Sevmek mi Sevilmek mi?

223 views

Sevmek mi Sevilmek mi?

Hatırlıyorum lisedeyken edebiyat hocamız Kurtuluş Argüden bir gün “Tek bir tanesini seçmeniz gerekse sevmeyi mi sevilmeyi mi seçerdiniz” diye sormuştu. Bu arada adını anmışken bahsetmeden geçemeyeceğim Kurtuluş hoca unutamadığım ve bana gerçekten de çok şey öğretmiş eğitmenlerimden biridir. Üniversiteden önceki her öğretmenime aynı zamanda eğitmendi diyemem ama Kurtuluş Argüden çok ama çok farklıydı. Bugün bu satırları yazıyorsam onun da katkısı yadsınamaz. Neyse soruya geri dönersek sevilmeyi seçenler parmak kaldırsın dediğinde neredeyse sınıfın tamamı parmak kaldırdı. Ya sevmeyi diye sorduğunda bir ben bir de bir arkadaş daha. O zaman bana sormuştu neden sevmek diye. Tam kelimelerimi hatırlamıyorum ama “Sevmeden sevilmenin ne faydası var ki demiştim. Hem sevmek çok güzel bir şey bunu bilmiyor olmak büyük kayıp olurdu” tarzı bir şeyler söylemiştim. O zamanlardan varmış bende ışık 😊))

Geçen sefer sevgi mi bağımlılık mı demiştik bu sefer de şunu sorguladım. Gerçekten sevmeyi biliyor muyuz? Yoksa sırf sevilmek için mi seviyor ya da seviyor gibi yapıyoruz. Yusuf Ustam bir gün bana sormuştu yıllar önce “Sen bile kendini sevmezsen, başka birinin seni sevmesini nasıl bekleyebilirsin ki?” Üstüne çok düşündüğüm bir sorudur bu. Belki de hayatımı değiştiren sorulardan biri. Beni en iyi tanıyan (ki ben bile daha tam çözemedim 😊) kendimim ve ben kendimi sevmezsem dışarıdan beni az çok tanıyan birinin sevgisi gerçekten bana mı? O gördüğü İdil’i sevmiyor mu? Peki ben kendimi sevmezsem ona gerçek İdil’i gösterebiliyor muyum? Yoksa maskelerle, makyajla sevmediğim taraflarımı kapatıp ona bambaşka bir İdil mi gösteriyorum? O zaman onun sevdiği İdil kim? Kendimi sevmeyip saklayıp sonra karşı taraftan sevgiyi hissedince yavaş yavaş maskeleri bırakma çabasına girdiğimde de her zaman makyajlı görmeye alıştığımız birini ilk defa makyajsız görünce verdiğimiz tepki ortaya çıkıyor tabii. “Aaa meğer ne çirkinmiş” 😊 Halbuki gerçekte çirkin değil. Ama o kadar uzun süre bizi aslında olmadığı bir yapay güzelliğe alıştırdı ki aslında güzel olan doğal halini, sahte ve gerçek olmadığı için de mükemmel görünen halle karşılaştırıyoruz. Sonra da ilişkiler neden uzun sürmüyor, nerede hata yapıyorum, vb. sorularla boğuşuyoruz. Genelde de bir hep karşı tarafı suçlama eğilimi. Kendi taktığımız maskelere, kendimizi gerçekten sevip sevmediğimize pek bakmadan.

Birkaç gün önce doğumgünümdü. Doğumgünleri benim için çok özeldir. Bu dünyada bu varoluşumun başladığı gün. Bundan daha özel bir gün olabilir mi? Bence hayatı ve kendini seven bir insan için olamaz. Dünya okuluna başladığım gün 😊 Her doğumgünümde aynı heyecanı yeniden yaşarım. Onun için de eskiden beri söylediğim bir şey vardır. 80 yaşıma da gelsem kutlayacağım ben doğumgünümü diye 😊. Tabii zamanla kutlamanın türü değişiyor. Eskiden büyük partiler yapardım. Hatta benim doğumgünümde tanışıp evlenenler bile oldu 😊 Sonra birbirini hiç tanımayan insanları bir araya getirmenin beni yorduğunu farkedip ufak çapta kutlamalara başladım. En son sadece çekirdek aileye dönmüştüm ki bu sefer ilk defa yalnız kutlamayı deneyimledim. Tabii burada fiziksel olarak yalnızlıktan bahsediyorum. Yoksa o gün telefonum fazla mesai yaptı o ayrı 😊 Amaaaa beni sevme konusunda sorgulamaya iten şey de o gün oldu. Çok sevdiğim bazı arkadaşlarım doğumgünümü hatırlamadı; kutlamadı. Hatta bazıları hatırladığı halde kutlamadı. Nereden mi biliyorum? Instagramda tek başıma kutlamanın verdiği coşkuyla hikaye kısmında paylaştığım fotoğrafı gördükleri halde kutlamayanlar oldu. Burada işin kolayı ben de onunkini kutlamam olur biter. Bundan sonra da onunla olan ilişkime bir çekidüzen vereyim demek olur. Halbuki o anda onun hayatında ne olup bittiği hakkında hiçbir fikrim yok. Bir kere herkes için o kadar da özel bir gün değil doğumgünü hatta benim yaşımdaki bazı insanlar için daha çok artık yaşlanıyorumu çağrıştırdığı için özellikle kaçıyorlar kavramdan ve ben bas bas doğumgünüm diye bağırarak aslında bir nevi onlara bunu hatırlatıyorum 😊 Onun dışında birinin duvarınıza “iyiki doğdun”, “doğumgünün kutlu olsun” tarzı genel herkese yazacağı bir yorum yazmasıyla kutlamaması arasında çok da büyük bir fark yok aslında. Belki de asıl kutlamayanlar yapay bir şekilde kutlayacaklarına, aklına orijinal size has bir şey gelmediği için yazmamayı tercih eden dürüst insanlardır. Kim bilebilir ki? Bu konuya başka bir yazıda daha derinlemesine gireceğim için şimdilik sosyal medya kullanımıyla ilgili kısmı kısa kesiyorum burada 😊 Bunlardan hepsinden farklı olarak da o an içinde olduğu durumu bilmiyorum. Belki de hayatının en kötü gününü yaşıyor; belki ayın 19’u olduğunun farkında değil; belki internet ve telefon erişimi yok, liste uzayıp gidebilir. Hatta beni sevmiyor ve umursamıyor da olabilir. Bu benim onu sevmeme engel mi? Ama sevilmeye odaklıyken bunları düşünmek zor, değil mi? O duvara kaç kişi yazmış? Kaç sms? Kaç arama? Sayı mı önemli gerçekten de yoksa gelen mesajın gerçekten kalpten olması mı? O gün öyle mesajlar aldım ki gözümden yaş geldi okurken. Bin kutlama mesajından daha kıymetli benim için. Ya da öyle jestler yapıldı ki mesafelerin gerçekten sevgiyi iletmede engel olmadığını gösteren. Bunlarla facebook duvarına yazılan mesajları karşılaştırmak çok büyük haksızlık olur. Doğumgünümü fiziksel olarak tek başıma ama ailemin, bir çok dostumun, yol arkadaşımın sevgisini yüreğimde hissederek ama en çok da kendi varoluşuma teşekkür edip böyle bir deneyim yaşadığım için şükrederek kutladım. Bir süredir dersim kendimi sevmekti. Uğraşıp uğraşıp yeni bir sınavda yine ikmale kalıyordum dünya okulunda bu dersten 😊. Adım adım ilerledim, bir nevi notumu her seferinde biraz daha yükselttim. Sonunda bu deneyimle en azından geçtiğime inanıyorum 😊 Tabii ki daha yolum uzun. Daha yüksek notlar da alabilirim ileride 😊

Buradan doğumgünümü kutlayan, kutlamayan, hayatımda var olan herkese çok ama çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız. Her birinizin varlığı bana bir şey öğretiyor ve hepsi birbirinden kıymetli. Ama kusura bakmayın en önemlisi kendi varlığım 😊 İyi ki doğmuşum; iyi ki ben olmuşum. Sevmek mi sevilmek mi sorusuna vereceğim cevap hala aynı. Tabii ki sevmek. Sevgi sadece insanlara duyulan bir his değil ki, doğaya, tüm canlılara, yaratana kalbini sonsuzluğa açmak demek. Senin kalbin kapalıysa onlar istedikleri kadar sevmeye çalışsınlar giremezler ki içeri; hissedemezsin ki o sevgiyi. Kalbini açabilmenin yolu ise kendini sevmek. Sen bile o kapıdan geçemezken başkası nasıl geçsin?

Yorum Yapın