Açık Bir Kalple Yaşam İçin Farkındalık, Cesaret, Güç… Pratik Öneriler

298 views

Bu yazı ilk kez marefidelis.com sitesinde yayınlanmıştır.

https://marefidelis.com/acik-bir-kalple-yasam-icin-farkindalik/

Güçlü Beden Berrak Zihin Açık Kalp yazı dizimize devam ediyoruz. Nasıl kendimizden koptuğumuzu ve bundan kurtulmanın ilk iki adımını içeren ilk üç yazıya buraya, buraya, ve buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Bu yazıda bedenin güçlü kaidesine yaslanarak ve berrak, uçsuz bucaksız zihnimizin yarattığı geniş alanın ferahlığı içinde kalbimizle nasıl farkındalık içeren açık bir ilişki kurabileceğimizi tartışacağız. Ayrıca siz de bu yazı dizisinde paylaştığım konular üzerinde çalışmak, bedeninizle güçlü bir ilişki kurmak, berrak bir zihin geliştirmek ve bu yazıda bahsedeceğim gibi kalbinizi kendinize ve olan her şeye açmak isterseniz, bu temel prensipler ve yaklaşımlara dayanan Güçlü Beden – Berrak Zihin – Açık Kalp Programı’na katılmaya davet ediyorum. Bundan sonraki ilk program 11 – 12 – 13 Ocak’ta başlıyor, buraya tıklayarak daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz. Hadi şimdi yazıya geçelim

Eğer bu yolda en azından bir iki adım yürümeye çabaladıysanız,bunun ne kadar çaba gerektiren, ne kadar kararlılık gerektiren bir şey olduğunu bileceksiniz.Kopuğun kulübesi çok çekici.

Çünkü Kopuk’un kulübesi kalbimizin çevresinde ördüğümüz koruma duvarlarının ardında. Belki biz kalbimizi “kopuk”layıp kendi içine saklıyoruzdur. Bu yüzden belki de ne oluyorsa onu doğrudan ve kaçmadan, farkındalık içinde, tüm kalbimizle, ve tüm lütuflarımızın bir kutlaması olarak yaşamaktan koparıyoruzdur kendimizi. Çünkü çok çekici yaşamla olduğu şekilde yüzleşmektense gözümüzün önündeki olgularla ve kendimizle bağlantıyı koparıvermek, ve bu sayede geçici de olsa acı hissetmemeye çalışmak.

Farkındalık

Bu kadar zorsa eğer farkındalık içinde kalmak, bedenin içinde yaşamak, bir yandan da berrak biz zihin geliştirmek… Neden böyle bir şey yapalım ki?

Farkındalık ve Kalbin Özgürlüğü…

Farkındalık geliştirmek ve bu sayede beden ve düşüncelerin tahakkümünden kurtulmak, bizi o özlemini çektiğimiz özgürlüğe doğru taşıyacak çünkü. Biz özgürlük isterken, onun peşinde koşarken, temelde asıl arzu ettiğimiz, özlemi ile yanıp tutuştuğumuz şey sanki “kalbimizin özgürlüğü” imiş gibi geliyor bana, ne dersiniz? Çünkü gerçeklerle, olgularla ve deneyimle seçerek temasımızı kesemiyoruz, sadece olumsuz duygulardan kopamıyoruz. Kopunca bu olumsuz duygularla beraber en güzel duygu ve deneyimlere de kapatıyoruz kendimizi. Berrak bir zihinle olguları oldukları gibi görmeyi becerebilirsek ve bedenimizle kavga etmeden onun içinde, şimdi ve burada, tüm duygularımızla onlardan korkmadan ve onların esiri olmadan yaşamayı becerebilirsek, artık hayatın ve zamanın getirdiklerinin canımızı yakması korkusu ile kalbimizi kapatmaya gerek duymadan, bu sayede tam anlamıyla, bütünlük içinde, ve belki de ilk defa halimizden memnun bir halde yaşayabileceğiz.

Hayatın tadını çıkarmak

Peki, böyle açık, bu nedenle de özgür bir kalp geliştirmek ne demek? Bunun yolları neler? Bu konuya nasıl daha fazla farkındalık getirebiliriz? İşte bir zor soru daha. Bu da diğerleri gibi ömür boyu sürecek bir süreç, ve hakkında yazılacaklar ne kadar çok olsa da, yazılar sadece beyaz zemin üzerinde kara lekeler… Onun için sadece uygulama, sadece yaşantı bizi ileri götürecek. Başlangıç olarak bedenle güçlü bir ilişki kurarak, ve berrak bir zihin geliştirerek. Ve kalbinizi açmak için çalışmak, bedenle olan ilişkinizi geliştirecek ve zihninizin berraklığını arttıracak.

Bu zemine dayanarak işte yapabileceğimiz farkındalık temeline dayanan bir kaç uygulama:

İçindeki kopuk tarafınla doğrudan ilişki kur

İçimizdeki kopuğu görüp de ondan hoşlanmadığımızda, onun kulübesinde saklanmasını fark edip de bu bizim kendimizle ilgili standartlarımıza uymadığında, bu sefer dönüp o kopuk tarafımızla savaşmaya başlıyoruz. Aynen bir sokak köpeğini kovar gibi, ona “hoşşşt!” diyoruz, “defol buradan!” diye bağırıyoruz, hatta tekmeliyoruz onu. Ancak kaçırdığımız şey, zaten bizi o kopuğun kulübesine hapis eden davranışların aynısını tekrarlıyor olduğumuz. Zaten canımızı acıtan, bizi rahatsız eden, korkutan, kabul edemediğimiz şeylerle doğrudan yüzleşmediğimiz, onları hissetmekten ve görmekten korktuğumuz için Kopuk’un kulübesinde bulmadık mı kendimizi? O yüzden kendimize daha da vurdukça, kovdukça, dövdükçe içimizdeki kopuk daha da büyüyecek, daha da kapsayacak ortalığı. Veya bazen yaptığımız gibi, dönüp ona bakmazsak ortadan kaybolur belki diye umdukça, sanki orada değilmiş gibi davrandıkça, yüzümüze sahte bir gülümseme, davranışlarımıza sahte ve abartılı bir enerji ekledikçe daha da semirecek Kopuk.

Onun için yapmamız gereken, hele niyetimiz, olan her şeye kalbimizi açmaksa, ve olan her şeyle olduğu gibi birlikte olabilecek kadar güçlü bir beden, berrak bir zihin ve açık bir kalp geliştirmekse, o zaman işe belki de içimizdeki Kopuk’tan başlamamız iyi bir fikir olabilir ne dersiniz? Belki önce kendi kopukluğumuzu, gerçeklerle beraber olamayan tarafımızı, hayatla ve olgularla yüzleşme korkumuzu, hayal kırıklığımızı, acımızı görmemiz, ona farkındalık getirmemiz, sonra da onu değiştirmeye çalışmadan kabul etmemiz, hatta onu anlamaya çalışmamız, ona şefkatle yaklaşmamız gerekiyordur belki de. Belki de yapmamız gereken korkmuş, canı yanmış ve ağlayan küçük bir çocukla oturur gibi onunla oturmaktır ilk önce. Belki de artık “anlat be kopukcuğum, ne bu kadar korkutuyor seni? ne yakıyor bu kadar canını? Anlat bana şu hayal kırıklıklarını be güzelim. Seni can kulağıyla,yargılamadan dinlemek için buradayım” demek, bu sözün hakkını vermek gerekiyordur artık.

Kendine şifa

Güçlü beden ve berrak zihnin desteği…

Ve işte bunu hakkıyla yapabilmenin zorluğu nedeni ile, tüm yapımız bunu yapmaktan ve bunu yaparak yüzleşeceğimiz can acıtıcı şeylerden bizi korumak üzere kurgulandığı için bu noktada bedenle ve onun içinde olan her şeyle güçlü bir ilişki kurmuş olmak ve berrak bir zihin geliştirmiş olmak çok işimize yarayacak. Bizi korktuğumuz şeyden kurtaracak olan, korktuğumuz şeyin içinden geçiyor ne yazık ki. Onun içinden yürüyecek gücü geliştirmiş olmamız lazım. Winston Churchill’in dediği gibi “cehennemin içinden geçiyorsan, sakın durma, yürümeye devam et!”.

İncinmişliklerini gör

Yürümeye devam ettiğinde, Kopuk’un kulübesinde sakladığı bir sürü incinmişlikle karşılaşacaksın muhtemelen. Senin henüz dünyayla ve onun getirdikleriyle başa çıkacak kapasiteyi geliştirmediğin zamanlarda başına gelen irili ufaklı olaylarla alakalı bir sürü incinmişlik… Bu olayların kendilerinin ve sende yarattığı duyguların senin boyunu aşıp da seni boğmasını engellemek ve kendi bütünlüğünü koruyabilmek için oluşturduğun bir sürü stratejiye, bir sürü karara, dünya ile ilgili, senin ve başkalarının kim olduğu ile ilgili bir sürü hikayeye bağlı olacak bu incinmişlikler. Ve göreceksin ki Kopuk bu stratejilerin en önemlilerinden olsa da sadece bir tanesi.

Bu incinmişliklerle karşılaşınca yapabileceğin bir kaç şey var. Şimdiye kadar yaptığın gibi onlardan kaçabilirsin. Kopuk’un kulübesi her ne kadar onların da evi olsa da, onlardan saklanmak için de güzel bir yer, ilginç bir şekilde. Veya onlarla irtibata geçince, onlardan kendine yeni bir kimlik yaratabilirsin. Zaten şimdiye kadar bu incinmişlikler senin bir şekilde kim olduğunu tanımladı. Tüm hikayeni onlar üzerine kurdun. Annen baban yüzünden, seni geçmişte satan arkadaşların yüzünden, sana kötülük yapan o insanlar yüzünden, veya koşullar yüzünden, “Kader kurbanı olarak…” yaşadıklarını yaşadın. Şimdi de “onlara rağmen” diye, veya “onlara karşı” diye yeni bir hikaye, daha olumlu bir hikaye, ama yine de incinmişliklerine dayanan bir hikaye oluşturman işten bile değil. Kendine “bu zorlukları aşıp da kendini yeniden yaratan” bir kimlik oluşturman işten bile değil. Ve bu hikayeler, bu kimlik seni tutsak kılmaya devam edecek.

Yoğun duygularla başa çıkmak

Veya bu incinmişliklerinle, aynen Kopuk’la yaptığın gibi beraber oturmayı, onlara farkındalık ile yaklaşmayı deneyebilirsin. Aynen Kopuk’u dinlediğin gibi onları dinleyebilirsin. Dediğimiz gibi bunu yapmak bayağı enerji ve güç isteyecek. Güçlü beden – berrak zihin sana burada bayağı yardımcı olacak. Bazen bunu yapmak için destek alman, hatta profesyonel destek alman gerekecek. Bu desteği al. Muhtemelen bu incinmişliklere dayanan “ben destek almam” hikayene, “destek alanlar sadece zayıf/deli/garip insanlardır” hikayene de farkındalık getirerek… İşe burdan başla.

Hikayelerini bırakmaya razı ol

Tüm bunları yaptığında seni sen yapan, tüm kimliğini dayandırdığın hikayelerinle ve aslında onların dayanaksızlığı ile yüzleşeceksin. Göreceksin ki aslında senin inandığın ve tüm çevreni de inandırmaya çalıştığın gibi, kendiliğinden, zaten öyle olan, koşullardan ve olgulardan bağımsız bir “ben” değilsin aslında. “Ben” dediğin şey, bir takım koşul ve olgulara senin yine bu incinmişlik ve hikayelere dayanan koşullanmaların dikte ettiği tepkilerden oluşuyor. Bu “ben” tanımına, kendinle ve dünyayla ilgili hikayelerine nasıl tutunduğunu, bu hikayelerin seni ne kadar kısıtlayıcı ve ıstırap verici olsa da sınırlı, belirli ve bu nedenle de güvenilir bir alanda tuttuğunu fark edeceksin. Ve bu hikayeleri bırakmadan, kimlik tanımını değiştirmeden o arzu ettiğin özgürlüğe tam olarak hiç bir zaman ulaşamayacağını göreceksin. Düzen’i bırakıp bilinmeyene, kaosa razı gelmeden açık bir kalple yaşamanın ne kadar imkansız bir şey olduğunu anlayacaksın.

Bizi tutsak tutan hikayeler

Gölgenle yüzleş

Bunu yaparken de kendinle ilgili tanımlarının belirlediği ve kendine bakmaya izin verdiğin alanın hemen dışında, karanlıkta, kendinle ilgili kabul etmek istemediğin ve bu yüzden de başkalarına yansıttığın bir çok parçanla yüzleşeceksin. Başkalarına nefret dolu derken kendi içindeki nefrete dokunacaksın. Başkalarını iki yüzlülükle, bencillikle, dürüst olmamakla, hainlikle, vs. suçlarken, senin içinde de bu parçaların ne kadar canlı olduğunu göreceksin. Bu parçaların nasıl bu incinmişliklere birer tepki olduğunu, aslında sadece canı yanmış, korkmuş, hayal kırıklığına uğramış olduğunu, ve bunları aslında içindeki Kopuk’u korumanın yöntemleri olarak kullandığını anlayacaksın, ve belki ilk defa şefkat geliştireceksin kendine. Anlayacaksın. İnsanın cehaletini, bu nedenle nasıl açgözlü, nasıl öfkeli, nasıl nefret dolu olduğunu göreceksin.

Şefkat geliştir

Anlayış, şefkat getirecek. Zaten anlayış yoksa, hala olguların ve sonuçların nasıl oluştuğunu, koşulların nasıl koşullanmalara dönüşüp de aynı olguları defalarca karşımıza çıkardığını anlamıyorsan, hala cahil isen şefkatten de söz edemeyiz. Olsa olsa acımadır o. Acıma ise senin yukarıda, başkalarının aşağıda olduğu bir durumdur. Şefkatte hiyerarşi yoktur. Gölgenle yüzleşmenin sonucunda senin de başkaları gibi aynı tuzaklarla, aynı korkularla, ve aynı ehil olmayan tepkilerle hayatta kalma çabanı görürsün, ve şefkat geliştirirsin. Sadece kendine değil. O saçma sapan davranan adama ve kadına da. Ters düştüğün patronuna, çalışanına, eşine, eski sevgiline, taksiciye, politikacıya da. Anlarsın ki herkes cehalet içinde mutlu olmaya çabalıyor, ve bu cahil çabaları daha da ıstırap yaratıyor. Senin de yaptığın gibi.

Şefkat

Çok sevdiğim ve daha önce de bahsettiğim bir Tibet şefkat pratiği diyor ki, kim hakkında ne cümle kurarsan kur, bunu “aynen benim de olduğum/yaptığım/veya böyle algılanabileceğim gibi” diye bitir. Ancak o zaman anlayacaksın. Ancak o zaman cehaletten kurtulacaksın. Ancak o zaman şefkat geliştireceksin. Ancak o zaman kalbinin çevresindeki duvarlar inecek. Ancak o zaman, açık bir kalp ile yaşamaya başlayacaksın.

Cesaret geliştir

Tüm bu yolda yürümek de cesaret isteyecek. İlginç bir şekilde cesaret kelimesinin yerine kullandığımız kelimelerden biri “yüreklilik”dir. Bu yolda ilerlemek, kendimizle ve dünyayla ilgili hikayelerimizi bırakmak, ve canımızın yanmasını engellemek için kalbimizin çevresine ördüğümüz duvarları yavaş yavaş indirip de açık kalp ile yaşamaya başlamak, büyük cesaret isteyecek.

Cesaret

Eşim Aylin Safiye Deniz‘in zamanında çalıştığı öğretmenlerden birisinin dediği gibi “Açık bir kalple yaşamak, kırık bir kalple yaşamaktır”. Artık saklandığımız kopuk’un kulübesinden çıktığımızda sadece kendi korkumuza, kendi direncimize, kendi incinmişliklerimize, kendi acımıza dokunmayacağız, yukarıda tartıştığımız gibi dünyanın acısına da dokunmak durumunda kalacağız. Ve ancak bu şekilde, buna razı olarak karşımıza çıkan tüm olgularla, tüm gerçekliği ile beraber olarak, kopmadan, kendimizi uyutmadan, hakikatle hakikatin içinde hakikatin farkında olarak yaşayabileceğiz.

Hiç bir zaman vazgeçme

Ancak bu yol uzun sürecek… Bir kerede olmayacak. Tam siz “oluyor, berrak bir zihne, açık bir kalbe ulaşıyorum” derken birden kendinizi en yoğun sislerin, büyük bulanıklıkların içinde, kalbinizi taşlaşmış ve öfke içinde bulacaksınız. İşte böyle bir durumda, umudunuzu kaybetmek yerine yola devam etmeniz, hatta tüm bu deneyime, “işte üzerinde çalışmak için yeni veriler” diyebilmeniz gerekecek. Hem de Kopuk’un kulübesine dönmek gerçekten çok mantıklı gözükürken.

İşte o zaman yolda yürümeye başlayacağız. İşte o zaman zihnimizi eğlendirmek için anlamsız düşünceler ve meşgaleler içinde kaybolmak zorunda kalmayacağız. İşte o zaman kalbimiz, bedenimiz ve zihnimiz gerçek bir çoşkuyla dolayacak, gerçek bir neşeyle dolacak, ve biz kendi içimizden doğan, ve anlayışa dayanan bir halinden memnuniyetin aslında koşulların bizim istediğimiz gibi sıralanmasına bağlı, bu nedenle geçici, bu nedenle aslında stres verici, ve hiç bir zaman beklentileri tam olarak karşılamayan mutluluktan çok daha yüce bir oluş hali olduğunu kendi deneyimimizle göreceğiz.

Aydınlanma yolu

Biz kulübesinin içinde saklanan o kopuk tarafımızla ilişki kurdukça, ona şefkat gösterdikçe, onu içimizde ve dışımızda bizi zorlayan, rahatsız eden, acı veren, korkutan tüm olgularla yüzleşmek üzere bu şekilde güçlendirdikçe, o çevremize ördüğümüz duvarlara o kadar ihtiyacımız kalmayacak.

O zaman kolaylıkla yaşamımızı lütuflarımızın, hediyelerimizin kutlaması olarak yaşayabileceğiz. Ancak belki de bunun bile ne kadar sadece bizimle, bizim bencil isteklerimizle, bu yüzden de yine haz alma ve gerçeğin tamamına dokunmama çabamızla alakalı olabileceğini göreceğiz. O zaman belki de bunun sadece bir durak olduğunu, belki de yaşamımızı hediyelerimizi vererek, onlardan da vaz geçerek yaşamanın bir kutlama olarak yaşamak olduğunu göreceğiz. İşte biz ancak o zaman Kadim Kalp Yolu’nun öğrencileri olabilir, ve kalp gözümüzü açmak üzere yürümeye başlayabiliriz.

İşte yolumuz bu. Benim üzerinde yürümeye çalıştığım yol işte bu. İşte bu yazı dizisinin başında bahsettiğim inzivalara ve diğer çalışmalara bu yüzden katılıyorum.

Sunmakta olduğum Güçlü Beden – Berrak Zihin – Açık Kalp programı da sizleri bu yolda yürümek için hazırlamayı amaçlıyor.

Umudum bu programı tamamlayanların en azından yaşamlarını istedikleri amaçlara doğru yönlendirebilmek için daha sağlam temeller oluşturmaya başlamaları, hatta mümkünse ve isterlerse benim de üzerinde yürümeye çalıştığım Kadim Kalp Yolu’nun kapısına gelmeleri.

Yeni grubumuz 11 – 12 – 13 Ocak’ta başlıyor. Bu programla ilgili daha detaylı bilgi almak ve programa kayıt olmak için buraya tıklayınız.

Yorum Yapın