Dünyayı “Zayıflar” Değiştirir

988 views

İnsan, kendisinin önünde büzülüp kaldığı duvarların, başkaları tarafından un ufak edildiğini gördüğünde, o insanlarda kendisinde olmayan bir şey olduğu sanrısına kapılır. O “şey”in eksikliği sebebiyle de belki de asla bazı eşikleri geçemeyeceğini düşünerek mutsuz olur, öz güveni zedelenir.

Öz güveni zedelenen, hem de böyle bir “bende olmayan bir şey yüzünden istediğim birçok şeyden mahrum kalıyorum” gibi duygusal işkence ebatı yüksek bir fikirle öz güveni zedelenen insan, zaman zaman çevresine karşı farkına bile varmadığı bir öfke ve içerleme biriktirir. Bu durum onun çevresiyle olan her tip iletişimini- yani sevginin, saygının, anlayış ve şefkatin tam bir paylaşımını- görünmez bir  duvar gibi engeller.

Kişi kendisinde olmayan o “şey”i saplantı haline getirme eğiliminde olur. Böylece esas konudan hızla uzaklaşır ve ” ben aslında ne yapacaktım da o şey bana lazımdı?” sorusunun dahi cevabını unutarak, amacının içini farkına varmadan boşaltır. Böylece o “şey” zaman zaman onun hayatına girse dahi onu göremez ve değerlendiremez çünkü zihinde her şey, ihtiyaca göre değerlendirilir. İhtiyaçlar ise amaçlara göre belirlenir. Amaç unutulduysa, ihtiyaç duyulan şeyin de içi boşalır; böylece duvarda bir türlü yakalanamayan bir gölgeye dönüşen şeyi yakalamaya yönelik tüm çaba, boşuna sarf edilen bir enerjiye dönüşür.

Bu durum zihinde enerji kaçağı dediğimiz durumu yaratarak, kişinin yaşam enerjisini zamanla tüketir.

Böylece kişi, harekete geçebileceği anlar geldiğinde hareket edemeyecek kadar yorgun ve herhangi bir hedefe yürüyemeyecek kadar umutsuz olmuş olur.

Bu hepimizin zaman zaman yaşadığı bir kısır döngüdür ve hayatı topyekün bize anlamsız, amaçsız, boş, ve depresif göstermek için başlı başına yeterlidir.

Hemen hepimizin kafasında, birtakım sonuçlar alabilmek, bazı verimsiz şartları değiştirebilmek, bazı korkuları aşabilmek için “güçlü” olmak gerektiği gibi bir algı mevcut. Bu algıda epik romanların, sinemanın ve tarihin yarattığı illüzyonun payı oldukça büyük.

Bizim güç dediğimiz o “şey” para, şans, imkan, yetenek, cesaret, kararlılık, ,istikrar gibi envai çeşitte bir artı olabilir.

Bu özelliklerin hepsini mavi göz ya da esmer ten sahibi olmak gibi, doğuştan gelen şeyler olarak kabul eder, geliştirilebilir özellikler olduğunu gözden kaçırırız.

Dahası geliştirmek için gösterdiğimiz çaba da bize gerekli motivasyonu vermez, çünkü bizde herhangi bir davanın “kahramanı” kumaşı olmadığını, çünkü hiç de diğerlerinin üstünde bir güce sahip olmadığımızı kendimize tekrarlar dururuz. Bu fikir ise eylemlerimize vasatlık olarak yansır.

Oysa tam tersi olmalıydı.

Tarih, güçlü olanların adını yazdığını sanmıştır hep, çünkü tarihi yazanlar gücün ne demek olduğunu bilmez, yalnızca yorumlarlar. Ve yorumcular hep liderlere, kahramanlara bir takım ulvi anlamlar yüklerler. Çünkü onlar da aynı bizim gibi, o insanların “farklı”, “daha iyi”, “daha çalışkan”, “daha cesur” olduğunu sanır. Oysa bu çok abartı bir illüzyondur.

Güçlü insanlar dünyayı değiştirmezler, çünkü güçlü insanların doğasına terstir engelleri ortadan kaldırmak. Güçlü insanlar engelleri aşarlar. Onlara bu yüzden güçlü deriz. Hırsları ve disiplinleri ile yüksek öz güven veya öze güvenleri ile,  bazen ahlaki formlara uygun bazen değil yöntemlerle engelleri aşar ve bir sonraki engele giderler.  Çoğu zaman engellerin çevresinde durup “ben aştım ama belki başkaları takılır en iyisi bu engeli ortadan kaldırayım” gibi düşünceleri yoktur.

Bu düşünce zayıf diye adlandırdığımız insanlara aittir, ve esasında onların görevidir. Zayıf olarak tanımlanan insanlar, engellerin getirdiği hayata, gerilime, şartlara tahammül edemez hale gelirler. Örneğin nevrozun etkilerini, hafif yaşayan bünyeler, ömürleri boyunca nevrotik kalabilirler. Fakat nevrotik çatışmalardan fazlasıyla etkilenen bünyeler, bir an gelir, bu durumu değiştirmek için canla başla çalışırlar çünkü artık dayanamamaktadırlar. 

Aynı durum savaş, kadın hakları, toplumsal düzen gibi konular için de aynen geçerlidir.

Kadın hakları konusunda büyük ilerlemelerin yaşanmasını sağlayan ilham verici kadın yazarların hemen hepsi, Sylvia Plath, Virginia Woolf, güçlü değillerdi. Sadece artık bu düzene dayanamıyorlardı. 

Bir asker olan Atatürk, savaş, belirsizlik, esaret fikrine dayanamıyordu. Dayanamadığı için, bir şeyler yapmak gerektiğini hissediyor ve bunun için canı dahil tüm akli kapasitesini ve hünerini ortaya koyuyordu.

Halkının yaşadığı şartları deneyimleyen Gandhi, bu şartları kaldıramıyordu. Kaldıramadığı için onlara karşı durdu, hem de tüm güçsüzlüğünü ortaya mükemmel bir biçimde koyarak: pasif direnişle.

Sistem ve şartlar ne olursa olsun, güçlüler onu sürdürür ve korur, fakat şartları değiştiren ve tekrar tekrar dengeyi getiren hassas insanlardır.

Bugünlerde buna en güzel örnek zayıf ve hassas olarak adlandırılan Y Kuşağıdır. Güçlü insanlar camları dahi olmayan kutu gibi odalarda çalışmaya devam edebildiler. Onlar için önemli olan o sistemi değiştirmek değil, o engeli de zaferle aşabilmekti ve tüm güçlerini buna yönelttiler. Oysa buna dayanamayan Y Kuşağı sayesinde bugün ofislerin biçimi değişiyor, freelance çalışma tipi hızla öne çıkıyor. Çünkü çalışma şartları, mesai saatleri ve insana kalan zaman dengesizlik boyutunda olumsuza doğru gidiyordu ve dengeyi getirecek bir durum lazımdı. O durum Y Kuşağı.

Kendinize aynada bakıp, “bende eksik olan şeyler var ve bu yüzden başarısızlık ve zayıflık benim kaderim” diyerek işkence etmeyin. Şeylere biz anlam yükleriz ve yüklemezsek onların hiçbir anlamı yoktur. Hassaslığınıza negatif bir durum olarak bakmaktansa, hangi ayarı kaçmış düzene isyan için motorunuz olduğunu kavramaya çalışın.

Bunu yapabildiğinizde göreceksiniz ki, bu haliniz size bir amaca ulaşmanın, size anlatılandan farklı bir yolu daha olduğunu göstermek için orada. Aynı saltanatsız cumhuriyetle yönetimin bizler için daha iyi olabileceği gibi, çoook uzun zamandır mevcut bir “doğru”nun değişimini bile sağlayacak kadar güçlü ve yapıcı bir farklı yolu, kendi hayatlarınız için siz de bulabilirsiniz.

Daima öğretilegelen doğru yollar, herkes için doğru yol değildir ve eğer bünyeniz size bunu ısrarla anlatmaya çalışıyorsa, herkes gibi olmak yerine, kendi doğru yolunuzu bulmaya bir şans verin.

 



1 Yorum

  1. Güzel bır yazı ve bakış açısı, yalnız ”zayıflar” yerine iyi ve güçlüler, ”güçlüler” yerine de bencil ve hırslılar daha anlamlı olur diye düşünüyorum. Zira zayıf güçsüz demek ve onların bir şey değiştirmeye gücü olmaz. Bir şeyi değiştirebilmek için duyarlı ve güçlü olmak gerekir. Mesela Atatürk; zayıf kelimesini hiç bir zaman yakıştıramam. Duyarlı, iyi, güçlü, mücadeleci, pes etmeyen kelimeleri daha çok yakışır.
    Sevgi ve saygılarımla selamlar.

Yorum Yapın