Tepkileri Kontrol Edebilmek, Es Vermeyi Öğrenebilmek Üzerine

304 views

Zaman zaman hepimiz, olumlu veya olumsuz bir duygunun baskısı altında kalarak eyleme geçmiş, ama kısa bir süre sonra bu eylemden pişman olmuşuzdur. Çünkü bizi bu eylemi yaptırmaya zorlayan duygu, ortadan kalkmıştır ve şimdi, o eylem oldukça anlamsız hatta yanlış gözükmektedir. Bizim için, ama bazen daha kötüsü, başkaları için de.
Örneğin kendimizi çok yalnız hissettiğimiz bir an, cesaret ederek bize ilgisi olduğunu bildiğimiz biriyle görüşmeye başlamak. Riskli sonuçları olabilecek bir fırsatı, içinde bulunduğumuz ruh halinden bizi kurtarmasını umarak değerlendirmek vs vs.
Bu tip ani ve sonuçları genelde olumsuz harekete geçmeler konusunda kendimizi kontrol edebilmenin yolu nedir?

Öncelikle bir gerçeği bilmek gerekir: beyin uydurur!
Bazen, havaların, düşen kan değerleri ve alkali seviyesinin, hormonların, dolunayın, uykusuzluğun hatta rüyaların etkisiyle, bir süre boyunca kendimizi “kötü” hissederiz. Gerçek dünyada bu durumu tetikleyecek bir olay yaşanmamış olmasına rağmen, bir gün kalktığımızda bu olumsuz ruh halinin içinde buluruz kendimizi. Beyin, nedensiz iş görmediği için, kafamızda bir süredir dolanan, zaten orada olan ve bize sorun gibi gelen bir başlığı seçerek “işte bu yüzden canım sıkılıyor” der. Çünkü akıl, sebep-sonuç ile iş görür. Ona göre nedensiz can sıkıntıları veya coşkular yoktur. Aslında haklıdır da. Sahiden de nedensiz duygu dalgalanmaları yoktur. Ama belirttiğim gibi, sebep, örneğin fizyolojik iken, elbette kendi kendine o anda kan tahlili yapıp sonuçları analiz edemeyen beyin, başka bir sebebe tutunur ve duyguları o sebep üzerinden sağaltır.

Gerçekten sorun olan bir sorun ile, sebebi beyince bilinmeyen bir sorunun başka bir başlık üzerinden sağaltılması arasındaki farkı anlamanın ise yolu es vermektir. 

Yani beklemek.

Duyguyu bastırmamak, beyinin öne sürdüğü sebebi bile kurcalamamak. Hali yaşamak ama eyleme geçmemek ve beklemek.

Sorunun her halimizde kafamızda olup olmadığını görmek. Kendimizi daha iyi hissettiğimiz bir zamanda, aklımıza gelen eylemleri tekrar değerlendirmek. Emin olun bu bekleme dönemi, sandığınızdan daha kısa sürecek. Kişi, aklına gelen sebebe ve duyguların yoğunluğuna kapılmadan, “evet, şuan böyle hissediyorum, ama eyleme geçmeden önce bu halimi bir kenara bırakacak ve gündelik yaşantıma elimden geldiğince devam edeceğim. Bu esnada duygularım olgunlaşacaktır ve ben daha iyi bir eylem için karar verebilir hale geleceğim.” diyebilmek, bize otokontrolü verir.

Örneğin kadınların, pms sendromu dönemlerinde kendilerini yalnız, ilgiye muhtaç hissetmeleri normaldir. Bu dönem, kişinin sahiden yalnız olduğu bir döneme de denk gelebilir. Dolayısıyla pms sendromu öncesinde a kişisini yalnızlığına rağmen çekici bulmayan bir kişi, duyguların da yoğunluğuyla birden o kişiyi çekici görmeye başlayabilir ve bir ilişkiye adım atabilir. Ama ne yazık ki düşünülmeden, hormonlarca gereksiz şişirilmiş bu duygulanım sonrası bu eylemden pişman olacaktır. Dahası belki de, bu pişmanlığa, karşı tarafı umutlandırmış olmak da dahil olacaktır.

Ya da bir diğer örnek, Dolunay zamanlarında insanların normalden daha agresif olduğuna şahit oluruz. Eğer kişi bunu göz önünde bulundurmazsa, yine kabaran duygularının, falancanın söylediği bir şeyden dolayı bu kadar yıkıcı olduğunu düşünerek, karşısındaki insanı lüzumsuz yere kırabilir ve sonrasında bu durumdan pişman olabilir.

Bu sebeple, bir kavga esnasında yükselen agresiyon, bir tanışıklıktan doğan yoğun sempati gibi, o an gerçeklikte olmakta olan olayla doğrudan alakası olmayan, üstümüze birden çöken duygular konusunda yapılacak en doğru şey, beklemektir. Elbette bunun için nihai kural da, o duygunun yaşanmasına izin vermektir.
Kendimizi herhangi bir biçimde, dönem dönem kötü hissetmemiz normaldir ve genelde bizi acele ettiren şey de, tam olarak bunu doğal görmeme halinin bir sonucudur. Biz o duyguyu olgunca, üstlenmeden, bir kenarda yaşamaktansa, hemen ondan kurtulmak isteriz ve bu sebeple dış dünyaya çözüm vermesi için sarılırız.
Oysa birkaç günlük sabır ile çekilecek bir acı, başka insanları da üzebilecek süreçlerden daha kısa sürer ve daha az olumsuzdur.
Bunu bilerek hareket eden insan, kolay kolay kırılmayacağı gibi, çevresine de kasıtsız da olsa zarar vermek konusunda kendisini tutabilir.
Otokontrol, durumu doğru değerlendirmekle gelir, doğru değerlendirmek için ise, beklemek şarttır.

Yorum Yapın