Romantik İlişkilerde Sevgi ve İlgiyle Boğmak: Neden Olur Nasıl Engellenir?

699 views

Bazı insanları çok cana yakın buluruz. Fedakar, şefkat dolu ve ilgilidirler.
Elbette her flörtün başını, bu özellikler belli oranda besler, fakat gün geçtikçe işler karışmaya başlar.
A kişisi bu kadar sevilmek, bu kadar ilgi görmek istemediği, kendisine de vakit ayırmak arzusu duyduğu ya da kişisel işlerini halletmek zorunda olduğu halde, B kişisi bu hakkı ona tanımaz. Her dakika, her saniye bir arada olmak ister ve daimi olarak sevgi ve ilgisini gösterebileceği bir ortamın hazır olmasını bekler.
En nihayetinde A kişisi bu ilgiden yılarak gider ve B kişisi elinden geleni yaptığı halde kalpsiz insanlarca yine hayal kırıklığına uğratıldığını düşünerek kendisini aklar.

Dönem dönem hepimiz bu B kişisi olduk, bu hissi biliyoruz.  Bazılarımız hala B kişisiyiz. Peki neden öyleyiz?

Dr. M. Scott Peck “Az Seçilen Yol” kitabında aşkın tanımını özetle şöyle veriyor: ” aşk esasen, karşı cinse duyduğumuz erotik çekimdir. Çocuklarımıza, ailemize aşık olmayız. Bize göre partner olabilecek kişilere duyarız bu hissi. Peki bu his neden bu denli kuvvetlidir? Çünkü kişinin benlik sınırları (yani egosu) bir anlığına çöker ve egonun güvenlik duvarları çöktüğünde kişi karşı tarafla tam bir bütünlenme/tamamlanma hissi deneyimler.”
Yani buradan çıkan sonuç şu: hepimizin, sağlıklı veya sağlıksız bir biçimde oluşturulmuş bir benlik yapısı vardır. Bu benlik yapısı, çeşitli yargılardan, tecrübelerden, korkulardan, endişelerden, prensiplerden, kurallardan, inançlardan oluşan olumlu veya olumsuz bir duvarla korunur. Aşık olduğumuzda, bir süre için bu duvarlar çöker.
Buraya kadar her şey normal. İş şurada çetrefilleşiyor:
Eğer biz, bu duvarlar yüzünden, kişisel olarak üretkenliğimizden olmuş ve daracık bir alana sıkışmışsak, aşık olduğumuzda o duvarların çökmesiyle, tüm üretkenliğimizi tek bir kişiye sunmaya, ondan beslenerek yine sadece ona vermeye çalışırız. Üretkenlikle neyi kastediyorum? İnsanın libidinal (yaşam) enerjisi onu bir anlamda genişletir. Onu her anlamda karakteriyle uyumlu bir biçimde üretken yapar. Bu üretim, başka insanlara duyulan sevgi, şefkat, saygı gibi hislerden, yardımseverliğe, işinde başarıya, hobilere kadar uzanır. İnsan ürettikçe genişler, genişledikçe çevresi ile daha çok uyumlanır ve uyumlandıkça duvarları Çin Seddi veya Berlin Duvarı olmaktan çıkıp, normal bir ülke sınırı haline gelir.
Fakat eğer biz, üretken biri değilsek, yani aşık olduğumuz zamanlar hariç, kimseye ilgi göstermiyor, kendi başımıza kaldığımızda hiçbir şey üretmiyor, yardım etmiyor, insanlarla ilişkimizde işe yaramayacak ama bize faydası olacak hiçbir işe konsantre olamıyorsak, kendi kendimize de mutlu olamıyorsak üretkenliğimizle, kendi enerjimizle kendimizi dahi besleyemiyorsak, o enerji içeride bir yerlerde patlamaya hazır gaz gibi sıkışıyor demektir.
Böyle bir durumda, duvarlar çöktüğü an, duvarları çöktüren nesneye tüm bu gazı yansıtmak ise, elbette, doğal olarak, karşı tarafı zehirler.
O zaman biz seviyor olmayız, zehirliyor oluruz.

Başkalarına ve kendisine yardım etmeyip sevgilisinin işini kendi haline getirenler, kendi başına veya başka insanlarla verimli vakit geçiremeyip sadece sevgilisi ile mutlu olanlar, tek başına iken hiçbir şey üretmeyip, aşık olunca ilhamı alanlar,
Yani özetle aşkı hayatlarından çıkardığımızda, aküsü bitmiş araç gibi kalakalanlar,
Böyle insanlardır.
Aşk, yalnızca fragmandır ve esas olan sevgidir. Aşk, genişlemiş bir kalple her şeyi sevdiğimizde deneyimleyeceğimiz “ben”i bize gösteren bir ön gösterimdir. Esas film ise, üretkenliğimizle genişlemekte ve her şeye sevgi ile yaklaşmayı becerebilmektedir.
Aşk bize sınırlarımızı aştığımızda neler olabileceğini gösterir ama esasen sınır aştırmaz. O duvarlar, yıkılmanın şokunu atlatır atlatmaz tekrar örülürler.
İnsana sınırlarını hem güvenli hem de geçirgen ve genişlemeye müsait biçimde yapılandırma başarısını sağlayan üretim, bu üretimle gelen mutluluk, bu mutluluğun bize sağladığı erdem, erdemin verdiği öze güvendir.
Ve ancak bu öze güvene sahip olanlar, bir kasırgadan veya volkandan farklı olarak, ılık ılık esen bir meltem gibi, dingin ve huzur dolu bir sevgiyi çevrelerine verebilirler.

Yorum Yapın