Spiritüel Kadın Nasıl Tavlanır?

23.586 views

Bölüm 1

Spiritüel kadın, görmüş geçirmiş ve halen ders alamamış kadındır. Bunların kontratı, sürdürülebilir gelişim ilkeleri doğrultusunda yazıldığı için, ha babam tecrübe yaşayıp, ders çıkartıp dururlar. Tabii, bu arada bol bol da kazık yerler ve kalpleri kırılır. Spiritüel kadın, iyi niyetinden dolayı az buçuk saf, bu saflığın suiistimali sonucu kalbi kırık, bu kalbi kırıklıklar sonucu da özünde mutsuz bir kadın tipidir. Bu yüzden, sürekli mutluluk arayışı içindedir. Nice nice kitapları devirir; herkese mutluluk öğretmeye çalışıp mutlu olur; fırsat buldukça vaaz verir; ortam yavşayınca da ciddiyete davet eder. Kendisi, özünde mutsuz olduğu ve mutluluğu böyle faaliyetlerde arayıp, aslında pek bir şeyi “enjoy” etmediği için de, siz orda eğlenip hayatın tadını çıkartırken, sizi ciddiyetsizlikle suçlayabilir. (Bunların bir üst modeli ise sürekli kuşlardan, çiçeklerden falan bahseder; zaten erkek milletinin şanlı evlatları olarak onlara hiç yaklaşmadığınızı varsayıyoruz.)

Spiritüel kadın, diğer kadınlardan farklı bir imaj çizmekle birlikte, sonuçta kadındır. Dünyadaki bir kadında görebileceğiniz süslenme, dırdır etme, dedikodu, kapris yapma vs. vs. gibi birçok özelliği, yumuşatılmış ve biçim değiştirmiş olarak bu modelde de görebilirsiniz. Ayrıca, bu modelin en büyük özelliği, kendisinin asla kalıba koyulamayacağını ve böyle sınırlamalar içinde anlatılanların kendisi olmadığını, üstüne basa basa vurgulamaktır. Bol bol gülümser; etrafa az buçuk ürkek ve biraz safça bakar; ying yang sembollü dövmelere bayılır; siz erkek olarak binbir şebeklik yapmanıza rağmen, lotus pozisyonunu beceremezken, bunlar annelerinden lotuslu gelmişlerdir; çoğunluğu ortalamanın üstünde güzelliğe sahiptir (birçoğu da taş gibidir); hızma gibi şeylere hastadırlar; sigara içmeyeni yoktur; kavga ortamında lafları beş beş geçirirler; büyük çoğunluğu üniversite mezunudur; bir e-mail grubuna moderatör olunca, mutlaka bir erkeğin yardımına ihtiyaç duyarlar falan… Aralarında psişik yetenekleri olanlar çıkar. Bunlar, genelde medyumluk yapıp otomatik yazı yazarlar; birçoğu da geleceği görebilir, astral seyahat yapar. Allah’tan, telepat olan nerdeyse hiç yoktur, eğer çıkarsa da ondan çekinmeyin; açık olun iyice, zaten o ana kadar her haltınızı bilip halen karşınızda oturuyorsa, sizden hoşlanıyordur. Reiki’ye, nerdeyse yüzde 90’ı bulaşmıştır ve güzel kızların çoğu Reikici’dir. Hele kanka bir master’ınız varsa, yaşadınız.

Şimdi masaya oturdunuz ve o gün buluşacağınız okul arkadaşınız Şermin, yanında taş gibi bir afet getirmiş ve sizin içiniz eriyor bir anda, eee n’apacaksınız? Öncelikle şunu bilin ki, gerçek hayatta, arkadaşınız Şermin’in yanında afet gibi bir hatun getirmesi ihtimali, Moğolistan’ın Avrupa Birliği’ne girme ihtimali kadardır. Diyelim ki oldu, Şermin’in sizi önceden bilgilendirmesi veya ayarlayacağı ihtimali de, Ramtha’nın milletvekili adayı olma ihtimali kadardır. Diyelim ki, bunların hepsi oldu ve Şermin size kızı ayarlayacak, o zaman bu yazıyı okuma be güzel kardeşim. Bu yazı sana, tek başına kaldığında yardımcı olacak, bir hayatta kalma rehberidir. Nerde kalmıştık? Hah, kız karşınızda oturuyor. Şu anda, onun spiritüel aleme ilgisini bilmiyorsunuz, ama varsayıyorsunuz. Öncelikle, böyle bir kızla iletişim kurabilmek için, altyapınızın çok iyi olması şarttır. Akaşa Yayınları’nın tüm serisini okumuş olmanız, Tanrı ile Sohbet’leri hatmetmeniz, Kryon’u tanımanız (mümkünse Lee’yi şahsen), birkaç ruhsal deneyim yaşamanız, ruhsal aktivitelere aktif biçimde katılmış olmanız, ama en önemlisi astrolojiden az buçuk çakıyor olmanız gerekmektedir. Dünya üzerinde, nerdeyse hiçbir kadın burç muhabbetine dayanamazken, spiritüel kadında, bu olay aşılmıştır. Bunların bazıları artık burç uyumlarını, yükselen burç olaylarını falan aşmış, doğum haritalarına göre falan konuşmaktadır. Gerçi, erkeklerden pek bir şey ummadıklarından, az buçuk bilginiz bile yetecektir. Burç muhabbetinden girebilirsiniz olaya. (Ufak tavsiye: Akrep ve Aslan kadınıysa karşınızdaki, iki kat dikkat; biri çok ateşlidir, ama sinsice oyar; diğeri direk oyar, ateş mateş hak getire.) (Şimdi, bu yazıyı okuyan tüm kadınlar, bu noktada kendi burçları hakkında yorum yapılmamasına bozulmuşlardır, eminim.) Tabii, bu arada tüm bu tavsiyeler, sizin spiritüalizmden ne kadar çaktığınıza bağlı. Spiritüel kadınlar, genelde çok zeki ve sezgileri çok kuvvetli olurlar ve ortalamanın altında bir performans vermeniz, onun entelektüel ilgisini çekmeyeceği için, şansınız zayıflayacaktır (her şeyin başı eğitim yani). Eğer bu konularda bir şey bilmiyor da, böyle bir kıza aşık olmuşsanız ve bu konuları öğrenmek istiyorsanız, derneklere falan takılın. Hem belki kazayla açılırsınız, iç yolculuğunuz başlar da, faydası dokunmuş olur kızın size. Hele sırf bu yüzden bu çabaya girmiş bir erkeği görmek, spiritüel kızı uçuracaktır. Bu garibanlar, genelde hep kendilerinden bir şeyler verdikleri ve karşılığında da havayı aldıkları için, kendileri için bir şey yapıldığında, acayip mutlu olurlar. (Bir kısmına da, bu dozaj fazla gelebilir birden ve bir anda algılayamayabilir; vazgeçmeyin sakın, zavallı kıza kendini o kadar değersiz hissettirmişler ki, alışması zaman alabilir.) Gerçi o kadar da küçümsemeyelim, ortalama bir kadına göre, kendilerine güvenleri çok daha fazladır. Bazılarının eril enerjileri çok uyanmıştır ve resmen kodumu yamulturlar. Ayrıca, zeki oldukları için, mizahı algılama yetenekleri de çok gelişmiştir, ama hepsi aynı ölçüde mizahla karşılık veremeyebilirler. (N’apalım artık, bu da onların ‘bug’ı)

Diyelim ki, burç muhabbetine girdiniz ve onunla iletişim kurdunuz; peki, nerden anlayacaksınız onun spiritüellikle alakası olup olmadığını. Böyle durumlarda, lafı dolandırıp mistik muhabbetlere getirin konuyu: “Ya, geçen gün uyurken, kendimi bedenimin dışında buldum; rüyaydı sanırım, çok korktum; size de oldu mu?” falan gibisinden dalın muhabbete. “Hey koçum hey, o dediğine astral seyahat derler, biz gidip geliyoruz” mealinde bir cevap verirse, bilin ki, karşınızdaki konuya hakimdir ve açığınızı bulursa sizi yer. Ama “Yaaa, bizim arkadaşın da başına öyle bir şey geldi” falan diyorsa, istediğiniz kadar bilgi satıp hava atın. Bu konuda az bileni tavlamak daha kolaydır, ama ruhsal evrimin henüz başında olduğu için, ilişki, beklediğiniz gibi olmayabilir. Evriminde yükselmiş kızların hem enerjisi çok yüksektir, hem tavırları çok farklıdır ve resmen “tadından yenmez”ler, ama onlar da her kula nasip olmazlar.

Bölüm 2

Spiritüel kadın hakkında bilmeniz gereken gerçeklerden biri de şudur: Bunlar, nerde psikopat, manyak eskisi, sadist, sorunlu tip varsa, gidip onları bulup aşık olmakta, eşine rastlanmayacak kadar tutarlı bir tavır içindedirler. Siz, onu tavlamak için amuda kalkıp, ayak baş parmağınızla, havada Reiki’nin 3’üncü sembolünü çizmeyi başarabilseniz bile, onlar sizi çok iyi bir dost olarak görüp, gidip psikopatın tekine vurulmaktan vazgeçmeyecektir. Kadınların evrensel ‘bug’ı olan “Ben nasılsa onu düzeltirim” havaları, bunlarda öyle yoğunlaşmış bir misyon halini almıştır ki, Hıristiyanları sünnet ettirip İslamiyete döndürerek cennete girmeyi bekleyen Müslümanlar bile, bunların yanında “cola light” kalır. Öyle mazoşistlerdir ki, herif bunların iflahını gevretir; yerden yere vurur; bunlara bana mısın demez. Bir de herif bunları terk ettikten üç sene sonra bile, bazı geceler onu düşündüğünü söyleyip, sizi fitil ederler. Aslında, böylelerine bu tipler müstahak demekten başka bir şey demek gelmiyor içimden. Bunların bir üst modelleri, gidip bu hastalarla evlenirler; akılları o zaman başlarına gelir, ama iş işten geçmiş olur. (Bazılarının ikinciden sonra bile aklı pek başına gelmez ya…)

Peki, bunlar neden böyledir? Evrensel “seveni öpersin, öpeni seversin” kuralı ve kaçan kovalanır ilkeleri dışında, spiritüel olanlar birilerini düzeltmeyi kendilerine misyon edinirler. Aslında, karşıdakini düzeltmek falan değildir dertleri; birilerini düzelttiklerini ve “hakkın yolu”na kavuşturduklarını düşünüp, kendilerini tatmin etmektir olay. Ama bu amaç öyle güzel maskelenmiştir ki, kendinizi bir an Florence Nightingale ile karşı karşıya bulduğunuzu düşünürsünüz. Sonra anlarsınız ki, karşınızdaki Steve Wonder’dan daha kör; Avarel Dalton’dan daha saf; Hazerfan Ahmet Çelebi’den daha idealist bir tiptir. Eğer böyle birini tavlamaya niyetliyseniz, “Sakın ha!” derim size. Onu kendi haline bırakın ve sessizce uzaklaşın. Nasılsa evren onun aklını başına getirecek yolu bulacaktır; arada siz de heba olmayın. Çünkü, bir de gidip ona yardımcı olmaya kalkmak gibi idealistlik yaparsanız, kendinizi bir anda aşık olduğunuz kadının psikopat sevgilisiyle yaşadıkları sorunları çözmeye çalışan iyi arkadaş rolünde bulabilirsiniz. Bu da zamanla insanda mide bulantısı, kusma, ishal gibi sorunlar yaratabilir; uyarmadı demeyin.

Pekiiii, diyeceksiniz ki “Ulen amma genelledin, hepsi mi böyle?”. Ben de derim ki, daha bir tanesini görmedim ki bunları yaşamamış olsun. Toplu sözleşme yapan işçi sendikası gibi bunlar. Sanki gelmeden tüm kızların kontratına bir zorunlu madde konmuş, “En az bir kere olmak şartıyla, bir psikopat düzeltilmeye çalışılacak” diye. Arada nice koçyiğitler heba olmuş, umurlarında mı? Erkek dediğin kiloyla mı sanki, di mi?

Diyelim, harbiden klas bir tanesi çıktı ve bir önceki yazıdaki taktikleri de uygulayarak, onun ilgisini çekmeyi başardı; bundan sonra ne olacak? Ne yapabilir diye düşünüyorsunuz… Cevabı basit: Yazının devamını okuyun…

Kadın adı verilen hayat formunun en temel özelliklerinden biri de, “Kolay kadın olarak algılanma korkusu”dur. Bu yüzden, size karşı ne kadar istekli olsa da bir ‘kanırtma’ devresi yaşatacaktır. Biz erkekler, duygularımıza kolayca kapılıp, kendimizi akışa hemen bırakma konusunda ‘sabırsız’ davranabilirken, kadınlar en delice aşk durumlarında bile, kendilerini tutmayı başarabilirler. Ortalama bir kadın, bu ‘kanırtma’ evresinde ‘naz yapmak’ olarak algılayabileceğimiz tavırları sergilerken, spiritüel olanlar karmalarını, kendi iç hesaplaşmalarını, dünyada yeni var olan enerji değişimlerinin kendi ruhsal titreşimlerine olan etkilerini, ruhsal kontratlarını vs. ortaya süreceklerdir. Siz, karşıdakinin size sunduğu bu bahanelere kendinizi kaptırır da, oyununa girerseniz yandınız; tövbe gözüne giremezsiniz onun. Çünkü, bunları öne süren kızımız, size aynı anda da, “Bakalım beni anlayabilecek kadar zeka ve anlayış kırıntısı taşıyor musun, o hoş suratın altında. Eğer bana layık olabilecek bir şeyler varsa, direk bunların ardındaki ‘sevilmeyi isteyen’ kadını görürsün; yok oyunlarıma gelirsen, aylarca karmalarımla uğraştırır dururum seni; taa ki beni anlayabilecek birini bulana kadar” demektedir. Valla spiritüel tür oldukça zeki ve yediği kazıklardan bayağı tecrübe sahibi olduğu için ciddi emek, sabır ve zeka isteyen kadınlardır; “kanırtma” evresini aştığınızda ise çok sağlam bir aşkınız olacağına emin olun. (Gerçi, siz en iyisi gidip ‘camia’ dışından birilerini bulun; hem kafanız da rahat olur. Zaten sürekli spiritüelliğin içinde yaşayıp duruyoruz, evde bunlardan uzak bir kadınla olmak, sizi yeni deneyimler için şarj edecektir.) 😉

Eğer spiritüel konulara uzak bir erkekseniz ve hoşlandığınız kızın böyle konulara ilgisi çoksa, emin olun, zamanla istemeden de olsa bu camiaya dalacaksınız. Spiritüel kadın milletinde en illet olduğum şey: Konuya ilgisiz sevgililerini, hemen olayın içine sokma çabalarıdır. Bırakın artık yahu, şu birilerini değiştirme işini. Hıristiyan’ı Müslüman yapsan, ne değişecek. Onu Hıristiyan olarak sevsene be kadın, ne diye uğraşır durursun, kendi istediğin forma sokmak için. Ondan sonra da, hüngür hüngür ağlarsın sağda solda, “Beni bir türlü kimse anlamıyor, sevmiyor” diye. Sen kendini düzeltememişsin ki, gidip başkasını düzelteceksin: Senin, bir kere bir insanı olduğu gibi sevme; sadece o olduğu için sevme becerin yok ki, karşından bekliyorsun. Neymiş, “Ben bunlara ilgiliysem, o da beni anlamak için bunları bilmeliymiş”. Ondan sonra, zavallı adamlar gelip şaşkın şaşkın bakarlar toplantılarda, “Bunlar ne diyor?” diye. Bir de üstüne üstlük, garibime yorum falan yaptırırlar, kız da gözlerini herifin üzerine öyle diker ki, vatanımın asil evladının dili damağı kurur. O, kendini değiştiremeyip, zavallı heriflere kabir azabı çektiren kadıncıklara, hep şunu demek istedim: Hadi len, sen önce kendin ne denildiğini anla da, sonra herifin tepesine çök! Oh beeee, rahatladım… Valla yıllardır içimde birikmiş bu olay, o kardeşlerimizin acılarını da dile getirmiş oldum. 🙂

Yahu, amma olumsuz gittin be kardeş, hiç mi yok şöyle tadından yenmeyecek bir ilişki, spiritüel female’lerle derseniz, “Vardır tabii” derim de… bu işin “de” eki var. Açıkçası, ben bugüne kadar, bir defa çok büyük bir aşk yaşadım ve o kızın da bu olaylarla zerre ilgisi yoktu, hatta korkardı bile. Ondan ayrıldığımdan beri ‘spiritüel female’ arkadaşlarım oldu. Gerçekten, harika kızlardı her biri, ama o tadı hiç bulamadım. 🙂 Gerçi bunun spiritüellikle falan ilgisi yok. Aslında, tüm bu deneyimlerimin bana öğrettiği bir şey oldu: Karşındaki insan dünyanın en güzel, en zeki, en etkileyici, en enerjik, en bilmem ne kişisi de olsa, ona aşık olacaksın diye bir olay yok; çünkü, aşk bambaşka bir şey. Hele, benim gibi “tutkularıyla” yaşayan biri iseniz ve aşk, her sabah uyandığınızda yanınızdaki kişiye tekrar tekrar, taa en başındaymış gibi hissedilen bir duygu ise, tamamen bambaşka bir şey. O ruhsallık, başarı, zaman, durum vs. dinlemiyor. Geliyor, ‘çotank’ diye sizi buluyor ve daha onu görür görmez anlıyorsunuz. Ayrıca, gerçek aşk hiçbir taktiğe ihtiyaç duymaz; zaten taktiğe ihtiyaç duyan kişiyle de işiniz pek olmasın derim, ben.

Burada güya komik bir yazı yazacaktık, yine ciddileştik; bir de üzerine asabiyet yaptık, iyi mi? Neyse, burada kesiyorum. Tüm bu konuştuklarımızdan almanız gereken dersi tekrarlayarak yazımı bitiriyorum: “Spiritüel mipirituel hikaye; kadın, dünyanın her yerinde kadındır… O kadar!” 🙂

Bölüm 3
Benim bu yazı dizisi de film serilerine döndü. Yakında “Spiritüel Kadının İntikamı, Spiritüel Kadının Sonu, Spiritüel Kadın-Diriliş…” diye devam edecek bu gidişle. Neyse, bu yazımızda erkek alemini bilgilendirme misyonumuzun odak noktası şu: “Eee birader, öyle güzel anlattın ki, biz de isteriz bir tane de, nerelerde bulunur bu spiritüel bacılar; ne yerler; ne içerler; istesek verirler mi? vs.”

Eh, bu son cümle, bu yazıyı okuyan bazı kardeşlerimizi rahatsız edebilir, ama şu çok acıdır ki, insanlık tarihi boyunca erkek-kadın ilişkilerinin çok büyük bir oranı, bu soru temellidir: Geri kalan her şey, bu temeli örtmek için, üzerine kurulmuş çiçekli parklar gibidir. Evet, bunu baz almayan birçok ilişki de var, ama hepimiz biliyoruz ki, bunların oranı Susurluk ilçesinin yüzölçümünün, Türkiye’nin yüzölçümüne oranı kadardır. O yüzden, sadede geleceğim bir paragraf olacak yazıda.

Bir defa, spiritüel bir kadınla tanışmak istiyorsanız, işinizi büyük yerden halletmeniz gereklidir, öncelikle. Büyük yer derken, espri yaptığınızı sanarak, “Cumhurbaşkanına mı başvuracam, hah, hah, hah” diye gülümsüyorsanız, derim ki size, “Hah, hah, hah ne komik, ama biraz daha yukarı çıkmanız lazım”. İşin özü şu güzel kardeşim, bunlarla karşılaşmayı ayarlayan kuruma “evren” denir ve buralara düşmeden önce “evren”le bir kontrat yaparsınız. Bu kontratınızın değişmeyen maddeleri vardır; değişebilen maddeleri vardır: Değişebilen maddelerini düzenlemek için, adına “yüksek benlik” denen bir menajeriniz vardır ve sizin adınıza, tüm dokümantasyon işlerini o halleder. Buluşmaları ayarlar; ne yaşayacağınızı belirler; bazen seçim yapma fırsatı tanır vs. Eğer, “evren”le olan kontratınızın değişmeyen maddeleri arasında, “Bu iti ne zaman oraya yollasak sağa sola saldırıp duruyor; bu hayatında, spiritüel sinek bile görmeyecek” gibi bir madde varsa, yandınız, sineği bile göremezsiniz. Eh, böyle biri olsaydınız eğer, bu yazı karşınıza çıkmazdı nasılsa. (Heyt be, arada kader dersi bile attırdım.) Değişken maddeler arasında, “Spiritüel kadınlarla bir araya gelmesinde mahsur vardır/yoktur” gibi bir durum varsa ve siz durumdan emin değilseniz, menajerle kontak kurmanız lazım. Eh, günümüz koşullarında bu daha basit olsa bile, sizin spiritüel muhabbetlerle sadece çıtır yemek için ilgilendiğiniz varsayımından giderek, bunun için en kolay yolun dua etmek olduğunu söyleyebiliriz. Ama mümkünse, dua ederken araya “Beni ıslah et, beni kendime hatırlat” gibi cümleleri de eklerseniz, size bu kadar yardımcı olan bu yazı serisi için küçük bir bedel ödemiş olursunuz. Kontratınızın değişmez maddeleri arasında, “Spiritüelliğe bulaşmış herkesle, istediği muhabbete girebilir” gibisinden bir madde varsa, zaten bu yazıları okuyan değil, yazan biri olursunuz; o da eğlenceli bir şey olsa gerek. (Deneyimleyen varsa bana mail atsın, merak ediyom nasıl oluyor.) 😉 Kısacası, anlamanız gereken, bunlarla karşılaşmanızın sizin taktiklerinizden çok, evrene bağlı bulunduğudur. Barlara marlara giderek, çok fazla kontrata gerek kalmadan bir sürü insanla tanışabilirsiniz, ama bunların soyu böyledir. Eğer siz, zaten spiritüel aleme karışmış biriyseniz, “Dağ dağa kavuşmaz, ruhsal ruhsala kavuşur” sözü işleyecek ve sizi dünyanın öbür uçlarından bile gelip bulacaklardır.

Tamaaaam, bir şekilde yüksek benliğinizle konuştunuz, o da size dedi ki: “Sen kafanı yorma, ben sana birilerini bulurum”, bu durumda n’apacaksınız? En güzeli, oturup beklemektir. “Gökten kafamıza mı düşecek bunlar?” diye düşünmeyin; evrenin işi bu, belli olmaz; yarın, Kızılay’da yürürken damdan atlayan bir kız kafanıza düşer ve -eğer yaşıyor olursanız- birbirinize aşık bile olabilirsiniz. Evrende buna “kozmik şakacı” derler. Bu fırlamanın çocuğu işinize burnunu soktuğunda, poponuza derece sokan hemşireyle sizi karı-koca eder.

“Eee birader, güzel hoş da ben evden çıkmayan bir tipim, bunlar evime giremezler ya; evrene yardımcı olmak için bir şeyler yapsam diyordum” derseniz, eh peki, elimizden geleni yapalım.

Bunları en yoğun bulabileceğiniz mekanlar, dernekler veya ruhsal gruplardır. Buralardaki spiritüel kadın yoğunluğu, AKP’ye Karaman ilinden oy verenlerin yoğunluğundan fazladır. Bağda bekleyen üzümler gibi yirmisine, otuzuna birden rastlarsınız. Gerçi, çoğu teyzeniz yaşındadır, ama aralara serpiştirilmiş gençler de bulunabilir. Ayrıca da tecrübeyle sabittir ki, bu teyzelerin çoğunun güzel kızları vardır. Hele hele, siz onların gözüne girdiğinizde, sırtınız yere gelmez. Kadın milleti, bir diğerinin referansıyla yaşar. Bir erkek hakkında söylenen olumlu sözler, hele bir kadından, hele ki annesinden geliyorsa, daha başlarken sizin hanenize bir artı yazılır. Tabii, burada şöyle bir problem vardır ki, yine tecrübeyle sabittir; bu kızlar dernek ortamına çok az uğrarlar ve orada yakaladınız yakaladınız; yakalayamadınızsa menejerle görüşmeniz gerekir. (Gerçi, kaç tane dernek teyzesinin kızıyla sevgili oldun diyeceksiniz: Hiiiç, ama o zamanlar bu yazıları yazabilecek tecrübede değildik hani.)

Spiritüel kadınlar, internette de bol bol bulunurlar, ama sanal alem bir yarının, diğer yarıyı götürme çabalarıyla fazlasıyla dolu olduğu için, burası biraz zorlu bir alandır. Bir defa, her şeyden önce sanal alemi iyi tanımanız gereklidir. Bu da, burada birkaç kelimeyle geliştirilebilecek bir konu değil, başlıbaşına bir kitaptır nerdeyse. Tecrübe şarttır ve bunun için de bol bol zaman harcamış olmak. Ama birkaç tüyo verebilirim size: ICQ, bu konuda stabil bir ortamdır. IRC’de binlerce kız rolü yapan erkek veya sapık adam varken, zaten genelde spiritüel kadınlar bu ortama takılmazlar. ICQ white pages’ın hobbies kısmından, spritüelliğe ilgi duyanları aratabilirsiniz. Ama şunu baştan bilin, ICQ’daki “female”ler kolay kolay yanıt vermezler size, hele ki olaya “selam” ile girerseniz havanızı alırsınız. Kızımıza zaten bir sürü mesaj yağdığı için, aralarından farklı olduğunuzu belli eden bir olta atmanız gereklidir. Eh, bu oltayı atabilecek kadar beceriniz de yoksa, boşuna spiritüel kadın aramayın; bu türün zekası ve sezgileri oldukça gelişmiştir ve sizin selamınızdan, niyetinizi çakarlar. Haa, bu arada kendinize düzgün bir nik bulmanız çok önemlidir. “Yakışıklı34, SeyitBattalGazi, RomantikPrens, GecelerinAdamı, Eros134…” gibi nikleriniz varsa, internette spiritüel kadın arayacağınıza, bari porno site gezin, hiç değilse verdiğiniz elektrik ve telefon parası karşılığında bir şeyler alırsınız. Eğer aklınıza bir şeyler gelmiyorsa “Kryon, Ramtha…” yazın gitsin, cevap alma olasılığınız çok artar. (Bilmeyenler için söylüyorum: Kryon, Nepal’de bir şehrin adı, Ramtha da spiritüel kadınların çok tükettiği ve sadece özel dükkanlarda bulunan bir yiyeceğin adıdır; eğer sizi sınamak için sorarlarsa, bu yanıtları verebilirsiniz onlara, böylece o da “BİZden” birini bulduğu için çok sevinecektir, bu kıyağımı da unutmayın) 😉 Size yanıt verdikten sonra, muhabbeti geliştirmek size kalmıştır. Bir de e-mail gruplarında rastlayabilirsiniz onlara; tabii bunun için, spiritüel konu bazlı grupları bulmanız gereklidir. Eh, adamakıllı muhabbetlerle ortamda tanınırsanız, yanıt olma olasılığınız çok yüksektir. Ama bu ortamlardaki kızlar, genelde çok ciddidirler ve bilgisayarın başına geçen çoğu kadın gibi kasılırlar ve kasıldıkça da düşünceler arasında boğulur kalırlar. Çoğunun, size attığı mail’lerden pek bir şey anlamazsınız; zaten anlayacak olsanız, kadın gelirdiniz dünyaya ki, kadın gelenlerin çoğu da kendinin ne dediğini anlamaz; erkeğin onu anlamasını bekler. Siz de takımı ikinci ligden bir takıma yenilmiş süperlig teknik direktörü gibi, boş boş bakarsınız. En kolay yolu, “he” deyip geçmektir. Gerçi, “Bu herif beni dinlemiyor” gibisinden bir tepki alırsınız bu şekilde, ama zaten dinleyince de bir şey değişmiyor pek; kadın cinsi, bir yerlerden bir şeyler çıkartma konusunda, nev’i şahsına münasır bir cinstir. Çok iyi dinler, anlamak için yırtınırsınız; sonra da “Sen benim en iyi dostumsun, beni anlayan tek insansın, seni hiç kaybetmek istemem” der, ardından oturur, onun erkek arkadaşlarıyla problemlerini dinler durursunuz, dişlerinizi sıkarak…

İnternetteki muhabbetlerin diğer bir ayağı da, dışarıda gerçek hayatta buluşmaktır. Eh, burada artık ne çıkarsa bahtınıza. Her ne kadar, kızlar sanal alemde “ruhun”, “paylaşmanın” önemli olduğunu falan söyleseler de, çoğunlukla onlar da sizin tipinize bakarlar. Ama tipten daha önemlisi ruhunuz ve ağzınızın laf yapmasıdır. Tabii, bu ağzı laf yapmayı, bazı arkadaşlarımız salak salak sırıtıp, Cem Yılmaz’ın esprilerini kıza satmak olarak algıladıkları için, çoğunlukla mosmor kalırlar. Kızların çoğundan duymuşumdur: “Tipi çok hoştu, ama keşke konuşmaya başlamasaydı” gibi. Eh, moronsanız biz n’apalım. Kendini yetiştirseydin be kardeş. Hem senin spiritüel kızlarla işin ne? Bence şansını başka alanda denemeye bak; buradakiler sana kokusunu bile vermez, kusura bakma. Haa, bir de bunun tam zıt ucu vardır: Kendinin zeki, ağzı laf yapan vs. olduğunu ispatlamak için, Stephen Hawking’in teorilerini, karşısındaki kızla konuşup, tartışma açmak isteyenler… Eh, onlar da havalarını alırlar, ya da karşısındaki kız da kendisi gibi psikopat çıkarsa, saatlerce konuşurlar, ama o masada çiçek miçek falan varsa, solar gider. Çünkü bu muhabbetler, karşınızdakini B-A-Y-A-R. Hele hoşlandığınız kıza, “Seninle yarın ki buluşmamızda, şu kitabı tartışmak istiyorum” gibi bir girizgah yaparsanız, şeyinizi avuçlarsınız (her anlamda). Ben, hayatımda ilk aşık olduğum kızın yanına gidip, ne konuşacağımı bilemediğim için, “Sırplar Makedonya’ya girerse, ne savaş çıkar be” demiştim de, kız biraz açık sözlü olduğu için “Çok sıkıcısın be Hasan” demişti de, ordan biliyom. Şimdi yazarken bile, tüylerim diken diken oldu valla. Ulan, sen git lise ikideki kıza, Makedonya’daki savaştan bahset. Boşuna değil, benim lisede hiç sevgilim olmadı. :))))) (anlayacağınız üzere bol bol da avuçladım… kendimi…)

Üçüncü seçenek ise, onların gelip sizi bulmasıdır. Eh, böyle gelen bir kız, zaten kontrat usulü size geleceği için, çok yüksek oranda “özel” biri olacaktır. Eğer hıyar değilseniz, bu “özel”liği iç etmezsiniz ve çok güzel şeyler yaşayabilirsiniz. Zaten, böylelerine aşık olma potansiyeliniz yüksek olacağı için, bu seriye pek ihtiyaç duymazsınız. Ama şu da var ki, her kontratın bir süresi vardır ve hiçbir kontratın geçerlilik tarihi kısmında “sonsuza kadar” ibaresi bulunmaz. 😉

Gelelim beklediğiniz sadede: Kardeşim iyi diyon, güzel diyon da, bunlar verir mi, vermez mi? Bunun yanıtı çok açıktır: Dünya üzerinde, vermeyecek kadın yoktur; yeter ki, erkek istemesini bilsin. Gerçi “vermek” biraz kaba kaçıyor, ama buraya da en uygun bu oluyor be. Biz erkekler, doğal ilkel güdülerimiz gereği, olabildiğince çok dişiye tohumlarımızı saçmak isteriz ve ilkel dürtülerimizi medenîleştirdikçe de, içimizde tek eşlilik dürtüsünü hissetmeye doğru yönleniriz. Tıpkı, ilkel toplumların geliştikçe tek Tanrı’ya gittikleri gibi. Eh, siz zaten o tek eşe doğru gidiyorsanız, “Verir mi, vermez mi?” derdiniz olmaz ve zaten siz ruhen o derece medenîleştiyseniz, size vermeyecek de bulunmaz. (Bayılırım evrenin işleme prensiplerine.) Kadınlarda da “Ulan bu bebeğin babası kim?” dürtüsüyle başlayan tek eşli olma ve medenîleştikçe de “ben özelim”e doğru giden bir gelişim süreci vardır. Eh, ona ne kadar “özel” olduğunu hissettirirseniz, şansınız da o kadar artar. Ama bunu sürekli bir şeyler alarak, ya da her yerde bulunan sözlerle sağlayamazsınız. Öncelikle, sizin “özel” birisi olmanız lazımdır. Yok, ortalama biriyseniz, gidin kendinize IQ’su seksen-doksan düzeylerinde birilerini ayartmaya çalışın. Onlar da “özel” olmak isteyecektir doğal olarak da, en azından standartları daha düşük olacaktır. Ama şunu hiç unutmamak lazım: Erkeklerde ne kadar cinsellik varsa, kadınlarda da o kadar var ve biz ne kadar istekliysek, onlar da o kadar istekli bu konuda. Sadece, onlar yapıları gereği bunu daha çok örtüyorlar. Bir de cinsellik tüü-kaka bir şey değildir; eğer siz kafanızda, bunu tüü-kaka diye nitelendirip, bir de üstüne karşınızdakiyle konuşmalarınızda, “Benim kötü bir niyetim yok” gibi cümleler kullanıyorsanız, yüksek IQ’lu kadınlarda yine yanarsınız. Çünkü, o anda o kadının aklından “Ama benim var ve sen bu niyet için fazla zayıfsın be güzelim. Bana kendiyle barışık bir herif lazım; bir de senin suçluluğunla mı uğraşacam, abazan herif” gibi cümleler geçiyor olabilir ve o kadın sizi üslubuyla sepetleyecektir. Eee, çok açık sözlü olmak lazım mı; o da batırır. Hiçbir kadının “Şimdi, seni yatırıp şööle bi güzel …”le başlayan konuşmalara olumlu bakacağını sanmıyorum. En güzeli, olayı olduğu gibi kabullenip, kendinizi reddetmeden dürüst olmak; zaten gerisi kendiliğinden gelir.

Bölüm 4

Neymiş be bu spiritüel kadın da, sırf tavlama taktikleri bile dört yazı sürdü demeyin… Orta boy bir kadını tavlama taktikleri kitabı bile, Hürriyet’in verdiği Temel Britannica’nın 23’üncü cildinin ilk üç fasikülü kadar yer kaplarken, spiritüel kadın gibi daha grift ve zorlu kadınınkinin “özetinin özeti” bu kadar sürmüş, çok mu? Hem, bu çabaların sonucunda ulaşılacak ödül bu kadar değerliyken, değil mi? 😉 Buyrun bakalım, gene neler sallayacağız… 🙂
Erkek cinsiyetinin asil evladı olan değerli kardeşim,

Biliyorum ki, serinin ilk üç yazısında anlattığım taktiklerin hepsini harfiyen uyguladın ve karşındaki kadını da cidden istiyorsun, ama ne yaparsan yapmış ol, karşındakinden tek bir ‘tık’ bile olmadı. Senden gıcıklandı ve ters davranmaya bile başladı demeyeceğim; çünkü spiritüel kadın, diğer kadınların aksine ‘ters davranamaz’ bir yapıdadır. Bunların çoğunun kafası, okuduğu ‘sevgi dolu’ bilgilerle karışmış olduğu için ‘Hayır!’ demenin, ya da içlerinden gelerek ters davranmanın bir çeşit ‘günah’ olduğunu düşünürler ve ‘Onu da sevmem lazım, mutlaka bana bir şey öğretecekti veya ayna olacaktı ki, bunları yaşadık’ düşünceleri içinde boğuşurken, size “yallah” çekmeyi bir türlü beceremezler. Aslında, onun için son derece büyük bir dezavantaj olan durum, senin için son bir umut olabilir. Ama şu da var ki, sana “yallah” çekmek durumuna gelmiş, ama beceremeyen bir kadının senden hoşlanmasını sağlamak mı kolay; 1635 yılında İspanyol Engizisyonu’na Reiki’nin yararlarını anlatmak mı kolay dersen, orada biraz durup düşünmek lazım derim ben -ki Engizisyon üyelerine “Reiki şeytan işidir” demek, kızdan vazgeçmekten daha kolaydır-. Hem güzel kardeşim, bu iş olmadıysa olmaz; çevrede daha onun gibi bir sürü kız var ve her biri de birbirinden farklı ve güzel özelliklere sahip, yani eğer olmayacaksa ve vaziyet, kuyruğunu kıvırıp poponun üzerine oturmanı gerektiriyorsa, daha fazla debelenmeyeceksin. Bu satırların sahibi poposunun üzerine az oturmamıştır; hem de ‘şşşraaaaak’ diye bir ses eşliğinde. O ses var ya, o ses… Arkanda acısını hissedersin birazcık, ama debelendikçe desibeli artar ve daha da debelenirsen poponda bin beş yüz watt çıkışlı bir hoparlörden çıkacak yükseklikte bir ‘şşşraaaaak’ duyarsın ki bu, adamda basur memesinin üzerine süs biberi sürülmüş gibi bir acı yaratabilir. O yüzden, zamanında bırakmak en iyisi. Ama illa gözünü karartmışsan ve kız da henüz senden ‘tiksinecek’ duruma gelmediyse, ki spiritüel olsa bile, herkesin bir sınırı vardır, sana birkaç öneride bulunabilirim gidişatı kurtarmak adına…

Diyelim ki, kızla uzun süredir muhabbet ediyordunuz ve onun sizden hoşlandığını da düşünüyordunuz, siz zaten ondan deliler gibi hoşlanırken… Sürekli birbirinizi arıyordunuz, güzel mesajlar çekiyordunuz, manalı konuşmalara dalıyordunuz, falan filan. Ama gün o gün oldu ve ona açıldınız… Siz vaziyetten eminken, kızımız birden, “Ama ben seni öyle görmemiştim ki…” muhabbeti çekti ve deyim yerindeyse, o an, kurban bayramında kesime götürülürken şehir içinden geçirilen koyunun b.ku gibi yapıştınız asfalta. Ne yapacaksınız? Bir defa şunu söyleyeyim ki, karşınızdaki kız daha ilk günden beri, sizin ondan hoşlandığınızın farkındadır. Hele spiritüel kızlar gibi, sezgileri birbirine kahve falı bakmaya yetecek kadar olan irili-ufaklı normal dünya kızlarından daha gelişmiş olanlar, hemen çakmışlardır vaziyeti ve bunu kelimelerde reddetseler bile, içlerinde, sizinle yaşadıkları bu süreçten çok da keyif almışlardır. Biraz sert olacak belki, ama sizin bu duygularınıza karşılık vermeyeceğini bile bile, sırf egosunu okşadığı için sesini çıkartmamış ve bir nev’i de sizi kullanmıştır. Ama işin biraz ‘ciddi’ye bindiğini görünce, tası tarağı toplamıştır. Şimdi bu noktada, onun bu ‘hoşlanma’ hissi, bizim onun ruhuna girişte bir ‘arka kapımız’ olacak. 😉 Size bu muameleyi çeken kızın, sizden hoşlanmasını sağlamasını becerebilme ihtimaliniz vardır ve bu da engizisyon olayından daha da kolaydır; fakat, çok büyük bir sebat ve kullanacağımız taktiğe göre, biraz ‘pislik’ olarak nitelendirilmeyi kabullenebilmeyi gerektirir. Bu taktiği anlatmadan önce, yasal uyarımı yapayım ki, seçim size kalsın. O uyarı da şudur: Taktiklerle elde edeceğiniz kızla çok olağanüstü şeyler beklemeyin bence; çünkü, en güzel ilişki kendi içinde gelişendir. Evet, bazen ufak tefek taktikler de işe yarayabilir ve çok da şık durabilir, ama gözünüzü karartmış durumda girişeceğiniz bir olaydan, daha büyük zararla çıkabilirsiniz, haberiniz ola. Şimdi yazacağım taktik, uygulanma durumuna göre, içinde çok büyük bir ‘Onun bunun çocukluğu’ içermektedir, ama n’aparsınız ki, atom bombası da büyük bir ‘Onun bunun çocukluğu’dur; fakat, nasıl yapılabileceğini internetten öğrenebilirsiniz. 😉 Madem gözünüzü kararttınız ve illa o diyorsunuz ve bu yolda her şeyi de göz aldınız…

Birinci kural, sizi reddettikten sonra ASLA üzerine gitmemeniz gerektiğidir. Bir daha, bu meseleyi ‘zamanı gelene’ kadar ASLA açmayın; üzerinde konuşmayın; tartışmayın. Sebatla, kabul etmiş gibi davranın ve esas duygularınızı örtün. Ona, “Böyle bir olayın sizin aranızdaki o ‘çok özel’ iletişimi asla bozamayacağını ve dost olarak kalabileceğinizin mesajını” verin. Bunu çok daha inandırıcı oynayabilmeniz için, bu düşünceye siz de inanın. Hem inanın ki, taktikler elinizde patlarsa, en azından elinizde bu kalsın. Sonraki muhabbetleriniz, hep ‘seviyeli’ ve önceki duygusallıkları hiç hatırlatmayan biçimde olsun. Oturup Kryon’un son kitabından, o gün karşınıza çıkan özel deneyimlerden, e-mail grubunda kızdıklarınızdan, Irak’ta nasıl barış sağlanır, falan gibi gündelik hayattan klasik muhabbetleri yapın ve onun en yakın dostuymuş gibi olun. Bu arada şunu da bilin ki, siz ne kadar sahteyseniz, o da o kadar sahtedir; o yüzden rahat olun. Çünkü, o da size ‘dostça’ davranırken, aslında içinden, “Oh be, fazla kırmadan atlattık vaziyeti” diyerek, vicdanını rahatlatmaktadır. Spiritüel kadınlarda, gelişmiş bir vicdan ve aslında içinde, “Onu reddettim diye, ya beni de reddederlerse” düşüncesinin yattığı, korkuyla karışık suçluluk duygusu var olduğu için, vaziyeti en uygun şekilde kurtarmaya çalışırlar. Dediğim gibi, bunlar yapıları gereği, sana tekmeyi basıp kıçını dönüp gidebilen dünya kızları gibi değildir. Adam, bunu kazığa bağlayıp işkence etmiş olsa bile, terk edene kadar canı çıkar; terk ettikten sonra da uzun süre suçluluk duyar. Böyle mazoist bir türdür spiritüel kadın. 🙂 O yüzden, gönül rahatlığıyla rolünüzü oynayabilirsiniz. Haa, karşınızdaki sizin yakınlığınızdan cidden hoşnutsa, bu da artı bir avantajdır ve aslında o noktada durmanız hiç de fena olmayacaktır, ama işte n’aparsınız, siz bir defa gözünüzü kararttınız… Bu dostluğunuz sürerken, tüm bu stratejinin temel dayanağını oluşturan en vurucu silahınızı yavaş yavaş devreye sokmak için, ortamı hazırlayın. Bu silah ki, karşısında kolay kolay hiçbir kadın dayanamaz: Başka bir kadın!

Spiritüel olsun olmasın, hemen hemen tüm kadınların devrelerinin bozulduğu ve kontrollerinin ellerinden kaçtığı an; başka bir kadının hayat yolunda karşılarına çıktığı an’dır. Hani, iki dişi kedi birbiriyle karşılaştığı anda, ortada ‘challenging’ bir durum varsa, birbirlerine haşin haşin bakıp tıslarlar ya; işte bunlar da yüzleri gülse bile, birbirlerine aynı şekilde bakarlar. Hele ki, ortada bir erkek varsa ve o erkek, zamanında ondan hoşlanmışsa; hiç aklından geçirmemiş olsa bile, bir anda kendini mücadele içinde hissedebilir bu kadın ve sizin de en büyük avantajınız bu olacaktır. Bu noktada sizin yapmanız gereken şey, ‘diğer kadın’ı ayarlamanızdır ki, ne kadar ‘Onun bunun çocuğu’ olduğunuz, burada ortaya çıkar. Çünkü istediğinizi elde etmenin garantiye en yakın yolu, başka bir kızla cidden yakınlaşıp ilişkiye girmek ve olaya ‘yakın dost’unuzu katmaktır. Hele ki bu kız, diğerinden hiç aşağı kalır değil, bilakis bazı artıları da varsa, size sadece geriye çekilip olanları izlemek kalır. Bu, kadınların doğal yapısında olan bir ‘arıza’dır ve temelinde, “En iyi dölü kapmak için, benim en iyi olmam lazım” güdüsü yatar. “En iyi döl” kavramı, uygarlığın gelişmesiyle birlikte değişime uğramış ve “En sıkı herif benim olmalı”ya dönüşmüştür. Siz ne kadar ‘sıkı’ olursanız olun, sizi ‘en iyi’ durumuna sokabilecek en temel ölçüt, bir başka kadının referansıdır. Daha önce de söylemiştim, kadın milleti birbirinin referansıyla yaşayan bir türdür ve herkesin bildiği gibi, yakınında güzel bir kadın olan erkeğe, “Ulan, bu herifte demek iş var” gözüyle bakılır. Siz, çok güzel veya artıları çok olan bir kızla yakınlaşıp, bunu da o çok sevgili “yakın dost”unuza aktarmaya başladığınızda, kızımızın bilinçaltında, “Demek bu herifte iş varmış da, ben bir şeyleri gözden kaçırmışım; bir daha göz atsam fena olmaz” duygusu gelişecektir. Gelişmezse, o kız cidden sizi istemiyor demektir, ama açıkçası, ben daha gelişmeyenini, en azından, ilişkiye girmese bile, bakışlarıyla yanınızdakini kendisiyle kıyaslamayanına rastlamadım. Peki, burada ‘Onun bunun çocukluğu’ nerede? Nerede olacak, diğer kızla olan ilişkinizde. Siz, ‘yakın dost’unuza hayali bir varlık da anlatabilirsiniz, ama olayın kopacağı an, ikisini karşı karşıya getireceğiniz zaman olacaktır; bunun için de kanlı canlı bir kızın olması şarttır. Bu kız, diğerinin hiç bilmediği yakın bir arkadaşınız olabilir ve anlaşıp rol yaparsınız, ama kadın milleti bu konuda tazı, spiritüel kadın ise resmen afgan tazısı gibi olacağı için, vaziyeti çakmaları çok olasıdır. Bu durumda, gerçek bir ilişki yaratmanız şart olacaktır. Aslında, madem öyle güzel bir kız bulabilecek potansiyeliniz var; bulabildiyseniz, onunla devam edin derim ben; ama yok, illa psikopata bağladıysanız hatları ve hırs yaptıysanız, ‘yakın dost’u elde etmek için, siz bilirsiniz derim ben. Ulan, spiritüel kadın için bunca takla attım; diğeri için kaç takla atmam lazım diye düşünmeyin; diğeri için işiniz daha kolay olacaktır; çünkü, kalbinizde başka biri olduğu için, etrafınızı pek sallamaz duruma geleceksiniz ve bu da sizi diğer kadınların gözünde çekici yapacaktır. Zaten niyetiniz de belli olduğu için, evren size bu niyete uygun birini büyük ihtimalle yollayacaktır. (Tabii olaylar bittikten sonra, bu senaryoda yer alanlara katkılarından dolayı teşekkür etmeyi unutmayın, e mi?) Yani anlayacağınız, birini bulma ihtimaliniz çok yüksek. Böyle birini bulduktan sonra, onu böyle bir amaç için kullanmak, cidden ‘Onun bunun çocukluğu’dur, ama zaten siz bu noktadaysanız, bunu düşünmezsiniz bile. Ayrıca şu da var ki, benim bu nitelendirmeyle nitelendirdiğim faaliyet, çoğu kadın için çok doğal bir davranış biçimidir ve erkekleri birbirine düşürüp kırdırmak, onlar için çok normaldir. Sonuçta, doğa belgesellerinde bir dişi için kapışan bir sürü erkek görüyorsunuz nasılsa, bu da böyle bir şey işte. Hem, tüm bu süreçler sırasında, spiritüelliğin sağladığı güzel bir savunma mekanizması da size acayip destek olacaktır: “Demek ki yaşanması gerekiyormuş.” 🙂 Sıkıştığınızda bunu öne sürebilir ve karşınızdakini susturabilirsiniz; hatta, buraya kadarki satırları okuyup kızan bazıları, bu cümleyi görünce yumuşamışlardır. 😉 Spiritüellik çok olumlu yönleri olduğu gibi, yanlış ellerin elinde çok tehlikeli bir silah haline de gelebilir.

Pekiii, her şeyi göze aldık ve ‘diğer kadın’ı ortaya sürdük; olayın sonrası nasıl gelişir, ne yapmak gerekir? Valla, açıkçası mucizevî biçimde hiçbir şey yapmanız gerekmez; çünkü, her şey kendiliğinden gelişecektir ve bir süre sonra kendinizi kendinizin bile inanamayacağı muhabbetlerin içinde bulmanız muhtemeldir. Hele ki, bu satırların sahibinin deneyimlediği gibi, ‘yakın dost’unuzun en yakın kız arkadaşıyla aşk yaşamak gibi bir durum, sizi, o ‘yakın ve sizi istemeyen dost’unuzun, “Bunu bana kasten mi yapıyorsun?” sorusunun muhatabı bile kılabilir. (Gerçi, o zamanlar acayip saftım ve taktiklerden zerre haberim yoktu ve cidden aşık da olmuştum…) Yazarın, daha sonraki yıllarda yaşadığı ve kendisini reddetmiş ve nerdeyse hiç görüşmek istemeyen bir kızın, yazarın sevgilisiyle gözgöze geldikten sonra, birden ‘yazara’ aşık olduğunu fark etmesi de, ilginç bir durumdur. Sadece bu kadar mı? Yazar, bu durumu defalarca, farklı şekillerde deneyimlemiş ve her seferinde de dumurdan dumura uğramıştır. (Tecrübe konuşuyor anlayacağınız.) 😉

Kısacası “Sevdim, sevilmedim; seveni sevemedim” durumunu, biraz akılcı ve insafsız taktiklerle “Sevilmeyen sevildi, diğer sevenden ötürü” pozisyonuna sokabilirsiniz. Bu arada, şunu aklınızdan hiç çıkartmayın: Sizin ‘vicdan’ yaptığınız noktalar, çoğu kadın için gündelik bir yaşam biçimidir ve kadın eşittir vicdanını rahatlatma ve kendini rahatlatma hali, denilebilir. Mesela, siz ICQ’da ondan resim isterken size, “Önemli olan benim fiziğim değil, ruhumdur” muhabbeti yapan bir kadın, üç gün sonra “Önemli olan ruh(!)” değilmiş gibi, sizden rahatlıkla resim isteyebilip, siz ona üç gün önceki sözlerini hatırlatınca “O zaman başkaydı :))))))))))” gibisinden bir yanıt atabilmektedir.

Bir diğer vaziyet ise, istediğiniz kadının erkek arkadaşının olması durumudur ki, bu nokta aslında üstteki duruma göre daha kolay bir durumdur. Yani gidip bir başka vatan evladının kız arkadaşını ayartmak delikanlıyı bozarsa da, illa kafaya koyduysanız, aha da size işe yaradığı bizzat görülen bir taktik. (Hiç uygulamadım onu söyleyeyim, farklı şekillerde gözledim.) Öncelikle, her zaman olduğu gibi, niyetimizi karşımızdakine ASLA belli etmiyoruz. Bu niyetini belli etmeme olayı, her yemekten önce sebzeleri, meyveleri yıkamak, namaz öncesi abdest almak gibi bir şeydir. Kadınların, ‘niyetini’ belli eden erkeğe karşı kullandığı ve temelinde “Kolay elde edilebilir kadın değilim” mesajı vermeyi amaçlayan otomatik bir savunma mekanizmaları vardır ve bu yüzden, önce yumuşak adımlarla yaklaşmanız gereklidir. Hele ki, sevgilisi olan bir kıza, ASLA bismillah deyip dalmamanız gerekir. Uygulamanız gereken yöntem, resmen İngilizlerin “böl ve yönet” politikası gibidir. Siz ona dostça yakınlaşıp, kızımızın size güvenmesini sağlamalısınız önce. Spiritüel kadında ise bol bol onu dinleyin; bırakın, size Reiki falan yapsın, dertlerini anlatsın ki, bu türün derdi, zaten hiç bitmez… Siz, hep onun yanında, ona destek olan olun. Size yeterince güven duyduğu süre sonunda kendiliğinden, size erkek arkadaşıyla olan ilişkisini anlatmaya başlayacaktır. Her ilişkide çeşitli problemler olacağı için, size anlatmasının niyeti, erkek gözüyle yorum yapmanız falan olacaktır. Bu noktada, artık harekete geçme zamanı gelmiştir ve o hiç çakmadan, erkek arkadaşıyla olan ilişkisini ona sorgulatacak tohumları ekmeye başlayabilirsiniz. Asla, “O herif zaten sana yaramaz” gibi, onu savunmaya itecek sözler sarf etmeyin; dedim ya, kadın milleti kendini sürekli onaylama çabası içindeki bir türdür diye; anında savunmaya geçer. “Bu çocuk çok iyi birine benziyor, ama herkesin çeşitli sorunları olabilir; bunları birlikte aşabileceğinize inanıyorum şahsen, ama n’aparsın ki, bazen aradaki uyum çok iyi olsa bile, bazı noktalar tutmayabiliyor ve ileride bunun dönüşümü çok ağır olabiliyor; şimdiden bunları tespit etmek lazım, ama dilerim ki, hep mutlu olursunuz” gibisinden bir cümle, onu tavana vurdurup, “Canım yaaa sa’ol, sen çok iyisin” gibisinden bir cevabı beraberinde getirecektir. Yalnız, şunu da belirteyim ki, bu yol sabır isteyen yoldur ve biraz uzun sürebilir. Size iyice güvendikten sonra, daha fazla ötmeye ve daha özel şeyleri açmaya başlayacaktır. Siz artık, o noktadan sonra, akıllıysanız tarla gibi sürersiniz karşınızdakini. Bu arada, erkek arkadaşı da zaman içinde durumdan kıllanmaya ve size sinir olmaya başlayacaktır. Nasıl olur demeyin, kadın milleti bu; sevgilimle her şeyi paylaşmalıyım düşüncesiyle, her şeyi yetiştirecektir ona. Yalnız, yine bir noktayı hatırlatayım ki, tüm bunları yaparken dozajı kaçırıp, kadınının sizi ‘cinsiyetsiz’ olarak algılayacağı bir konuma koyarsanız, yandınız; tövbe hayır gelmez artık. Akıllı adam, dostluğu kurallarına göre oynarken, “Bak kızım, karşında aslanlar gibi bir adam duruyor” mesajını da, arada onun bilinçaltına itelemeye başlayandır. Siz bu muhabbeti yaparken, sık sık onunla dışarıda falan buluşma daveti yapın ki, erkek arkadaşı daha da kıllansın. Hele kavga ettikleri zaman, kızımız ağlarken, tüm işiniz gücünüzü bırakıp onun yanına gidip, sarılıp destek vermeniz, kızın dibini düşürecektir. Erkek arkadaşının kıllanma düzeyi arttıkça, artık sizinle görüşmelerine kısıtlama getirmeye çalışacaktır ve bunu yapması için, her gece duaya çıkın derim ben. Çünkü o noktadan sonra, artık kızın size gelmesine bir adım kalmıştır. Spiritüel kadın, özgürlükçü bir kadın modelidir ve kısıtlanma çabalarına anında tepki gösterecektir. O, bu dünyaya kendi seçimiyle gelmiştir ve karşısındaki kim oluyordur ki, ona karışabiliyordur. Bazıları, ilk başlarda bunu kabullense bile, çevresinin de gazıyla iyice isyan edecektir ve bir anda, karşısında iki seçenek bulacaktır. Bir yanda, kendisini sınırlamaya çalışan, anlayışsız, sürekli tartıştığı Metecan; diğer yanda, her kötü anında yanında olan, anlayışlı, onunla ‘dost olabilmiş’ Ayhan. Metecan’la okkalı bir kavga ettikten sonra, eli direk telefona gider ve Ayhan’a der ki; “Hafta sonu için buluşma teklifin halen geçerliyse, geliyorum”, ya da siz teklif etmemiş bile olsanız “İşin yoksa buluşalım mı?”… Artık o noktadan sonra, ipler tamamen elinizdedir ve Metecan’a istediğiniz gibi (ama akıllıca) yüklenebilirsiniz. “Bugüne kadar sana söylemek istemiyordum, seni düşündüğüm için, ama bu herif zaten sana layık değildi” muhabbetini, çok iyi seçilmiş kelimelerle yapmanız ve o âna kadar kafasında oluşturduğunuz “anlayışlı, akıllı, güçlü erkek” imajı, onun size tıpış tıpış gelmesini sağlayacaktır ve o noktadan sonra, salaklık edip yanlış adımlar atmazsanız (mesela, anında maskenizi çıkartmak gibi), “yeni sevgiliniz hayırlı olsun” derim ben size…

Dünyada, binlerce ömre yetecek kadar kız var ve açıkçası hiçbirisi de “en özel” değil. “En özel” olabilecek birden fazla kişi var ve açıkçası ben, taktikle elde edilmiş bir ilişkiye pek inanmıyorum. Aslında birçok kişi de bilinçsizce yukarıda anlatılanları yaşıyor ve buna da ‘süreç’ deniyor. Zaten süreç ile taktiğin arasındaki fark, aradaki “bilinçli eylem” hali. En güzeli, her seferinde tekrarladığım gibi, olayı akışına bırakmak ve evrenin size zaten ‘en uygun’uyla buluşturacağına sonuna kadar güvenmek. Ama gözünüzü kararttıysanız ve illa “o olacak” diyorsanız, kendiniz bilirsiniz. Benden günah gitti. 🙂

Bölüm 5

Aslında tavlamak kısmından, şutlamak kısmına geçmek biraz abes görünse de, ben yaptım oldu işte… Yani insan ister istemez soruyor tabii, hani nerede bunun ‘spiritüel kadınla güzel ilişki kurmak’ kısmı falan gibi önerilerin olduğu bölüm diye. Ama biz, önce başını ve sonunu yazalım ki, Yaratan aradaki boşlukları doldurmak için güç versin. İşte karşınızda, spiritüel kadın nasıl şutlanır?
İlk önce şunu açık söylemek gerekir ki, “Spiritüel kadın nasıl tavlanır?” serisini, ağızları yayık ayran modunda mutlu mutlu okuyan kadınlarımız, bu yazıdan biraz rahatsız olabilirler. Kadın cinsinin en temel gereksinmeleri, egolarının sürekli okşanması ihtiyacı ve ilişkide bulunduğu erkeğin, ona sürekli olarak onu sevdiğini hatırlatmasıdır. Siz ona kasa kasa çiçekler de götürseniz, Türkkuşu Hava Gösteri Ekibi’ni tutup gökyüzüne ‘Seni Seviyorum Ruhumun Nurlu Işığı” da yazsanız (ki bunu yazacam diye, en az iki pilot şehit olur), sevgili kızımız bir saat sonra durur durur, “Beni seviyor musun, Ruşen?” diye sorup, Ruşen’in sigortalarını resmen attırır. Tabii Ruşen, aşık modunda olduğu için, “Ulen buna sevdiğimizi ispat için yüz bin dolara jet ekibi tuttuk, iki de adam öldü; halen bunu soruyor, elinin tersiyle bir tane geçirecen” diye geçirse de aklından, “Tabii ki canım, hem bunu sana her şekilde ispatlarım, tıpkı bugün olduğu gibi aşkım” der. Kızımız da aldığı yanıttan memnun, sonraki saati bekler. Buraya nerden geldik? Haa, ne diyordum, kadınlarımız rahatsız olabilirler; çünkü, ilk dört yazıda ruhları bayağı okşanmıştı kızlarımızın ve mutlu olmuşlardı, şimdi ise işin diğer tarafını görecekler. 🙂
Onu tavlamak için yırtındınız; nice kitaplar okudunuz; spiritüel toplantılara katılıp fikirlerinizi beyan etmek durumunda kaldınız; astroloji öğrendiniz; kasa kasa çiçekler aldınız, zamanınızı harcadınız falan filan… Kızımız da size sırılsıklam aşık oldu (ki daha önce de belirttiğim gibi, spiritüel kadın aşk konusunda genelde havayı aldığı için, en ufak sevgi gösterilerinde, hele ki bir de içtenliğine inanırsa, yelkenleri indiriverir. Zaten o, aslında sürekli bir arayış içindedir; o mu; bu mu; tüh gene değilmiş gibi.) Neyse, kızımızı kendinize aşık ettiniz diyelim. Sonra, çok ateşli bir gecenin sabahında, mutlu mutlu uyandınız ve başınızı çevirdiğinizde, yanınızda onu gördünüz. Ama o ne? O, dün gece sevişirken hayal ettiğiniz kumral değil ya da başkasını hayal etmemiş olsanız bile, kendinize ‘Ben ne yapıyorum yahu?’ diye sordunuz. Evet, mutlu başlamıştınız, ama artık o hisler yok. Ama o da aşık size, bunu anladınız. Eee, evinizdesiniz zaten, giyinip sıvışma gibi bir seçeneğiniz de yok. Ne yapacaksınız bu durumda? Heh heee, okumaya devam edin bakalım.

Şimdi birincisi, karşılaşabileceğin ilk büyük engel, suçluluk duygusu olabilir. Aslında, taktiklerden önce bununla başa çıkabilmen gerekiyor. Senin, az buçuk duygusal biri olduğunu düşünerek bunu yazıyorum tabii. Eğer sen, spiritüel kadın tavlamak için inisiye edilmiş bir kalassan, zaten taktiğe ihtiyacın yok kardeşim. Benim bir arkadaşım gibi, kızın kesin hamile kalacağı günde bile, “İçine boşalırım, hamile kalırsa onun derdi, bana ne?” diyebilecek kadar gönlün ferahsa, ohooo sen olayı koparmışsın kardeşim. Sen, akılsız kadınların, akıllarını başlarına almaları için dünyaya gönderilmiş peygamber sayılırsın gözümde, ama yazının burasında da görevinde başarılar diler ve eyvallah derim.

Ne diyordum, suçluluk. En başında, şunu bilirsen rahatlarsın: Bu kadın milletinin doğasında vardır terk etmek ve terk ettikten sonra acı çekmemek. Sana gelene kadar bir sürü erkeği terk etmiş/süründürmüş/ seni arkadaş olarak görüyorum demiş/reddetmiş ve bunların hemen hepsinde de göstermelik bir vicdan yapıp, rahatlıkla yoluna devam etmiştir. Kadınlar terk etmeyi kendi inisiyatifleri olarak gördükleri için, terk edilmek onlara fazlasıyla acı koyar. Hatta öyle acı koyar ki, hırstan ve üzüntüden, bilmeden bahçedeki antep süs biberlerini yiyip, ciğeri yanmış şekilde, sağa sola badi badi koşturan penguenler gibi davranırlar. Birçoğu da hırs yapar ve çirkefliklere kadar uzanan yolu seçer. Spiritüel kadın da ise durum tam tersidir: Spiritüel kadın, okuduğu bilgilerin de etkisiyle, bu ayrılışlarda bir hayır arar durur ve kaderine razıdır. Bu ayrılığın, ona bir sürü hediyesi olacağını düşünür ve bir de üstüne, size sarılır ve teşekkür eder. Siz bu arada, onun bu tavırlarına şaşkın şaşkın bakarken, bir yandan da “İyi sıyırdık lan, Hamza” modlarında gezersiniz etrafta. Ama sonuçta, spiritüel olsun olmasın, kadın kadındır ve nice vatan evladına acı çektirirken zerre vicdanları sızlamamıştır. O yüzden, hiç kendini suçlu hissetme güzel kardeşim. Hem bu, mutlaka olması gereken bir şeydir ve ikinize kazandıracağı çok şey vardır, di mi? (Kitapta öyle yazmıyor muydu yahu.) ;))))

Suçluluğu hallettiysek, sırada onu nasıl terk edeceğiniz problematiği var. Şimdi, bu konuda da spiritüel literatürü bilmeniz çok çok faydalı olacaktır. Çünkü spiritüel bilgiler insanı bir yandan güçlendirirken, bir yandan onun içinde, bazı arka kapılar açar ve siz bunları bilirseniz, istediğiniz kadar vur-kaç yapın, karşılık bile verilmediğini hayretle göreceksiniz. (Aslında, hiç spiritüel muhabbetiniz yoksa bile, sırf bunu izlemek için bile, en azından bir spiritüel kadın tavlanmalı derim ben.) 😉 Diyelim o sabah kalktınız ve yanınızdakini istemediğinizi fark ettiniz ve işi uzatmadan da ayrılmak istiyorsunuz: Ne yapmalısınız? Birincisi, ani manevralar ve bırakışlar, daha derin tahriplere yol açabilir. O yüzden, dozajı alıştıra alıştıra vermeniz ilk adım olmalıdır. Mesela, yatağınızda dikilin ve televizyonu açın, daha önce o yanınızdayken hiç yapmadığınız bir şey olarak. O, uyanıp size gülümseyen gözlerle baktığında, ufak bir gülümseme ve öpücük verin ve yine TV’ye dönün. Anında bir şeylerin olduğunu anlayacak, kıllanacak, ama susacaktır. Tüm alıcıları, artık sizin üzerinizdedir ve her hareketiniz izlenecektir. İçiniz içine sığmasa bile, üzerinizde bir huzursuzluk varmış gibi davranın kahvaltı masasında, sorularına kısa ve kapalı yanıtlar verin. Bir süre sonra size, “Neyin var, iyi misin?” diye soracaktır, çok anlayışlı bir bakışla. Siz ona bakıp da, “Allahım ne güzel yüz, ne anlayışlı insan, ben ondan ayrılamam”ı düşünüyorsanız, o zaman ayrılmayın. Ama bir de şu var ki, bu bakışın altında, “Allah allah, bir şey mi yaptım dün gece acaba, adamı mutlu edemedim galiba. Yok yok, belki de eflatun tangayı sevmedi, zaten Zerrin söylemişti, onun kocası da böyle yapmışmış. Yaaa n’olur beni sevdiğini söyle…” gibisinden binlerce düşünce aynı anda geçiyor olabilir. Bir kadın, böyle bir anda, son teknoloji bir bilgisayardan daha hızlı işlem yapabilme kapasitesine sahiptir. Hani, ekran kartı ve modem takacak yerini bulsanız, rahatlıkla arkadaşınızla iki el Counter-Strike attırabilirsiniz ve grafikler tık bile etmez. Bu anlayışlı bakış, bazen bir tuzaktır; bazen bir gerçektir; bazen de “Ulan hıyarto, bulmuşsun gül gibi kadını, ne tavır yapıyon it, dün gece ‘evet orası, ah evet orasııı’ derken tavır yapmıyordun ama…” mesajı da içerebilir. Bunun dekoding işlemlerini yapacak olan siz ve verdiğiniz karardır artık. Diyorsan ki, “Yoh kardeşim, evet iyi kız ve ‘orası’nı bulmakta üstüne yok; ama ben illa bundan ayrılacam”, o zaman devam edelim… Size bu soruyu sorduktan sonra, ilk cevabınız “Yok bir şeyim, sanırım havalardan” mealinde bir yanıt verin, o da içinden “Hadi lan, havalardanmış; ben bilirdim senin havanı almayı da dua et şu anda ipler sende” derken, dışından “Konuşmak istersen dinlemeye hazırım” diye anlayışına devam eder. Ay, ben böyle durumlara cidden uyuz olurum. Yahu kadın, tamam çaktın bi haltlar var, bari üzerime iki dakika gitme de nefes alayım; belki bu, yanlış bir karar verip vermediğimi bir kere daha düşünme fırsatı sağlar. Ama yoook, illa çözülecek o olay orada. Neyse ki, bunların spiritüel modelleri nerede duracağını bilir ve içi içini yese de “Peki o zaman, ama konuşmak istersen, ben hep burdayım” diye yanıt verir. Orada hödük olmayın ve bir kere sarılın ona ve içten olsun. Kız biraz rahatlasın ve siz de rahatlayın; sonrası için iyi olur, böylece başınız daha az ağrır. Haa, bu arada sakın, ama sakın “Seni seviyorum”, ya da daha beteri “Sana aşığım” falan demeyin. Derseniz, onun canını daha çok yakarsınız; siz zaten, her sarılmanızda bunu söylerken, şimdi söylememekle ona mesajı enjekte etmiş oldunuz. Size kolay kolay “Neden seni seviyorum demedin?” diye soramaz da, çünkü sarılmışsınızdır bir kere. İçine atar ve susar, siz de biraz nefes alırsınız…

Sonra gününüz devam eder, aranızda hiç konuşulmayan bir şeylerin olduğu bellidir ve fırtına patlamak üzeredir. Siz, elele sokaklarda dolaşırsınız, hiçbir şey yokmuş gibi; sarılırsınız, hatta bir kere daha sevişebilirsiniz (ki aslında bu, ‘kızı terk etmeden önceki son kere’ muhabbetiyse eğer, biraz adiliktir) falan filan. O günün akşamı evinizde iken, muhtemelen cebinize, “İyi misin? Bugün üzerinde bir durgunluk vardı; umarım seni kıracak bir şey yapmamışımdır? Seni seviyorum” gibisinden bir mesaj gelecek ve siz de ne yanıt atacam diye bir süre mal mal telefonunuza bakacaksınızdır. Burada en güzel taktik, durumu yüz yüze konuşana kadar ertelemektir. Hiç yanıt atmazsanız, ya telefon gelecektir, ya da onu o geceki uykusundan edeceksinizdir ki, bence fazla kırmadan ve incitmeden ayrılmak en güzeli olduğu için, mesaj atın, ama yine sakın “Ben de seni seviyorum” yazıp umutlandırmayın. Zaten bu umutlandırmama olayı en dikkat edilmesi gereken şeydir; çünkü, ayrıldıktan sonra uzun süre her hareketinizden bir anlam çıkartılacak ve umut aranacaktır; tıpkı sizin zamanında yaptığınız gibi. Delikanlı adam kararını alır ve bunu kararlılıkla sonuna kadar uygular ve bu net tavır, biraz sert olsa da en etkilisidir; çünkü ne yapmadığına karar verememiş bir insanı süründürerek acı verirken, bunun acısı kısa süreli ve keskindir. (Tabii illa acıyacak diye bir kural da yok, ama genelde acıtır.)

Size, durumu erteleyecek ve kaçış sağlayacak bir sürü taktik verebilirim, ama en güzeli, onunla açık açık konuşmaktır. Tabii, siz kendinizi hazır hissedene kadar onu aramamaktan, mesajlar sanki elinize ulaşmamış gibi davranmaya (GSM şirketine küfretmek gerçekçiliği arttırır); buluşmamak için sallamaya kadar bir sürü yol kullanabilirsiniz; ancak, süreci fazla uzatmamanız, ikiniz için de iyi olacaktır. O gün geldiğinde, buluştuğunuzda artık eskisi gibi sarılmadığınızı, ikiniz de fark edeceksinizdir ve artık o da buna daha hazırdır. Zaten dediğim gibi, spiritüel kadında işiniz çok daha kolaydır, ortalama kadınlara göre. Ortalama bir kadın ağlarken, o kendini tutacaktır; ortalama bir kadın kavga çıkartırken, o size sarılacaktır; ortalama bir kadın sizin adi olduğunuzu düşünür veya söylerken, o size teşekkür edecektir; ortalama bir kadın sizi aramaya devam ederken, o bunu kabullenecek ve köşesine çekilecektir. Yazarken bile çok duygulandım be, yazık be spiritüel kadınlara, valla bu kadar da kabullenici olunur mu yahu? Bence kırmayın fazla onları; baksanıza, ne kadar içlerine kapalılar ve sevilmeyi istiyorlar. Kıyamam be ben onlara… Gerçi, onların bayağı bir kısmısı bana kıymışlardı, ama olsun ben dayanamıyom onların bu halini görünce. Hadi, kızsa küfretse belki rahatlarım ama… Ay neyse, vicdan yaptım gene. Ne diyordum? İşte böyle tepkiler alırsınız onlardan ve açıkçası bu, vicdanınızı sızlatsa da sizi rahatlatacak bir tavırdır. Birçoğu da siz aramadığınız sürece sizi aramayacağı için (ama sürekli bekler durur), bu konuşma haline girmeden olaydan sıyırabilirsiniz, ama eninde sonunda bir gün karşınıza çıkar ve size soru soran gözlerle bakarlar. Ay, ben o eski sevgililerimin bana bakışlarını hatırladım da, içim fena oldu gene. Hepsi de harika insanlardı, ama n’apiiim olmamıştı, yürümeyecekti. Ay ben hislendim; biraz ara vereyim; az sonra devam ederim…
………………

Ay neyse, biraz gidip ev arkadaşımın kız arkadaşının internette counter strike’da iki-üç adam öldürüşünü izledim de, kendime geldim. Bu taktik hep işe yarar: Bulunduğun yerden kalkacan ve başka ortama girecen. Mesela, sevişirken de boşalmak istemiyorsan, biraz duracan ve “Körfez savaşı, ülkedeki nohut üreticilerinin yıllık kazançlarını nasıl etkiler?” gibisinden konularda düşüneceksin veya “Demirören gene başkan seçildi, n’olcak bu Beşiktaş’ın hali?” diye efkar yapacan. Acayip etkilidir, ama karşınızdakine çaktırmadığınız sürece.

Neyse, konumuza dönelim: Kızımızı terk etme konuşmasına girdiniz, ne diyeceksiniz? Aslında en güzeli hiçbir şey dememek, ama tüm tavırlarınızla bunu belli etmektir. Karşınızdaki, sonuçta zeki ve algılama kapasitesi yüksek bir kadındır ve daha da güzeli, esas duygularını ifade etmekte zorlanacağı için, olaydan yara bere almadan kurtulabileceğiniz gerçeğidir. “Seninle frekanslarımız tutmuyor” muhabbeti eskimiş ve geçerliliğini kaybetmiş bir muhabbettir, ama spiritüel yola yeni giren kızlarda halen işe yarayabilir. Daha ileri boyutlardaki kızlara ise “Seni seviyorum ve sen benim için hep özel kalacaksın” deyip, mesajın altından da “Daha fazlası olmaz be güzelim”i kodladınız mı, işlem tamamdır. Sonra, kızların klasik taktiğinin biraz spiritüellikle yoğrulmuş versiyonu, “Sorun sende değil kesinlikle, sanırım ikimiz de zorlu bir değişim döneminden geçiyoruz ve bu dönemde birbirimize bir sevgiliden öte, bir yol arkadaşı olarak destek olmamız ikimiz içinde iyi olur; hem sanırım, evren bizim ayakta kalıp kalmadığımızı görmek için bizi deniyor ve bu zorlamalar da hep bu yüzden. Seninle hep yanyana olmayı isterim” diye de bir konuşma yaparsanız, içinden sizin boğazınıza sarılmak geçse bile, gıkını bile çıkartamaz; hatta düşünceleri bile, bilinçüstüne çıkmaya cesaret edemez. O, kendi içinde karmaşadayken, siz bu arada yan masadaki sarışını çaktırmadan kesmeye başlamışsınızdır bile. Gerçi, bu da adice, ama işte n’aparsın ki hayat böyle. Sizi terk eden kız da hüngür hüngür ağlarken, iki gün sonra yeni sevgilisinin kolunda arzı endam eyleyip, sizi zerre düşünmemektedir bile. Haa, arar konuşursunuz ve size yine ikiyüzlülükle sizi ne kadar önemsediğinden, sevdiğinden, hep yanında olmanızı istediğinden bahseder; “Aman ha!” buna düşmeyin, sonra adınız ‘stepne’ye çıkar. Neyse ki, böyle dertler spiritüel kadınlarda pek bulunmaz, ama yine de kadın kadındır; ne yapacağı belli olmaz.

Ondan ayrıldıktan bir süre sonra, onu özlediğinizi fark edip geri dönmek isteyebilirsiniz ki, bu da normaldir. Sonuçta bunalmışsınızdır ve nefes almak istemişsinizdir ve aldıktan sonra, onsuz olamayacağınızı düşünmüşsünüzdür. Size geri döner, ama güvenini tazelemeniz şarttır; çünkü spiritüel kadın, çok kolay ürkebilen ve kırgınlıklarını uzun süre taşıyabilen bir türdür. Üzüntüleriyle mücadele edip, onları sürekli yok etmeye çalıştığı için, onlar kalıcılaşmış, hele buna bir de kendini ifade edememe sorunu eklenince, kendini rahatlıkla aşağılayabilen bir varlık ortaya çıkmıştır. Ortalama kadınların durumu daha kolaydır, onlar o kadar düşünmeyip, olanı yaşadıkları ve tepkileri anlık olduğu için, daha rahatlardır. Ama kadın sürekli düşünmeye başladıkça ve düşünsel gevişlerinin sayısı arttıkça, gücü de azalır ve daha kırılgan olur. O yüzden, terk ettikten sonra dönecekseniz, hassas olun, yok dönmeyeceksiniz, ona umut verecek tavırlarda bulunmayın. Mümkünse ortamlarınızı da ayırın ki, sizin yokluğunuza daha kolay alışabilsin.

Ayrılmak acıdır, ama asla kötü bir şey değildir, bizdeki kodlamaların aksine. Kişiler ve ilişkiler açısından büyük fırsatlar doğurabileceği gibi, yeni ufuklara yelken açmanın da limanı olabilir. Ama yazarkenki halim görüldüğü üzere, çok da kolay bir şey değildir; terk eden taraf siz olsanız bile…

Bölüm 6

Bu seride halen yazacak ne kaldı diye soruyorum her seferinde ve her seferinde de yeni bir şeyler buluyorum, her nasılsa. E birader, kimse de çıkıp sormuyor ki bana, “Tamam güzel kardeşim, nasıl tavlayacağımızı anlattın falan da, eee peki bu kadın tipini şöyle modellerine ayırsan, hani kime nasıl davranacağımızı bilsek, di mi yahu?”. İşte amme hizmetimiz devam ediyor: Spiritüel Kadın Tipleri.

Şimdi, daha ilk paragrafta kadın milleti mensupları şöyle bir kaşlarını çatıp, “Hırrrr, kadın tipleriymiş… Şimdi bu herif oturacak, bizleri kategorilere ayıracak ha? Ha haaayt yesinler… Okuyalım da gülelim, hem nasılsa ben hiçbir kategoriye girmem” demişlerdir. Spiritüel olsun olmasın, tüm kadınların en en en en büyük takıntısıdır bu, “özel” olmak. Tanıdığım hemen tüm kadınların, hayatlarının bir döneminde bana söylediği cümle şu oldu: “Beni kategorilendiremezsin bir kere, ben diğerleri gibi değilim…” Tamam, seni kategorilendirmeyeyim ve sen “özel”sin de, tüm kadınlar bana bunu söylüyorsa, “Kategorilendirilmeyi reddeden ve ‘özel’ olduğunu vurgulamaya çabalayan kadın modeli” şeklinde bir kategorilendirmeye de kimse ses çıkartamaz sanırım. Yani bir kişi de çıkıp desin ki, “Valla benim hiçbir ‘özel’liğim yok; sıradan, ‘özel’liksiz bir kadınım”, işte o anda o bana ‘özel’ gelir. (Tüyoyu aldılar ya, şimdi görürüz gelecek cümleleri.) 😉

Neyse, gelelim spiritüel kadın modellerine. Şimdi güzel kardeşim, bu alemden bir kıza vuruldun ve ona yazmak istiyorsun. Ama her yiğidin bir yoğurt yiyişi, her spiritüel kadının bir enerji çekişi vardır, arabalardaki beygir gücü misali: Kimisi adamın iflahını gevretir; kimisi bismillahı çekmeden amin dedirtir; kimisi adamın başını döndürür; kimisi adamı baş aşağı döndürür… Bunlardan ilki “mistik” tiplerdir. Mistik tipin en belirgin özelliği, önünden geçerken sürekli tütsü kokusu aldığınız, ama kapısındaki maskları görüp, pek de yanaşmadığınız otantik mağazalardan çıkmamaları; çıkmadıkları gibi, Navajo Kızılderilisi Kıçbaşoynar Bulut’un 11’inci yüzyıldan kalma kreasyonlarını da üzerlerinden çıkarmamalarıdır. Bir nev’i ayaklanmış Hereke halısı gibidir. Genelde Carlos Castaneda falan okurlar ve az buçuk da büyüye, mistik ayinlere falan yatkındırlar. Bunlar da kendi içlerinde ikiye ayrılırlar ve özellikle ilişkisel anlamda iki tipin ortası pek yoktur. Bir türü pek işin felsefesinde olmayıp, daha çok görsel olarak takılanlardır ki, birçoğu bir şeyler biliyor gibi görünseler de, içleri tıntındır ve böyle konulardan konuşanlara, hele de az buçuk bir şeyler bilenlere atlarlar. Bunları az biraz bilginizle bile tavlamak çok zor değildir; yalnız içlerindeki boşluk, duygusal alana da yansıdığı için, uzun süreli ilişki anlamında bir şey beklemeyin. Zaten siz onu bırakmasınız bile, o sizi bırakır; çünkü, aslında ne istediğinin o da farkında değildir. Bu tür, çiftleşme anlamında da pek sorun çıkarmaz, ama kolyelerini, yüzüklerini falan çıkartmadan sevişmeye kalkarsanız, oranız buranız çizilebilir; sonra o çizikler enfeksiyon kapabilir falan, demedi demeyin. Bu türün ikinci bölümü ise, yine kendi içinde ikiye ayrılır: Bu ayrım, özellikle cinselliğe bakış açısında görülür. Bir defa bu kadın türü, spiritüelliği muhtemelen binlerce yıllık öğretiler üzerinden götüren, az buçuk o bilginin rahibesi kıvamına ulaşmış ve öyle üç-beş astral seyahat muhabbetiyle kandıramayacağınız bir türdür. Çoğunun yanında, adamın vaftiz olası gelir. Ayrımları şuradadır ki, bir kısmı harbiden rahibedir ve kendilerini ilişkiye ve cinselliğe toptan kapatmıştır. (Gerçi, sonradan akılları başlarına gelir, ama arada sen heba olursun.) Bir kısmı da ilişkiyi, ağırlıklı olarak da cinsel ilişkiyi, bir ibadet gibi görür; böylesi de adamı dindar eder, hatta ilahi bile söyletir. (Bilmem anlatabildim mi?) 😉
Peki, bu türe nasıl yakınlaşacaksın? Zaten az biraz tüyo verdim: Görüntüdeki mistikler için bir-iki kitap okuman, az biraz kendine gizemli hava vermen, biraz da (çok değil) entelektüel faaliyetler içinde bulunman yeterlidir; adamı fazla zorlamaz. İkinci tür içinse de benim bildiğim bir doğa dini manastırı var, oranın adresini, telefonunu veririm sana; gider eğitim alırsın. Zaten o eğitimden sonra da, karıymış kızmış derdin kalmaz; vatana, millete hayırlı olur gidersin. Rahibelerin ikinci cinsi için hiç heveslenme; o, seni yeterince güçlü ve hazır bulursa gelir sana, öyle şebeleklik yaparak falan olmaz o iş.

İkinci tip “şifacı”lardır. Bunların başında da Reikiciler gelir. En rahat erişilebilecek spiritüel kadın modelidir: Bir kere, ortak konuşma konunuz vardır; Reiki dersleri ve toplantıları aracılığıyla, ortak tanışma ve buluşma mekanınız vardır; üstüne üstlük, kızı elleyebilme fırsatınız da vardır ve özellikle 1’inci, 2’nci ve 4’üncü çakralar, kadın anatomisinde oldukça ‘hassas’ noktalara denk geldikleri için, “sapıklık” suçlamalarına karşı süper de savunmalarınız vardır. (1 ve 2 herkese gelmez de, 4’te bir sorun yok ve pek de sesleri çıkmaz) (Yasal Uyarı: Reiki’yi bu amaçlarla kullanmak, ‘Reiki’nin Yazılmamış Etik İlkeleri’ne son derece aykırı ve sapıkçadır. Eğer kızla, ‘Reiki Verme’ fantezisi yapmıyorsanız -öyle bir fantezi de nasıl oluyorsa-, bu olay sapıklığa girer, haberiniz ola.) Şifacılardan iyi sevgili olur; uzun ilişki yaşamaya da son derece müsait tiplerdir. Kullandıkları enerjiler harbiden işe yaramaktadır ve bu yüzden kendilerini dengeleyip dururlar ve pek baş ağrıtmazlar. Master statüsünde olanların günleri, ağırlıklı olarak diğer master’larla kapışmakla, laf sokmakla falan geçtiği için, sizinle kavga etmeye mecalleri kalmaz ve akşam gelip size sokulur ve bol bol dedikodu yapar. Çoğu, çok derin spiritüel bilgilere dalmadığı için, daha çok bir ‘dünya kadını’ görüntüsündedir. Zaten, birçoğu daha yolun başındadır ve Reiki onlara yeni bir giriş olmuştur. Güzellik ortalaması, özellikle 20 ila 30 yaş arasındakilerde bayağı yüksektir; yüzde 70’inin orasında burasında dövme, ya da kolye, ya da yüzük olarak Japonca Reiki yazısı olur. (Hele dövme olanlar, çok daha çekici olur.) Dediğim gibi yakınlaşması, tanışması ve kaynaşması çok rahat bir türdür. Özellikle masaj yapanını da bulursanız, kaçırmayın derim ben. Hem uzun bir ilişki, hem dırdır etmiyor, hem masaj yapıyor, hem de enerji veriyor; daha ne istenir ki, bir kadından be. (Ufak bir tüyo: Eğer iki taraf da enerji tekniklerini biliyorsa ve mercimeği fırında buğulama yapmak üzereyseniz, varlıklarınızı kavuşturmadan önce 11’inci böbreküstü bezi noktasını aktive edip, birbirinize öyle dalın ve görün bakalım neler oluyor. Bu noktalar, kasıklarınızın bacaklarınızla birleştiği bölge civarlarındadır. Önce sağa, sonra sola bir süre enerji verip, o noktaları aktive edin ve sonra…) 😉

Üçüncü tip, “sapına kadar spiritüelci”lerdir. (Sap konusunda spekülasyon yapmayalım lütfen.) Bunların ömürleri her nev’i spiritüel kitaplar, kanal bilgileri, meditasyonlar, falan filanla geçer. Acayip maymun iştahlıdırlar ve gördükleri her şeye atlarlar; çocuk parkına gidip de her oyuncağa bir anda binmek isteyip, neye bineceğine karar veremeyip, ortada mal mal dolaşan çocuk gibidirler. Bunlar kesinlikle uzak durulması gereken bir türdür. Bir defa, neyi istediklerini bilmedikleri için kararsızlardır; her şeye atladıkları için karman çormanlardır; zaten ruh halleri allak bullaktır; eee burada, bir de kendi curcunalarına mutlaka ve mutlaka sizi de çekmek isteyecekleri gibi bir durum söz konusu olacağı için, sizi de çorba edeceklerdir. Kendinizi, bir gün Kryon’un yeni mesajlarını dinlerken; diğer gün meditasyon yaparken; diğer gün spiritüel bir grubun toplantısına giderken; bir başka gün enerjinin sert olduğu bahanesiyle terk edilmişken; bir sonraki gün aslında bunların karma çözülmesi olduğu ve sizi affettiği için, sizinle olabileceği muhabbetini dinlerken; sonra da bir gün, Tobias bağımlılıklarınızdan kurtulun dediği için, gene terk edilmişken… (bu uzaaar gider) bulabilir ve en sonunda kafayı çizebilirsiniz. Bu da vatana aslanlar gibi gençler yetiştirecek Türk evladına ters kaçar. O yüzden, siz siz olun sakın bu türe yanaşmayın.

Dördüncü tip, “boşanmış tek çocuklu kadın” modelidir. Aslında bu modelin spiritüellikle falan alakası yoktur; normal hayatta da görülebilir, ama spiritüel kadın adını alıp, hele bir çocuk doğurup da, en az bir kere boşanmamışı yoktur. Bu noktada, “spiritüel olmak” kavramı bilgisayar virüsü gibidir ve bulaştığı kadını tek çocuklu dul bırakır. Aslında bu olay, büyük ihtimalle şu aralar 20’li yaşlarını yaşayan kızlarımızın da ileride katılacağı bir kategoridir; çünkü, zaten bu model ilk evliliğini 20 ila 25 yaş arasında yapmıştır. 20’li yaşlardaki spiritüel kızların en büyük hobilerinden birisi, kendisinin ağzına eden az biraz psikopat ve sorunlu bir herife deliler gibi aşık olup, sonra da onla koşa koşa evlenmektir. Çoğunun, evliliklerinin daha ilk haftalarında akılları başlarına gelir: Deliler gibi aşık olduğu adam hastanın tekidir ve o bunu, evlenene kadar görmezden gelmiştir. Eh, toplumsal mutluluk, hedef olarak bilinçaltlarımızda yer alan evlilik gerçekleştikten ve illüzyonlar ortadan kalktıktan sonra, bir anda gerçek görülür ve çocuktan sonra da o, ya da bu şekilde boşanılınır. Bunların bir kısmı gene akıllanmaz ve gider gene bir başka psikopatla evlenir, ama bu sefer akıllıdır ve ondan çocuk yapmaz. 🙂 Bunlar, “mistik, şifacı, spiritüelci” falan da olabilir ve aslında bu model, diğerleriyle aynı klasmanda değerlendirilmeyecek bir kategoridedir. (Yukarıdakiler doğum tarihi ise, bu cinsiyet gibi yani, sadece bilgilendirme açısından modellendirilmiştir.)
Bu türle ilişkiye girmek hiç zor değildir; yeter ki, az biraz adam olun. Bir kere, bunların ömrü psikopatlar arasında geçtiği ve sonrasında da uzun yalnızlık dönemleri geçirdikleri ve bir yandan da veledin sorumluluğunu taşıdıkları için, birileriyle birlikte olup, düzgün bişiiler yaşamaya acayip açtırlar. Burada “düzgün” kelimesinin altını çizerim; çünkü bunlar, “götürülmeye” en müsait tür olarak görünse bile, özellikle spiritüel olanlarla bu muhabbete girmek, ancak tek yolla mümkündür: Karşınızdaki hatun, halen “deneme-yanılma” metodunda takılı kalmışsa. Bu metottan ağzı yananlar ise, yoğurdu çok sıkı üflerler ve hayatın çemberinden geçtikleri için de, öyle kolay lokma değillerdir. Birçoğu zaten 35 yaş üstü oldukları için ne istediklerini bilen, deneyimli tiplerdir. Öyle kolay kolay, spiritüel muhabbetler yapiim de kandırayım ayaklarını yemez. Özellikle “olgun kadın” fantezisi hayali kuran 25 yaş civarları için şunu söyleyebilirim ki, kesinlikle “çıtır” muhabbetlerine bayılmalarına rağmen, ancak onların liginde bir olgunluk gösteriyorsanız, sizinle birlikte olurlar ve öyle “yatiim de olsun bitsin” muhabbetini pek olmaz. (Tabii, burada spiritüel tiplerden bahsediyoruz, yoksa dışarda böylesi bol bol vardır.) Az biraz sorunlu, psikopat bir tip olduğunuzu hissediyorsanız, bunlara pek yanaşmayın zaten; sizinle abla modunda arkadaşlık ederler. (Siz gidin 20’liklere takılın. Onlar, “nerde benim psikopatım, nerede benim hayatımı karartacak adam” diye ortalarda vik vik gezmektedirler.) Eğer az biraz olgun, biraz da konuşmasını bilen bir tipseniz ve karşınızdakine uzun ilişki adamı tipi olduğunuzu hissettirebilirseniz ne ala… En güzel kadın modellerinden biridir: Sizden beklentisi olmaz; güzel sözler söyleyin, hoş sürprizler yapın, romantik davranın; çişe çıkartılacağını anlayan köpek gibi mutluluktan yerinde duramaz, 20’liklerin aksine, oturmuş bir kişiliği olduğu için, dırdırı, sorunu az olur; sizden önce düşüneceği bir çocuğu olduğu için, dikkatini size döndürmez, ki bu da ilişkiyi rahatlatır; çocuğu, muhtemelen sizi anasına pazarlamaya uğraşacaktır ve ilişkiniz iyi olacaktır, falan filan… Yalnız, bunların değişmez iki eşantiyonu vardır: Gay bir arkadaş ve evlerinde kedi-köpek. Bunlara alerjiniz yoksa, güzel bir ilişkiniz olacaktır. Tavsiye edilir.
Beşinci ve son model ise “Dengeli” kadın modelidir ki bu, “zaman makinesi” gibi, teoride olan, ama pratikte rastlanmayan bir şeydir. Gerçi, şurası da kesindir ki, teori bir gün pratiğe geçecek ve “zaman makinesi” icat edilecektir, ama bu noktada şu soru ortaya çıkmaktadır: “Bizim ömrümüz, bunu görmeye yetecek midir?”. El cevap: Zaman makinesini icat edip, bundan beş yüz sene sonrasına gitmek, bu modelle tanışmak için en uygun fırsat olacaktır. (Hiç de sürreel bir yanıt olmadı bence.)

Aslında modeller şekillendirilip, çeşitlendirilebilinir, ama ben burada kesmiş bulunayım artık. 🙂 Yedinci bölümde buluşmak üzere…

Bölüm 7

“Önümde koskoca bir dünya, yaşanası bir hayat ve bir gezegen dolusu da kadın varken, tek kadınla heba edilir mi bu güzelim yaşam?” diyenlerdenseniz, size ufak bir uyarım var: Spiritüel bir kadını boynuzlamaya kalkmayın. Neden mi?

Spiritüel kızımızı buldunuz ve binbir eziyetle veya rahatlıkla tavlamayı başardınız ve artık o, sizin sevgiliniz. Fakat siz, ne de olsa bir erkeksiniz ve doğanızda, olabildiğince çok dişiye tohumlarınızı saçıp, neslin devamını sağlamak güdüsü hakim ve bu güdü, üç gün sonra başınızı başka dişilere çevirmenize yol açıyor… Eee, bu çok normal de, yanınızdaki dişi hele de spiritüelliğe bulaşmış bir dişiyken, bunu yer mi? Yemese bile siz nasıl yedirirsiniz? Eh, okumaya devam edin bakalım.

Bir kere, öncelikle şunu kabul etmemiz lazım kardeşim: Bu kadın milleti, boynuzlandığını anlama hususunda, ekstradan bir donanımla geliyor bu gezegene; evrensel düzen, bunlara bu hassasiyeti, borsada çıkacak kağıtların önceden tespiti veya bir sonraki El-Kaide saldırısının mevkiinin belirlenmesi gibi konularda verse, kuşkusuz dünya daha yaşanası bir yer olurdu. Ama kurban olduğumun yaradanı, gidip boynuzlanma hususunda hassasiyet verip, erkek milletine koca bir kazık atmış. Bunlar da hissedip hissedip evde dırdırı yapıyor; sonra herifler, o sinirle gidip savaş çıkartıyor falan. Siz inanmayın, insanlık tarihindeki savaşların yazılı nedenlerine: Savaşlar, kadın dırdırı yüzünden çıkıyor. İnanmayan, gitsin Topkapı Sarayı’nın harem dairesine baksın; beş yüz tane kadını minnacık yere tıkarsan, olacağı bu. Koskoca Osmanlı bile kadın dırdırı yüzünden çöktü be…

Neyse, bu kadar tarih dersinden sonra, gelelim bu hassasiyete. Her kadında doğuştan var olan bu yetenek, spiritüel kadında üç misli fazladır; sen daha niyeti ettiğin anda, bunlar anında meseleyi çakarlar: Çakmak ne demek, bunların büyük bir kısmında telepatik ve medyumik yetenekler de söz konusudur ve kızın kimliği, hatta ne halt etmeyi planladığınıza kadar, rahatlıkla görebilirler. Hatta, benim duyduğum birkaç vakada, kızlar, geceleri astral bedenleri ile sevgililerinin evlerine gidip, onların ne halt ettiklerini izlemektedirler. Fakat spiritüel kadın, diğer kadınlar gibi dırdır etme potansiyelini farklı biçimlerde (karma temizlemeleri, geçiş dönemi bahaneleri…) gösterse bile, konu aldatılmaya geldiğinde, diğer kadınlardan farklı olarak, pek yaygara etmez: Çeker gider. Bu noktada şunu da söylemek lazım ki ben, spiritüel olup da aldatılan pek kadın görmedim; kendi tanıdıklarım arasında. (Zaten, çoğunun ilişkisi daha ilk ayı bile zor gördüğü için, buna fırsat olmuyor.) Bu yüzden, anlatacağım şeylerin bir kısmı teori, bir kısmı da spiritüel olmayan kadınların başına gelen versiyonlardan yola çıkılarak, spiritüel olanlarda ne gibi şeylerin başınıza gelebileceği konusunda spekülasyonlar, önceden uyarayım.

Bir kere önce şunu söyleyeyim, eğer bir spiritüel kadınla birlikteysen, ilk seneyi de geçebildiyseniz ve halen devam ediyorsan, devam et… Sen alnından öpülecek adamsındır ve iyi de bir eş bulmuşsundur. Her ne kadar, bu yazılar aracılığı ile onlara çok sataşsam da, aslında spiritüel kadınlar, tanığım diğer kadınlara oranla üst düzey bir modeldir ve her babayiğide yar olmazlar. (Her ne kadar, “yar olmamayı” anlamaları için, o ana kadar ne “baba”yiğitlere yar olmuşlarsa da…) O yüzden, o da olsun, bu da olsun diyeceğine, önce elindekinin kıymetini bil. Yok ama, illa gözünü kararttıysan ve illa “çeşit” olsun niyetinde isen, sana yardımcı olmaya çalışayım.

Bu noktada, kadın milleti hakkında bilmen gereken en önemli gerçek şudur: Defalarca da tekrarladım önceden, kadın milleti birbirinin referansı ile yaşar. Bu nedenle, yanında bir kadın olan erkek, sokakta avanak avanak dolaşan erkekten kat kat değerlidir; hırbonun teki olsa bile. “Bunun yanında kadın varsa, bu herifte bir şey vardır; hele o kadın çok güzelse, mutlaka bir şeyler vardır; bu adam mutlaka benim olmalı” sistematiğiyle çalışır bunların beyni. “Saçmaladın” diyenlere şunu söyleyeyim ki, dünya üzerindeki kadınların konuştuklarını toplayıp incelesek, yüzde 10 oranında “Bunu nerden aldın?” cümlesinin varlığını görürüz. Nerden alındığı öğrenilen mal, üç gün sonra başkasının da üzerinde olur ve moda denen şey de böyle ortaya çıkar. Erkek dediğinden mağazada yok ki anasını satayım, gidip de “Bunu nerden aldın?” diye sorsun. O da, bir şekilde sizi elde etmek isteyecektir; öyle, ya da böyle ve bunu yaparken de diğer kıza karşı vicdan falan yapmayıp, bilakis, diğerine karşı kazandığı zaferden dolayı sevinç duyacak, ama bir yandan da gene vicdanı elden bırakmayacaktır. Ben şunu hatırlarım ki, fi tarihinde, sevgilim olduğu halde benimle öpüşen bir kız bana, “Sevgilini de severim, ona da ayıp oluyor şu an yaptığımız, ama…” deyip, öpüşmeye devam etmişti. Kıssadan hisse: Sevgiliniz varken, başka kızlarla birliktelik şansınız çoktur ve kendi vicdanınız dışında, karşınızda duracak hiçbir şey yoktur. Haa, kız arada kendini rahatlatmak için, “Ama senin sevgilin var” muhabbeti yapabilir, pek sallamayın. Sevgilin olduğunu düşünüyorsa, bunu sana niye senin evine gelip söylüyor di mi? 😉

Gelelim olayın kırılma noktalarından birisine: Bir kere, aldatma noktasına gelmişsen, emin ol, ilişkinde bir sorun vardır. Ya bunu çözmeyi denersin, ya da aldatma yoluna gider, bundan kaçmaya çalışırsın. Belki sıkılmışsınızdır ve birbirinizden bir süre uzaklaşmanız gereklidir, ya da cidden rahatsız eden bir şeyler vardır da konuşamıyorsunuzdur ve bu seni nefes alma isteğine itmiştir vs. Spiritüel bir kadınlayken, genellikle bir sürü şey ifade edileceği ve bu, onun için nefes alma biçimine dönüştüğü için, pek sorun olmayabilir, ama bu sefer de, onun her şeyi çok eşeleyip kurcalaması seni rahatsız etmiştir. Her gün, okuduğu kitapları sana anlatması seni bayabilir ve “12 sarmallı DNA’nın değişiminin 2012 yılına etkileri” gibi, ne işe yarayacağını bir türlü anlamadığın bir sürü şeyi anlamanı isteyebilir ve sen bunu istemezsin, ya da evinde sürekli tütsü yakıp, meditasyon yapan, ama bir yandan da, yandan yandan hatununa bakan heriflere kıllanıp, bu konuda uyarını yaptığında, kızdan, kıskançlıklarına dair bir sürü laf yemiş olabilirsin vs. (Emin ol, o heriflerin niyetleri konusunda yanılmamışsındır.) Tüm bunlar canını sıkıyor olabilir ve sen, bu sıkıntılarını aktarıp hatunu kaybetmekten korktuğun ve ruhunun da nefes alması gerektiğini hissettiğin için, böyle bir yola kaymış olabilirsin. Eh, hepimiz insanız sonuçta ve arada olabiliyor böyle şeyler. Bu noktada sana şunu söyleyeyim: Madem yapacaksın bu işi, delikanlı gibi yap, yani yalan söyleme. Gözüne kestirdiğin kişiye, sevgilin varken “Hayatımda birisi yok” deme. Git, delikanlı gibi durumunu anlat o noktaya geldiğinde ve yalan söyleyip birisini kandırma. Çünkü, emin ol yalanlarla gireceğin ilişkide, başın üç kat daha çok ağrır. Çünkü, aldatma eylemine gireceğin kızın tavrı çok belirleyicidir: Yalan söylersin, gider yaparsın, ama kız cidden ümitlenmiştir ve acayip kırılır sonradan, ya da dellenir ve gider senin ilişkini darmadağın eder vs. Net ve açık olursan, kız da neyin içinde olduğunu bilir ve adımlarını ona göre atar. Aynı anda iki-üç sevgiliyi idare etmek, öyle hava atıldığı gibi bir iş değildir. Bunların bir tanesiyle zor baş ederken, aynı anda iki-üç kızı idare edebilen adam, gitsin, Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne Üye Etme Komisyonu’nda çalışsın. Hele sen, bir medyumik yapıyla çıkacan; kız, senin ecdadını, sen daha söylemeden sana anlatacak biri olacak; sen, yalanlar söyleyerek iki-üç kişiyi idare edecen… Valla zamanında bir roman vardı; adam, telepatların olduğu bir toplumda cinayet işliyor ve bunu toplumdan saklamaya çalışıyordu; işte sen, o adam kadar kahramansın yani. 🙂 O yüzden, başının ağrımasını istemiyorsan, açık olacaksın ve yalan söylemeyeceksin. (Arada ufak tefek kaçabilir, eh o kadar da olur.)

Dikkat etmen gereken bazı teknik detaylar var tabii; malum, teknoloji gelişti: Cep telefonu meselesini anlatmıyorum bile, ki ikinci kızın numarasını, “Recep, Hamdi, Kaptan Habip (halı saha arkadaşım dersin)” gibi kaydetmeyi, telefonların çalma sakatlıklarından yırtma taktiklerini, mesajların akışını sağlamayı falan, zaten biliyordundur. Bu kızı, büyük ihtimalle internetten bulmuşsan, ki artık yoğunluk burada; ICQ history’i silmeyi, silinen history’leri tekrar ICQ içindeki çöp kutusundan silmeyi falan da biliyorsundur. (Bir arkadaşım bunu bilmediği için kelleyi verdi, history silinince, ICQ içinde çöp kutusuna gitmiş ve kız ordan çıkarmış.) MSN history tutuyor haberin ola. Ayrıca, hiçbir kıza, uzun süreli olarak bilgisayarını bırakmaman lazım. Çünkü, bilgisayardan sildiğin dosyaları geri getirmeni sağlayan programlar mevcut ve 500k’lık, kullanımı çok kolay olan bu programlar, sildiğini sandığın resimleri, logoları kuzular gibi meralara tekrar salabilirler, haberin ola.

Ayrıca da yüzdüğün havuza işemeyip, aynı şehirden değil de, farklı şehirden birilerini bulmak, sağlığın açısından daha hayırlıdır. En azından İstanbullu isen, farklı yakalardan bul ve hıyarlık edip, İstiklal Caddesi gibi yerlerde sürtme kızla elele. İstanbul kocaman şehir: Bunun sarayı var (Dolmabahçe Sarayı içindeki ördekli park); zindanı var (Yedikule Zindanları 5’inci kule); müzesi var (hem fantezi olur, mesela Deniz Müzesi’nin saltanat kayıkları bölümü çok tenhadır); bir sürü farklı mekan var ve en güvenlisi de ev denen bir kavram var. Ama yine şu da var ki, karşına, astral seyahat yapmayı bilen bir kız çıkarsa, yandın. Benim bir tane arkadaşım, bu şekilde sevgilisini sürekli denetliyordu ve herif en sonunda kaçmıştı. 🙂

Peki, diyelim bu işe başladın ve karşındaki varlık bunu çaktı (ki çok uzun sürmez bu, cidden). Ne yapacaksın? Bir kere, bir şeylerin döndüğünü anlar kadın milletinin her türlüsü, fakat bir türlü netleştiremez, eğer suçüstü yapmamışsa… Sana, “Beni Neşe ile mi aldattın, hayvan” derken, sen aslında, onu Ayşe ile aldatıyorsundur. Şimdi bu noktada, senin zaten aldatma eylemine girecek kadar gözünü karartmış biri olduğunu hesaba katarsak, Neşe değil de Ayşe’nin olması, aslında senin kaçış noktan olabilir. 🙂 Sen, istediğin kadar inkar edebilirsin ve bu hukuken yalan da olmaz yani. Sonuçta Ayşe ile aldatıyordun, ama tabii, bu ne kadar “yalan”, ne kadar değil tartışılır. Fakat çok önemli bir nokta var ki bu, kadınların en temel zaaflarından biridir: Kadınlar, gerçekle karşılaşmak istemezler pek. O yüzden, sonuna kadar inkar etmek, aldatılma eylemi için iyi bir kaçış yoludur. Haa, karşınızdaki salak değildir ve durumu zaten anlamıştır, ama yine de bir tarafı, “Hayır, o öyle değil, sen yanlış görüyorsun”u duymak isteyecektir. Adamı kamerayla yakalamış karısı ve göstermiş kendisine, demiş ki, “Bu kızla elele n’apıyordun”; adam bakmış, bakmış, “O ben değilim” demiş, arkasını dönmüş, gitmiş. 🙂 İşte olay bu. Ulan kadın, işte gözünün önünde, daha ne soruyon di mi? Haa, bu onu öfkelendirir mi, öfkelendirir; terk eder mi, edebilir. Ama yine, biraz da olsa, içinde durumu çevirebilme şansı vardır. Ama kabul ettiğinizde, bu durum sizi ölene kadar takip edecektir. 🙂 Madem yedin halt ve açığa çıktı, bari ufacık da olsa kaçış noktan olsun. 🙂

Spiritüel kadında ise bu durum şöyle gelişir: Sizi yakalar ve duruma göre, ya direk terk eder, ya affeder. Öyle taktik, maktik pek sökmez. Dedim ya, bunlar bir üst model diye: Kararları da böyledir. O noktada, o durumun zaten farkındadır ve kararını vermiştir. Senin yalakalanman, ya da yalvarman, ya da özrün, olayın akışını pek değiştirmez. Sen, af çıkmasını bekleyen mahkum gibi öööle beklersin. Bir de, sana öyle bir bakar ki, zaten inkarlık durumun falan olamaz. Ya anında, ya da biraz düşünerek kararını verir ve uygular. (Gerçi, bu benim açımdan daha teoride ve çevremde bulunan spiritüel kadınların bu durumlara verdiği tepkiler, gözlem sonucunda ortaya çıkan bir spekülasyon.)

Peki, spiritüel bir kadını, başka bir spiritüel kadın boynuzlar mı? Yani, spiritüel geçinen bir kadın, sevgilin varken sana asılır mı? Valla bu, kişiden kişiye değişir, ama yaparlar, emin ol. Bunlar zeki bir tür olduğu için, seni “Durumu anlamak ile anlayamamak” arasında bırakırlar. Bazıları da vardır ki, cidden azıtıktır: Tüm işleri güçleri, spiritüel camia içinde tanıdıkları kadınların kocalarını, sevgililerini ayartmaya çalışmaktır. Eee, seriyi dikkatle takip ettiyseniz, fark etmişsinizdir ki, spiritüel kadın için eş bulmak ciddi bir sorundur ve spiritüel bir kadınla uzun süreli ilişkisi olan bir erkekte, “mutlaka bir şeyler” vardır düşüncesi, kadınlığın doğasında olan dürtünün üç misli yoğunluğundadır ve spiritüel olsun, ya da olmasın, kadın, sonuçta kadındır ve mağazada da o herifi bulamayacağı için, gözünü karartabilecektir. Biz erkekler açısından, ruh hallerimize göre durumdan vaziyet çıkartmak veya görmezden gelmek hali söz konusu olabilir. Eh, artık gerisi size kalmış. 😉

(Önemli not: Bu seri mizahi amaçlarla yazılmıştır. Ciddiye alınmamalıdır. Birebir kimseler hedef alınmış veya belli bir kişi anlatılmış değildir. Genel gözlemlerden ortaya çıkan bir karikatürdür. Her mizah eserinde olduğu gibi bilmeden zülfiyare dokunduysak ve incittiysek, affola.)

Önceki İçerikMermer Kalçalar, Sütun Bacaklar İksiri…
Sonraki İçerikRenkler Bizi Çağırıyor
Hasan 'Sonsuz' Çeliktaş
18 Kasım 1976'da Mersin'de doğdu. Toros Koleji'ni bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü'ne girdi. Fakültesini çok sevdiğinden mezuniyeti sonrasında oradan ayrılamadı ve asistan kadrosunda eğitim hayatına devam etti. 2005'te ise İzmir'e yerleşti. 2001 yılında "Sonsuzlukotesi" mail grubunu kurmasıyla başlayan yazarlık hayatı, önce 2002'de sonsuzlukotesi.com'u, daha sonra da 2004'de derKi.com'u kurmasıyla devam etti. Bir yandan da Cosmopolitan, Esquire, Yeni Aktüel, Zodiac, Akşam Brunch gibi dergilerde ve Akşam Gazetesi'nde serbest yazar olarak yazıları yayınlandı. 2011'de ise Anadolu topraklarından doğup Amazon.com'da yayınlanan ilk Türk Spiritüel dergisi "The Wise"ı oluşturdu. Halen yazmaya devam ediyor. Duru Sonsuz ile Özün Dünya'nın babası sıfatıyla onlara rehberlik yapmaya çalışıyor...

1 Yorum

  1. Bnde spituel bi kadin olarak aynn anlttiginiz sekilde durumlar yasadim. Eskiden sevgli olmak istemedigim erkekle suan ayni dirumlari yasadim.5 yil sonra onu sevoyorum aslinda ama bu ask degil. Kosulsuz sevgi. Onu uzmemek kirmmak icin reddettim. Ama yinede onunla vakit gcrdm cunku cok iyi anlsayoduk. Hala anlsayoruz. Ayni swylerden hoslnyoruz. Muzik yemek. 5 yil sonra onun ruh ikizim oldugunu anldm. Yapriklaryla beraber olgunlastm. Hatalarimn farkina vardim. Degistim. Ruyalarimda onun yaptiklarini goruyorum . O simdi ruh esiyle mutlu. Bnde o mutlu oldugu icin mutluyum.

Yorum Yapın