Yatakları da Ayırdık

3.305 views

…Bir süredir ayrı yattığımızdan bahsetmiş miydim?

Sanmıyorum. Önceleri de zaman zaman ayrı yattığımız olurdu ama bir, bilemedin iki günü geçmezdi. Barışır tekrar aynı yatağı paylaşırdık. Ama bu seferki çok uzadı. Üstelik ortada bir tartışma yokken gündeme gelmiş, daha doğrusu getirmiş olmasını anlayamıyorum. Benden geri adım atmamı bekliyorsa avucunu yalar. Bu konuda kendimde en küçük bir yanlış görmüyorum. Resmen kapris yapıyor.
Zaten ne zamandır doğru dürüst bir cinsellik yaşamıyorduk. O da tamamen bitince, geriye ne kaldı, diye düşünmeden edemiyor insan.
Bu arada söylemeyi unuttum, benden umudu kesince tek başına bir uzmana gitmeye başladı. Kim bilir belki de o vermiştir bu taktiği. Tabii her şeyi kendine yontarak anlatıyordur. Uzman da ona hak veriyordur. Benimle yaptığı tartışmalardan biliyorum, nasıl nalıncı keseri gibi her durumda kendini haklı çıkardığını.
Arada bir, şu uzmana gidip her şeyin doğrusunu anlatsam, diye geçiyor aklımdan.
Kavgasız konuşamaz hale geldiğimizden bu yana uzmanla yaptığı görüşmelerden hiç bahsetmiyor. Evde birbirinin hatasını kollayan iki düşman gibi yaşar hale geldik. Akşamları eve ayağımı sürüye sürüye geliyorum. Aman bir sorun çıkmasın da bu akşam zehir olmasın diye nasıl çaba harcıyorum, bilemezsiniz.
Buna rağmen kavgasız geçen günlerimiz sayılı tabii. O günler de güzel mi geçiyor sanıyorsunuz? Nerdeee, güzel günlerimiz çooook gerilerde kaldı; şimdi tek odaklandığım, kötü geçmemesi.
İkimiz de ilişkimizin her geçen gün biraz daha bozulduğunun, birbirimizden her gün biraz daha uzaklaştığımızın farkındayız. Bir türlü durduramadığımız bir sürecin içinde sürükleniyoruz.
Bazen, nasıl bu duruma geldik diye düşünüyorum. İlişkinin başlarında acaba farklı mıydım, diye kendimi değerlendirdiğim de oluyor. Yok yok, bende çok fazla değişiklik yok, inanın. Ama o çok değişti. Oysa ben onun değişmesini istemiyordum. Sadece değişmekle kalmadı beni de değiştirmeye çalışıyor.
Şimdi de beni cinsellikle yola getirmeye çalışıyor. Ben onun evcilleştirebileceği finosu değilim; umarım bunu anlar ve anlamsız inatçılığından vazgeçer.

Reddediş aşamasında kızgınlığımız öylesine büyümüştür ki, partnerimizde neredeyse olumlu hiçbir şey göremeyiz. Görebildiğimiz sadece hatalarıdır. Onu küçük düşürmek, kötü hissettirmek için fırsat kollar hale geliriz. Sözel ya da sözel olmayan yollarla saldırı gündelik işimiz haline gelir. 

Bu aşamada, duygusal duvarların yanı sıra fiziksel duvarların da araya girmesi geri dönüşü imkânsız hale getirir. Başlarda yatakların ayrılması kısa süreli olur; bir ya da birkaç gece ayrı yattıktan sonra partnerler barışır.

Bilinçli bir çabayla olumlu bir sürece girilemezse ayrı yataklarda yatma süreleri giderek uzamaya başlar. Neredeyse her kavganın sonunda ayrı yatılmaya başlanır ve nihayet aradan uzun bir süre geçse de çiftler bir araya gelmek için girişimde bulunmaz.
Bu noktada geri dönüş artık imkânsızdır. İmkânsızdır çünkü partnerlerin birbirlerine hissettiği duygular öylesine erozyona uğramıştır ki, iki taraf da bu ilişkiye yatırım yapma isteğini duyamaz. Bu, tıpkı iflasın eşiğine gelmiş bir şirkete elindeki sermayeyi yatırmaya benzer. Batacağı neredeyse kesin olan bir şeye yatırım yapmaya hangi neden bizi teşvik edebilir ki?
Reddediş aşaması, içinde fiziksel şiddet potansiyeli taşır, bu yüzden uzun sürmemesinde hayır vardır.
Burada partnerlerden biri durumun vahameti kavramış gözüküyor. Bir çıkış yolu bulabilmek için uzman desteğine başvurmuş. Bu seçim kendisi için yararlı sonuçlar yaratsa da şu andaki ilişkisine aynı katkıyı yapması oldukça zor. Zor çünkü daha öncede söylediğim gibi, ilişkilerde iki kişinin çabası gerekli.

İlişkilerle ilgili sorun yaşadığı için bana gelen insanların yüzde sekseni tek başına geliyor. Bunların da büyük bir kısmı kadın… Sağlıklı bir sonuç alabilmemiz için eşinin de gelmesi gerektiğini söylediğimde, genellikle aldığım yanıt; bu imkânsız, oluyor.

Erkeklerin kendilerinde sorun görmemesi en başta kendileri için bir engel. İstediği kadar ilişki değiştirsin, hangi ilişkiye girerse girsin, benzer sorunları yaşaması kaçınılmaz.

Karşılaştığımız sorunlarda kendimizi masaya yatırmadan sağlıklı bir çıkış bulmamız mümkün değil.

Başkalarından kaynaklandığını düşündüğümüz sürece sorunlardan kurtulamayız.

Bu bakış açısı mükemmel insanı bulmamızı engeller.

Evet, yanlış duymadınız, mükemmel insan, dedim. Hem de mükemmel bir insan olmadığını, hepimizin şu ya da bu oranda defolu olduğumuzu bilerek söyledim. Burada mükemmelliğin tanımını biraz farklı yaptığımı belirtmeliyim.

Bana göre mükemmellik, eksiksiz olmak değil, gördüğü ya da gösterildiğinde eksiklerini aşma kapasitesiyle ilgili bir kavram. Sürekli gelişen, bu süreci aksatmadan ve bunun bir sınırı olmadığının bilinciyle davranan insandır mükemmel insan. İki şeyi; mazeret ve suçlamayı hayatından çıkarmıştır.

Birçok konuda yetersiz olduğumuzu biliyoruz, yeterli hale gelmemiz için eğitime, bilgiye ihtiyacımız olduğundan kuşku duymuyoruz.

Ne var ki, iş ilişkilere geldiğinde durum farklılaşıyor. Nedense bu konuda hepimiz uzman kesiliyoruz. İlişkilerinde sorun yaşayan arkadaşlarımıza ne yapmaları gerektiği konusunda ahkâm kesmekten geri kalmıyoruz. Kendi doyumsuz, tadı kalmamış ilişkimiz bile başkalarına bu konuda akıl verme konusunda bizi durduramıyor.

Yorum Yapın