Hayalleri ve Hedefleri Kemiren Parazit Duygular Üzerine

179 views

Şimdi böyle bir başlık atınca, herkesin aklına hemen bir takım olumsuz düşünce kalıpları geldi, biliyorum. Oysa konumuz bugün, bizi bir işi yapmaktan, bir hedefe ulaşmaktan alıkoyan endişe ve korkular değil, aksine güdülüyor gibi gözüken arzular, hırslar.

Bilirsiniz, çok meşhur bir mantık yürütme vardır: “insan her bir hedefe ulaştığında, kısa sürede ondan sıkılacak ve yenisine koşacaksa, bunun sonu yoksa o zaman tekrar tekrar hedeflere ulaşmanın manası nedir?”
Doğru bir mantık yürütmedir bu; yalnızca yeterince ayrıştırılmamış, bir poşet meyveye, bir poşet elma denmiş gibidir bu haliyle. Evet, poşetin içinde elma da vardır, ama tek olan o değildir.
O yüzden gelin bu mantığı, ayrıştıralım ve daha işe yarar hale getirelim.
Hemen herkes bazı temel başlıklar üzerine istediklerini belirtirken önce temel kurallara vurgu yapar. “Çocuğum olsun, sağlıklı olsun da”, “sevgilim olsun, ilişkide saygı-sevgi olsun da”, “işim olsun kendime yetecek kadar kazanayım da”. Böyle ifade edince, sahiden de herkes çok basit, temel insani bir beklenti içindeymiş ama buna bile erişemiyormuş gibi gelir. Oysa gerçek bu değildir. Görünen o ki, biz bir şeyi isterken onu üç yönden birden istiyoruz.
Bu üç yön öncelikle istenilen şeyin temelidir. Örneğin ev istiyoruz diyelim. Elbette bir evden ilk talebimiz bir kere bizim olması, bize yetecek kadar ve sağlam olmasıdır. Bu, temel motivasyonumuz: “başımı sokacak bir yer istiyorum, kimsenin bana içinde ne yaptığımın hesabını soramayacağı, bana ait.” İkincil motivasyonumuza gelin süs adını verelim. Süs motivasyonu hayallerimize uygun biçimde o evi dizayn eder. Mesela evin içinde 5+1 ses sisteminin olması, mobilyaların arzu ettiğiniz modelde olması, duvarın rengi vs. Bunlar, orayı sizin hayal dünyanıza göre süsleyen ek ve bir hayli güçlü motivasyonlardır. Kimse kendini boş beton bir kutuda otururken hayal edip mutlu olmaz. Temel motivasyon bölünmez ve değiştirilemezken (ev istiyorum), süs motivasyonu zamana ve imkanlara göre esnetilebilir (ses sistemini daha sonra alırım).

Buraya kadar her şey güzel. Fakat kurguladığımız bu hikayede ev sahibi olan hatta süsünü de hiçbir feragat olmadan elde eden kişi şuan o evin içinde, kahvesini yudumluyor ve hiç mutlu değil! Evet, ilk etapta biraz mutlu olur gibi olmuştu, ama şimdi tekrar eski tatminsiz duygusal yapısına geri döndü. Neden?

Çünkü son bir motivasyon biçimi daha var, onu o eve ulaştıran ve “o” tatmin olmadı. Onun adı bilinçdışı motivasyon. Örneğimizdeki şahsın ne gibi bir bilinçdışı motivasyonu olabilir? Mesela içindeki güvensizliği, mülk sahibi olmakla bastırmaya çalışıyor olabilir; çevresinde herkesin ev sahibi olmuş olması, yine bilinçdışındaki “ben herkesten daha aşağıdayım” kalıbını tetiklemiş olabilir ve kişi, ev sahibi olarak bunu aşmayı beklemiş olabilir.
Örnekleri çoğaltalım: kişi çocuk sahibi olmak istemiş olabilir. Çocuk, sahiden de arzuladığı gibi sağlıklı doğmuş ve süs motivasyonuna da uygun biçimde iyi maddi şartlarda, hiçbir eksiksiz yetiştirilmiş olabilir. Çocuk sahibi olmak isteyen kişi ilk iki arzusuna ulaşmıştır. Ama eğer onun bilinçdışında “kimse beni dinlemiyor, bana sonsuz hayranlık duymuyor; ama eğer çocuğum olursa o bana kesinlikle bunu verecektir” gibi bir kalıp varsa, çocuk belli bir seneyi geçtikten sonra bu arzu tatmin edilemez olacaktır ve kişi ya ebeveynlik işinden sıkılacak ya da yeni bir çocuk yapmanın zamanının geldiğine kanaat getirecektir.

İstediği parayı ona veren, evine yakın, iş yükü insancıl bir işte çalışan diğer bir şahsı düşünelim. Teknik olarak, güzel bir ofiste ve sempatik bir ortamda da çalışıyorsa aslında bir işten beklenebilecek hemen her şeye sahip demektir. Ama işinden sıkılmıştır ve şikayet etmektedir: çünkü o da bilinçdışında işi sayesinde otorite olacağını ve onu kaale almayan babasına karşı (mesela yani) zafer kazanacağını düşlemiştir ama iş bunu getirmemiştir.

Gördüğümüz gibi hemen her temel, insani arzumuzun içinde, aynı şekilde temel bilinçdışı bir arzumuz kök salabiliyor. Bir mikrop gibi her hedefimize bulaşan bu farkında olmadığımız arzular, istediğimiz şeyler olsa bile bizde bir tatminsizlik yaratabiliyor, dahası elimizdekileri görmemizi engelliyor. Elimizde olanları bize değersiz gösteriyor bu arzular ki, onların tatmini için elimizdekileri bırakıp, yeni ufuklara yelken açalım. Çünkü şöyle diyor o arzular: ” bunları her zaman bulursun, ya bir sonraki limanda benim tatminim varsa?”
Oysa bu yanlış. Elimizde olan bazı şeyler var ki süreliler. Yaşa, sisteme, günümüze endeksliler. Bir süre sonra olmayacaklar ve onların tadı yalnızca bugün çıkacak. Gençlik gibi. 90’lar gibi. Lise gibi. Üniversite yılları gibi. Aile ile yaşanan yıllar gibi. Sevdiklerimizle geçirilen sohbetler gibi.

Ve tahmin edin ne: o arzular bu yolla asla tatmin olmayacak. 
Grip olduysanız tedavisi dinlenmek, ona uygun beslenmek gerekirse ilaç almaktır. “Burada gribim ama, şuraya gitsem üstümdeki kırgınlık geçer” diye düşünüyor muyuz? Düşünmüyoruz çünkü grip mikroplarının, şu veya bu lokasyonda ya da zamanda geçtiği yok. Bir kere vücuda girmişse temizlenmeli, o kadar. Bu mikrop bilinçdışı arzular da öyleler. Onların bir yerde iyileşecekleri yok, onlar kendileri tedavi edilmelidirler.

Başa dönecek olursak, evet eğer bilinçdışı arzularınızı tatmin için o hedeften şu hedefe koşuyorsanız, ömür boyu koşarsınız ve kısa bir süre rahatlamanın ardından yine boşluğa düşersiniz. Mutsuzluk kaderiniz olur.
Ama onları tespit edip, zihninizden temizler ve ilk iki sağlıklı arzunuza odaklanırsanız, işte o zaman aslında ne kadar çok imkana ve nimete sahip olduğunuzu görür, minnet duyarsınız. Şükür böyle yapılır. Ancak zihni mikroplardan arınmış insanlar gerçekten kalben şükredebilir, çünkü gerçekten ellerinde olanları onlar görebilirler.

Peki bu bilinçdışı mikrop arzular nasıl tespit edilir?
Şuan neyiniz eksik? Sevgiliniz mi, eviniz mi, işiniz mi? Veya neyiniz size göre kötü gidiyor ve tatmin vermiyor?
Bir kağıda başlık olarak yazın. Sonra nasıl olmasını istersiniz her ayrıntısıyla yazın. Gerekirse konu üzerine bir saat düşünün ve aklınıza gelen her şeyi not edin. Sonra elinize 3 renk kalem alın. İlkiyle hakikaten temel olan şeyleri yuvarlak içine alın, ama hakikaten temel olan şeyleri. “Bir evim olsun ama Bebek’te olsun”daki Bebek, temel değildir örneğin. O süstür. “Bebek’te olsun çünkü orası havalı ve ben de Bebek’teki evimle havalı görünmek istiyorum”daki havalı olma ihtiyacı, çünkü “havasız”ken hiç olma düşüncesi, işte o bilinçdışı mikrop arzudur. Çünkü siz “havasız ben bir hiçim, böyle düşündüğüme göre benim özüm havalı değil, havasız” diye düşündükçe, elinize ne geçerse geçsin sizi tatmin etmeyecektir.
Böyle böyle ayıklayın ve sonra onlar üzerine düşünmeye başlayın. Mesela neden havalı olmanız lazım olabilir? Neden kendi özünüzde sıradan olduğunuzu düşünüyor olabilirsiniz? Çünkü mesela çok kalabalık bir ailede, pek de farkına varılmadan büyümek durumunda mı kaldınız? İşte temel orası. Ve oradaki düşüncenizi sağaltıp, o acıyı artık bıraktığınızda, o zaman bu hedefe ulaşmak , ulaşıldığında şükretmek ve elde tutmak, orada mutlu olmak daha kolay olacaktır.

Hepimiz temelde insanız ve temel ihtiyaçlara sahibiz. Yine hepimiz insanız ve hayal gücüne, süsleme gücüne sahibiz. Yıkmak, yok saymak, memnuniyetsizce her şeye saldırmak, içimizdeki açlıkla dünyayı kurutmak bizim temel özelliğimiz değil. Bu hasta ve kırgın bir zihnin özelliği. İyileşin. Şükredin.
Şükreden insan, gerçekten daha fazlasına kavuşma imkanı olan tek kişidir.

Yorum Yapın