Ertesi sabah dükkanların açılış saatini güçlükle beklediğimi hatırlıyorum ve soluğu orda aldım. İçeri girdiğimde o zamana kadar gördüğüm en yumuşak bakışlara ve gülüşe sahip bir kadın tezgahın arkasında müşterilere taşların ne işe yaradığı ile ilgili bilgi veriyordu. Ne olduklarını hiç anlamamıştım. Kadının anlattıklarına kulak kabarttım, ama “nasıl yani?” diye düşünmeden de edemedim. Daha önce hiç görmediğim, doğal ama bir o kadar da mücevhersi çekiciliğiye bir sürü taş bana bakıyordu... Garip bir enerjiyle dolduğumu fark ettim. İyi de ne yapacaktım ben şimdi? Ne sormalıydım?..”Hay Allah” o kadar bilgisizdim ki soracak soru bile gelmiyordu aklıma. Dükkanın iç bölmelerinden birine geçtim. CD’ler vardı; ama hepsi doğadan müzikler, meditasyon müzikleri, çeşitli New Age müzikleri. Orada tezgahtaki genç benim şaşkınlığımı ve kaybolmuşluğumu anladığından mıdır neden bilmem benle sohbete başladı. Tavırlarındaki rahatlık beni bir kez daha etkiledi. Türk olduğumu söyleyince benle Türkçe konuşmaya başladı. Daha önce Türkiye’de kalmış meğer ve biraz dilimizi öğrenmiş. “Nereye düştüm ben ya” diye içimden gülmeye başladım ama kahkahalar içimden dışarı taştı sanırım. Birlikte gülmeye başladık. Anlattım ona olanları ve bilgisizliğimi şaşkınlığımı. “Gel” dedi. Tezgahın ardındaki kadının yanına götürdü beni. Orada o bilinçsizlikle seçip aldığım taşlar için hala mutluluk duyarım. Evimin baş köşesinde enerjilerini benle paylaşmaya devam ediyorlar.... Gelelim serüvenin bundan sonrasına.... Türkiye’ye döner dönmez taş konusunda bir şeyler aramaya başladım. O zamanlar Türkçe tek bir kaynak vardı. Önce aldığım kitaplardan değil, Türkçe olandan başladım okumaya. Taşların kendilerine ait değişik enerjileri vardır. Algıları açık olan bir insan elinde bir süre tuttuğu zaman bile bunu anlar. Kitapta taşları belli bir enerjiye programlamaktan bahsediyordu, denedim... İşe yaradı mı derseniz? Evet, onların enerjisini benimle paylaşmalarını sağlamıştım bir şekilde. Bu arada hiç durmadan taş alıyordum ve bu konuda hala garip bir doyumsuzluğum vardır desem yalan olmaz. J Aldım, inceledim, arıttım, programladım, denedim… değişik kaynaklar okudum. Temel özelliklerde benzerlikler olsa da hiç bir kaynakta anlatılan taş bilgilerinin birbiriyle tutmadığını gördükçe çok şaşırıyordum. Kendime bir taşçı da bulmuştum o zamanlar İstanbul’da. Bir gün Ankara’daki kuzenim dedi ki: “Yahu İstanbul’da bir adam varmış, adı da Sedat sen aslında onu bul”. Ee iyi de İstanbul kocaaa şehir, bir tane Sedat diye taşla ilgilenen adam. Çok güldüm. “Nasıl bulacağım deli misin?” dedim. Aradan aylar geçti bir gün her zaman taş aldığım yerde sohbet ederken bişi dürttü dedim ki: yahu koca İstanbulda sizden başka taş satan yer yok mu? Kadın bir an durdu. ”En iyi müşteriye de bu söylenmez, ama bir Sedat bey var”. Kulaklarıma inanamadım! Hemen yerini falan öğrendim ve içimde inanılmaz bir heyecanla dükkanına gittim. Kadıköy’de Akmar Pasajı’nın 2.katında ufacık bir dükkan… Her yer taşla doluydu. Biraz sohbet ettik, biraz taş aldım falan. Gerçekten Sedat Bey’i çok sevmiştim daha o günden. Ben, Derki’nin sonraki sayılarında taşlarla ilgili kendi deneyimlerimi sizlere aktarmaya çalışacağım. Sizler de bu konuya ilgi duyuyorsanız eğer kendi taşlarınızı bulup ya da onların sizi bulmasına izin verip kendi deneyimlerinizi yaratabilirsiniz. Gelecek sayıda buluşmak üzere… |