Eğer ABD devletinin "hür dünya"nın temsilcisi ve bir "demokrasi cenneti" olduğuna yıllardır işbirlikçi kalemşörlerin ve medya odaklarının da desteğiyle inandırılmış çoğunluktansanız, bir kez daha (ve çok dikkatli) düşünmenizde yarar var. Son üç aydan beri yoğunlaşan (ama nedense bazılarınca görmezden gelinen) haberler, giderek vahim bir "Gestapo diktatörlüğü"nün devlet içinde radikal bir reorganizasyonu hızlandırdığına işaret ediyor. Los Angeles Times yazarı Richard B. Schmidt'in geçtiği son haberse, iyice düşündürücü: "Suç Kurbanlarının Hakları Haftası" boyunca, yaklaşık 168 saat süren ülke çapında bir operasyon sonucu, ABD'nin değişik eyaletlerinde toplam 10 bini aşkın insan tutuklanmış ya da gözaltına alınmış. Raporlarda açıklananlara göre bu tutuklamalar, FBI listelerindeki toplam 1 milyonu aşkın "kaçağın" ancak yüzde birini oluşturuyor!

 

Adalet Bakanlığı'nın açıklamalarına göre, tutuklananların büyük çoğunluğu, cinayet, soygun, cinsel taciz ve yaralama gibi suçlardan aranan "adi suçlu"ları içeriyor ve hızlandırılan programın amacı, ABD'nin bütün eyaletlerinde "cadde ve sokakların güvenliğini" artırmak. Bu adalet operasyonu için ilk start, bundan dört yıl önce, neoconlar ilk iktidara geldiğinde, Kongre tarafından alınan bir kararla verilmiş. Eyalet ve kentlerin "suçlulardan temizlenmesini" öngören bu karara göre Marshals Service'in de (bildiğiniz "Şerif"ler örgütü işte) desteği alınarak ülke çapında operasyon başlatılmış. Bugüne dek bu program kapsamında 147 bin kişinin tutuklandığı ya da gözaltına alındığı söyleniyor. Ancak FBI'ın elindeki listede yer alan 1 milyon kişiyi düşünürseniz, bu rakam da "yeterli" değil. Anlaşılan, "Suç Kurbanlarının Hakları Haftası" dolayısıyla programın bir anda inanılmaz yaygınlaştırılarak 7 günde 10 bin kişinin tutuklanması bu konudaki bir "aceleyi" ve rahatsızlığı içeriyor. Schmidt'in haberine bakılırsa, ülke çapında 3100 kanun adamı yönetiminde ve 25 federal birimden görevlilerin katılımıyla hatırı sayılır bir "şerif ordusu" çalışmış bu operasyonda.

 

ABD'de son iki yıldır, inanılmaz bir hızla insanlar tutuklanıyor, gözaltına alınıyor, haklarında davalar açılıyor. Kimileri cezaevlerine, kimileri sorgu merkezlerine götürülürken, kimileri de sınırdışı ediliyor ya da daha kötüsü, "devlete karşı suç işleme" iddiasıyla alenen "esir kamplarına" tıkılıyor. Neoconların yalnızca ABD'yi değil, tüm dünyayı bir maceraya sürükleyen stratejilerine karşı çıkışlar, muhalefet yükseldikçe, tutuklama ve yıldırma çabaları da iyiden iyiye saldırganlaşıyor. Bu yalnızca "yürütme" düzeyinde kalan uygulamalarla sınırlı değil; işin içinde "yasama" faslı da var ve en tüyler ürperticisi de bu.

 

Bizim "süper medya"mızın dış haberler bilirkişileri farkına vardılar mı, yoksa o günlerde çok daha önemli bazı işlerle mi uğraşıyorlardı, bilemiyorum. Ama bundan yaklaşık üç ay önce ABD'de gerçekleştirilen "hukuk katliamı"na ilişkin tek bir habere bile rastlamadım ben, belki gözümden kaçmıştır. Mesele kısaca şu: PNAC tayfasının kurmaylarından Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, geçtiğimiz Ocak ayında, yani George W. Bush seçimleri ikinci kez kazanıp göreve  başladıktan hemen sonra, bütün ABD yasal düzenlemelerinin üzerine çıkarak, kendi stratejisine uygun bir "istihbarat timi" kurdu ve bunun yasal onaylamasını da neocon iktidar sağladı. Buna göre, Stratejik Destek Branşı (Strategic Support Branch - SSB) adı verilen bir özel istihbarat/güvenlik ekibi Pentagon bünyesinde oluşturulup, yalnız Rumsfeld'e hesap verecek biçimde yapılandırıldı. "Seçkin uzman"ların yönetimindeki operasyon güçleri olarak tanımlanan bu ekipler, "ülke çıkarına" araştırma ve sorgulamaları kimseye hesap vermeden gerçekleştirebilecekleri gibi, ABD çıkarına "ülke dışında" da operasyon yürütebilecekler. Dışarıdaki istihbarat ve operasyon etkinliği, Rumsfeld'in sözcülüğünü yapan General Richard B. Myers'a göre, "Somali, Yemen, Endonezya, Filipinler ve Gürcistan'ı kapsıyor." İçerideki etkinlik ve istihbarat çabalarıysa, bütünüyle ABD'nin güvenliğine yönelik saldırı girişimlerini durdurmayı amaçlıyor.

 

ABD'de sesi giderek yükselmeye başlayan muhalefetin "SS Birlikleri" olarak adlandırdığı ve tepki gösterdiği SSB birliklerinin yetkileri son derece geniş, sorumlulukları da oldukça sınırlı. Sözü döndürüp dolaştırmanın da fazla alemi yok, bu tip resmi örgütlenmelerin bir tek adı vardır, Faşizm.

 

SSB takibi ve soruşturması sırasında bir kez "suçlu" hatta "şüpheli" bulunan bir kişi, o demokrasi cennetindeki bütün haklarını da bir anda yitiriveriyor. Geçtiğimiz Aralık ayında Hazine Departmanı, "teröristlere maddi destek sağlanmasını engellemek için mümkün olan her şeyi yapmak" gibi bir yetkiyle donatıldı ve o tarihten sonra SSB ile koordineli bir biçimde, ABD devletine karşı suç işleme zannı altında bulunan insanların maddi varlıklarına ve banka hesaplarına el koyma hakkı da resmileştirilmiş oldu. Boston Bağımsız Medya Merkezi'nde bu konuyla ilgili olarak 11 Nisan'da yayımlanan bir haber, halkı "Rumsfeld'in Gestapoları"na karşı uyarıyor.

 

İtiraz ve tepkiler, yalnızca (şimdilik kolayca sessizleştirilip susturulan) sivil toplum örgütlerinden ya da entelektüellerden gelmiyor. İlginç biçimde, ABD ordusundaki bazı subayların da neocon yönetimden ve Rumsfeld'in uygulamalarından bir hayli rahatsız oldukları söyleniyor. Irak Savaşı konusunda tepkileri ve huzursuzlukları giderek büyüyen bu subaylar, Rumsfeld'in her söylediğini sessizce kabullenen General Myers'a da oldukça sert eleştirilerde bulunuyorlar. Yaz aylarında Başkan Bush, görev süresi dolan Myers yerine yeni bir subayı Pentagon Personel Şefliği'ne getirecek. Söylentilere bakılırsa Bush, bu görev için Rumsfeld'in çoktan belirlediği, deniz piyade generali Peter Pace'i atayacak. Aynı Myers gibi, Rumsfeld'in dümen suyunda gideceği yorumları yapılan Pace'in, neoconların ordu üzerindeki denetim ve güçlerini koruyacağını, ancak Pentagon koridorlarında ve orduda homurdanmaların giderek artacağını söyleyenler, tarihte ilk kez ABD devleti içinde ciddi huzursuzluk ve bölünme sinyallerinin bu denli ayyuka çıktığına dikkat çekiyorlar.

 

Amerikan halkı içinde böylesi bir bölünmenin çoktan ortaya çıkıp kemikleştiğini, "Kırmızılar ve Maviler" başlıklı yazımda belirtmiştim. Bütünüyle bir "dezenformasyon gücü" haline getirilen Amerikan medyası, gerçekleri gizlemeye ve dikkatleri "Schiavo'nun ötenazi hakkı" ya da "Papa seçimi" gibi konulara yoğunlaştırmaya çaba gösteriyor. Ama Amerika'da artan huzursuzluk ve yükselen diş gıcırdatmalar artık gizlenecek gibi değil. Görünüşe bakılırsa, "üç vakte kadar" Amerika ciddi bir iç karışıklık yaşayacak. Hatta kimileri bunu abartılı bulabilir ama, işler "iç savaş" görüntüsü verecek noktalara dek ilerleyebilir.

 

"Amerika müttefikimizdir, aman onları küstürmeyelim, Neocon'ların popolarını yalamakta bizim açımızdan yarar var" diyen medya bilirkişilerine duyurulur. Yarın öbürgün, bu tavır yüzünden "gerçek Amerika"yı kaybedebilir ve Amerikan halkının gözünde "eski yönetimin uluslararası işbirlikçileri" durumuna düşebilirsiniz, dikkat!

 

Ha, bu arada, ABD'nin dış borç toplamının 717 milyar dolara ulaşarak görülmemiş bir rekoru kırdığını duymuş muydunuz? Yararsız bir bilgi işte; öylesine bir istatistik. ;-)