İstediğini İtiraf Edemediğin Bir Şeye Sahip de Olamazsın

1.660 views

Ses tonumuz, mimiklerimiz, beden dilimiz, kullandığımız kelimeler, giydiğimiz kıyafet, taşıdığımız aksessuarlar, tüm bunlar totalde bizden çevreye belli bir frekansta yayın iletirler. Bu yayın sayesinde bazı insanlar bizlere yakınlaşır, bazıları ise uzaklaşır. İşte hayatımıza giren ve çıkan insanlar genelde bu karşılıklı yapılan yayınlarla alakalıdır.

Burada, enerji boyutundan veya metafizikten söz etmiyorum, bahsettiğim şey beynimizin stereotip algısı ve ona göre nasıl iş görmekte olduğu.
Hormonları da konumuzun dışında bırakıyorum, sanırım artık herkes feromon salgılanımını ve olası etkilerini duydu, okudu, öğrendi.
Gelin biz biraz, bilinçdışı işleyişi ve kalıp düşünceleri inceleyelim.
Beynimiz şemalarla iş görür.  Bu şemalar düşünme sürecini kolaylaştırmak, şeyleri kavramlaştırmak için gereklidir; aksi takdirde hepimiz birlikte elmaya elma diyemiyor olurduk ve sözlü iletişim oturmazdı.
Bu şemalar aynı zamanda değiştirilebilir, tekrar şekillenebilirler; ancak ne kadar süredir muhafaza edilmekteyse şemanın değişmesi de o kadar güçleşir. Örneğin kadın=etek, erkek=pantolon anlayışı, tarih boyunca sık sık değişmiştir.  Ama kadın=anne kırılması en güç şemalardan biri olabilir. Anne olabilen tek varlık kadındır ve kadınlar anne olmasalar da diğer kadınların, çocukların ve erkeklerin zihninde anneyi mutlaka çağrıştırırlar.
Fakat bu çağrıştırma genelde bilincimize gelmez. Arka planda fark edilen ve işlenen bir durumdur.
Şimdi gelelim bu şemaların konumuzla alakasına.
İnsanlar genelde içten içe ne düşünüyor, ne hissediyorlarsa, farkında bile olmadan o duygu durumuna uygun bir ses tonuyla konuşur, o şekilde bakar, o şekilde durur, o şekilde giyinirler. Örneğin bir insanın ses tonu ince dahi olsa, içsel olarak sıkıntıda olduğu veya analitik bir mesele üzerine düşündüğü zaman, muhtemelen sesi kendi tonunun en kalın versiyonu şeklinde çıkar. Öte yandan insanlar coşku duyduklarında ses tonları yükselir ve incelir.
Aynı şekilde analitik düşünen bir insanın verdiği jestler ile, duygusal düşünen insanın verdiği jestler de farklıdır. İlki parmaklarını şakaklarına veya elini çenesine koyarken, ikincisi ellerini saçından geçirebilir, ellerini kavuşturabilir
veya iki elini çenesine dayayabilir.
Keza kendini flörte hazır hisseden bir insanın giydiği kıyafetin kumaşı, renkleri, dekolte boyu ile, buna tamamen kapalı bir insanın giydiği kıyafet de birbirinden başka olacaktır.

Sanırım meseleyi biraz idrak ettik.
Gelelim örneklere ve bunun sonuçlarına;

Bir kadın ve bir erkek düşünelim.
Kadın ağırlıklı olarak olumsuz veya ağır tınısı olan kelimeler kullanarak (mesela eski Türkçe kelimeler veya terimler), tok bir ses tonuyla konuşuyor, omuzları çıkık, bacakları kenetli oturuyor ve elini şakağına götürüyor bu esnada.
Şimdi hikayeden kadını çıkaralım. Tok bir sesle, terimler ve eski kelimeler kullanarak konuşan, beden dili sert, eli şakağında bir insan. Neyi çağrıştırdı? Mesela bir öğretmeni? Ve hatta erkek bir öğretmeni?
Diyelim ki hatta bu kadın aslında karşısındaki adamdan hoşlanıyor. Fakat karşı tarafa gördüğünüz gibi flörte hazır kadın değil, erkek öğretmen yayını gidiyor ve bilinçdışı bunu yakalıyor. Çünkü beyinde böyle bir şema var. Bilincinde erkek o kişinin bir kadın olduğunu elbette farkında, bu sebeple duruma şöyle bir izahat getiriyor aklında: “mesafeli, flörte kapalı.”
Peki, neden böyle oluyor?
Muhtemelen kadının zihninde, bu ilişkiyi, belki bir erkeği, belki flörtü istediğini kendine itiraf etmekle alakalı bir engel var. Bu engel dolayısıyla bu yayın yapılamıyor. Dolayısıyla yayın olmadığı için ilgili izleyici de çekilemiyor (=
Aynı şey çalışmak isteyen ama bezgin bir insan yayını yapan, para isteyen ama maddiyata önem vermeyen bir insan yayını yapan insanlar için de aynen geçerli, örnekleri çoğaltabiliriz.

İşte bu şekilde, insanların kafasında şekillenmiş şemalarla örtüşmeyen yayınlar yaptığımızda farkında olmadan, istediklerimizi de ıskalıyoruz bir anlamda. Oysa bu yayını yapmak için manuel bir eyleme geçmemize gerek yok, biz zaten istediğimiz şeyi bilincimizde kabul ettiğimizde, ister istemez ses tonu, mimik, tavır, her anlamda ona göre şekilleniyoruz ve yayını otomatik yapıyoruz. Yani bize düşen bu isteği kabullenmekte zorluk çekmemizin sebeplerine odaklanmak. İsteğinizle aranıza girenler neler? Korkular, kalıp olumsuz düşünceler, güvensizlik? Hangisi ve nereden kaynaklanıyor?
Bu durumu açıklığa kavuşturduğumuzda, yayınımız da bizim isteklerimizle uyumlu hale gelecek ve o frekansta insanı bize çekecektir. Elbette bu, yayına her gelenin bize tam istediğimizi getireceği anlamına gelmez, ama biraz piyango bileti almak gibidir. Ne kadar çok bilet o kadar çok şans değil mi?

Yorum Yapın