Bu olaydan tahminimce 1 yıl kadar sonraydı. Zaman zaman mide sorunları yaşamasına alışkın olduğumuz babamızın, feryad-ı figan yerlerde debelenmesiyle açtık gözlerimizi bir seher vakti. Aslında sağlam yapılı ve acıya dayanıklı olduğunu bildiğimiz babamızın bu hali çok şaşırtıcıydı. Şaşkınlığımız geçip yapabileceklerimiz bitince, annemle yakınlardaki bir doktorun evinin yolunu tuttuk. Bizim aceleci ricalarımıza rağmen doktorun büyük bir sükunetle, tıraş olup, giyinip, kahvaltısını ettikten sonra bize eşlik etmesini sabırsızlıkla beklerken daha o zaman bir takım dersler! çıkarmıştım. Eve öncelikle girip, doktorun geldiğini haber verdim. Babamın yüzündeki acı dolu ifadenin, daha doktor elini bile sürmeden hızla yitip gittiğini gördüğümde, doktorda sihirli bir şeyler olduğu düşünmüştüm. Sonrasında babam ameliyata alındı. Ülserinin, midesini deldiğini ve bunun normalde çok acı veren bir durum olduğunu yıllar sonra öğrenecektim.. Daha sonra hastalıkları, çoğu zaman mikropların yaptığını ve tedavi edilmezse ölümcül durumlara yol açacağını öğrettiler bize. Oysa hatırladığım bu iki olayda sezinlediğim başka şeyler vardı. Üniversitedeyken öğrendiğim bir gerçek, iyileşme süreçlerini yeniden değerlendirmeme ışık tuttu: İnsan vücuduna ait araştırmalar sürdükçe dudak uçuklatan keşiflere her gün bir yenisi ekleniyor. Bu keşifler kişisel öğrenimimizde de sürüyor. Her geçen gün, vücudun tepkilerinin zamanında ve doğru olarak değerlendirildiğinde birçok büyük hastalıklardan korunabileceğimize olan inancım artıyor. Bir çok sebebi bilinmeyen (kronik) hastalıkların temelinde, doğal olmayan alışkanlıkların, korkularımızın ve düşkünlüklerimizin yattığını bulabiliyoruz. Üniversitedeyken değerli ve deneyimli hocalarımdan öğrendiğim “hastalık yoktur, hasta vardır” sözünün ne büyük anlamlar taşıdığını çok sonraları kavrayacaktım. Şimdilerde ise aceleyle yeni yeni hastalıklar (ve tedaviler)oluşturma heyecanıyla bu kavramın göz ardı edildiğini üzülerek görüyorum.. Özellikle çocuk hastalarda sıkça görülen, ateş, öksürük, burun akıntısı, ishal gibi bulguların birtakım büyük hastalıkların öncülü olması ihtimalinin “korkusuyla” nasıl gereksiz tahlillere ve çoğu zaman gereksiz ilaç kullanmalarına neden olmalarına üzüntüyle şahit oluyorum. Ailelerin hasta olacak “korkusuyla” çocuklarını steril bir ortamda büyütülmelerini ve okula başladıklarında da çocuklarının hastalıklarla boğuştuğunu gördüklerinde de panik içine düştüklerini de çok sık görüyorum .. Büyüklerde de çok farklı değil bu durum. İşlerin aksamasından “korkularak” vücudun kendini yenileme ve toksinlerinden kurtulma sürecine müdahale ediliyor farkına varılmadan .. Geçtiğimiz yıl uzak doğuda ortaya çıkan ve yüzlerce can alarak dünyayı SARSan olayı hepimiz hatırlarız. Hayatını kaybedenler arasında çok sayıda sağlık personeli bulunması, bu hastalığa karşı tıbbın ve teknolojimizin ne kadar çaresiz olduğunu göstermiştir. Bu salgın tam olarak atlatılıncaya kadar büyük ve modern şehirdeki insanlar tam bir paranoya içinde yaşadılar. İnsanlar dostlarının yüzüne bile bakmaz oldu, evcil hayvanlarını apartmanlarının penceresinden dışarı atanlara şahit olduk. Doğaya rağmen yaşayanlara bu olay büyük dersler sundu. Önümüzdeki yıllarda da benzer olaylar çok yakın çevremizde meydana gelebilir. İşte o zaman hastalıkları, kendi doğal gücü ile yenmeyi öğrenen ve doğayla uyum içinde yaşamayı bilen insanlar daha şanslı olacaklar hiç kuşkusuz.. |