Beni Hipnotize Edebilir misin?

9.848 views

Hipnoterapist olduğumu duyanlar genellikle ilk olarak şunu soruyorlar: “Hipnoza giren birinin uyanamaması mümkün mü?” Hemen ardından gelen soru ise şu: “Peki bir insanın hipnozla beynini yıkayıp istediğin herşeyi yaptırabilir misin?”

 

Konuyla ilgisi olmayanların hipnoz hakkında bildikleri hemen herşey Hollywood kaynaklıdır. Beyni yıkanıp tetikçi olarak kullanılanlar, hipnozla geçmişi unutturularak tanık koruma programına alınanlar, transa girip önceki yaşamlarını hatırlayanlar ve daha neler neler… Evet, hipnoz adını verdiğimiz teknik günümüzde terapi dışı amaçla da kullanılmaktadır. Sahne hipnozu veya spiritüel amaçlı trans çalışmaları buna örnek teşkil eder. Zaten hipnozu halk arasında bu denli merak konusu haline getiren de bu uygulamalardır. Ama bana kalırsa, hipnozu bu kadar özel kılan şey, 200 yıllık tarihinde altın çağına yeni girmekte olan çok güçlü bir terapi aracı olmasıdır. Altın çağına yeni girmektedir, çünkü farklı ekollerin oturması ve büyük üstadların yetiştirdiği öğrencilerin sayıca artmasıyla birlikte modern tıp tarafından gün geçtikçe daha çok kabul görmeye başlamıştır. Çok güçlü bir terapi aracıdır, çünkü nispeten kısa zamanda oldukça kalıcı değişiklikler yapar. Hem de, “Şu sorun için hipnoz kullanılabilir mi?”, sorusunun yanıtı daima “Evet”tir.

En tepedeki her iki sorunun da yanıtı “Hayır”. Derin transta bırakılan kişi bir süre sonra kendiliğinden uykuya dalar ve uykusunu aldığında da uyanıp kalkar. Kişi transa ne kadar yatkın olursa olsun kendisi için tehlike arz edecek kadar uzun süre transta kalamaz.  Öte yandan, transtaki bir kişiye onun temel değer yargıları ve inançlarına ters düşecek bir telkinde bulunulduğu takdirde kişi ne kadar derin transta olursa olsun bu telkini reddeder ve hatta bu onun transtan çıkmasına yol açabilir. Aynı şekilde, kişinin kesinlikle anlatmama kararında olduğu bir takım sırlar da trans altında kişiye anlattırılamaz. Terapist hipnoz konusunda ne kadar usta olursa olsun, hipnoza giren kişinin iradesi dışında ona telkinler veremez.

Derin transtaki kişiye “posthipnotik telkin” adını verdiğimiz ve etkisini uyandıktan sonra gösterecek olan telkinler vermek mümkündür. Ayrıca bu telkinleri verdiğimizi kişinin hatırlamamasını sağlamak da mümkündür. Örneğin, uyandıktan sonra biz her burnumuzu kaşıdığımızda kendisinin istemeden de olsa güleceği telkinini verdiğimiz bir kişi gerçekten de büyük olasılıkla bunu yapacak ve neden güldüğünü kendisi de anlayamayacaktır. Bir nedenle kişiye rahatsızlık veren bir posthipnotik telkinin etkisi çok kısa sürmekteyken, kişinin hoşuna giden telkinlerin etkisi aylar, hatta yıllar boyunca devam edebilmektedir. Bu noktada kişinin telkine yatkın bir yapısının olup olmadığı da çok önemlidir. Yapılan çalışmalar, hipnotize edilmek isteyen insanların %80’inin hipnotize edilebildiğini göstermiştir. Bazı kaynaklarda ise bu oran %95’lere çıkabilmektedir. Transa girmemeye kararlı olan bir kişiyi transa sokmak ise çok güçtür. Bunu yapmanın tek yolu, kişinin direncini aynen bir aikido ustası gibi kullanarak onu transa sokacak bir malzeme haline getirmektir. Aslında, indüksiyon yani transa sokma sürecinde terapistin malzeme olarak kullanamayacağı bir şey yok gibidir. Dışarıdan gelen ani bir gürültü, kişinin ağırlaşan göz kapakları, yerçekiminin vücudunda uyandırdığı his, çalan telefon veya kafasındaki tedirginlikler… Hemen herşey terapist ve danışan arasındaki uyumu artırmak adına uygun şekilde dile getirilip kullanılabilir.

Transın aslında üç kademesi vardır: Hafif, orta ve derin trans. Hafif trans, gün içinde defalarca deneyimlediğimiz bir durumdur. Gözümüzün daldığı, hayal kurduğumuz veya televizyondaki filme kaptırdığımız anlar  buna en güzel örnektir. Orta trans biraz daha derindir. Trans fenomenleri veya hipnotik fenomenler dediğimiz belirtilerin bazıları ancak trans bu seviyeye kadar derinleştiğinde görülmeye başlanabilir. Derin transta ise kişiye isteği doğrultusunda hayatının belli bir dönemini unutturmak dahi mümkündür. İstekli kişilerin ancak %15-20 kadarı derin transa girebilmektedir. Bu oranları vermekle birlikte, ben bu tip rakamlara takılıp kalmayı pek doğru bulmuyorum. Çünkü, trans öğrenilen bir süreçtir. Hipnoterapistler, genellikle ilk seansı danışanlarına transa girmeyi öğretmek için kullanırlar. Gün içinde kendiliğimizden girdiğimiz transları daha da derinleştirmeyi ve bu farkındalık durumunda daha uzun süre kalmayı öğrenen kişi sonraki senaslarda terapistiyle daha uyumlu çalışabilmekte ve transını derinleştirebilmektedir. Ben “Falanca’yı hipnotize ettim”, kadar anlamsız bir cümle düşünemiyorum. Terapist, olsa olsa transa girmekte olan kişiye yardımcı olur ve yönlendirir. Onu transa “sokmaz”. Transa girebilmek kişinin başarısıdır ve trans gerçekleşemediği takdirde de bu terapistin başarısızlığı değildir.

Terapist esnek olmalıdır. Kendi doğrularını empoze etmek yerine, danışanın kendi öz kaynaklarına ulaşması yolunda ona rehberlik etmelidir. Zaten kişiye bir takım doğruları dikte ettiren direkt telkinlerin etkisi kısa sürelidir. Oysa semboller ve metaforlarla çalışan bir bilinçaltına* yine semboller, hikayeler ve indirekt cümlelerle ulaşıldığında mesaj çok daha kolayca benimsenir ve etkisi kalıcı olur. Örneğin, kişiye “Babanı affettiğinde kendini daha iyi hissedeceksin. Affet onu.”, demek yerine, “Bazen insanlar sırtlarındaki yükleri öyle uzun süre gereksiz yere taşırlar ki, o yüklerden kolayca kurtulabileceklerini çoğu kez farketmezler.” tarzında bir anlatım bilinçaltının mesajı içselleştirmesine yardımcı olur.

Bilinçaltı kendine söylenen her kelimenin, her cümlenin olası tüm anlamlarını yoklar. Mesela, “Çalış baban gibi eşek olma”, cümlesini tam anlamıyla vurgusuz söylediğiniz bir takdirde karşınızdaki insanın bilinçaltı harıl harıl çalışmaya, iki zıt anlam arasında gidip gelmeye başlar. Bu cümlenin hemen ardından söylenecek bir telkinin hedefi onikiden vurması artık çok daha kolaydır. Aynı şekilde, eşsesli veya başka bir deyişle çift anlamlı kelimelerin kullanımı da bilinçaltını meşgul edeceği için kısa süreli bir şaşkınlık (disorientasyon) yaratarak verilen mesajı sorgulamadan almasını sağlar.

İki insanın yolda karşılaşıp ayak üstü yaptıkları havadan sudan bir sohbette dahi iki ayrı seviyede iletişim vardır. İki bilinç arasında çocuklar, alışveriş, arabalar hakkında anlaşılması ve anlamlandırılması kolay bir dialog vardır. Buna iletişimdeki yüzeyel yapı diyoruz. Bir de, derin yapı vardır. Bilinçaltlarının birbirleriyle iletişimi… Buzdağının suyun altında kalan kısmı… Beden dilinin, ses tonunun, vurguların, eşsesli veya eşanlamlı kelimelerin, düşük cümlelerin, dil sürçmelerinin anlamlandırıldığı veya anlamlandırılmaya çalışıldığı derin iletişim… Taraflar birbirlerine gerçek mesajları aslında bu seviyede verirler. Bilinç, ne verilen ne de alınan mesajları takip eder. O sadece çocuklardan konuşmaktadır. Bu yüzden, örneğin insanlarla yapılan sıradan bir sohbet dahi kişiyi rahatlatıp tüy gibi hafif hissettirebilirken, başka bazı insanlarla yapılan sıradan bir sohbet sonrasında kişi kendisini işe yaramaz veya küçük düşmüş hissedebilir ve neden böyle hissettiğine bir anlam veremez.

Terapist, karşısındaki insanın bilinçaltına doğru şekilde hitap etmeyi bilmelidir. Bunu yapabilmek için üç şey gereklidir. Bunlardan ilki ve en önemlisi, terapist kimliğine ve yüreğine sahip olmaktır. Terapist samimi ve hoşgörülü, yüreği insan sevgisi ve yaşama coşkusu ile dolu olmalıdır. Kendisinden yardım istemek için gelen her insanın zihnine ve yeteneklerine hayran olabilecek görüyü barındırmalıdır. Danışanının yapabilirliğine ve içinde yatan potansiyele inanmalı ve ona birlikte karşılaşabilecekleri her türlü zorlukta destek vaad eden güvenilir duruşu taşıyabilmelidir. Gerekli olan ikinci şey teknik bilgi, üçüncüsü ise tecrübedir. Bana kalırsa ilki olmadan, ikinci ve üçüncü çok fazla şey ifade etmezler… Don Juan’ın deyişiyle, “yürek taşıyan bir yol”dur bu…

Gelelim hipnozla ne tip sorunlara çözüm bulunabileceğine… Zararlı alışkanlıklar, fobiler, kronik ağrı, özgüven eksikliği, kekemelik, altını ıslatma, psikolojik kökenli cinsel sorunlar, sınav stresi, obsesif (takıntılı) kişilik bozukluğu, anksiyete (endişe), panik atak, depresyon, insomnia (uykusuzluk) ve daha birçok sıkıntının giderilmesinde hipnoz kullanılabilir. Hipnoz bir araçtır. Bu araç, hevesli ve meraklı amatörlerin elinde tehlikeli bir oyuncağa dönüşebilir. Hipnoz indüksiyonunu ortalama zekaya sahip herkes öğrenebilir. Bunu öğrenebilmek için tıp veya psikoloji eğitimi almış olmaya gerek yoktur. Ancak indüksiyon sadece başlangıçtır. Zor olan, bilinçaltını etkiye açık hale getirmek değil, doğru ve yararlı şekilde etki etmeyi başarabilmektir. Amatörce gerçekleştirilen bir trans seansı esnasında karşılaşılabilecek en ciddi sıkıntılardan biri, kişinin baskılamış olduğu travmatik bir hatırasıyla yüzyüze gelmesidir. Bu sözünü ettiğim durum oldukça dramatik sonuçlara yol açabilir. Abreaksiyon veya derin kinestetik erişim adını verdiğimiz bir duygu boşalımı yaşanabilir. Kişi ağlama krizine girebilir ve örneğin kalp hastasıysa durum daha da ciddi boyutlara ulaşabilir. Hemen herkesin kendi içinde kurmuş olduğu savunma mekanizmaları vardır. Çocuklukta yaşanmış aile içi bir tacizin bastırılmış hatırası kadar uç bir örnek olmak zorunda değil bu. Çocukken yapılmış masum bir hataya ait bir suçluluk duygusunun sürekli başkalarını suçlamak olarak dışa vurumu dahi olabilir bu mekanizma. Değiştirilmesi, dönüştürülmesi veya “nazikçe” yok edilmesi gerekiyor da olabilir. Ama bu mayın tarlasında iğne oyası işler gibi çalışabilmek için gerekli donanıma sahip olmak şarttır.

Hipnotik trans ile çözmek istediğiniz bir sorununuz varsa, mutlaka konu hakkında eğitimli ve tecrübeli bir tıp doktoru, diş hekimi, veya klinik psikologdan yardım talebinde bulunmanızı tavsiye ederim. Internetteki arama motorlarında yapacağınız küçük bir tarama ile doğru adreslere kolayca ulaşabilirsiniz.

Şimdi… Arkanıza yaslandığınızda, acaba, merak ediyorum, bilgisayardan gelen sesin farkında mıydınız? Ya da nefes verirken çıkardığınız o hafif gürültünün? Ayak başparmaklarınızın hafifçe uyuştuğunu hayal edebilir misiniz? Ve o uyuşukluğun yavaşça tüm ayağınıza doğru yayıldığını… Tatlı bir uyuşukluk ve karıncalanmanın ayaklarınızı daha ağır hissetmenize yol açabileceğini daha önce hiç düşünmüş müydünüz? Kaslarınızın gevşemesi ve nefesinizin yavaşlaması ne kadar keyifli olabilir? Yüz kaslarınızın hamur gibi gevşeyip rahatlaması… Alt dudağınızın ağırlaşması… Soluk alıp verirken hissettiğiniz ılık nefesiniz… Ve ekrandaki yazıları okumaya devam ederken aslında zaman algınızı yavaşlatabileceğinizi keşfetseniz… Ve daha da yavaş… Algınızın önündeki kapılar veya tüller hafifçe aralanırken uyuşturan ve keyif veren bir günışığının bilinçaltınıza doluşunu hayal etmek zor olabilir mi? Keşke gözlerim kapalıyken okuyabilseydim…

1 Yorum

Yorum Yapın