Beyin İzi: Beynimiz İz Bırakır mı? Beyin İzini Dönüştürerek Yaşamlarımızı Dönüştürebilir miyiz?

816 views

2012 yılından bu yana çeşitli şifa terapileri tekniklerinde eğitimler almış, uygulamalar yapmış ve son iki yılını yoğun bir şekilde şamanik çalışmalara vermiş birisi olarak size o “büyülü” dünyaları anlatmak yerine beyni anlatmayı tercih etmemin, deneyimlerle sabitlenmiş çok değerli bir nedeni var:

Enerji alanımızda yaptığımız çalışmaların yerini layıkıyla bulabilmesi için beynimizin kendini güncellemesine yardımcı olmak!

Bu ise, çoğumuza, o enteresan, “büyüleyici” şifa çalışmaları kadar yüksek reytingli gelmediğinden hem de biraz daha “uğraşmak” gerektiğinden çok da üzerinde durmadığımız bir konu.

Oysa sırf bu nedenle, bir süre sonra yaşamlarımız, aynı yanlış haritada durmaksızın dönüp durduğumuz bir labirente çevriliyor.

2014 yılında Alman Savunma Bakanı’nın parmak izi, bir basın toplantısında alınan yüksek çözünürlükteki fotoğraftan kopyalanmış, böylece, korsanlar, Alman Savunma Bakanı’nın giriş yetkisi olan tüm gizli dosyalara giriş sağlayabilmişti.

Beyin izi (brainprint) içinse durum daha farklı. Beyin izi oluştururken, şiddet içermeyen, içgüdüsel ve pasif bir düşüncenin dalgaları kaydediliyor ve sisteme tanımlanıyor. Kişi ölürse beyin dalgaları durduğu, panik halinde ise aşırı derecede adrenalin salgısından ötürü beyin dalgaları farklılaşacağından, parmak izinden, retina izinden daha güvenli bir yöntem olarak kullanılması öngörülüyor.

Beyin dalgalarından bu anlamda da yararlanılabileceğini öğrendiğimde bir kere daha beyne, titreşimlere, enerjisel boyuttaki muhteşem sisteme ve insan beyninin yüksek potansiyeline hayran kalmıştım.

Aynı yöntemle, beyin korsanlığı da aslında bir şekilde mümkün olabilir gibi görünüyor.

Dr. Lazsio, çalışmasında, X kişisinin 10 dakikalık bir video izlemesiyle oluşan beyin dalgalarını kaydederek, Y kişisine 12 saat boyunca bu beyin dalgalarının yarattığı ışık şovunu izletiyor ve bu sürecin sonunda Y kişisinin beyin yapısı, yaklaşık %20 oranında X kişisine yaklaşıyor.

Bu bulgu, psikolojik bazı rahatsızlıkların tedavisi için de kullanılabilecek bir yöntem olarak beyin izini önemli hale getiriyor.

Psikiyatrist Dr. Sarah Laszio’nun, Elektrik ve Bilgisayar Mühendisi Yard. Doç Zhanpeng Jin ile birlikte yaptığı bu enteresan ve keyifli çalışmanın detaylarını internette bulabilirsiniz.

Peki bizim beyinlerimizin çalışma şeklini değiştirmemiz için mutlaka laboratuar çalışmalarına mı dahil olmamız gerekiyor?

Kuantum fiziğinin açıkladığı gibi yaşamdaki her şey temelinde titreşimlerden oluşuyor ve bu titreşimlerin sıklığı da maddenin formunu belirliyor.

Dalga ise bu titreşimlerin bir ortamda yayılma hareketi.

Ve beyin dalgalarımız, farkında olsak da olmasak da zamandan ve mekandan bağımsız olarak yarattıkları titreşimlerle, yaşamımızı şekillendiriyorlar.

Beyin dalgaları, nöronlarımızın her bir davranışımız için geliştirdiği nöral bağlantılardan sağlanıyor.

Örneğin, kolumuzu kaldırmak için nöronlarımız arasındaki elektriksel haberleşme kendine bir yol yaratıyor ve kolumuzu her kaldırdığımızda, aynı bağlantı üzerinden elektriksel bir geçiş oluyor.

Aynı hareketi ne kadar çok tekrarlarsak, bağlantı o kadar güçleniyor.

Yandaki resmi, insan beynindeki nöral bağlantılara örnek olarak inceleyebilirsiniz.

Konuya bir başka açıdan bakarsak, çoğunu yaşamımızın ilk altı yılında öğrendiğimiz, az bir kısmını da on beş yaşına kadar öğrenmeyi tamamladığımız her şey, tüm ömrümüz boyunca, bu yolları kullanarak yaşamlarımızı şekillendiriyor.

Çatalı nasıl tutacağımız, hangi durumlarda hangi tepkileri vereceğimiz, hangi kelimeyi nasıl telaffuz edeceğimiz, nasıl seveceğimiz, nasıl inanacağımız, vs…

Çünkü beyin, alışkın olduğu yolları kullanmayı tercih ediyor böylelikle daha az enerji harcamış oluyor.

Ve bizim 6 yaşında ya da daha küçük bir çocuk olarak edindiğimiz değersizlik duygusu, başarısızlık hissi, tüm koşullar farklı olsa da sadece beyin, haberleşme için alışkın olduğu yolları kullanmayı tercih ettiğinden, yaşamımızın sonuna kadar aynı kalabiliyor.

Ve biz yıllar boyunca, bunu dönüştürebilmek için psikologların, psikiyatrların, şifacıların kapılarını aşındırıyor, birilerinin sihirli dokunuşlarla yaşamlarımızı değiştirmesini bekliyoruz.

Oysa yukarıda da değindiğim gibi, enerjisel ve bilinçaltı dönüşümü tamamlanmış olsa bile, sırf beyinlerimiz alışkın olduğu yolu tercih ettiği için, bir süre sonra, her şey eski haline dönebiliyor.

Beyin korsanlığı mümkün mü? Kendi beynimizin korsanı olabilir miyiz? Yani beynin yarattığı o eşsiz harita, farklı bir haritaya dönüştürülebilir mi? Böylece yaşamlarımız farklılaşabilir mi?

Elbette mümkün ve kolaylıkla uygulanabilir yöntemler var. Bunlardan birisini Psikiyatr Marisa Peer 4 maddede özetlemiş:

  • Ne istediğinizi detaylı bir şekilde beyninize söyleyin. Zihniniz, kelimelerinize ve duygularınıza karşı son derece hassastır. Bu, pozitif düşünce değil, beyni yeniden haritalama (kablolama) tekniğidir ve pozitif düşünceden çok daha etkilidir.
  • Yapmak istediğiniz şeyi keyifle bağdaştırın, yapmamaya karar verdiğinizi ise acı ile. Beyin, acıdan kaçınmak üzere yapılandırılmıştır, keyif aldığına inandığı şeyi yapmaya yönelecektir.
  • Beyin sadece iki şeye tepki verir: Zihninizde canlandırdığınız resimler ve kendinize söylediğiniz sözler. Bunu yaparken de iyi – kötü, doğru – yanlış olduğuna bakmaz sadece söyleneni dinler ve uygular. Seçtiğiniz resimleri sıklıkla beyne gösterir ve seçtiğiniz sözcükleri tekrarlarsanız, beyin buna inanacaktır. “ÖNCE SİZ İNANÇLARINIZI YARATIRSINIZ, SONRA DA İNANÇLARINIZ SİZİ”
  • Beyin, alışkın olduğunu sever ve alışkın olduğu şekilde davranmaya meyillidir. Dönüştürmek istediğiniz konuda, beyne, alışkın olduğunu bıraktırın, aşina olmadığına alıştırın.

Böylece, beyin, kendine yeni nöral bağlantılar yaratacak ve eski bağlantıları unutmaya başlayacaktır.  Bu aşamada, beynin yeni bir alışkanlığa alışma sürecinin 21 gün olduğunu hatırlamanızı ve beyninizin eskiyi devam ettirmeye yönelik tüm kandırmacalarına karşı bu 21 gün boyunca tetikte olmanızı öneriyorum.

Dr. Peer’ın 4 yolunu yaşam tarzınıza dönüştürürken, Nörolog Andrew Huberman’ın önerdiği aşağıdaki 5 dakikalık meditasyon çalışması yolculuğunuza önemli bir ivme katacaktır:

  • Nefesinizle, 3. Gözünüzün arka tarafına odaklanın. “burada amacımız, anda olmak”
  • Gözlerinizi açın ve nefes alırken yakın mesafedeki bir nesneye odaklanın.

“iki göz birden aynı noktaya bakarak odaklanıldığında, beyindeki çok çeşitli merkezlere nüfuz edebilen harika bir sistem vardır.”

  • Gözleriniz açıkken tekrar nefes alın ve büyük resme bakın (hayal ettiğiniz her ne ise onu görün)

“günlük yaşamımızda hem anda olmak, büyük işler yapmak hem de yaratıcılığımızı konuşturmak isteriz ki bu kısım aslında anda olmamakla, şu anla sınırlı olmamakla ilgilidir.”

Yaşamlarımızdaki her şey dönüşebilir; en ağır travmalar, yerlerini en güzel hediyeleri bırakarak çıkıp giderler hayatlarımızdan. Bitmez denilen her gece, sabaha illa ki varır.

Dönüşümün sürdürülebilir olmasının tek bir koşulu vardır; en baştan dönüşümü kabul ederek, bu uğurda samimiyetle ilerlemek…

 



Yorum Yapın