte hiç de zorluk çekmedi. O devirdeki
Hürriyet topluluğunun meşhur magazin gazetesi Hafta Sonu’na rakip bir gazete
çıkacaktı. Has topluluğu adına Metin Has’ın çıkartacağı gazetenin adı Haftanın
Sesi olarak belirlenmişti. Genel Yayın Yönetmeni rahmetli Cahit Poyraz beni
çağırdı. Bugüne kadar denenmemiş bir fal sayfası yapmak istiyordu. Kendi bu
konulara hiç inanmazdı ama şunu söylemek lazım ki, magazin gazeteciliğinin
büyük duayenlerinden biriydi. “Gufran” dedi. “Öyle bir fal köşesi hazırla ki,
bugüne kadar bu falın türü ne başka bir gazetede olsun, ne de yapılan diğer
fal köşelerine benzesin.” Hadi buradan yakın bakalım! Aklıma Tarot gelmişti.
Hiç düşünmeden teklifimi patlattım: “Şöyle…şöyle…şöyle…” diye. Cahit ağabey
çok beğenmişti. Gerekli çalışmalar hemen tamamlandı. Minyeti ve logosu
hazırlandı. Takdim yazısı yazıldı. Vee tarihler 10 Eylül 1982’yi gösterirken
haftalık magazin gazetesi Haftanın Sesi’nde Tarot, “Uzmanımız Gufrana Yazın…”
başlığı altında görücüye çıktı. Böylece basında Tarot’u canlı olarak ilk
gündeme getiren yazar oldum.
Kısa
bir zaman sonra ise o zamanın meşhur aylık Burç dergisinde değerli araştırmacı
okültist-astrolog Bülent Kısa da aynı şekilde okuyucuyla birebir Tarot
sayfaları yapmaya başladı. Tarot tutmuştu. O dönemler gazeteye gittiğimde her
hafta en az 20-25 kilo mektupla eve döndüğüm günleri gün gibi hatırlarım. Aman
o mektuplardan neler çıkmazdı neler? Evine özel yazmam için deste deste pul
gönderenler mi istersiniz? Özel randevu isteyip ücreti mukabili fal isteyenler
mi? Hatta daha ileriki aşamalarda çeyrek altın gönderenlere bile rastladım
desem inanın yalan değildir. Neyse sözün kısası Tarot tutmuştu ve her şey
tıkırında gidiyordu. İnsanlar müstear isimlerle köşeme yazıyorlar ve bu
isimler altında da fallarını okuyorlardı. Gelişmiş ve modern ülkelerde olduğu
gibi bizde de artık Tarot ilerlemişti. Üstelik bundan hiç de şikayetçi olan
yoktu. Bu sıralarda uyanık yayınevlerinden birkaç çeviri Tarot kitabı çıktı.
(Hatta adı lazım değil bunlardan birine ben kendi yazdığım kitabı götürdüğümde
adamlar benim kitabımı korsan zannetmezler mi ? Az daha başımıza iş
alıyorduk.) Astrolog Metin Kiraz eşi Rezzan Kiraz’la 1992 yılında “Tarot ile
Kehanet Sanatı” adlı kitabını yayınlayarak ilk yerli Tarot kitap yazarı oldu.
Ben de kitap yazmakta ikinci yazar olarak 1992 de “Tarot” adlı bir kitapla
kervana katıldım.
Bütün
bunlar güzeldi ve Tarot efendi efendi yoluna devam ediyordu. Ancaakkkk… Her
zaman olduğu gibi etrafta bazı fırsatçılar ve sahtekarlar türemekte
gecikmeyene kadar. Bazı yayınevleri (benimki de dahil) kitapların yanında
kartları da verdi. Hemen ardından hiç eksik olmasınlar bunlara gazetelerde
katıldı. Tabii bu kartların ithallerinin de gelmesi gecikmedi. Etrafı bir anda
kart enflasyonu sarmıştı. Tüm fırsatçılar artık iş başındaydı. 78 kartı yalan
yanlış ezberleyen, hele hele bir de dili laf yapan kişiler piyasaya akın etti.
İşte Tarot böyle başladı ve böyle yoğuzlaştı. Bu dejenerasyonun yüzünden
konunun uzmanlarından Bülent Kısa bile kendi çizdiği destesini Türkiye’de
basmadı ve Tarot Ansiklopedisi’ne gönderdi. Bu yoğuzlaşmalar sonunda Fal-Cafe
rezaletini de beraberinde getirdi. Artık iş üç beş kuruş harçlık kazanmak
isteyen üniversiteli gençlerin eline kadar düştü. Bana sorarsanız ben bu işten
kendi namıma pişman değilim. Çünkü bildiğim kadarıyla Tarot konusunda bilinçli
olan kişi zaten kime gideceğini biliyor. (Tabii sosyete falcılarını
kastetmiyorum. Onlar ne de olsa yüksek tabakanın bülbülleri konumundalar -
genellikle de bu piyasa homoseksüel eğilimli Tarotçuların tekelinde bulunuyor.
Hemen her yerde olduğu gibi.) Gerçekten Tarot’u bilen ve merak eden ciddi
kişileri bahsettiğim yerlerde zaten göremezsiniz.
İşin
bir diğer cıvığını da, dinsel kesim ortaya çıkartmakta gecikmedi. Yok efendim
Tarot cin işiymiş, peri işiymiş, gaipten haber vermek günahmış vs.vs… Eski
İstanbullular bilir. Bizim çocukluğumuzda İstanbul’un komedi merkezlerinden
biri French’iz diye bir yerdi. İşte bu iddia da o merkeze yakışır bir
melodram. Şimdi size bununla ilgili bir anımı anlatayım da biraz gülün:
Adını
vermek istemediğim bir ulusal kanalda Tarot programına davet edilmiştim.
Programda benim de Tarot’uma bakıldı ve daha sonra söyleşiye geçildi. O
sıralar bilenler hatırlayacaktır. Medyum Memiş hazretleriyle, Medyum Keto
takışmışlar ve Memiş zavallı Keto’yu fena hırpalamıştı canlı yayında. Daha
sonra ise bunun akisleri “Sen benim cinimi çaldın, hayır sen benim cinimi
çaldın” filan şeklinde yansımıştı basına. O zamanlarda çok gülmüştüm. Hala da
gülerim. Neyse benim davet edildiğim programda sunucu: “Peki Gufran bey. Siz
de ünlü bir Tarotçusunuz, Sizin de cinleriniz var mı?“ diye sormaz mı? böyle
bir repliği kaçırır
mıyım
hiç? Hemen atıldım: “…Valla benim cinlerle aram oldukça iyidir. Ama ben o
medyum arkadaşlar kadar maddi durumu iyi olan biri değilim. O bakımdan
Tanquary, Beafeater, Gordon gibi cinleri kırk yılda bir görüyorum. Ne yapalım
biz tekelimizin yerli ciniyle idare ediyoruz ” dedim. Çekim bir anda
cıvıtıverdi. Çünkü başta başta kameremanlar gülmekten yerlere yatmışlardı.
Yahu
kardeşim. Tarot’un inlerle, cinlerle, ne alakası var yahu? Bu devirde insanlar
olmuş birer cin. Varsalar bile cinler artık işi gücü bıraktı da Tarot’ a mı
başladılar yani? Bu tabii zaten kara cahillerin iddiası. Ne yazık ki birçok
kişiler Tarot’un ezoterik tarafından hiç anlamadıkları ve merak da etmedikleri
için konuyu sadece fal olarak görüyorlar. Yazık. Adam olmaya niyetleri de yok
besbelli. O yasak, bu günah. Tuttur tutturabildiğin kadar…Yahu bir incele,
içeriğine bir bak. Diyeceksiniz ki, bunları yazıyorsun da neden bilimsel
tarafına girmiyorsun. E canım derginin kadrosunda Erhan Altunay gibi
deneyimli ve bilgili bir yazar kardeşimiz var. O zaten gereklerini yazıyor.
Onun hakkına neden tecavüz edeyim ki? Ben sadece borcumu ödedim. Tarot’un
Türkiye’de nasıl ortaya çıktığını anlattım. İnşallah yazımı küfrede küfrede
okuduktan, hele hele belgesel resmide gördükten sonra bazı hazretler artık
“Tarot’u Türkiye’ye biz getirdik ” diyemezler sanırım.
|