Tikky’leri eleştiren “Gençlik nereye gidiyor?” konseptli yazılar her çeşit mecmuada yer aldı. Bir derKi eksik kalmıştı, onu da ben tamamlayayım dedim.

 

Bilenler bilir, bilmeyenler için ufak bir altyazı geçelim: Tikky sözcüğü genellikle, Avrupa Yakası’ndaki Selin tiplemesi bir numaralı stereotipi olmak üzere, çok zengin (tabiri caizse baba parası yiyen) ve bu zenginliğini tamamen dış görünüşü üzerinde değerlendirip son moda ve en pahalı olan her şeyi dolabında görmek isteyen, görmezse ağlayan zırlayan, konuşurken sürekli “oha falan olan", içi boş gençliğe verilen bir isim. “Tikky” dendiğinde genelde akla yapay sarışın, bol makyajlı, Diesel pantolonlu Puma ayakkabılı DKNY tişörtlü bir genç kız;  ya da altında son model arabasıyla “cadde”de ronn ronnn diye turlayan solaryumdan çıkmış kızarmış tavuk kıvamındaki cildiyle saçları dik dik (bir ara İlhan Mansız modeli) olan bir erkek gelir.

 

Ben, akla gelen bu tikky türünden “birinci tikkyler” diye bahsetmek istiyorum. Çünkü bu “tikky” konseptinin özünde aynı olsa da görünüşünde değişiklik gösteren birkaç çeşidi var.


Onları, yani “birinci tikky”leri her yerde görebilirsiniz. Çoğunlukla Bağdat Caddesi (cadde) ve Nişantaşı dolaylarında toplandıkları düşünülse de aslında kalabalık (piyasa) olan her yerde nüfusun çoğunluğunu oluşturmaktadırlar. Onları nasıl tanıyacağınızı size anlatmama gerek bile yok. Çünkü zaten onlar dikkati üzerlerinde toplayabilmek için evden çıkmadan önce saatlerce uğraşmışlardır. Hatta kimisi “fazla uğraşmamış gibi görünmek” için uğraşıp gelmiştir.  Telefonları illa ki son modeldir, ve içi genelde tamamen sessiz harfler kullanarak yazılmış canımlı (jnm), cicimli (jijm) yüzlerce (evet yüzlerce) mesajla ve “kanka”ların “foto”larıyla doludur.

 

Mesaj Örneği: Nbr jnm yaa ben çk fnym gçn gn hni anltmştım ya bora fln çck tksmci çktı inanmıorm yaa nse akşm cdde yapıoz mu????

 

Çok büyük bir kısmı bronzdur bu arkadaşların. Ama yapay bronz. Ya da haftasonu Uludağ kaçamaklarından kalma kayak yanığı. Solaryuma genç başlayan ayıplanır ve statü kaybeder. Size bizzat duyduğum bir lafı aktarmak istiyorum:

 

“AAAbicim Börketay nasıl kasılıyor böyle anlamıyorum hiç. Ben solaryum 3. seansa giderken o daha bembeyaz dolanıyodu ortalıkta naaabeer… Sonra bir de gelmiş hava basıyor. Görmemiş bronzlaşmışşş…”

 

Eğer ki bu tür insanlarla takılacaksanız bazı konularda dikkatli olmanız gerekiyor. Çünkü onlar selülitten veya (erkekler için konuşuyorum) “hafif bir göbek”ten pek haz etmezler. En aşağı Cosmopolitan’a kapak olabilirimsi olmak zorundasınız. Gerçekten dikkat edin, bu tikkyler çirkin bulduklarıyla kesinlikle muhatap olmazlar. Okullarda da bu yolla kendilerini Amerikan filmlerindeki okulun taş popüler kızlarının oluşturduğu grubun içinde zannederler.

 

Bir tikky grubundansanız öyle kahverengi saç kahverengi göz dolanamazsınız ortalıkta. Çok banal. Attırın aralara bir iki röfle (hem kızlar hem erkekler için bu), takın şöyle en yapayından yeşil veya mavi bir lens… Sonra bir bol pudra, hafif parlatıcı (bu sene doğal görünüm moda) ve renkli bir far. Üstünüze de işte bir kot (Home Store) bir tişört (Guess), altınıza da bir spor ayakkabı (Puma)… Tamam bitti gitti. Bir de sanırsınız bu tikkyler dış görünümüne çok düşkün. Yok artık. Daha neler.

 

Son olarak da takıldıkları mekanlardan bahsetmek istiyorum. Bu arkadaşlar genellikle akşamüstü başlayıp gece yarısına kadar Bağdat Caddesi’nde amaçsızca bir uçtan bir uca yürürler. Aslında amaçsızca demek yanlış oldu. Çünkü çok bariz bir amaçları var; piyasa yapmak. Yani biz şimdi iki üç arkadaş toplansak çıksak “cadde”ye, orada maksimum sayıda tanıdık (“bi arkadaşş”) görenimizin acayip havası olur. Bir de bu her karşılaşılanla ayrı ayrı öpüşme “naber kısss”laşma faslı var ki o ayrı bir mesele. Sonra akşamın ilerleyen saatlerinde hoşlandığımız CaddeBoy ve CaddeGirl’leri keser, arada yorulduğumuz zaman Kırıntı’ya veya TGI’a (Fridays) otururuz.

 

Gece yarısından sonra bir club’a gidip “ortamlara akarız”.  Bir elimizde votkamız diğer elimizde cep telefonumuz sağa sola ufak ufak sallanarak “cool” bir dansımtrak hareketle seçtiğimiz bir karşı cinsi süzeriz. Baktık o da bizi süzüyor, hemen yanına gider muhabbet açarız. O gece yabancı bir yatakta sonlanırken bir hala bakireymişiz gibi davranmaya, sağda solda ahlak zabıtası triplerine girmeye, sevgilisiyle “şöyle böyle” yapanlara “ay orospaaaaa” demeye devam ederiz. Ama tabi eğer bir erkekse bunu yapan o zaman “Oooğluuumm hani Ahu vardı ya Yonja[1]’daki… Dün gece bir şey etmişim ayıptır söylemesi… Memeler abartmıyorum bu kadar!”

 

Bir gün de böylece bitti gitti işte.

 

Fazla tepki toplamadan “ikinci, üçüncü… vb” tikky gruplarından bahsetmek istiyorum.

 

Bu tikkyler toplumda genel anlamda bilinen tikky anlayışının dışında, benim tikky anlayışımın içinde kalan insanlar. Bana göre tikky, sadece belirli bir gruba dahil olmak yani kendine etiket vurmak amacıyla “dıştan” görünüşüyle oynayan insandır ve en büyük tikkyler, sanılanın aksine, rockçı gençliğin bir numaralı mekanı olan (Kadıköy’e saygımız sonsuz) Taksim’de bulunur.

 

Akşamüstüne doğru çıkın bir Taksim’e. Alllaaaah… Her çeşit renkten saç, piercingler, dövmeler, ayaklarda converseler, asimetrik saç modelleri… Farklı olmak adına yapılan bin bir türlü şey. Bir elde sigara, bir elde bira barda çalan müziğe hafif kafa sallayarak eşlik eden bir sürü insan. Sanıyor musunuz ki bu insanların hepsi Rock'n Roll felsefesini benimsemiş, gerçekten kendini toplumdan ayırıp bireyselliğini, bireysel tercihlerini vurgulamak isteyen kişiler? Alakası bile yok. Bu insanların çoğu “tikky olamadım bari alternatif olayım punk olayım” diye düşünen, “o gruba dahil olamıyorum e bari bu gruba dahil olayım” kaygısındaki kişiler. Amaçları bireysel olmak değil, bireysel olma bahanesiyle “bireysel olma bahanesindeki insanlar” grubuna dahil olmak.

 

Mesela buna benzer bir de entel kesimi görürsünüz Taksim’de. Amcam takmış koyu yeşil bir bere, almış pipoyu ağzına, kenarda resim çiziyor yazı yazıyor yapıyor bir şeyler… Ben bayılıyorum böyle insanlara. Harikalar bence. Ama bir de bunları taklit etmeye çalışanlar var ki onlar ölümcül. Liseli bıdık bir genç (küçümsüyorum sanmayın benim yaşıtlarım hepsi) geliyor arkadaşlarıyla hafif pahalı bir kafeye, görmemiş iki deneme okumuş, başlıyor atıp tutmaya. Montaigne şöyle demiş Goethe böyle demiş… Kendine ait hiçbir görüşü yok. Ezberden okuyor. Maksat hava basmak, derin görünmek.

 

Yaa işte böyle. Onlar da tikky bunlar da tikky. Tikky’im tikky’sin tikky! Aslında bir açıdan bakıldığımızda hepimiz biraz tikkyiz. Çünkü çok büyük bir çoğunluğumuz “ben ve sadece ben” olarak varolmaya cesaret edemiyoruz. Kendimiz olursak kabul görmeyeceğimizden korkuyoruz. Sanki kendi isteklerimiz ve kendi zevklerimiz sevilmeye ve kabul görmeye layık değil. Onay beklentisi içinde yaşıyoruz hayatımızı. Herkes tarafından beğenilmek, herkes tarafından “aferin” almak istiyoruz. Sanıyoruz ki herkes gibi görünür ve herkes gibi düşünürsek yani kafamızda yarattığımız “herkes”in bir parçası olursak kendimizi sevebileceğiz ancak. Çünkü başkalarının sevip onaylamadığı birini biz hiç sevemeyiz, bu kişi kendimiz bile olsak.

 

Böyle olunca önce kendimizi, sonra başkalarını etiketleyip duruyoruz durmadan. Rockçılar, popçular, clubberlar, tikkyler, faşistler, hipiler, kaşarlar, enteller, türbanlılar Boğaziçili’ler, popülerler, ezikler…. Bunlar gibi belki yüzlerce etiket başlığı var insanları tek bir özelliklerinden yola çıkarak değerlendirmemize sebep olan. Aslında tüm hayatımızı bu tür standartlar üzerine kuruyor ve bu standartlar üzerinde yaşayamaya çalışıyoruz. Sonra da moda oldu diye bir meditasyon kursuna yazılıyor, kendimizi ararken kendimizden kaçma yoluna  gidiyoruz ve ben de burada kendini sınıflandıran insanları eleştirirken onları sınıflandırmak zorunda kalıyorum. Eleştirdiğim kesimin içine dahil olmaktan kendimi alıkoyamaz bir duruma düşüyorum. Farklı olmak isteyerek farklı olunamayacağını görüyorum net olarak.

 

Radikallik sıradan bir kavram haline geliyor giderek ve söylenecek tek bir söz kalıyor geriye:


Geçti Mango indirimi, sür Porshe'yi Converse'e !


 


[1] “Cadde” müdavimlerinin sanal ortamdaki sosyalleşme mekanı.