|
Yorulmadın mı?
Nereye kadar savaşabilirsin ki?
Teslim
olmayı dene...
İnsanlık
tarihinin tüm savaşlarında yer almış, büyük bir savaşçı dünyada yine enkarne
olur. Bu mücadeleci ve savaşçı enerjisi çeşitli yaşamlarında sürmüştür ve
giderek savaşçımız ona daha da çok güvenir ve dayanır olmuştur. Bu seferki
hayatında da dualitenin dışına çıkmak için savaşmaya devam eder. İlişkilerde,
işinde ve özellikle de spiritüel yolculuğunda savaşarak yürümeye çalışır.
İçindeki karanlıkla da savaşmaya çalışır. Sonra bir gün bir kaza geçirir. Ama
hastanede bu savaşçı ve mücadeleci enerji onun işine yaramaz. Orada
başkalarına güvenmeyi öğrenir. Herşeyi tek başına yapamayacağını gördüğü an
gevşetmeye başlar hayatının sıkı sıkıya yapıştığı iplerini. Eve döndükten
sonra da sürer bu. Savaşçı enerjisini ne zaman kullanmaya kalksa durumu daha
da kötüleşir, iyileşmesi gecikir. Başkalarını da bu enerjiyle yıprattığını ve
artık savaşarak yola devam edemeyeceğini görür, ama çaresizdir. Ne zaman
birşey yapmaya çalışsa herşey daha da kötü bir hal almaktadır. Çaresizdir,
hayatında ilk defa kendine çaresizliğini itiraf eder. Sonra bir gece bir rüya
görür. Sonu görünmeyen derin bir uçurumun kenarındadır ve ondan aşağı atlaması
istenir. Tüm hücrelerine işlemiş savaşçı benliği bir yandan düşme korkusuna
direnirken, hastalığından kurtulmasının tek yolunun atlamak olduğunu bilen
iç sesi ısrarla atlamasını söylemektedir. Sonunda kendini o boşluğa bırakır.
Günlerce süren bir düşüş yaşar. Öyle bir düşüştür ki, her saniyesinde içini
titreten kocaman bir boşluk yaşar. Her saniyesinde hücreleri savaşmayı bırakıp
teslim olmaktadır aslında... Tüm benliği duyguları çekilmeye başlar. Önce
yıllardır yok saydığı güçlü olmak için bastırdığı korkularıyla yüzleşir. Yoğun
derin bir korkudur benliğini saran... Korkar, çok korkar, korkunun derinliğini
yaşar... Elleriyle etrafı yoklar tutunacak bir yer arar; ama sonsuz bir
boşluktadır ve düşmektedir. Sonra içinde çok derin bir hüzün belirir. Ağlamaya
başlar. Yıllarca kızdığı eleştirdiği benliğinin incinmiş tüm hücreleri ortaya
çıkana, şifalanana kadar ağlar. Bir nokta gelir, düşmeye direnmekten yorulur
ve kendini boşluğa teslim eder. Biraz zaman geçince içini inanılmaz güzel bir
huzur sarar. Gözlerini açar. Kendini havada asılı bulur. Etrafında belirmeye
başlayan renklerle bir dünya şekillenir, yıllarca hayalini kurduğu bir
dünya... İstediği gibi şekil verir dünyasına; rüyaya doyamaz uyanmak istemez
asla. Çok hassas ve duyarlıdır artık, yıllar ve hayatlar boyu körleşmiş tüm
duyuları yenilenmiş yeniden doğmuş bir bebeğin saflığında gözlerle bakmaktadır
etrafa. Farkeder ki gerçek savaşçı evrenin duyarlılığını ve hüznünü içinde
barındırandır. Korkularının üstesinden gelendir. Teslim olandır. Korkacak
birşeyi olmayandır. Çalar saatin sesiyle uyanır. Şaşkınlıktan bir kaç dakika
öylece kalakalır; çünkü uyandığı dünya rüyasındaki dünyadır...
Yüzyıllar boyu savaşmış, savaşarak istediğimizi elde etmiş bizler, biz
üstatlar, bu dönemde dünyaya gelerek çok önemli birşeyin savaşını veriyoruz
birlikte. Savaşarak yıkarak değiştirmeye çalışarak değil. Teslim ederek,
teslim olarak... Teslimiyet herşeyi bırakıp hiçbirşey yapmama hali değildir.
Aksine o, tam bir hakimiyet ve bilgelik halidir. Olayları ve enerjiyi
zorlamadan doğru zamanı ve yeri bulmak, içselliğinde ateşini yakarak o sabrı
hayata geçirmek, akışta uygun taşlara sıçrayıp dere boyu ilerlemektir.
Teslimiyet korkunun silindiği andır, enerjinin nötrleştiği an. Kollarımızı
açıp gökyüzüne sonsuzluğa, tüm savunmalarımızdan kalkanlarımızdan bizi örtmesi
için giyindiğimiz tüm sıfatlardan arınıp çırılçıplak halimizle rüzgara göğsümü
açtığımız andır. Rüzgarla uçmak, ağırlığımızca yeni dünyalara konmaktır.
Karşındaki insanın ellerine kalbini söküp verebilmektir teslimiyet. Bilir
çünkü aslında zarar görmek incinmek diye birsey yoktur. Zararın da ta
kendisidir sevgi, dualitenin alengirli bir oyunu.
O noktada korumaz kendini, ihtiyaç hissetmez bunun için... Korumaya ihtiyacı
yoktur çünkü. Güvenli bir yerdir evren ve teslim eder kendini güvene...
Kendimizi bırakmamızı engelleyen şey ise korkularımızdır. Düşme korkusu,
kaybetme korkusu vs. Bu güzel korkular egomuzu besler içten içe. Kocaman
egomuzla birşeyleri yapmaya oldurmaya kontrol etmeye çalışırız. Çok korkarız
kontrolü yitirmekten. Birşeylere ne kadar sıkı tutunursak o kadar büyük olur
belirsizliğin korkusu.
Zihni
susturup, ipleri gevşetip yüreğimizin sesiyle ilerlediğimiz anlardır
teslimiyet.
Hayatı
kendi varoluşumuza teslim etmektir. İstediğimiz gibi olmaya, birşey olmaya
çalışarak, kendi dünyamızda kendimize gardiyan olarak değil; sadece olarak...
Kendimiz olarak... Olduğumuz gibi olarak...
Hayatımıza renk anlam katan sevgilerde bile birşeyleri kontrol etmeye
çalışırız çoğu zaman...
Kendimizi yeterince sevmeyi bilememişsek ısıtamamışsak içimizi, isteriz ki hep
birileri olsun etrafımızda bizleri seven, bizleri sevgileriyle ısıtan. Sonu
gelmez bir oyuna başlar o noktada zihin. Kendini sevdirmeye çalışır...
Başarır, ama bu sefer onları kaybetmekten korkar. Kaybetmemek için insanlar
tarafından onaylanacağı takdir göreceği işleri yapmaya çalışır. Yapamadığı,
sorun çıktığı , başarısız olduğu her anda da kızar bağırır kendine, suçlar
yeterince iyi olamadığı için. Başarısızlığı onu yalnızlığa götürecektir çünkü
ve yalnızken kendiyle barışık olmadığı için başkalarının sevgilerine özlem
duyacaktır. Kendi kara sularından da çok uzakta olduğu için yaşayacağı tek şey
o boşlukta üşümek olacaktır.
Halbuki bilse olduğu haliyle zaten çok güzel ve değerli. Birşey yapmaya gerek
yok kendi olmaktan başka. Kendi olma cesaretini gösterince ihtiyaç duyduğu
yaşam kendiliğinden zaten şekillenecek çevresinde ve hayat zor yorucu birşey
olmaktan çıkıp keyifli bir oyun bahçesine dönüşecek o anda...
Gerçek sevgi sessizdir; şişinmez; böbürlenmez; .beklenti yüklemez. Sadece
sever, nolursa olsun. Sever, sevmeye güvenmeye devam eder; çünkü o
özdür. Herşeyin tüm evrenin özü... Güvendedir demek yanlış olur; çünkü o
güvenin ta kendisidir.
Birşeyler yapmaya değiştirmeye çalışan, korkularla etrafa saldıran herşeyi
kontrol etmeye çalışan egodur. Psikolojik terimlerle konuşursak bir de id
vardır. İd benliğimizin, yani dualitemizin hayvansı kısmı. Dur durak bilmez,
küçük bir çocuk gibi söz dinlemeyen bastırılamaz yoğun duygular taşıyan kısım.
Süper egoysa mantığıyla idi dengeleyen taraf. Bunlar dengede olduğu zaman hiç
bir sorun yok, dingin, sakin, huzurlu bir ruh hali. İkisinin de yaşanması çok
doğal. Kimi zaman sonunda yanmak da olsa o duyguları yaşamak isteriz. Sonu acı
olur belki ama hayatımızın en önemli dersleridir o acılardan elimizde kalan.
Bütünü anlayıp kavrayabilmek adına. Bir onu, bir bunu yaşaya yaşaya bir yerde
dengeye gelirler zaten ve tabii ki ikisinin de fazlası zarar. Denge bir
bozuldu mu ego sorunu var deriz. Ya hayvansı taraf sevgisiz kaldığı için
yıkıcılığıyla "beni sevin, bakın ben bunu yaptım, ben burdayım, görün beni
"der; ya da süper ego ortaya çıkıp "dur bakalım çok ileri gittin sen, seni bir
kontrol altına alalım" deyip işi abartır. "Ben herşeyi biliyorum, ben
mükemmelim" demeye başladığı anda da bir yerlere takılır kalır.
Kendimizi yormadan dengeye gelecekleri an, yine teslimiyet anıdır.
Bir
gün sevgimizin, hayatımızın odak noktası olarak tanımladığımız şeyin gerçek
sevgi değil de egomuzun bir sonucu olduğunu görürüz. Tam bir hayal
kırıklığıdır o an. Hayatımızın aşkı, uğruna yandığımız, şiirler şarkılar
yazdığımız, onun özlemiyle kavrulduğumuz her anın, sevgisizliğin yarattığı
boşluk ve aslında sevgiye ulaşmaya çalışan içimizdeki o güzel hayvan olduğunu
farkederiz. İnsanları değil de aslında onların bizi sevmesini sevdiğimizi
görürüz. İnsanlara olan sevgimizi kanıtlamak için de sürekli bir şeyler
yaparız; bak ben seni ne kadar çok seviyorum, hadi sen de beni sev` diye
bağırır tüm benliğimiz. O an içimizi yakan bizi en olmadık şeyler yapmaya
yönelten şey aslında sevgi değil, sevgiye duyulan özlemdir. Çünkü gerçek sevgi
sessizdir, bütünden gelir, yargılamaz ve nolursa olsun hep oradadır. Ben
burdayım gör beni diyen ego dur.
Birşeyler yapmaya çalışarak, birşeyleri değiştirmeye çalışarak kendimizi
yormamıza gerek yok. Savaşmaya gerek yok. Tüm hücrelerimiz savaşıyor.
Duygularımız savaşıyor. İnsanlar savaşıyor. Ama hücrelerimiz aynı zamanda
kendini yeniliyorlar da. Sonsuz bir başlangıç var her anda. Hücrelerimiz
savaşmayı bıraktığında ölmeyeceğiz, beden içinde ölümsüzlüğü keşfedeceğiz.
Sizdeki ve çevrenizdeki, geçmişinizde ve şimdideki tüm enerjiler zaten çözüm
arar. Yapmamız gereken tek şey, farkında olmak, zihni korkuları susturup
tabloyu görmeyi öğrenmek. Farkındalığı ve duyarlılığı canlı tutmak. Sular
durulduğunda, zihnin ve korkuların gölgesi tablodan çekildiğinde, o netlikle
bizi mutlu edecek yol belirir önümüzde. Bize de istediğimiz çözüme
ulaştıracak taşlara basmak kalır sadece geriye.
Bedeniniz
şu anda kendisini iyileştirmek istiyor. Ama siz müdahale ederseniz bunu
yapamaz. Siz ona ne yapması gerektiğini dikte edersiniz, savaşçı gibi
savaşmaya çalışırsanız yapamaz. Her enerji çözüm arar, denge ister ve
genişlemek ister. Bu ilkenin yaşamınızda, bedeninizde ve zihninizde işlediğini
düşünün. Tüm o enerjiler denge istiyor, çözüm istiyor ve bunu sizden daha çok
istiyor. Bunu yapmalarına izin vermeniz yeterli, güvenli bir yerde durun ve
bunu yapmalarına izin verin, bunu doğal olarak yapacaklardır. Siz
farkındalığınızla seçimlerinizle sadece izleyici olun. Tüm doğanın
nasıl mükemmel bir dengeyle bütünleştiğini izleyin. Kendinizi ahenge katın,
zorla baskıyla sert bir şekilde değil , kolay ve yumuşak bir şekilde kendinizi
etrafınızdaki hayatla birleştirin,teslim olun.
Karanlık ışığı yenmeye çalışmaz, ne de ışık karanlığı. İkisi de yeni bir
anlayışa ulaşıp yeni enerjide genişlemek ister. Çözüm ister. Şu anda
yaşamlarınızdaki enerjilerinizin dengesizliği, mesela para ve bolluk
konusundaki dengesizlik çözüm istiyor ve bunun önündeki tek engel sizsiniz.
Tüm benliğiniz bolluk istiyor, zihinsel denge istiyor.En karanlık görünen
yanlarınız bile bunu sadece denge istediği için yapıyor, sizin dikkatinizi
başka nasıl çekeceklerini bilemedikleri için oluyor bunlar.
Enerji doğal olarak çözüm arar. Karanlıkla ışık çatışmak istemez. Dişil ile
eril zıtlaşmak istemez, birleşmek ister. Tüm enerji çözüm arar. Bunlar bir
aynılık durumu, bir olma durumu istemez, farklılık ama dengede olmak ister ve
genişlemek ister. Bırakın bedeniniz ve zihniniz dengeye gelsin. Benliğinizdeki
her hücre dengede, sağlıklı, enerjik olmak istiyor. Güvenli enerjide bu olur.
Ve güven teslimiyetle başlar.
|