Bir Savaşçı... Savaş... Savaşmak
Savaşmak var sıvışmak var dostlarım... Günümüz teknolojisinde, anımız şartlarında ilk çağrışımlarla çıkıyoruz yola ve savaşmaktan uzak sıvışmalar yaşıyoruz hayatımızda. Savaşmak ne demek? Savaş ne demek? Savmak ne demek?
İstenilmeyen bir durumun savılması için yapılan mücadeledir savaşmak... Bu işi yapana savaşçı denir.
İstenilmeyen durumlar nelerdir?
Kişiden kişiye değişebileceği gibi evrensel olanları da vardır ancak yine de bireysel bir tutumdur. Tüm dünya savaşırken bir konu için sen koltuğunda oturmuş akşam hangi diziyi seyretsem savaşında olabilirsin. Olabilir! Mümkündür! Çünkü savaşçı özgürdür. Ne için kim için savaşacağını bilir ve önce kendisi için verir savaşını. Bilir ki savaşçı olmazsa savaş kaybedilmiş demektir.
Anamızın karnında, (bilimsel tabirle döllenmiş yumurtanın rahim sürecinde) savaşmak yerine varolmayı yaşadık hepimiz. Doğum anı geldiğinde ise çıkmamak için verdik ilk savaşımızı... Ikınmalar ve yoğun baskılar sonuncunda dayanamayıp boyun eğdik yaşama ve çıkardık başımızla gövdemizi, düştük bu dünyaya. Kimimiz bir ebenin ya da doktorun ellerinde kimimiz bir tarlanın içine. Bilmediğimiz bir şeyi, havayı soluduk ciğerlerimize ve başladı yaşam denen hikaye. İlk silahımız sesimiz oldu hayatta kalabilme savaşında, ağladık acıktığımızda altımızın ıslaklığı bizi rahatsız ettiğinde ve yerine geldi isteklerimiz yapabildiklerince. Can sıkıntımızı ellerimiz ayaklarımızla oynayarak geçirdik, hareketlerimizi geliştirdik, adımlarımız izledi mücadelemizi, ayakta kalmak ve yürümek için. Kendimizleydi mücadelemiz.
Bize verilen bu bedeni her santimiyle kullanabilmek için savaştık ki özgürlüğümüze kavuşabilelim. Bir ağaca çıkarken yükseği, toprakla oynarken evreni, denizde yüzebildiğimizde derini öğrendik. Özgürlüğümüz hareketlerimize bilgimiz ise özgürlüğümüze bağlı olarak gelişti. Yapma! Gitme! Dokunma! Çıkma! Düşme! Elleme! Bunlara uymaya başladığımızda bizi özgürlüğümüzden uzaklaştırdılar ve erken ehlileşmemize sebep oldular çünkü onlara da öyle yapılmıştı. Mücadelemizin şekli işte ilk o zaman değişmeye başladı. Ne kadar daha yükseğe çıkabilirim? Ne kadar daha hızlı koşabilirim? Nasıl daha iyi düşebilirim? Gibi bilumum konu yerine; Ben yapamıyorum ama o nasıl yapıyor? Benim onu yapmama izin vermiyorlar ona neden veriyorlar?Benim ondan yok onun neden var? Kim vermiş bana neden vermiyor?
Ne yaparsam bana da verirler? Gibi sosyalleşme becerilerimizi geliştirmeye başladık.
Günler geçtikçe hoplamalardan zıplamalardan koşmalardan uzaklara okul sıralarına yapışıp kalmaya,
Koridorlarda piyasa yapmaya, pc başlarında birbirimizin hakkını vermeye, kafelerde sigaralar tüttürmeye,
Fırsatlar ve yerler yaratarak biralar içmeye düştük. Düştük diyorum çünkü onca hareketin yerini alan bu alışkanlıklar zihinsel ve fiziksel düşüşün başlangıcı oldu. Yapma etme diyenlere inat onların yaptıklarından ilham alır olduk. Bize verilen özgürlük paketinin içinden çıkanlardı yaptıklarımız. Düşüp kafamızı yarma ihtimalini içeren davranışlar yerine marketten gidip bira almak bir özgürlüktü. Gerçi marketten gidip bira alınıp içilerek yarılan kafa ise öküzlüktü o ayrı.





Yorumlar
güzel olmuş çok mantıklı sözcükler :)
prestij0070 11-05-2010 11:29 #