Hafta sonlarına özgü geç ve uzun kahvaltılardan birindeyiz. Nobel Barış Ödülü'nü alan Leymah Gbowee'nin konuşmasını dinliyoruz. Bu sene Nobel Barış Ödülü üç kadın arasında paylaştırıldı. Bu kişilerden Leymah Gbowee, Liberya'da barış ve kadın hakları için şiddet içermeyen direnişin temsilcisi. Şiddet gören, tecavüze uğrayan kadınları anlatırken sesi de, elleri de bir an bile titremiyor. Dünyada kalıcı barışın ancak karar verici mevkilerde kadın sayısının artmasıyla mümkün olabileceğini söylüyor. Şiddetin asla kalıcı barış getirmeyeceğinden bahsediyor. Zafere ulaşmak için daha çok uzun bir yolumuz var, diyor Gbowee, durmadan usanmadan çalışacağız. Onun inancı ve duruşu karşısında kendi pasifliğimden utanıyorum.
Bir süre önce şiddet kavramı üzerine yeniden düşünmemi sağlayacak bir yazı** okumuştum. Küçük dünyalarımızda farkında olmadan kendimize ya da başkalarına uyguladığımız şiddet. Geçici olarak dönüştüğümüz canavarlar. Verdiğim ve değer görüldüğüm acılar birer birer gözlerimin önünden geçmişti. (Yeni başlayanlar için yoga felsefesine giriş sayılabilecek yazıyı yoga yapmak şimdiye dek aklınızın ucundan geçmemiş olsa bile okumanızı öneririm. "Neden?" diyecek olursanız, "Çünkü yaşıyorsunuz"dan başka bir cevap da veremem.)
Yazının bahsettiğim bölümü, yoganın "yama" adı verilen beş öğretisinden ilki "ahimsa"yı anlatıyordu. Ahimsa, şiddet uygulamamak anlamına geliyor. Hemen ardından açıklamasını da getiriyor yazar: "Bu yalnızca fiziksel şiddeti değil, sözcüklerin ve düşüncelerin şiddetini de içerir. Kendimiz ya da başkaları hakkında ne düşündüğümüz herhangi bir fiziksel yaralama teşebbüsü kadar güçlü olabilir. Ahimsayı uygulamak, sürekli tetikte olmaktır: Başkalarıyla etkileşimimizi gözlemlemek ve düşünce ve niyetlerimizin farkına varmak için."
Hayatımda çocukluğum dahil hiçbir zaman fiziksel şiddet görmedim. İlkokulda fen bilgisi öğretmenimin "Kurunun yanında yaş da yanar," sözünü kanıtlarcasına attığı ufak tokat dışında. Öğretmenimi, onunla günlerce konuşmayarak cezalandırmamdan ve en sonunda annemin okula gelip bizi barıştırmasından belki başka bir zaman bahsederim. (Evet, eskiden küsen bir çocuktum. Şimdi küsmeyen bir çocuğum.)
Peki ya şiddetin öbür türleri?
"Every word is like a knife, but the silence cuts you twice." Sözlerin ve sessizliğin verdiği acıyı bilmeyen biri bu cümleyi kuramaz, anlayamazdı, diye düşünüyorum. “Far Away” şarkısına bu sözleri yazmış olan Jay Jay Johanson bu yoruma ne derdi, bilemiyorum.
İnsanın kendinden çekinmeden ahimsayı anlamaya çalışması pek mümkün görünmüyor. Çünkü bu sefer "O gitti bunu dövdü, pis insan," demiyor kimse sana, senin başkasına karşı takındığın tavrın da, onun üzerine düşüncelerinin de, sözlerinin de bu tanıma girebileceğini söylüyor.
Ya da bazen, iki kere kesen bıçak misali, birine susmak, şiddetin ta kendisi olabiliyor.
Ahimsa üzerine düşünürken, hayatını gözden geçirirken başının öne eğilmemesi çok zor. Özellikle de en sevdiklerini incittiğin anlarda... En sevdiğinin seni incittiği hatıralarda... Ve kendini hırpaladığın, kırdığın zamanlarda... İnsan her üç hal için de, tüm taraflar adına utanç duyuyor. Onu kıran adına bile özür diliyor bir şeylerden.
Bu süreç bittiğindeyse sıra geliyor tanımadıklarına, tanısan da bir türlü ısınamadıklarına ya da hiçbir şekilde hoşlanmadıklarına. Sözsel ya da fiziksel temasın olmasa da, onlar hakkında düşündüklerinin farkındalığına.
Okuduğum yazıda diyor ki, kişi, ahimsayı öğrenirse yogayı "öğrenmiş" sayılırmış çünkü ahimsa yoganın tüm diğer ilke ve uygulamalarını içeriyormuş. Bir süredir bunu düşünüyorum. Başkaları ve kendim hakkındaki görüşlerimi dinliyorum, kendimden. "Tetikteyim". Ama bununla bitmiyor ne yazık ki. İnsan tetikte olduğunda, kendisine uygulanan sesli ve sessiz şiddet türlerini de görüyor. Ve bunların can yakıcılığı karşısında iyi durabilmek, iyi düşünebilmek her zaman o kadar kolay olmuyor.
Bu sabah Leymah Gbowee'yi dinlediğimiz sırada, bana dedi ki: "Bazen ne kadar acımasız olabiliyoruz." Diyeceği şeyin Nobel Barış Ödülü'yle de, yogayla da ilgisi yoktu, zaten o sırada telefonuyla oynuyordu. Adamın biri twitter'da, çok da başarılı bir kariyer sergileyememiş bir futbolcu hakkında dalga geçercesine bir cümle yazmış. Bu yorumu da özellikle o kişi görsün diye, @ işaretiyle kişinin twitter hesabına gönderme yaparak yayımlamış.
"Yani adam belki güzel bir cumartesi sabahına uyanıp twitter'ı açtığında karşısında bu saçma, acımasız yorumu bulacak. Hem de hiç tanımadığı birinden gelen..."
Twitter'a bunu yazan adam, ne kadar "tetikte" acaba? Öyle saf, temiz sandığımız hayatlarımızda kaç tane acımasızlık gizli acaba? Şefkati kendimizden, başkalarından bu kadar esirgemek niye? Bilmiyorum.
Bildiğim tek bir şey var: Hayatımda bunlar olsun istemiyorum. Ben böyle olmak istemiyorum.
Notlar:
*Yazının başlığında Barış Bıçakçı’nın “Bizim Büyük Çaresizliğimiz” adlı kitabından esinlenildi.
**Yoga Journal’da yayımlanan yazıya ulaşmak isterseniz adresi şöyle: http://www.yogajournal.com/wisdom/462
Deniz Yalım Kadıoğlu
1979 doğumlu. Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu. Üniversite sırasında Geniş Açı Fotoğraf Sanatı dergisinin yazı ekibinde yer aldı. Üç yıl boyunca insankaynaklari.com sitesinin editörlüğünü yaptı. Daha sonra Yolculuk dergisinin editörlüğüne geçti ve Türkiye’nin her yerinden gezi yazıları, röportajlar hazırladı. Editörlüğünü yaptığı kitaplar: “Sessizliği Bozmadan: Mezopotamyalı Bir Yoginin Yaşam Serüveni” (Yazar: Adnan Ananda Siddviho Çabuk, Doğan Kitap, 2008), Ernst & Young şirketine ait “İnsan Kaynaklarında Yeni Eğilimler” kitabı (Hayat Yayınları, 2005). Kitap çevirmenliği: “Televizyonda Yapım ve Yönetim” (Yazar: Gerald Millerson, Tur-Gen Yayıncılık, 2009). Metin yazarlığı: Anadolu’da Yolculuk” (Kâmil Koç Otobüsleri A.Ş. Yayınları, 2007). Öyküleri Notos Edebiyat dergisinde ve altzine.net sitesinde yayımlandı. İyi derecede İngilizce ve Almanca biliyor. Fransızca öğreniyor.
Eposta Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidirSon Yazıları: Deniz Yalım Kadıoğlu
Okumaya Devam Etmek İsterseniz...

Güneş Tutulmasının Ruhsal Etkileri
4 Ocak 2011 Salı günü saat 10:51 civarında Oğlak burcunda yeniay ve Güneş tutulması gerçekleşiyor. 21 Aralıktaki Ay tut...
Serpil Doğançay astrolojiK
Üstün Varlık mı?
Son zamanlarda içine biraz mistisizm karıştırılmış, okültizmle bolca baharatlanarak, parapsikoloji türevlerinin her tü...
A. Kerim Soley ruhsallıK

Akhenaton'la Ezber Bozmak
“Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Hz. Muhammeden abdühu ve resulühu” dediğimde İslam dininin ilk şartını yerin...
Korkut Keskiner ezoteriK

Sadece Teslimiyet
Yorulmadın mı? Nereye kadar savaşabilirsin ki? Teslim olmayı dene... İnsanlık tarihinin tüm savaşlarında yer al...
İrem Ertürk ruhtaKi


