|
Son
yıllarda dilimize yeni yerleşen bir kavramı sık sık duyar olduk: Pop Star. Bir
televizyon yarışmasıyla ortaya çıkıp, daha sonra çeşitlemeleri bütün kanallara
doluşan bu yarışma ile, eskiden İ.M.Çde plak şirketlerinin kapılarını
aşındırarak ün peşinde koşanlara yeni bir kapı açılmış oldu. Artık şöhretin
yolu reyting pazarında yer kapmak için çırpınıp duran televizyon
şirketlerinden geçiyor. Şimdiye kadar bu yöntemle gerçekten meşhur olup
albümleri iyi satan bir şarkıcı olmayı başarabilmiş kimse yok. Adı
bilinir-duyulur olanlan, kahvelerde konuşulanlar çıktı ama, bırakın bir pop
yıldızını, gerçekten adına şarkıcı denebilecek kimse bile yok. Bu çeşit
yarışmaların yararını-zararını bir kenara bırakalım. Anadolu'nun dört
bucağından ya da büyük kentlerin Anadolu'nun dört bucağını temsil eden kenar
mahallelerinden çıkıp, meşhur bir şarkıcı olarak hayatlarını kurtarmaya
çalışanları da başka bir yazının konusu yapalım ve memleketimizde pop
starlık müessesesinin geçmişine bir göz atalım.
İLK YILLAR
Pop star olmak öyle kolay değil. Bir kaç şarkıyı doğru-düzgün söylemeniz
yetmez. Bir kaç albüm yapıp listelerde ön sıralardan yerler edinmeniz de
kurtarmaz. Bilinen, tanınan bir şarkıcı olmanız da pop starlık için bir adım
olabilir ancak. Hatta ömrünüzü bu işlere vakfedip, yıllarca çalışsanız bile
pop star olabilme ihtimaliniz oldukça düşük. Star olmak, pop star olmak, en
büyük olmak demektir. Tartışmasız olarak herkesin sizi kabullenmesi, evet o"
diyebilmesi gerekir. Hepsinden önemlisi pop star, tektir. Bu memlekette geçmiş
zamanı on yıllık dilimlere bölerseniz, her on yıla bir büyük star düştüğünü
görürsünüz.
Tanzimatla birlikte batı müziği bu memleketin topraklarında duyulmaya
başlandı. Önce, yeniçerilerin yerine kurulan düzenli ordu, aksak yürüyüş
ritmiyle kendisine uyduramadığı mehter takımını gönderip Avrupalı hocalar
getirerek bir bando kurdu. Sonra, gayrımüslüm azınlıkların Galata ve
çevresinde yer alan eğlence yerlerinden çıkıp, İstanbul sokaklarında yayılan
Kanto, halkın popüler batı müziği ile ilk temas noktasını oluşturdu.
Cumhuriyetle birlikte, Arjantinin sokak dansı Tango, batılılaşmanın simgesi
olarak salonların vazgeçilmez müziği haline geldi. Bando-Kanto-Tango üçlemesi,
bugün pop müzik diye adlandırdığımız türün temellerini attı.
1950lerin sonuna kadar, müzik taş plaklara kaydediliyor, taş plaklarla alınıp
satılıyordu. Uzun yıllar boyunca hakimiyetini sürdüren taş plaklar, önceleri
üzerinde hiç bir elektronik donanım bulunmayan gramofonlarla dinlendi. Daha
sonraları, elektrikli gramofonlar ortaya çıktı. Elektrikli gramofonlar,
60larda başlayacak olan 45lik plak devrinin de habercisi oldu.
50'LER: BİR CELAL İNCE VARDI

Taş
plak döneminin Pop Starı, 1956 yılında Amerikaya yerleşmek üzere Türkiyeyi
terkedip giden efsane isim Celal İnceydi. Batı müziğini popüler hale getiren
kişi olarak, memleketin ilk pop starı olma hakkını da kazandı.
Her ne
kadar 20li, 30lu ve 40lı yıllarda popüler batı müziği kalıplarında
çalışmalar yapılmış olsa da adı ünlenen ilk büyük isim olmayı başardı Celal
İnce. O güne kadar, kaptanzade Ali Rızanın fantazileri, Muhlis
Sabahattinin operetleri (bügünkü söyleyişle müzikalleri) Necip Celal, Fehmi
Ege ve Necdet Koyutürkün tangoları vardı. Celal İncenin müzikle tanıştığı
yıllarda, popüler batı müziğinin yaşayıp yeşerebilen tek türü tangoydu. Celal
İnce de, önceleri tango söyledi. Ancak, tango kalıplarına sıkıştığını
hissetmeye başlamasıyla, yeni türlere yönelmesi bir oldu. Solistlikle
yetinmeyip, şarkılar da besteleyen Celal İnce, o dönemde tüm dünyada çok
meşhur olan kadife sesli şarkıcıların tarzında yorumuyla büyük ilgi gördü.
Yıllarca devam eden radyo programları ve Türkiyenin çeşitli kentlerinde sahne
çalışmaları yaptı. Bunlardan daha önemlisi ise, bugünlere ulaşabilen plak
kayıtları oldu.
Celal
İnce çok sevildi, plakları çok sattı. Tango dışında türlerde yaptığı
çalışmalarla Türkiyede popüler müziğin öncüsü ve 50li yıllarda adını müzik
tarihine yazdırmayı başaran ilk pop star oldu.
60'LAR: EROL BÜYÜKBURÇ FIRTINASI

60lı
yıllarla birlikte 45lik plak devri de başlıyordu. Kolay kırılan hantal taş
plakların yerini, elektirikli (pilli-ceryanlı!) pikaplarda çalınan esnek,
pratik ve küçük 45likler aldı. 45lik devrinin pop starı Erol Büyükburç oldu.
Celal İncenin öncülüğü ne kadar kesinse, Büyükburçun ilk büyük yıldız
olduğu da o kadar tartışılmazdır.
İlk
yerli beste, popüler olan ilk pop şarkısı gibi sıfatlar taşıyan Little Lucy,
Erol Büyükburçun bestesidir. İngilizce ders kitabından hatta kitabın
başlangıç bölümlerden de denilebilir- derlenmiş gibi gözüken sözleri, o
günlerde batı müziği ecnebi sözlü olur anafikrinin hakimiyetinin sonucudur.
Bu fikir, çok kısa bir süre içinde yıkılacak, Türkçe sözlü hafif müzik
sarsılmaz hakimiyetini kazanacaktır. Daha sonra dönmek üzere rafa
kaldıracağımız, yabancı bestelere Türkçe söz yazma furyası, yani aranjman
olayı da bu yıllarda başladı. Erol Büyükburç, aranjman modasına katılmayı
reddetti. Çoğunlukla kendi bestelerini seslendirirken zaman zaman, daha
sonraları Anadolu Pop adını alacak ve pop müziğe hakim olacak türde türkü
düzenlemeleri de söyledi. Yabancı şarkı söyleyeceği zaman ise, orijinal
sözleriyle, orijinal diliyle söylemeyi tercih etti. Büyükburçun gece
kulüplerinde başlayan müzik hayatı, bugün sayısını tespit etmekte güçlük
çektiğimiz plak çalışmaları, o zamanlar yeni yeni oluşmaya başlayan gazino
sahneleri ve unutulmaz Yeşilçam filmleriyle devam etti.
Büyükburçun döneminde, Ayten Alpman (o zamanlar Ayten Gencer), Metin Ersoy,
İlham Gencer, Gönül Turgut ve Ayla Dikmen gibi büyük isimler de vardı. Ama
bütün bunların arasından sıyrılıp ışığı gören, yıldız olmayı başaran Erol
büyükburç oldu. 70li yıllarla birlikte, Büyükburçun yıldızı yavaş yavaş
sönmeye başladı.
70'LER: SUPER STAR AJDA PEKKAN

60ların başında gece kulüplerinde şarkı söyleyen, daha sonra müziği bırakıp
filmlerde şuh kadın rollerine çıkan Ajda Pekkan, 70lerin en büyük pop
yıldızı oldu. Kimin ne zaman, nasıl verdiği bir türlü anlaşılamayan Süper
Star ünvanıyla Ajda Pekkan Türkiyenin batıya bakan yüzünün simgesiydi.
Çoğunlukla, yabancı bestelerin üzerine yazılmış Türkçe sözleri olan şarkılar,
yani o zamanki moda tabiriyle aranjman söyleyen Ajda Pekkan, sadece sesi ve
yorumuyla değil, hayattaki duruşu ve bakışıyla da farklı olmayı başarabilen
bir isimdi.
45liklerin yerine 33 devirli Long Playlerin yayılmaya başlaması ve albüm
kavramının yerleşmesi 70li yıllarda oldu. Ajda Pekkan, birbiri ardına
yayınladığı Long Playlerle, bugüne kadar unutulmayan bir çok mühim şarkıya
imza attı.
70lerin ikinci yarısında sertleşen politik ortamda, tüm çevrelerin şiddetli
tepkisini çekmesine rağmen, ayakta kalmayı ve en büyük olmayı başarabildi.
Müziğindeki kaliteden hiç ödün vermedi. Her zaman memleketin en iyi
müzisyenleriyle, en iyi söz yazarlarıyla, en iyi orkestralarıyla çalıştı.
Gelmiş geçmiş en büyük pop yıldızı ünvanını hiç kimseye kaptırmadan bugünlere
kadar gelmeyi başardı.
80'LER: KOMŞUNUN KIZI SEZEN AKSU

Müziğe başladığım yıllarda Ajda Pekkana hayrandım diyen Sezen Aksu, Ajda
Pekkanın o ulaşılmaz, uzak, yüksek duruşuna ciddi bir alternatif getirerek,
komşunun kızı tavırlarıya kısa bir süre içinde bizim Sezen olmayı başardı.
Çoğunlukla kendi bestelerini seslendiriyordu. Şarkılarının sözleri,
mahallemizde yaşayan tüm genç kızların duygularına tercüman oluyordu.
Besteleri de sözleri gibi, bu toprakların kokusunu taşıyordu.
80ler, kayıt teknolojisinde plak devrinin kapandığı döneme denk geliyor. Her
eve giren ucuz, kalitesiz kaset çalarlar ve mahalle aralarında mantar gibi
biten bant kayıt stüdyoları ile plakların uzun yıllar süren hakimiyeti
yıkıldı. Plaktan Compact Disce geçiş dönemi, kasetlerin ve korsan kayıtların
devri oldu.
Kaset
devrinin pop starı Sezen Aksu, herkesten daha yerli müzik yapma eğilimiyle,
Türkiyede pop müzikte yeni bir devrin de başlangıcı oldu. Sezen Aksunun
etkisiyle yerli sazlar, bağlamalar, kanunlar ve mutlaka ki darbukalar pop
müzik şarkılarının vazgeçilmez altyapısını oluşturmaya başladı. Batı tarzı
popüler müziğe alternetif olarak doğan arabesk, müzikal yapısıyla pop müziğin
damarlarına sızdı ve onu neredeyse tamamen ele geçirdi.
90'LAR: SON POP-STAR TARKAN

80lerin yerelliği, 90lı yılların globalleşme etkileriyle birlikte ilginç
sentezlere kapı açıyordu. Memleketin son büyük pop starı Tarkan da, 90lı
yılların başında ortaya çıktı. Sezen Aksunun bir sonraki versiyonu olarak
sadece Türkiyede değil, dünyanın başka memleketlerinde de tanınır oldu.
Yıllardır gevelenip durulan dünyaya açılma hayallerine Tarkanın döneminde
hiç de farkında olmadan ulaşıverdiğimizi gördük. Elbette, sınırların yavaş
yavaş ortadan kalkması, iletişim çılgınlığının inanılmaz boyutlara varmasıyla,
mesafe kavramının anlamını kaybetmesi de bunda çok etkili oldu. Compact Disc
ile başlayan digital teknolojinin internet-mp3 ikilisi ile ulaştığı
sınırsızlık noktası, müzik piyasasının alt üst olmasına ve yeniden kurulmasına
yol açtı.
Tarkan, pop müziğin son starı. O bir idol. Yani, sadece şarkılarıyla değil,
saç biçiminden duruşuna, kıyafetinden dans edişine kadar taklit edilen, örnek
alınan bir noktada duruyor. Gerçek bir starın taşıması gereken tüm
özellikleri barındırıyor.
Pop
müzik aleminde, 90ları kapatıp yeni bir bin yıla girmemizle birlikte gelinen
nokta çok belirgin sayılamaz. En azından hala yaşamakta olduğumuz bu dönemi
değerlendirebilmek için biraz daha zaman geçmesi gerekiyor. Sektörün piyasaya
sürmeye çalıştığı plastik şarkıcıların arasında bir pop star adayı bulmak
zor gibi. Her ne kadar çok sayıda ünlümüz olsa da, aralarından sıyrılıp öne
çıkmayı başarabilen, diğerlerine fark atan kimse yok. Pop Star ve türevi
yarışmalarla böyle birisinin ortaya çıkması ise hayal bile olmaktan uzak
elbette. Her devrin bir pop starı vardı. Bakalım zaman ne gösterecek.
(İlk
Yayın: Volume Dergisi, Mayıs 2004)
|