N.L.P.

9.656 views

DÜŞÜNÜYORUM…

Öyleyse var mıyım? Cogito ergo sum (Descartes).

Ne güzel söylemiş değil mi bu sevgili ve ölümsüz büyüğümüz. Bir cümleye onlarca güzel mana yüklemiş. İnsan, düşünebilen bir varlık olduğuna göre bu özelliğini kullandığı kadar var olur” diyor bence. Yani ben bu cümleden bu çıkarımı yapıyorum… Peki ama neyle ve nasıl düşünüyorum? Beynim bu işlemi hangi sistem ve programları kullanarak yapıyor?

İşte Nöro Lingustic Programming yani kısa adıyla NLP bunu öğrenmenin ve direksiyona geçmenin yöntemi. NLP ilkelerinden birinde deniyor ki; Harita bölgenin kendisi değildir. Yani?

Bir atlas düşünelim; Türkiye’nin kaç farklı haritası vardır? Coğrafi, Fiziki, Siyasi vs…

Peki bunlardan herhangi biri ya da hepsi birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’nin kendisi ya da bir bölgesini birebir anlatmaya yeterli mi? Haritaya neyi, ne kadar çizebiliriz? Diyelim ki Google Earth programıyla bakıyoruz bölgeye, yine gerçeğin kendisi değil görüntüsüdür algıladığımız, içinde olmakla tepeden bakmak farklıdır.

Yani bir olay ya da durum karşısındaki davranışlarımızı belirleyen algı haritamız aslında durumun mutlak bölgesel yapısını içermez diyor NLP. Ve bunun farkında olursak o zaman daha esnek olmayı bilir ve karşı tarafın haritasını görebilip, iletişimi doğru kurabilir ve olumlu sonuçla noktalayabiliriz…

Pat diye konuya girdim ama yıllık iznimin büyük kısmını ayırdığım NLP semineri beni çok etkiledi ve buradan elimden geldiğince, dilim döndüğünce paylaşmak istiyorum, e ne de olsa artık bir NLP Practitioner oldum.

NLP ‘yi anlatırken en çok verdiğim örnek şu oluyor.

Güçlü bir rüzgar bir çam ağacını kırabilir mi? Evet çünkü o ağaç rüzgarın önünde dik duracak ve direnç gösterecektir.

Peki ya Bambu?

Bambu kırılmaz çünkü esnemeyi becerebilir… Rüzgara direnmez, onunla devinir.

Onu dinler, onunla eşleşir, onun gücünü kullanarak şekil alır, atak ya da savunma değildir amacı tıpkı

T’ai Chi’de olduğu gibi; olumlu “uyum”dur tek hedefi.

İşte NLP de bize bunu öneriyor; Duygusal repertuarlarımız ne kadar geniş olursa, durumlar karşısında verebileceğimiz tepkiler de o kadar çok olur diyor. Sert durumlarda bile kolayca üstesinden gelebilmeyi hedefliyor.

Öncelikle bu güzel tekniği yurtdışından alıp bizlerle paylaşmak için ülkemize getiren muhteşem iletişimci,

özel insan, Sevgili Eğitmenim, Doçent Doktor Turgay Biçer’e huzurunuzda teşekkür ediyorum. Kendisiyle ilgili ayrıntılı bilgi, merak edenler için bu linkin öteki ucunda mevcut www.dorukperformans.com/ayrinti.php?m=9

Hemen ardından ikinci teşekkürüm ise, Turgay Hocama ulaşmamda ve bu eğitimi almamda büyük destek

ve emeği olan sevgili dost yürek Yasemin Güner’e.

Şimdi dönelim NLP’ye.

Bu, ismi üç harfli sistemden ilk bahsettiğimde birçok insandan tepki aldım.

Bunu, derdi tasası olmayan insanların uğraşı olarak niteleyen, lüks diyen oldu…

Rei-ki ile kıyaslayanlar oldu, o konuda da ilgi ve bilgim olduğunu bilen arkadaşlarımdan…

Ki ilgisi kesinlikle yok. NLP bir enerji öğretisi ya da kullanımı değil tamamen matematiksel bir sistem.

Dışardan herhangi bir bilinç ya da enerji türünün müdahalesini öngörmüyor ya da içermiyor.

Beyinlerimizin duygularımızı oluşturup kaydederken kullandığı dili öğrenip işimize yaramayan kayıtları değiştirmenin yöntemini sunuyor.

NLP’nin yanlış kullanım ve anlatımlarıyla tanışıp hakkında kötü izlenim edinenlere onu izah etmekse daha da zordu. Ama öncelikle ne olduğunu ben öğrenmeliydim, ki anlatabileyim. İnsan kendi aklına yeterince yatırmadığı, özümsemediği bir şeyi diğerlerine aktarabilir mi? Bilgi olmadan fikir olunca ne oluyordu?

Mesela, Aktüel dergisi bir sayısında NLP ve Aşk Semineri diye bir haber yapmış, sözde NLP uzmanı olan bir kişi aslında NLP ile ilgisi olmayan kişisel fikirlerini sanki NLP’nin böyle cümleleri varmış gibi anlatıyor.

E bilmeden okuyan, dinleyenler de NLP’yi orada anlatılan sanıyor… Sonunda da olumsuz ön yargılar oluşuyor, ki bu NLP’nin suçu değil.

NLP benim gibi meraklı biri için muhteşem bir enstrüman.

Bir benzetme yapmak gerekirse şöyle derim. Şu an kullanmakta olduğunuz bilgisayarın neyi nasıl algıladığını bilmek ve kontrol etmek gibi bir şey.

NLP beyinlerimizin işletim sistemini anlatıyor ve direksiyona geçip onu kontrol edebilmeyi öğretiyor.

Tabii ki her konuda olduğu gibi yanlış ellerde yanlış yerlere varmış olabilir ama ben bu işin Türkiye’deki en iyi ve en doğru adresine gidip eğitimimi aldım, ki bence Dünya NLP literatüründe de da sayılı bir isim

Turgay Biçer. Ayrıca kendisi “NLP ve Kişisel Liderlik”, “Doruk Performans”, “Kazanmak Beyinde Başlar”, “Daha Zeki, Daha Cesur, Daha Mutlu” ve “Şampiyonluk Psikolojisi” kitaplarının yazarı.

Bu kadar lafını ettikten sonra yapalım mı artık açılımını NLP’nin?

Nöro: Beyin hücrelerimizin ismi olan Nöron’dan geliyor.

Beş duyu organımızı kullanarak deneyimlerimizi bilinçli veya bilinçdışı süreçlere dönüştüren sistem.

Yani N harfi, Beynimiz ve sinir sistemimizin tüm görev ve fonksiyonlarını içeriyor.

Lingustic: L iletişim için bilinçli ve bilinçdışı olarak kullandığımız dilleri içeriyor.

Dil, deneyim ve tecrübelerimize anlam kazandırmak ve bu anlamlandırma yöntemleri vasıtasıyla kendimize

ve başkalarına yaşadıklarımızı aktarmak için kullandığımız sözlü ya da sözsüz mesajları temsil ediyor.

Yani neyle düşündüğümüzü, konuştuğumuzu ve mesajları nasıl ilettiğimizi irdeliyor.

Programming: P harfi kişisel programlarımızı tanımlayıp gerekli gördüklerimizi değiştirmeyi hedef alıyor.

Kısa ya da uzun vadeli hedeflerimize ulaşmak için kullandığımız zihinsel programların tümünü incelemeyi ön görüyor. Çünkü bu programların kalite ve işlevselliği yaşam standartlarımızı belirliyor.

Her türlü tecrübe iyi veya iyi olmayan olsun, bir zihinsel programın sonucudur.

İşte bu üç harf “NLP” Turgay Hocamın deyimiyle “Zihinsel Teknoloji”.

Düşünelim; beyninizin içinde kocaman bir puzzle var ve birçok parça yanlış yerleştirilmiş, bilerek ya da bilmeyerek. NLP sayesinde parçaların yerlerini değiştirmek ve ortaya, olması gerektiği kadar güzel bir resim çıkarmak mümkün. Bir başka anlatımla; beyninizde çalmakta olan ve kulağınıza hoş gelmeyen bir müziğin beğenmediğimiz notalarını değiştirip, bizi daha mutlu ve huzurlu kılan bir beste ortaya çıkarabilmek için bir yöntemler bütünü NLP.

Kim bulmuş nerden çıkmış? Kısa tarihçesini Sevgili Turgay Biçer Hocamın NLP kitabından aktarayım.

NLP, 1972’de California Üniversitesi’nde dilbilimci ve öğretim üyesi olan John Grinder ile aynı üniversitenin Psikoloji bölümünde okuyan Richard Bandler tarafından kurulmuş.

Şu sorulardan yola çıkmış bu iki kafadar taaaa benim doğduğum yıl.

“Aynı durumlar karşısında nasıl oluyor da insanlar farklı sonuçlar yaratabiliyor?

Davranışsal mükemmellik mümkün mü?

Başarılı insanla başarısız insanın düşünüşü arasındaki fark nedir?”

Bandler ve Grinder kendi alanında son derece başarılı ve tanınmış olan üç terapi uzmanını gözlemlemişler.

Bunlar, Geştalt Terapi Okulu (Psikolojide bütüncül yaklaşım) kurucusu Fritz Perlz, Amerika’nın önde gelen

aile terapisi uzmanı Virginia Satir ve yine Dünya’nın önde gelen hipnoterapi uzmanı H. Milton Erickson.

Başlangıçta yeni bir teknoloji yaratmak gibi bir niyetleri olmayan Bandler ve Grinder bu üç insanın davranış kalıplarını çıkarıp modelleyebildiklerini keşfettiler. Yani birinin yapabildiği bir şeyi başka birinin de yapabildiğini…

Böyle söyleyince insanın aklına şu soru gelebiliyor, ne yani herkes Atatürk olabilir mi?

Tabii ki hayır! Zaten modellemenin amacı bir insanın ötekinin kopyası olması değil!

O kişinin başarıya ulaşan davranış modelinin çıkarılıp, bir başka kişi tarafından aynı yollardan gidilerek

aynı başarıya ulaşabildiği gerçeği. Yani Atatürk olamayız ama onun gibi davranabiliriz.

Keşke yaşasaydı da modelleyebilseydik…

NLP’nin en önemli ilkelerinden biri ise; Başarısızlık yoktur, sadece sonuçlar vardır.

Yani Edison gibi yaklaşalım diyor durumlara. Hani sormuşlar ya ampulü yakabilmek için kaç defa başarısız oldunuz diye ve o da hiç demiş ve eklemiş, dört yüz küsür kere DENEDİM bir defa BAŞARDIM!

Bir diğer ilke; Beyin ve Beden bütün ve BİR’dir.

Yani aynı sistemin parçalarıdır. Düşüncede olan bedene de yansır. Aslında bu ilkeyi kendi kendinize de bulabilirsiniz. Düşünün kainat yaratılırken önce ne vardı? DÜŞÜNCE! Sonra eylem…

Ve artık Kuantum Fiziği sayesinde biliyoruz ki maddenin en küçük parçası olan Kuark’lar kendilerini gözlemleyenin düşüncelerine göre hareket ediyorlar. Hele su molekülleri ile yapılan deneyler muhteşem sonuçlar ortaya koydu. Su bilgiyi ve niyeti taşıyor. Düşünceye tepki veriyor. İlgilenenlere konuyu gayet güzel açıklayan bu kitabı önerebilirim “Suyun Bilinmeyen Gücü, Masaru Emoto, Kozmik Kitaplar”

Konuyla ilgilenince bir sonraki adımda şu soruyu sormadan edemiyor insan; “Düşünce suyu etkileyebiliyorsa, 4/3’ü su olan bedenlerimize neler yapabilir?” DÜŞÜNÜN…

Bu ilkenin özeti: Neyi nasıl düşünüyorsak, bedenlerimiz o düşüncelere uyacaktır.

Stres içindeyken, bel ve boynumuz tepki verecektir, üzülüyorsak da mide ve başımız…

Aslında her rahatsızlığın bir duygusal ve düşünsel altyapısı vardır.

Mesela hijyen takıntısı, hastalık kapma korkusu ve bu yönde sürekli yaşatılan düşünce o enerjiyi kendine çeker ve korkulan yaşanır. Korku, bedenimizin, altında olumlu niyet barınan bir savunma silahıdır.

Korkularımızla, bizi korumaya çalıştıkları için onlara teşekkür ederek birer birer vedalaşalım çünkü korku aynı zamanda merak barındırır. “Eğer başıma gelirse ne yaparım?” sorusunu sürekli gündemde tutarsak olasılıkları gerçeğe dönüştürürüz. Ne demiştik önce düşünce vardı…

Konuya dair özellikle tavsiye edebileceğim bence muhteşem bir film var “Ne biliyoruz ki?” bence herkesin en az bir defa izlemesi gereken bir belgesel bilimkurgu. DVD ve VCD olarak birçok müzik market rafında yer alıyor.

“Biliyorum!”

Ama nasıl?

Hani düşüncede iki kol vardır.

Felsefe “ne biliyorum” a cevap ararken, Epistemoloji “nasıl biliyorum”u sorgular.

Nedense hayatlarımıza fazla sokulmuyor bu Epistemoloji yani bilmenin bilimi, e felsefe mantık dersleri de birer birer kaldırılıyor okullarımızdan… Birilerinin işine mi geliyor acaba “bilmeden” yaş almamız.

Koyun gibi güdülen varlıkların “yaşadığı” söylenebilir mi?

Taaa yüzyıllar önce ne demişti sevgili büyüğümüz? Hatırlayalım…

“Düşünüyorum”, öyleyse…

E düşünmeyene “yoksun” demek değil mi bu, tersinden bakınca?

Neyse biz NLP’ye dönelim.

Bandler ve Grinder insan beyninin algı sistemlerini şöyle sistematik hale getirmişler NLP’de.

Ne dersiydi hatırlamıyorum ama duyu organlarını epey küçükken şöyle öğretmişlerdi okulda.

1.Görmek (Gözler) 2. Duymak (Kulaklar) 3. Dokunmak (Ten) 4. Tatmak (Dil) 5. Koklamak (Burun)

Ama şunu söylemeyi unutmuşlar, ya da onlar da bilmiyormuş;

Her beyin bu dillerden birini diğerlerinden farklı kodlar ve kullanır.

Yani bir insan öncelikli olarak görsel özellikleriyle algılıyor olabilir, bir diğeri dokunsal olabilir, bir başkası ise birkaç dili birlikte kullanıyor olabilir…

Yine Sevgili Turgay Hocamın derste verdiği örnek; insan beyni düşünürken gözlerini havaya diker,

Eğer siz sınav esnasında öğrencilere “başını önüne eğ” derseniz zaten baştan o çocuğu başarısız olmaya mahkum ediyorsunuz demektir. Keza dokunsal özellikleri ön planda olan bir çocuğu bir yere oturtarak öğrenmeye mahkum etmek de bir çeşit işkenceden başka bir şey değil aslında.

Öğrenemediğinde de geri zekalı damgasını vurmak o kadar kolay ki.

Aslında öğrenemeyen çocuk yok, öğretemeyen öğretmen ve ebeveynler var.

Bu duyu organlarının icraatları NLP’de şöyle sınıflandırılıyor. Zihninde bir olayı canlandırırken öncelikle

ve fazlalıkla görüntü ile düşünen kişiler Görsel. Sesle düşünen kişiler İşitsel, bedeninde hisler oluşan kişiler Dokunsal, Koku duyumsayanlar Kokusal, Tat alanlar Tatsal.

Ve bunların kullanım oranları yukarıda da belirttiğim gibi kişilere göre değişkenlik gösterebiliyor ve geliştirilebiliyor. Yani 7’mizde neysek 70’imizde o olmak zorunda değiliz!

Acaba siz öncelikli olarak hangi dili kullanıyorsunuz merak mı ettiniz?

Hadi minik bir test vereyim, içinizden geldiğinde yapın. (Koku ve Tat daha az kullanılan diller olduğundan diğer üçünün kullanımı araştırılıyor bu testte.)

 

 

Testi cevaplarken, önce verilen cümleleri okuyun.

Ardından hayatınızdaki yerine göre size en uyan cümle için 3, daha az uyan için 2 ve en az uyan cümle için de 1 puan verin. Örneğin, cümlenin sizin için doğruluk derecesine göre A için 1, C için 2 ve B için de 3 puan verebilirsiniz. Bu puanlarla ne yapacağınızı ve kişiliğinizin görsel mi, işitsel mi yoksa dokunsal mı olduğunu nasıl anlayacağınızı ise, testin sonunda bulacaksınız..

1 –A) Müzik dinlemeyi çok severim.
B) Vitrinlere bakmaktan ve galerilere gitmekten hoşlanırım.
C) Müzik çaldığında dans etmemek için kendimi zor tutarım.

2 –A) Sözlü olmayı yazılıya tercih ederim.
B) Çoğunlukla düzgün ve hatasız yazarım.
C) Testlerde hislerime güvenip atmaktan çekinirim.

3 – A) Ses tonumun güzel olduğu söylenir.
B) İyi göründüğümde kendime güvenim artar.
C) El şakasından hoşlanırım.

4 – A) Yapacaklarımı yüksek sesle söylediğimde sorunları çabuk hallederim.
B) Bir şeyin anlatılmasından çok gösterilmesini tercih ederim.
C) Bir konu anlatılırken mutlaka bir şeylerle oynarım.

5 – A) Bir kişinin içtenliğini sesinden anlarım.
B) İnsanları görünümleri ile yorumladığım çok olur.
C) Kişilerin el sıkmaları benim için anahtardır.

6 – A) Kitapları okumaktansa kaset dinlemeyi tercih ederim
B) Televizyon seyretmeyi ve sinemaya gitmeyi çok severim
C) Yürüyüşe veya dışarı çıkmayı çok severim

7 – A) Arabanın çıkardığı en ufak sesi duyarım.
B) Arabanın iç – dış temizliği çok önemlidir.
C) Kullandığımda iyi hissedebileceğim arabayı hiçbir şeye değişmem.

8 –A) İnsanlar benimle rahatlıkla konuşabildiklerini söylerler.
B) İnsanları seyretmeyi çok severim.
C) Konuşurken insanlara dokunma eğilimim vardır.

9 –A) Telefondaki bütün seslere karşı aşırı duyarlıyımdır.
B) İsimleri hatırlamasam da yüzleri hiç unutmam.
C) İnsanların neye benzediklerini hatırlamakta güçlük çekerim.

10 – A) Genelde radyoya eşlik ederim.
B) Fotoğraf çekmekten büyük zevk alırım.
C) Ellerimi kullanarak iş yapmak hoşuma gider.

11 – A) Bir fikri okumaktansa bana anlatılmasını tercih ederim.
B) Görsel desteklerden çok konuşmacı ile ilgilenirim.
C) Aktivitelere katılmayı seyretmekten çok severim.

12 –A) İyi dinleyiciyim.
B) Görünüş en önemli değerlendirme kriterimdir.
C) Bazı insanları anladığım sebeplerden severim ya da sevmem.

13 –A) Yapacaklarımı yüksek sesle konuştuğumda problemleri daha çabuk hallederim.
B) Haritaya bakarak yönümü çok rahat bulurum.
C) Sporu bitirdikten sonra kendimi çok iyi hissettiğim için tercih ederim.

14 –A) Bir evde mutlaka sessiz bir yerler olmalıdır.
B) Evimin temiz ve düzenli olması çok önemlidir.
C) Konforlu ve rahat bir evi çok severim.

15 –A) İnsanların konuşmalarını taklit ederim.
B) Her gün yapacağım işlerin listesini yaparım.
C) Çok koordineli bir kişi olduğum söylenir.

Puanlama: Sorulardan her birine puanları dağıtıp, o puanları ayrı ayrı topladıktan sonra hangi harfte daha çok puan toplandığına bakın.

A’larda toplanan puanlar çoksa işitsel,

B’lerde toplanan puanlar çoksa görsel,

C’lerde toplanan puanlar çoksa dokunsalsınız.

E öğrendik de şimdi bu ne işimize yarayacak dediğinizi duyar gibiyim.

Düşünün, her gün birçok insanla iletişim kuruyorsunuz.

Eğer karşınızdaki kişi işitsel algılıyor ama siz görsel anlatıyorsanız nolur?

İletişim kurulamaz. Çünkü taraflardan biri İngilizce diğeri Almanca kullanıyor olur.

Her türlü ikili ilişkide NLP bu yüzden çok önemli çünkü öncelikle karşınızdaki kişinin iletişim dilini bulup onun diliyle konuşmayı size öğretiyor. Buna eşleşme deniyor. Bunu yapabilmeniz içinse kalibrasyon, yani karşınızdaki insanı iyi gözlemleme ve algılamayı bilmeniz gerekiyor. Kullandığı kelimeler ve beden dili bu konuda çok önemli yardımcılar.

Sevgili Turgay Hocamın derslerden birinde anlattığı ve tam da bu konuda çok manidar bir örnek var.

Eminim hepiniz kovboy filmi izlemişsinizdir. Hani meşhur bir posta arabası sahnesi vardır.

Önce posta arabasının sürücüsü vurulur ve araba atların kontrolüne kalır. Soygunculardan biri atını arabanın atlarına yaklaştırır ama hemen atlamaz önce EŞLEŞİR, sonra arabanın atlarından önde olana atlar ve yine hemen dizginlere asılmaz bir süre ona alışılmasını bekler ve sonra yavaş yavaş arabayı istediği yöne çeker.

İşte NLP ile iletişim budur.

Duyguların ne olduğunu bilmek ve onların kontrolünü elde tutabilmek, bir aşama daha öteye giderek karşınızdaki insanın da duygularını okuyup olumluya yönlendirebilmek…

Duygu denilince aklımıza uhrevi bir şeyler gelir olmuş. Oysa ki duygu, duyu organlarından gelen bir bilginin kaydedilmiş halinden başka bir şey değil. Yani öyle yoktan var olmuyor.

“Duygu”yu sezgi ya da hisle karıştırmamalı, hani şu altıncı duyu olarak var sayılan…

5 duyu organının birinden veya birkaçından gelen bilgi beyinde nöronlara kayıt ediliyor.

Ve her bir nöron bir diğeriyle iletişim halinde. Bir durum ya da varlığın beynimizde “uyandırdığı” duygu geçmişte aynı ya da benzer bir durumla kıyas sonrasında ortaya çıkıyor. Ve NLP, nöronların bağlantılarını değiştirebilirsek duygusal tepkilerimizin de değiştiğini kanıtlıyor. Unutmak da böyle gerçekleşiyor.

Diyelim ki hatırladığınızda hoşunuza gitmeyen duygular uyandıran bir kaydımız var.

O kaydı hangi duygusal sistemimizle yaptığımızı bulup yine aynı dili kullanarak uyanan duyguyu değiştirmek mümkün. Çok mu muğlak oldu? Netleştirelim.

Diyelim ki bir olay yaşadınız ve size o olayı hatırlatan herhangi bir şey olduğunda üzülüyor ya da benzeri şeyler duyumsuyorsunuz. Öncelikle güzel gözlerinizi yumun ve o sahneyi düşleyin. Görsel dili kullananlar görüntüyü (eğer bir filmse) yavaşlatmayı ve hatta tersten oynatmayı hedef alsın ve renklerin parlaklığını azaltıp soldurmaya çalışsın. (Eğer bir fotoğraf karesiyse) onu kendinizden uzaklaştırmaya ve giderek küçültmeye çalışın. Sonra da yok olup gitsin. Ama beyin yerine bir şey koymanızı isteyebilir, aynı anda sizi mutlu eden bir hatıranızı yine gözünüzde canlandırıp yok ettiğinizin yerine koyun. Ve bu işlemi birkaç defa tekrarlayın. İşlemi yaparken giderek hızlandığınızı ve negatif duyguların önce azaldığını sonra da yok olduğunu duyumsayacaksınız. Bu bir çeşit montaj yapmak gibi, ama beyninizde. Medya sektöründe olanlar için daha kolay olabilir nispeten.

Eğer işitsel dili öncelikli kullanıyorsunuz. Düşlediğinizde duyduğunuz sesin geldiği yeri ve şiddetini değiştirin.

İşitsel dilde yapılacak değişikliklerin müspet sonucu en somut olarak uyku probleminde ortaya çıkıyor.

Hani o durmaksızın içinizde konuşan ses var ya, onu yavaşlatın, daha müşfik bir sese dönüştürün, eğer kendinizinkini yapamıyorsanız sizde bu hisleri uyandıran birinin sesiyle o sesi değiştirin.

Mesela ben canım ablam Ayşenur Yazıcı’nın “Kerocuuum” deyişini her kulağımda canlandırdığımda mutluluk ve Sevgili Hocam Arsen Gürzap’ın reklamlardaki “Oğlummm” deyişini her canlandırdığımda da şefkat hissediyorum. İç ses değiştirmeyi daha birçok konuda kullanabilirsiniz kendinizi motive etmek adına…

Eğer kayıtlarınız dokunsal ağırlıklıysa bu seferde duygunun bedeninizdeki yerini, şiddetini değiştirmeyi deneyin.

İşte tam bu noktada yine NLP’nin çok hoşuma giden bir tekniğinden bahsetmek istiyorum.

Çipa Atmak: Küçük bir davranışa olumlu bir duyguyu atamak ve gerektiğinde desteğini almak.

Günlük hayatta bireysel ve toplumsal olarak birçok çipa atılır ve kullanılır farkında olmadan.

Bir şey gördüğünüzde o size başka bir şeyi çağrıştırır.

Mesela toplumsal çipalardan; At nalı uğur, 13 rakamı uğursuzluktur.

Peki NLP bu sistemi keşfetmiş de ne olmuş?

Diyelim ki topluluk önünde konuşmanız icap ediyor ama siz çok heyecanlanıyorsunuz, boğazınız kuruyor.

Yani heyecan duygusu bir olumsuz motivasyon unsuruna dönüşüyor. Çipa atma tekniği ile bunun üstesinden gelmek mümkün.

Önce çağrıştıracağınız olumlu duyguyu bulun. Nasıl mı? Yine o güzel gözlerinizi yumup, kendinizi çok güçlü, sakin, başarılı bulduğunuz bir anınızda düşünün (yoksa hayal edin) ve oluşan olumlu duygunun en tepe noktasına varmanıza yakın, bir hareket yapın, ya da bir kelime söyleyin (kulak memesini okşamak ya da güçlü bir “evet” demek, vs. gibi…) Bunu birkaç defa tekrarlayın.

Topluluk karşısına geçip de heyecanınız belirmeye başladığın an attığınız o çipayı kullanın, yani önceden beyninize tanıttığınız ve yalnızca sizin bildiğiniz o davranışı ya da kelimeyi uygulayın. Tabii ki çipanızın işlevsel, yani her ortamda kullanılabilir bir davranış olması çok önemli, insanların karşısında garip hareketler yapmanızı önermiyor NLP. Bakın bakalım duygularınız ne kadar hızlı değişebiliyor.

Direksiyona geçtiğinizde birçok duygusal durumu kontrol edebilirsiniz.

Çünkü; Beyin gördüğü ve düşlediği arasındaki farkı bilmediğinden, beden anında aynı duygusal tepkiyi üretiyor. Limon denildiğinde tadının ağzınızda belirmesi gibi…

Eminim sizin de rüyanızda gerçeğinden daha güzel hazlar tattığınız olmuştur.

Beden yalnızca beynin komutlarını algılar ve emirlere uyar.

Bu yöntemler ve daha ileri NLP teknikleriyle tedavisi zor gibi görünen duygusal travmaları, fobileri ve şok etkilerini kısa zamanda çözmek mümkün. NLP’nin hızlı ve pratik çözümleri artık birçok Psikolog ve Psikiyatr tarafından da öğrenilip kullanılıyor çünkü günümüzde kimsenin yıllarca süren psikanalizlere ayıracak ne vakti ne de nakti kalmadı.

Yine Sevgili Turgay Hocamın bizlere derste söylediği ve şaşırdığımız bir şeydir aslında beynin öyle sanıldığı gibi yavaş yavaş değil anında öğrendiği. Düşünün o travmatik durum anlıktır, beyin olayı o an algılar ve kaydeder. Sonrasındaki davranışlarıysa o anki kayıtlara göre sergiler.

Lakin bir davranışı öğrenmenin farklı aşamaları var veNLP’nin bu konudaki tarifi de çok hoşuma gitti.

1.Bilinçsiz yetersizlik. (Bilinçte bilginin de deneyimin de olmadığı durum) Cehalet.

2.Bilinçli yetersizlik. (Bilinçte bilgi olup deneyim olmayan durum) Acemilik.

3.Bilinçli yeterlilik. (Bilinçte bilgi de deneyim de olan durum) Kalfalık.

4.Bilinçsiz yeterlilik. (Bilginin özümsenip davranışların bilinçaltından yönetildiği durum) Ustalık.

Yine daha net bir örnek vermek gerekirse.

1.Arabanın a sını duymamış olmak.

2.Araba kullanma hakkında kitap okumuş olmak.

3.Ehliyeti alıp arabayı kullanmaya başlamak.

4.Artık hangi viteste, ayağının hangi pedalda olduğuna bakmadan arabayı kullanır konumda olmak.

Ve sırada NLP sayesinde bizlere yeniden hediye edilen muhteşem teknik; Hipnoterapi.

Biliyorum ki hipnoz ya da hipnoterapi denilince birçoğumuz irkiliyor.

“Acaba biri beni uyutup, beynimin içini kurcalayıp aslında kimseye söylemediğim sırlarımı mı açığa çıkaracak” diye düşünmeden edemiyoruz. Ya da sihirbazların insanları uyutup garip hallere soktuğu illüzyon gösterilerini gerçek sanıp aynı konuma düşeceğimizi sanıyoruz ama hiç de öyle bir teknik değil Hipnoterapi.

Nerden mi biliyorum? Tam üç kez kendim hipnoterapiye girdim ve iki arkadaşımın hipnoterapi seansında bulundum. Şöyle söyleyeyim, muhteşem bir keyif. İçinizdeki çocuğa sarılmakla ilgili kitap okumaktan çok daha öte bir keyif ona gerçekten sarılmak!!!

Bir kere sanıldığı gibi uyumuyorsunuz ya da başka bir boyuta gitmiyorsunuz.

Her şeyin farkındasınız. Kimsiniz, nerdesiniz, yanınızda kim ve neler var. Hipnoz aslında insanın kendi kendine yaptığı bir şey ama bu deneyimi yönetecek usta bir hipnoterapistle büyük bir keyfe dönüşüyor.

 O kişi size sadece rehberlik ediyor, her şey ama her şey sizin izin ve kontrolünüzde gelişiyor.
 
Hipnozda takılıp kalmak diye bir şey de söz konusu değil çünkü beyin en fazla uykuya dalabiliyor ve sonrasında da güzelce uyanıyorsunuz. Peki herkese hipnoz yapılabilir mi? Zihinsel işlevleri normal olan herkese yapılabiliyor. Yani otistik, şizofren ya da benzeri bir fonksiyonel bozukluk yoksa beyninizde koltuğa uzanıp kolayca beyninizin kuytu kıyılarına yolculuk yapıp oralarda nelerin yanlış kayıt edilip kaldığını gözlemleyebiliyor ve anında o kayıtları düzeltebiliyorsunuz. Tabii güçlü duygusal travmalarla karşılaşırsanız hipnoterapistiniz sizi sürekli gözlemliyor olduğundan hemen sizi o tatsız hatıradan uzaklaştırıyor ve bu konu için çözüm arayışları üretmeye başlıyor.
 
 Hipnoterapi bilincinizin gözetiminde bilinçaltınızda gezinmek ve ne ekerseniz onu yeşerten o muhteşem tarlayı çalı çırpıdan temizlemek anlamına geliyor…
 
İşte tam bu noktada “NLP’nin Etik Kuralları”nı sizlerle paylaşmak istiyorum çünkü bu tamamen karşılıklı güven işi. Bu zihinsel teknolojiyi farklı amaçlar (mesela ticaret) için kullananların aksine Sevgili Hocam Doçent Doktor Turgay Biçer bizlere en başta NLP’nin ilkelerini öğretti.
 
Bir NLP uygulayıcısı; 
 – Her insanın eşsiz ve tek olduğunu kabul eder; onuruna, değerliliğine ve karar verme hakkına saygı duyar.
 – Doğru, dürüst ve tarafsızca hareket eder.
 – İlgi ve zevk konularındaki farklılıkları şartsız kabul eder.
 – NLP ön varsayımları doğrultusunda hareket eder.
 – Kendisini, yeterliliklerini ve tecrübelerini, ayrıca danışanlarını refere ettikleri kişilerin yeterlik ve tecrübelerini dürüstçe sunar.
 – NLP’yi kendi yeterlilikleri ve olağan standartları limitinde uygular. Bu sırada devamlı olarak bilgi ve yetilerini geliştirir.
 – NLP uygulamalarını hiçbir problemin kesin çözümü olarak değil; bir seçenek olarak sunar.
 – Bir NLP elçisi olmaları itibariyle, NLP’nin insanlara ve kurumlara yardım eden etkin bir bakış açısı olarak ve profesyonelce, herkesin kendi mesleği sınırları dahilinde kullanması ve uygulanmasına dikkat eder; NLP’nin itibarını korur ve kollar.
 – Danışanların mahrumiyeti konusundaki meşru ihtiyaç ve taleplerine saygı gösterir.
 – NLP açısından farklı ve tamamlayıcı çalışmalara saygı gösterir.
 – Tüm kişilerin çalışmalarına saygı duyar ve gerektiğinde duyurur ve diğer kişilerin çalışmalarını hiçbir üçüncü şahsa yermez.
 – Danışanların ve NLP danışmanının, beklentilerinin her iki tarafça asgari müşterekte buluştuğuna emin olunmasını; gerekiyorsa bunun sözleşme ile belirlenmesine ve karşılıklı uygun anlaşma olmadıkça sözleşmenin devam etmesini temin eder.
 – Yasalara uyar, yasa dışı faaliyetleri olanlarla birlikte hareket ya da yardım ilişkisi kurmaz.
 – Herkesin din, dil, ırk, cinsiyet ve herhangi farklı bir var oluş veya bakış açısına saygı gösterir.
 
Aslında NLP hakkında anlatılacak çok şey var ama ben en çok şaşırdığım ilkesiyle veda etmek istiyorum bu yazımda.
 
“İlgi” neredeyse enerji oradadır!
 
Yani düşündüklerinize dikkat edin gerçeğe dönebilir…
 
Olumlu ve içten düşünün bakalım neler gerçek oluyor…
 
Hedefinizi belirleyin, eylem planınızı yapın, aşamaları test edin ve dilemekten vazgeçmeyin, verilecek… Unutmayın; başarısızlık ya da hata yok, sadece deneyim var.
 
 Bu arada aklıma gelmişken hemen ekleyeyim, hedeflerinizi yazarken önce bir elinizi sonra diğerini kullanın.
 Sağ elinizle yazdıklarınız mantığınız, sol elinizle yazdıklarınız ise kalbinizin hedefleri olarak belirecektir.
 Tabii solaklar için durum tam tersinden işliyor…
 Her şey gönlünüzce olacak; unutmayın.
 Düşündüğümüz kadar varız ama neyle ve nasıl olduğunu bilerek.

Yorum Yapın