Çarşamba, 06 Ocak 2010 14:06

Anima Animus

Yazan 

Her erkek ve kadında eşit bir biçimde bir Persona Gölge vardır, tek fark eden erkeğin gölgesinin başka bir erkek, kadının gölgesinin de bir başka kadın olmasıdır. Bilinçdışı, bilincin bakış açısını bütünler, bir erkeğin bilinçdışında bütünleyici bir dişi öğeyi, bir kadının bilinçdışı ise bir erkek öğeyi barındırır. Jung Terminolojisinde Dişi olan Anima Erkek Olan Animus’tur.

Erkeğin tümüyle erkek, kadının da tümüyle bir kadın olmadığı paradoksal gözükse de, ancak bir kişide hem dişi hem de erkeksi eğilimler bulunması olağandır. Erkeklerin en “erkek” olanı çocuklara, karşı çok nazik olabilir ya da en mantıklı erkekler özel yaşantılarında tutkulu duygulara kapılarak denetimi yitirebilirler ve hem duygusal hem de akıldışı davranabilirler. Bütün bunlar bir erkekte daha açık bir anlatımla “efeminelik” denilen kadınsı özellikler olarak kabul edilmektedir. Erkekteki bu gizli kadınlık, erkeğin bilinçdışında varolan kadının kollektif bir imajı, kadın doğasını kavramasına yardımcı olan “anima”sıdır. Fakat erkeğin bu biçimde kavradığı yalnızca genel olarak kadındır. Çünkü bu imaj bir arketip, erkeğin kadınla yüzyıllar boyu süregelen deneyimidir.

Her ne kadar birçok kadın en azından dış görünüş olarak bu imaja uyarsa da, bu imaj, hiçbir bakımdan birey olarak bir kadının gerçek karakterini temsil etmez. Bu imaj erkeğin tüm yaşamı boyunca, kadınlarla olan gerçek ilişkileriyle bilinçli ve hissedilir bir duruma gelir. Erkeğin bir kadınla ilk ve kendisini biçimlendirmede en güçlü deneyimi annesidir. Annelerinin büyüleyici etkisinden sonuna kadar kurtulamayan erkekler vardır. Fakat bu deneyiminin öznelliği yalnızca annenin nasıl davrandığı değil, çocuğun annesinin davranışını nasıl hissettiğidir. Her çocukta bulunan anne imajı, annenin doğru bir portresi değil, bir kadın imajı yaratmada doğuştan varolan kapasitenin yani “anima”nın ortaya çıkardığı ve renklendirdiği portredir. Sonra bu imaj, erkeğin yaşamı boyunca ilgi duyacağı kadınların üzerine yansıtılacaktır. Belki her erkek her kadında Annesini arayacaktır. Doğaldır ki, bu da sayısız yanlış anlamalara yol açacaktır. Çünkü, erkeklerin bir çoğu kendi kafalarındaki kadın portresini farklı bir başka kadına yönelttiklerinin farkında olmazlar. Açıklaması güç birçok ilişki ve düş kırıklığıyla sonuçlanan evlilikler bu yüzden ortaya çıkar. Bu yansıtma olayı akılcı biçimde denetlenemediğinden, yansıtmayı erkek bilinçli olarak kendisi yapmaz, kendiliğinden erkeğin içinde ortaya çıkan bir olaydır. “Her anne ve her sevgili, erkeğin içindeki derin gerçekliği oluşturan, her zaman var olan, bu öncesiz imajın taşıyıcısı olmak zorunda kalır.

Kollektif bilinçdışının arketipi bu imaj, çağlar boyunca erkeklerin, kendileri için önemli olan kadınları tanımlamalarında yeniden yeniden ortaya çıkar. Farklı dönemlerde bu imaj biraz değiştirilebilir ancak bazı özellikleri hiç değişmez. Anima zamana bağlı değildir. Uzun yıllara dair deneyimi hissedilir ancak genellikle gençtir. Akıllıdır, ancak alt edilemeyecek kadar değil. Daha çok “Garip bir biçimde anlamlı bir şey, bir giz ya da gizli bir bilgelik ile kuşanmıştır. Anima, aynı zamanda iki görünümdedir, biri saf, iyi ve soylu bir Tanrıça,
Öteki fahişe, baştan çıkarıcı ve cadı… Yani Kadındaki Aydınlık ve Karanlık…

Erkeğin kadınsı özünü bastırarak, değersiz saydığı ve kadınları aşağılayıp umursamadığı durumlardaki karanlık kendini gösterir. Bazen iyi veya kötü ruhlu periler Eski Sirenler, ya da bugünkü temsilcileri gibi erkekleri işlerinden ve evlerinden kopartır. Mitolojide ve edebiyatta tanrıça ve “Femme Fatale” “binlerce gemiyi yoldan çıkaran yüz” ya da peri masallarından deniz kızı, su perisi, yarı-tanrıça, bir erkekten kendisini sonsuza kadar sevmesini isteyen, yoksa boğulması için onu cazibesiyle su altına çeken Su Tanrıçaları… Ya da Aslında Suya Ana Rahmindeki Karanlığına Dönme Arzusu…

Anima’nın zorlayıcı gücü, imajının kollektif bilinçdışına özgü bir Arketip olmasından kaynaklanmaktadır. Bu imaj, temsil ettiği portrenin kendi üzerine asılması için küçük bir kanca olmayı öneren herhangi bir kadının üzerine bile yansıtılır. Erkeğin ruhudur. Ancak ölümsüz bir karaktere sahip bulunan ruh değil, ilkellerin anladığı anlamda “Ruh” olarak, yani kişiliğin bir parçasıdır. Bu yüzden karışıklığı önlemek için ruh yerine Anima sözcüğünü kullanır. Psikolojik bakımdan bu sözcük “fonksiyondan bağımsız olan yarı-bilinçli ruhsal bir kompleksin varlığının tanınmasını” ima etmektedir.

Anima, ruhsal değerler taşımaktadır ve bu yüzden onun imajı yalnızca Paganların Tanrıçalarına değil, Meryem Ana’ ya da yansıtılmıştır. Ancak Anima, doğaya daha yakın, hassas, yaşamla ilgili karmaşık bir istek olan,hanımefendi Ruhtur. Aynı zamanda insanları aşka ve umutsuzluğa, yaratıcı etkinlik ve felakete yöneltebilen çekici bir peridir. Üstad Jung onu anlatırken, ruhun yaşayan süreçlerini, bilimsel formüllerden çok daha kesin bir biçimde ileten genellikle dramatik ve mitolojik bir yaklaşım seçer. Anima, bir erkeğin yaşamında, aynı zamanda fanteziler, ruh durumları, önseziler ve duygusal patlamalarda da kendini gösterir.

Kadınlardaki Animus erkekteki Anima'nın karşılığıdır. Anima gibi o da üç kökten türemiş gibi görünmektedir. Bir kadına miras kalan erkeğin kollektif imajı, yaşamı boyunca erkeklerle olan ilişkilerinden kaynaklanan erkeklikle ilgili kendi deneyimi ve içindeki gizli erkeksi köken…

Animus, yani, kadınlardaki erkeksi imaj kadınların savaş yıllarındaki çalışmalarında oldukça olumlu bir sonuç vermiştir. O zamanlar, daha önceleri erkeklere ayrılmış bulunan bir çok işi, yeterli biçimde kadınların da yapabileceği ortaya çıkmıştır. Fakat bu tür belirtileri yalnızca olağanüstü bir durum ortaya çıkarmaktadır. Kadınlara daha geniş etkinlik alanları açılması için güncel bir eğilim vardır. Fakat genel olarak bu etkinlik, öğretmenlik, hastabakıcılık, sosyal çalışmalar gibi kendileriyle bazı yakınlıkları bulunan bir konumda daha iyi yerini bulmaktadır. Kural olarak kişisel ilişkiler, nesnel gerçeklikler ve aralarındaki bağlantılardan daha önemli ve daha ilginçtir. Ticaret, politika, teknoloji ve bilimin geniş ufuklarını, yani erkeksi aklın uygulamaları olan bu gerçeklikleri, Animus’un dişi bilinci yarı-karanlık alanlarına iteler, öte yandan sayısız ince farklılıkların erkekten bütünüyle uzak olduğu kişisel ilişkilerde ise ayrıntılı bir bilinçlilik geliştirir. Genellikle, kadının düşünmesi ve erkeğin sezgi ve duyguları bilinçdışının etki alanındadır. Gerçek anlamıyla bilinçli ve yönlenmiş düşünce yerine, bilinçdışı varsayımlarla Anima ruh durumlarını, Animus ise düşünceleri üretir.

Annenin oğlan çocuğu için Anima imajının ilk taşıyıcısı olması gibi, Baba da kız çocuk için Animus imajını biçimlendirir. Bu ilişki kızın aklında derin ve sürekli bir büyüleyici etki taşır. Normal yaşam sürecinde Animus bir çok erkek üzerine yansıtılır, kadın, erkeğin kendi gördüğü biçimde, Animus imajı biçiminde olduğunu kabul etmektedir ve kadın için erkeği gerçekte olduğu durumuyla kabul etmek hemen hemen olanaksızdır. Bu tutum kişisel ilişkilerde oldukça tedirginlik verebilir. Böylesi ilişkiler ancak erkek, kadının kendisi üzerine ürettiği varsayımlara uygun davrandığı sürece düzgün bir biçimde sürer.

Animus, kadının gelişimine bağlı olarak, en ilkelinden en yüce olanına kadar herhangi bir erkek figürü ile kişileştirilebilir. Rüyalarda bir erkek çocuk gibi görülebilir ve genellikle yalnızca bir ses olarak işitilir. Sürekli tek bir kadın gibi görülen Anima’dan farklı olarak Animus, bir çok erkeğin birleşmesidir. Kadın Animus imajını bir çok erkekten kurar. Jung‘a göre Animus, tartışılamaz, mantıklı yargılar ileri süren bir tür baba ya da soylular topluluğuna benzer. Bu kesin yargılar, çoğunlukla çocukluktan beri bilinçsizce toparlanmış görüşler, kurallar kitabına uygun genel gerçeklikler, adil mantıklı önyargıların genel bir özetidir. Bazen sağlıklı sağduyu biçimindedir, bazen de öykünmedir; “İnsanlar bunu hep öyle yapmışlar” ya da “Herkes bunun böyle olduğunu söylüyor.”

Animus’un eleştirel yargıları bazen aşırı bir vicdanla, kadına yönlenir, ona aşağılık duygusu verir ve inisiyatifini köreltir. Başka zamanlarda bütünüyle yıkıcı ve rasgele biçimde kadının çevresindekilere yöneltilir. Kadın, komşularını eleştirir, gerçek kanıtlar olmaksızın başkalarını yerden yere vurur, ya da kendi ailesine, birlikte çalıştığı iş arkaşlarına “onların iyiliği için” diyerek alçaltıcı sözler söyler. “Onları şımartmamak gerekir” gibi sözler tipik Animus sözleridir.

Zeki ve Eğitimli bir kadın da Animus’u gücünün az eğitimli kız kardeşi Kader kurbanı olabilmektedir. Az eğitim görmüş kızkardeş, günlük gazeteleri ya da ‘onlar’ dediği belirsiz kişilerden alıntılar vererek kendi inançlarını desteklerken, eğitimli olanı yetkili bir kuruma, üniversiteye, ideallere, devlete, ya da tarihsel bir belgeye dayanacaktır. Her ikisi de, düşünceleri soru ile karşılanırsa tartışmacı ve dogmatiktir. Kadın bu yönüyle iktidar olma isteğindedir ve günlük yaşantısında ne kadar nazik ve uyumlu olursa olsun, Animus’u harekete geçirilince acımasız ve saldırgan olur, her türlü mantığa karşı büyük ölçüde körleşir. Bu Animus etkinliği kadının önyargısız biçimde düşünmesini gerçekten zorlaştırmaktadır. Kendisine sürekli olarak “bu böyle olmalıdır” ya da “bunu yapmaları lazım” diyen olayları olduğu gibi görmesini engelleyen içindeki sese karşı sürekli bekçilik yapma zorunluluğuna sahiptir. Yine de Animus’un çok gerekli bir işlevi vardır. Animus’un cesareti agresifliği kadının gereksinimi olduğu durumlarda kadını güçlendirir. Genel sınırlarını eleştirel olarak anlamaya çalışan Kadın, bilgisiyle amaçlı çalışmalara yönlenebilir.

Anima ve Animus bilinçli ve bilinçdışı akıl arasındaki arabuluculardır. Fantezilerde, rüyalarda , vizyonlarda ortaya çıktıklarında, o zamana kadar bilinçdışı olarak kalmış bir şeyin anlaşılması araştırılması için fırsat yaratırlar. Jung‘un dilinde rüyalar doğanın sesidirler. Kişi eğer rüyalardaki figürlerin Dünyanın Kadim Bilgisini taşıyan Arketiplerle bağları inceler, tanıdık insanlar, mitoloji ve şiirlerdeki figürler, kitaplardaki ya da oyunlardaki karakterlerle olan ilişkileri saptarsa, rüyanın bilinçdışı etkisinin farkına varılabilir. Bu büyük bir kazançla, kişilik daha özgür olarak, gizlisini keşfeder, insanlarla olan ilişkilerinde rahatlar, bu ilişkiler artık, hayallerimizle örtünen, mümkün olan, olmayan her şeye sahip figürler yerine, oldukları gibi görülür oldukları gibi yaşanır.

Anima ve Animus’un kavranması, Personanın ya da Gölgenin kavranmasından çok daha güçtür. Personadan en azından birini tanıyan ya da Gölgesinin varlığını anlayabilen insan, Anima ve Animus’ un aldatıcılığında karışır ki her iki imaj da bilinçle tam olarak bütünleşmez. Hep bir şeyler kollektif bilinçdışının karanlığında gizlenir.

Bir erkek, Anima’sını kabul ederek, bilmeyi öğrenerek daha anlayışlı olabilir ya da sezgilerini, geliştirebilir. Ancak, Tanrıça’ nın ya da Meryem Ana’nın niteliklerine sahip olamaz. Bu nitelikler karakterinde sevecenlik, iyilik, yardımseverlik, gibi görünebilir, fakat gerçekte onun istencine bağlı değildirler, bazen istencine karşın çalışırlar ve onun isteğiyle hemen gözükmezler, aynı girişkenliği elde eden kadınların, kollektif bilinçdışıyla ilgili apayrı bir şekilde kendini gösteren erkeklik ruhuna sahip olmaması gibi…

Buna rağmen Anima ve Animus ile ilgili öğrenen biri, hem kendisini hem de diğer insanları harekete geçiren güçler üzerinde bilgi sahibi olacaktır. Kollektif Bilinçdışının derinliklerinden bir şeyler çıkarabilir ancak, tüketemez. İçindekilerin ayıklanmasının söz konusu bile olamadığı bu sonsuz alemde, sayısız arketipler arasında yapılabilecek olan yegane şey, sadece sınırları çizmek ve üzerimizde en güçlü etkisi olanlarla tanışmaktır.

Anima ve Animus’tan sona, yaşamımızda etkin olabilecek iki Arketip, Yaşlı Bilge Adam ve Büyükanne arketipleridir. Üstad Jung’a göre, Yaşlı bilge, Anlatımın Arketipidir. Bilge, Kral, Kahraman, Doktor, Kurtarıcı… Bu arketip harekete geçirildiğinde, kişilik için ciddi tehlike oluşturabilir, erkek kendisinin figürün temsil ettiği büyük güç ve bilgeliğe sahip olduğuna inanabilir. Böylece mucizeler sunmak, hastaları iyileştirebilecek yeteneklerini sergilemek için, etrafına yandaşlar toplayabilir, izleyicileri büyüler. Kendini Mesih ilan edebilir, Deccal‘a karşı savaş açabilir, çünkü dünyayı kurtaracaktır.(!!!) Bilinçdışı bilgisi gerçekten ‘diğerlerinden’ daha ilerdedir. Ancak bu bilinçdışı arketipsel durum, gerçek değerinin somutlaşması için gerekli, bilinçli eleştiri ve kavrayış bilgeliğine sahip değildir. Mevcut imkanları ya da belki yetenekleri bilgelikten kopuktur. Eğer gerçekten bilinçdışından bir fikir ortaya çıkarak, bir insan bunu kendi düşüncelerinin sesi ve kendi gücünün işareti olduğuna inanıyorsa, o kişi kendini kaybetmek üzeredir ve megalomanyaklık tehlikesi içindedir. Buna rağmen kişi bilinçdışının sesini sakince dinleyebilir ve bu gücün kendi denetimiyle değil, kendisi aracılığıyla işlediğini anlayabilirse, gerçek bir kişilik kazanma yolunda ilerleyebilir hatta Arketipi gerçekleştirebilir. Ruhsal idraki arketipteki değere ulaşabilir. Gerçekten bir Savaşçı gerçekten bir Şifacı olma yoluna girebilir. Büyükanne Arketipi de kadın üzerinde benzer şekilde etkiler. Bu figürün etkisinde Kadın, sınırsız sevgi, anlayış, hoşgörü yardım ve koruma kapasitesiyle, kendisini başkalarının hizmetinde tüketir, herkesin her şeyi olabileceğini zanneder, herkes mutlu olursa kendi de mutlu olacaktır sanrısında, etki alanındaki herkes kendi çocuklarıdır, hepsi kendisine bağımlıdır. Bu ısrarlı ve zeki zalimlik aşırılaştığında, diğerlerinin, kişiliklerine zarar verir.

Jung Terminolojisinde, bu Arketiplerin etkisinde kalmak Şişme (inflation)dir. Kişi kendisine çok büyük, kişisel yönü taşımayan bütünüyle kollektif nitelikli bir (rol, durum,…) şey tarafından şişirilmektedir. Şişmeyle elde edinilen ‘İlahi Seçilmiş Olma’ hissi aldatmacadır. Çok kısa bir zaman için sahip olduğumuz üstün cesaretli, zeki, merhametli halimiz, kişiselliğimizin ötesinde istencimizle hakim olamayacağımız bir durumdur. Oysa bu Arketipsel duruma ilişkin tavrımız, egomuzun sonsuz gücüne dair inancımızdan biraz kurtulmuş ise, mücadeleyle elde ettiğimiz değerlerimizle, canlı yaşama arzusuyla etkin bilinç ve bilinçdışı arasında yeni bir yerde durabiliriz. Yani Ego Özü gereğince Yeni bir Kişilik kazanabilir. Bu yeni kişilik merkezi Öz (Self)dür. Ego sadece bilincin merkezidir ki Ego kendine kendisine, ‘Bilinçdışı Kollektif’ içerikler katmaya çalışırsa, yok olma tehlikesine düşer. Gemi batabilir, Kişisel bilinçdışı alanı zayıflar. Bununla beraber Öz, hem bilince hem de bilinçdışına ait olanı kapsayarak, kişiliğin birbirinden ayrı unsurlarını ve bilinçdışı süreçleri birbirine çeker,

Öz’ ün bütünlüğünde toplar. Öz’ ün merkezinde erkek ve kadındaki, bilinç ve bilinçdışındaki, iyi ve kötüdeki, eril ve dişildeki tüm karşıtlıklar birleşir, biçimlerini değiştiren işlev gerçekleşir. İktidar erilde ne dişidedir iktidar yoktur artık bütündedir. Yani Arketiplerin tekrarındaki döngüyü kırarak Arketipi gerçekleştirmiştir. Olmuştur… Üstad ölümünden kısa bir süre önce rüyasında, yüksek bir yerde tepede, güneşin altında bir kayada şu yazıyı okuyordu; “Bunu ulaştığın bütünlüğün ve olduğun tekliğin bir işareti olarak kabul et.” Bu rüya yolculuğunun tamamlandığını göstermiştir, elbet… Üstad ömrünü bilimin sağduyusu ile sezgilerinin rehberliğiyle tamamlayarak geçirmiştir. Jung Rüyacının Üstadı, Dünyanın Bilgelerindendir. Üstadın adımlarından geçerek, esrarlı sembolleri görebilmeyi, kadim Arketipleri duyabilmeyi ve bütünlüğe yaklaşabilmeyi dileyerek…

OLmaya…

Kaynakça:
Jung Gustav Carl Keşfedilmemiş Benlik İlhan Yayınevi 1999
Jung Gustav Carl Anılar Düşler Düşünceler Can Yayınları 2002
Jung Gustav Carl Jung Psikolojisi İlhan Yayınevi 2002
Sandner Donald Kutsal Miras Okyanus 2003
Hoeller Stephan Bilinmeyen Jung Ege Meta 2004


Bu Başlıklar da İlginizi Çekebilir.

Kognitif (Bilişsel) Öğrenme...Radikal davranışçı düşünce günümüzde çok katı bir hal aldığından sadece davranışların ışığında bütün...

Günlük Hayatın Stresi...“Günlük hayatın stresi” kalıbına ilk kıllanışım, esasında bu kalıbın kullanılmadığı bir ortamdaydı. ...

Şans Faktörü... Başarı için kımıldamalıyız! Çünkü ne kadar aktif davranırsak, kendimizi de o kadar güvende hisseder...

Yatakları da Ayırdık......Bir süredir ayrı yattığımızdan bahsetmiş miydim? Sanmıyorum. Önceleri de zaman zaman ayrı yattı...

Okunma 8428 defa Son Düzenlenme Cumartesi, 02 Mart 2013 19:04
Zeynep 'Felix' Ergen Pekmen

1973 İstanbul doğumluyum. Mimar Sinan Üniversitesi’ nde Sanat Tarihi okumanın keyfini ve ayrıcalığını beş yılda tamamladım. Aileden gelen Tasavvuf geleneği, cocukluğumdan beri Rüyalar ve Gizemli Konular ile ilgili olan deneyimlerim,1999 itibariyle Gizemciler Grubunun Kurucuları arasına katılmamla berraklaştı. Ruhsal Yolumda Rüyacı olmayı seçtim. Rüya Okumalarımı çeşitli platformlarda paylaşıyorum. Okültizm, Gizemcilik, Tasavvuf, Durugörü ve Şifa Teknikleri ‘ni araştırıyorum, yolculuğumda deneyimliyorum ve paylaşıyorum. Gecenin Rengi, Dervişin Huzuru, Dolunayın Işığı eksenimdir. Yazmayı, bendirle dem tutmayı, siyah kedileri, kuzgunları, Eski Sokakları severim. Yolda paylaşmaya devam...

Web site: www.aydakikedi.com

@derki.com. Tüm hakları saklıdır. Yazılardan kaynak gösterilmek şartıyla alıntı yapılabilir.