Doğru Soruyu Sormak

1.806 views

Oğlum Deniz beni zaman zaman inançlarım konusunda fazla fanatik bulur. Ona inanç sahibi olmadığımı anlatırken zorlanırdım eskiden. Şimdi daha rahatız bu konuda. Onun beni çekinmeden sorgulayan özgür zihnine bayılıyorum.

Bir kaç ay evvel, bana İngilizcem konusunda yardım etmesini rica ettiğimde bu ricamı kabul etti. Mutfakta çay içip kek yiyorduk. Bunun üzerine ona bir dersimi İngilizce anlatmaya başladım ve o da aksanımda ya da dil bilgimde bir hata varsa beni düzeltmeye.

Ona yavaş yavaş maddelerin hızları arasındaki farkın kendilerini nasıl birbirlerine göre yavaş ya da hızlı hissetmelerine neden olduğunu, hızlar eşitlense nasıl aynılaşabileceğimizi, birbirimizde ayrışmanın nasıl yalnızca bir koşullanmaya bağlı olduğunu, eğer buna koşullanmasak hiçbirimizin bir şeyi diğer şeylerden ayrı göremeyeceğimizi, her şeyi tek bir kozmik bütünlük olarak göreceğimizi, ben denilen şeyin bir görme biçimi olduğunu ve bunun gibi şeyleri anlattım. Bir süredir İngilizcemi düzeltmeyi unutmuştu.

“Eee sonra?” diye sordu.

Gülümseyip, “Ben sana ne anlatıyorum biliyor musun?” diye sordum.

“Fizik,” dedi omuz silkeleyek, basit bir gerçeği ifade ediyormuş gibi.

“Hayır Taoizm ve Budhizm,” dedim.

Şaşkın halde baktı. Zaman zaman benim birazcık fanatik bir inanan olduğumu ve hakikati görmeyi reddettiğimi düşünüyordu.

“Ama bu çok mantıklı. Çok şeeey…”

“Bilimsel…?” diyerek aradığı kelimeyi tarif ettim.

“Evet,” dedi ve “Peki sonra?” diyerek anlatmaya devam etmemi istedi.

Ben de ona stresin nasıl yaratıldığını ve insanların stresi nasıl sorgulamadıklarını, bunun nasıl farkında olmadıklarını anlattım. 
Yarım saat sonra durdu ve düşünceli düşünceli kafasını salladı. Bir gerçeği anlamıştı.

“Doğru soruyu sormak gerekiyor,” dedi. “Yanlış soruyu sorarak anlayamayız.”

Başımı sallayıp onayladım ve “Evet, haklısın,” dedim.

“Peki nasıl doğru soruyu sorabilirim?” diye sordu.

“İşte bu doğru bir soru,” dedim Ona.



Paylaş
Önceki İçerikNilgün Arıt ile Şaman’ın Kozmik Dünyası
Sonraki İçerikAstroloji’de Cinsel Kimlik
Cem Şen
1968 yılında doğdu. 1981 yılında savaş sanatları eğitimi almaya başladı. 1987 yılında Zen Budizm’in Türkiye’deki temsilcisi olan İlhan Güngören ile tanıştı ve 1987-1990 yılları arasında Güngören’in asistanlığını yaptı. Bir yandan Güngören’i Zen çalışmalarında ve Tai Chi Ch’uan derslerinde destekleyen Cem Şen aynı zamanda Namık Ekin, Mustafa Aygün gibi eğitmenlerle savaş sanatları eğitimini sürdürdü. 1990 yılında ilk çeviri eseri yayınlandı. Aynı yıl çalışmalarını tümüyle Taocu çalışmalara yönlendirdi. Sırasıyla Mantak Chia, Master Wang, Master Wu, Eric Steven Yudelove gibi ustalardan eğitim alan Cem Şen aynı zamanda bu ustalardan farklı Taocu sistemleri öğretme yetkisi de aldı. Halen ustalar ile çalışmalarını ve dünyanın farklı yerlerinde bulunan yaşayan büyük bilgelerle iletişimini ve arayışlarını sürdürmektedir. 1991 yılında Dharma Yayınları’nı ve ardından 2003 yılında bu yayınevinden ayrılarak Klan Yayınları’nı kurmuş olan Cem Şen’in içlerinde “Enerjinin Dansı: T’ai Chi Ch’uan” ve “Dolmuşa Binme ve Dolmuştan İnme Sanatında Zen” adlı kitaplarının da bulunduğu 8 kitabı ve yaklaşık 40’a yakın çeviri eseri bulunmaktadır.

Yorum Yapın