|
Gerçi
durup durup ısıtılır ve bir biçimde sürekli gündeme getirilir ya, bugünlerde
yine sinekten yağ, gizemden de tiraj çıkarmak isteyenlerin katkılarıyla dağ
taş Nostradamus
kehanetleriyle doldu. Bu yalnızca bizde değil, yanlış anlamayın, tüm dünyada
aynı rüzgârlar esiyor, vitrinlere aynı ürün değişik ambalajlarla çıkartılıyor.
Biraz yeni Papa seçimiyle ilgili kehanetler, biraz da o bildik "kıyamet"
cazibesi dünya medyasında esti durdu geçen hafta. Üzücü ve düşündürücü olansa
şu: Çıkıp bir mini anket yapmaya kalksanız "Nostradamus kimdir?" diye, on
kişiden dokuzu size "falcı, büyücü, kâhin" diyecektir. Oysa
Michel de Nostre-Dame'ın,
bundan dört yüz elli yıl öncesinin çok önemli bir bilim adamı olduğunu, pek az
kişi bilir.
Batı medyası pek sever Nostradamus kehanetleri üzerine yorumlar yapmayı ve bu
yorumları belli aralıklarla (özellikle de global kriz dönemlerinde) manşetlere
taşımayı. 11 Eylül olaylarından sonra, ortada bir dörtlük dolaşmıştı,
anımsarsınız belki: Biraz eğip bükerek yorumladığınızda, "İkiz Kuleler"in
yıkılışını, bunun büyük bir uluslararası savaşa yol açacağını yüzlerce yıl
önce haber verdiği ileri sürülen bir dörtlüktü bu ve "Nostradamus 11 Eylül'ü
de bildi" diye sunulmuştu. Oysa çok kısa bir süre sonra anlaşıldı ki, tümüyle
uydurmaydı bu dörtlük, birileri eğlenmek için karalamıştı ve Nostradamus'un
yazdıklarıyla uzak yakın ilişkisi yoktu.
Geçen
hafta da, Papa'nın ölümü sonrasında ilkin Aziz Malaki'nin kehanetleri çıktı
ortaya (şu Celetine'den sonraki 111. Papa sonuncu olacak meselesi) hemen
ardından da Nostradamus'un, John Paul'den sonra gelecek Papa'nın suikaste
uğrayacağını ve bunun devamında Müslümanların Batı'yı işgal edip, Roma'nın
yıkılacağını iddia ettiği söylenen kehanetleri bütün Batı'da tartışıldı. Bizde
durum, daha da farklı: Bizim medyamız "kıyamet"i çok seviyor (tiraj orada
olduğu için herhalde.)
Şimdi
şu bizim sıkı haberciler gibi aktüel kamerayı alıp sokaklara çıksanız ve
insanlara Nostradamus kimdir diye sorsanız, "falcı, büyücü, kahin" falan
diyecektir büyük çoğunluk; ya da "kıyamet habercisi". Sanırsınız "Üfürükçü
Michel Baba". Oysa sözü edilen kişi bugün bütün dünyada kehanet olarak
yorumlanmaya çalışılan "Centuries" adlı metinleriyle ünlü olsa da, on altıncı
yüzyılın en donanımlı, en sıradışı ve en zeki bilim adamlarından biriydi. Ne
yazık ki pek az kişi biliyor bunu. Üstadın da büyük olasılıkla kemikleri
sızlıyordur: Sen sağlam bir tıp eğitimi al, onca bilimsel araştırma yap,
botanik, kimya ve farmakoloji alanlarında çağının sayılı uzmanlarından biri
ol, sonra seni "Üfürükçü Kahin" diye ansınlar yüzlerce yıl boyunca.
Michel
de Nostre-Dame, 1503 yılında Fransa'da, St. Remy'de doğdu. Büyükbabası Jacques
de Nostre-Dame, Provence Kralı René'nin özel doktoruydu ve büyük bir
botanikçiydi. Michel de onun yolunu izledi, daha küçük bir çocukken bitkileri,
onların niteliklerini tanıdı, hastalıkların tedavisindeki farklı kullanımları
üzerine bilgi topladı ve deneyler yaptı. Montpellier Üniversitesi'nde tıp
öğrenimi alan Dr. Nostre-Dame, bir yandan da büyükbabasından (ve belki ondan
da öncesinden gelen) aile geleneğini sürdürerek, botanik bilgisini tıp alanına
taşıdı: Orta ve Güney Avrupa'da yetişen bütün otları ve bitkileri tanıyordu ve
kimya alanında da son derece yetkindi. Bu nedenle, bilgi birikimini ve
zekâsını farmakoloji alanında değerlendirdi, o dönemin "kâbus" hastalıklarının
birçoğu için, "mucize" olarak nitelenen ilaçlar üretti. On altıncı yüzyılda
Avrupa'yı kasıp kavuran "Kara Ölüm" binlerce kişinin ölümüne neden olurken,
Michel de Nostre-Dame elinde çantası ve her yerden topladığı bitkilerle bütün
Fransa'yı karış karış gezdi, çok sayıda insanın hayatını kurtardı (kendisinin
bir şekilde vebaya karşı bağışıklığı olduğu sanılıyor.)
Dönemin çoğu bilim adamı gibi, büyük baskı altında çalışıyordu Nostre-Dame,
çünkü Kilise, fazla sivrilen ve araştırma yapan bilim adamlarının çoğunu
"büyücülük" suçuyla damgalıyordu. Bu nedenle, çoğu kez gizlilikle yürüttü
çalışmalarını. Yine dönemin birçok bilim adamı gibi, birden fazla disipline
ilgi duyuyordu ve uzmanı olduğu tıp, botanik ve farmakoloji dışında,
astronomiyle de yakından ilgileniyor, toplayabildiği eski belgeleri ve
kayıtları incelemeye çalışıyordu. On altıncı yüzyılın atmosferi, dinsel
baskıların da etkisiyle bilim adamlarını "yeraltına" doğru ittikçe, onlar da
el yordamıyla "eski"nin bilgeliğinin izlerini sürerken ister istemez
okültizmle, "gizli bilimler"le ilgilenmek durumunda kaldılar ki, sapla samanı
birbirinden ayırmak iyice güçleşti. Belki bu nedenle, belki de sezgilerinin
güçlü olması nedeniyle, Michel de Nostre-Dame astrolojiyle ve "kehanet
sanatı"yla da yakından ilgilendi bir dönem. Onu Catherine de Medici'nin
gözdesi yapan ve saraya taşıyan da belki bu konudaki becerisiydi.
"Yüzyıllar",
onun yazdığı onlarca eserden yalnızca biri. Dörtlükler düzeni içinde, belki
eski mitlerden esintileri içeriyor, belki de ünlü bilginin zaman zaman
geleceğe ilişkin öngörüde bulunma tutkusunun izlerini sergiliyor. Yüzlerce
"yorumcu" var bugün dünya üzerinde ve bu dörtlüklere bakıp, o gizemli ve
bulanık ifadeleri esnetip zorlayarak, sonuçlar çıkarmaya çalışıyorlar. Çoğu
kehanetinin "tuttuğu" söyleniyor, ağızdan ağıza yayılıyor. Bu bütünüyle ayrı
bir konu ve açıkçası bana hiç çekici gelmiyor. Ama gerçekten insanın içini
acıtan şey, bitkilerle, kimyayla onca yoğun biçimde uğraşıp bu alanda yapıtlar
vermiş; ilk "kozmetik" kitabını yazmış; ürettiği ilaçlarla salgın
hastalıklarda yoksul insanların umudu ve "mucize doktoru" olmuş bir bilim
adamının, bugün "üfürükçü, falcı" gibi anılması, "kıyamet kehanetleri"yle
tanınması.
Bilimle uğraşmanın "kelle koltukta" bir iş olduğu on altıncı yüzyılda, bilgi
ve yeteneğini insanları iyileştirmek için uykusuz ve yorgun düşerek, maddi
çıkar beklemeksizin gerçekleştiren bu büyük ustayı saygıyla anıyor ve "Sen
kusurumuza bakma Michel Usta" diyorum, "Biz yirmibirinci yüzyıllıyız, bize
kıyamet kehanetleri lazım, o yüzden yalnızca o dörtlüklerinle ilgileniyoruz,
idare et."
Ha,
kehanetleri tutmuştur, tutmamıştır, orasını bilemem; o konuları, "kehanet
yorumlama uzmanları"na bırakıyorum.
|