Pazar, 19 Mart 2006 16:42

Hz. Muhammed Karikatürleri

Yazan 

Son günlerde yayınlanan Hz Muhammed karikatürleri dünya gündemine birinci sıradan oturmuş durumda. Taraflar düşüncelerini dile getirdiler. Danimarkalı gazateciler bir yandan ifade özgürlüğünü savunurken, diğer yanda Arap dünyası Hiristiyan Batı'ya karşı cihad ilan etmiş durumda. Kimi arap ülkelerinde hristiyanların öldürülmeye başlandığı dedikoduları dilden dile yayılıyor. Farkında olunmasa da Müslüman kimliğine alınmış ciddi bir cephe var. Müslüman eşittir terorist kavramı batıda akıllarda yer etmeye başladı bile. 11 Eylül saldırılarıyla başlayan din savaşlarının tohumları da böylece iyice dallanıp budaklanmış durumda. Konuyla ilgili bir çok şey konuşuldu yorumlar yapıldı, o yüzden konuyu iyice sakız kıvamına getirmeden elimden geldiğince tarafsızlığımı korumaya çalışarak iki tarafa da sorulmamış olanı sorup insanları biraz da olsa sağduyuya davet edicem.

 

Sansasyon yaratan karikatürlere şöyle bir göz attığınızda, Kurt Wastergaard, Rasmus Sand Hoyer, Annette Carlsen, Peter Bundgaard, Franz Fuchsel ve özellikle  D.T Devareaux tarafından çizilenlere, internette isimsiz gezinen provakatörlere değinmeye gerek bile duymuyorum,  hepsinin tek bir ortak yanı var. Hepsinde Hz. Muhammed (S.A.V) teröristlerin başı olmakla  suçlanan şeytani bir karakter olarak resmedilmiş. Ne komiktir ki aynı ülkenin insan hakları savunucuları, Abdullah Öcalan gibi bir terörist başını özgürlük savaşçısı ilan edip melek kanatlarını takmaya hazırlanıyorlar.Neyse konumuz Apo değil. Ama birilerinin çok kötü kafası karışmış durumda orası bir kesin.

Wastergaard  kardeşimiz, yaratıcılığıyla Hz Muhammed'in sarığını bombaya benzeterek, kullandığı siyah hakim tonlarla insanın içini karartmaya yeten karikatüründe açıkça İslam dünyasını bir tehdit, Hz Muhammed’i de bu tehdidin sorumlusu olarak yansıtırken, Jens Julius  Hz Muhammed’i, dünyada bakire avına çıkmış ve hatta hepsini halletmiş sapkın bir grubun  lideri olarak çizmeyi seçmiş.

Danimarka’da karikatürler ifade özgürlüğü, bir peygamberin resmedilmesinin yasaklanmasına tepki olarak tabuların yıkılmasını öngören mesajlar olarak süslense de,  ben bu karikatürlere baktığımda ifade özgürlüğüne ya da Hz Muhammed'in resmedilmesinin yasaklanmasına dair bir tepki göremiyorum. Aynı şekilde herhangi bir mizah unsuru ya da toplumsal bir mesaj da yakalayamıyorum. Normal sağlıklı bir insanın yakalayabileceğini de sanmıyorum. Hani nedir, sabah gazetemizi elimize alırız , karikatürler bölümüne şöyle bir göz atar, çeşitli politikacılar ya da gündemdeki ünlülerle ilgili çizilmiş karikatürleri görür ve genelde gülümser geçeriz. Bizim kültürel normlarımıza ters düşse de Erdoğan karikatüründe bile bir dereceye kadar mizah vardı demek mümkün. Dini kurallarımıza karşı gelmiş olsa, Arne Sorenson Bob Katzennelson ve Paul Eric Paulsen karikatürlerinde bile hani bir derece mizah var diyebiliyoruz. Ama gündemi oluşturan başta sözü geçen karikatürlerde ne yazık ki sadece nefret, tehdit  ve terörist eylemleri hatırlatan, kurulmaya çalışan barışa sokulan ciddi bir çomak var. Benki sözüm ona tarafsız olmakla geçiniyorum, baştaki karikatürlere baktığımda gülümseyemiyorum, verilmeye çalışan bir mesaj göremiyorum ne yazık ki. Radikal eylemler sonucu yakınlarını kaybeden milyonlar da gülemiyordur eminim ki. Ortada tek bir gerçek var, aydın geçinen Danimarkalı karikatüristler ,toplumsal sağduyu, görev bilinci, iş ahlakı vs. her neyse bir güzel çiğneyip, ellerindeki silahla, kalemleriyle Müslüman dünyasına saldırmış durumda. Üstelik Müslüman dünyasının sadece araplardan oluşmadığını unutup, Hz Muhammed’e değer veren saygı duyan dünyadaki tüm Müslümanlara saldırmış durumda.

Franz Fuchsel ilginç bir savunmayla ortaya çıkıp: "ben Hz Muhammed’e de Müslümanlığa da inanmıyorum kardeşim, istediğimi isteğim gibi çizerim" demiş. Çok yerinde çok olgun bir yaklaşım olmuş gerçekten, kendisini kutluyorum(!) Ama sormadan da edemiyorum. Peki Hiristiyan bir ülkede yaşayan bu güzel kardeşimiz Hz. İsa’ yı Papa'yla homoseksüel bir ilişki halinde çizebilir miydi? Dahası çizse de, global çıkarlar  nedeniyle o karikatür o ifade özgürlüğünü savunan ülkenin  gazetesinde yayınlanacak onayı alabilir miydi? Ya da aynı şekilde bir karikaturist çıksa, ben hiristiyanlığa inanmıyorum, istediğimi istediğim gibi çizerim dese ve  Hz İsa'yı  10 yaşında bir erkek çocukla yatakta uygunsuz ilişkiye girerken çizse ve Hiristiyan kiliselerinde bu yönde yaşanan yozlaşmaların, kimi papazların görevlerini kişisel zevkleri için suistimal ediyor olmasının sorumlusunun Hz. İsa,  hiristiyanlık  olduğunu söyleseydi, ifade özgürlüğünü savunan  o güzel otoriteler, aynı şekilde konuşabilir miydi? Ya da aynı koşulda, “ inanmıyorum, istediğim gibi çizerim” şeklinde bir savunma ne kadar geçerli olurdu?

Örneklerimizden de açıkça gözüktüğü üzere,tartışılması gereken asıl konu ifade özgürlüğü değil, aksine insanların dinlerine inançlarına, kişisel değerlerine gösterilmesi gereken özen ve saygı. Her insan belli bir oranda kültürel ve toplumsal değerlerle çevrilidir. Ve siz bu değerlere saldırdığınızda, bu o insana saldırmakla aynı anlama gelir, ki dünya barışı istiyorsak, silahlara terörist eylemlere bir son olsun istiyorsak, bunun yolu bu değil. Hele ki saldırdığınız değerler, gerilimin sıcaklığını koruduğu topraklardaki insanların değerleriyse. Ne uğruna savaştıklarını, öldüklerini  bile tam olarak bilmeyen, yetersiz hayat koşullarında bir şekilde hayatta kalmaya çalışıp, ailesinin hayatını garantiye alacak, tutunucak ait olucak grup arayıp, sonra beyinleri yıkanan insanlar... Çoğunun okuma yazma bilmediğine bile eminim. Geçenlerde BBC'de bir habere rastladım. Afganistan'da okulları bombalayan yağmalayan teröristleri görüntülediler. BBC kameramanı ateş hattında  kalmış, kamerasını aşağıda tuttuğu için  teröristler kameranın çalışmadığını sanıp konuşuyorlar, daha doğrusu bağrışıyorlar. İngiliz kameramanlar kamufle amaçlı saç sakal birbirine girmiş bir halde Arapça konuşmaya çalışıyor ve bir yandan da sormadan da edemiyorlar. Neden okullara saldırıyorsunuz? Cevapları çok açık, büyük bir nefretle, okulların kitapların Amerika’nın ürünü olduğunu ve Amerika'nın şeytan olduğunu anlatıyordu. Takıldığım tek bir cümle vardı: "Okullar şeytan evi, Kuran'da okumanın şeytan işi olduğu yazıyor "diye bağrınıp yaptığı işin doğruluğunu kanıtladığından emin konuşuyordu. İşte saldırılan provoke edilen insanlar bu insanlar..Okuma yazma bilmeyen, sadece birileri söyledi diye inanarak farkında olmadan birilerinin piyonu olmuş, hayatında eline Kuran alıp okumamış, hatta kapağını bile açmamış insanlar. Çünkü Kuran şu cümleyle vayhedilmeye başlanmıştır: “Oku , yaradan rabbinin adıyla Oku !”

Beni asıl şaşırtan diğer bir nokta, böyle bir adımın Danimarka gibi gelişmiş aydın bir ülkeden, 3. Dünya ülkeleri grubunda gelişmemiş olarak tanımlanan demokrasi sorunu yaşayan, okur yazarlık gibi bir oranın ortalıkta pek gezinmediği ülkelere karşı atılmış olması. Hani Avrupalı işte deriz okumuş gün görmüş kaliteli adam deriz, toplumun nabzını yoklamayı bilen duyarlı sorumlu insan deriz, deriz de demesine siz böyle birilerini görebiliyor musunuz? Sorumluluğu toplumsal gündem yaratmak , demokrasi eşitlik gibi kavramları savunmak, insanları bilgilendirmek ve yönlendirmek olan bir gazeteciye  uygun davranış şekli bu mu? Ki bi de o öve öve bitiremediğimiz o Avrupalı! Gazetecilerin eylemleri bunlar, hem de birlik bilinci barış kavramlarının gündemde olduğu bir dönemde.

Dahası bu gazeteciler, bu davranışlarıyla zaten inançları körleşmiş radikal eylemcileri nasıl kışkırttıklarını göremiyorlar mı? Taşımaları gereken  bir toplumsal duyarlılık yok mu? O karikatürlere tepki olarak o nefretle yeni terörist eylemler gerçekleşse, milyonlar daha ölse, bunun sorumluluğunu alabilecekler mi?

Batı Avrupalı aydın kimliğini taşıyan, açık görüşlü olmakla tanınan, az gelişmiş ülkelere demokrasiyi yayma misyonunu üstlenmiş, sadece bunun reklamını yapmakla yetinen bu ülkelerin  bu insanları bu kadar aydınlarsa niye bu ülkelere karşı birazcık empati geliştirmeyi denemiyorlar? Niye gerçekten yardım etmeyi denemiyorlar?  O insanların herşeyden önce toplumsal yapılanmaya yola, suya, barınacak kafalarını sokacak yemek pişen sıcak güvenli bir yuvaya ihtiyacı var ve sonrasında eğitime ihtiyacı var. Uzaktan parmak sallayıp "bu yanlış" demekle, eleştirmekle, "hadi gelin sizi demokratik bir ülke yapalım" demekle yardım olmuyor. O insanların demokrasiyi bahsedilen kavramları anlayabilmesi için önce düşünebilme lüksüne sahip olması gerekir. Temel ihtiyaçların karşılanması gerekir. Karnı aç her an ölümle burun buruna yaşayan bir insandan düşünmesini bekleyemezsiniz. Tek önceliği hayatta kalma garantisi olucak ve bunu tehdit eden her düşmanı yok etme yoluna gidicektir. Zaten kaybedicek hiçbirşeyi olmayan bu insanlar, asıl dışardan provoke edildiğinde çok büyük bir tehlike doğurma potansiyeline sahiptir.

Bu noktada ifade özgürlü konusunu tekrar ele almakta yarar var. Milyonların ölümüne, savaşa neden olacağını bile bile kişinin ifade özgürlüğünü sonuna kadar savunması ve kullanmada ısrar etmesi ne kadar mantıklıdır ? Thomas Hobbes'un da Leviathan da  belirtmiş olduğu üzere, insana özgürlükler sunulduğunda,  insan toplumun tümü için  doğru kararları verebilicek, kimseye zarar vermeden yaşayabilicek ahlaka ve yetiye sahip midir? Yoksa insanın doğası savaş ve kaos halinde olduğu için, ve  zihinsel-ruhsal evrimi henüz tamamlanmadığı için, dünyada yaşayan diğer insanların iyiliği için özgürlüğünün belli ölçüde kısıtlandırılması yerinde bir karar mıdır?

Buraya kadar olan bölüm ve sorular, Batı dünyası ve özellikle Danimarka otoriteleri tarafından  üzerinde durulması ve birazcık da olsa düşünülmesi gereken noktalardı. Şimdi Doğu'ya yöneliyorum.

Karikatürlere Müslüman Dünyası gözüyle bakmaya başlamadan, hatırlanması gereken önemli bir nokta var: Biraz araştırma yapıp biraz kuralların arkasındaki gerçekleri görmeyi öğrenirsek, kaynaklar bize Hz. Muhammed'in ve diğer peygamberlerin resmedilmesinin, ya da heykelin yapılmasının yasak olmasının tek bir nedeni olduğunu söyler: o da  puta tapmayı putlaştırmayı seven insanoğlunu bu alışkanlığından kurtarmaktır. İnsanların onu resmedip Tanrı yerine yine ona tapmaya başlamasını engellemek için yasaklanmıştır. Ama bu gerçek, sadece kuralları izleyip, arkasındaki nedeni sorgulamayan kör gözler tarafından güncelliğini yitirmiştir.  İslam Dini'nin son din olmasının ve bir daha peygamber gelmeyecek olmasının nedeni de budur. Arada hiçbir aracı olmadan Din artık Allah’la kul arasındadır, ve Allah'la kul arasına hiçkimse giremez. Hz Muhammed’e inanmak ve saygı duymak tabiki önemlidir, çünkü o dini getirendir. O'na inanmak İslam dinine inanmaktır. Tarihe şöyle bir göz attığımızda, Hz Muhammed’in puta tapan insanlarla verdiği savaşları görürüz. O Hiristiyanlarla ya da Musevilerle değil, puta tapan insanlarla savaşmıştır. Tapınaklarına girip putları parçalamıştır, insanlara Tanrı gerçeğini göstermek için büyük çabalar büyük savaşlar vermiştir. Tanrı gerçeğini unutup , kuralları ve dini radikal bir şekilde putlaştırmak, Hz . Muhammed'in yıllarca savaşını verdiği değerlere karşı çıkmak değil midir?  İnsanları din seçimleri ve davranışları yüzünden yargılamak, onlara dinin ne olduğunu nasıl yaşanması gerektiğini dikte etmek, Allah’la kul arasına girmek değil midir? Ve bir de üstüne üstlük bu insanları kendi yoluyla  cezalandırmak tanrıcılık oynamak, O'nun rolüne soyunmak değil midir? Herşeye kadim olan herşeyi yaradan, O güç cezalandırmayı bilmiyor da O nun adına cezalandıran savaşanlar mı yapıyor bu işi, bu işi yapanlar kendilerini Allah ın elçisi ya da peygamberi mi sanıyor?  Cihad , Hz Muhammed’in  ve dört halifenin din uğruna verdiği kutsal savaşlardır. Batı dünyasına cihad ilan eden otoriteler, kendilerini  peygamber ya da halife mi zannediyor, din için Allah adına savaş açıyor? Din uğruna savaşıp öldüğünü söyleyen insanlar, Allah can almayı bilmiyor mu da gidip kendi üzerlerine tonlarca bomba yerleştirip milyonları öldürürek intihar ediyorlar ?

Bahsedilen tüm bu hususlar asıl din değerlerine ve kurallarına  karşı gelmek olmuyor mu?

Ortada yaşanan çok büyük bir kavram karmaşası var. Kör inanç, neye niçin inandığını ve ne yaptığını bilmeyen insanlar tarafından işte böyle yaşanıyor.

Diğer bir noktada, din için savaştığını  söyleyen bu insanlar, dünya gündeminde gerçekleştirdikleri terörist eylemlerle, Mevlana‘nın dile getirdiği gibi özünde birlik bilinci ve sevgi barındıran İslam dinine nasıl bir gölge düşürdüklerini, İslam dinini terörismle bir arada anarak dünyadaki tüm diğer masum Müslüman insanların sosyal hayatlarına nasıl zarar verdiklerini göremiyorlar mı? Bu yolla böyle mükemmel bir dinin özündeki sevgiyle yayılmasına  ve kabul görmesine nasıl engel olduklarının farkındalar mı?

Bu noktada, şu günlerde yaşanan tüm bu karmaşa, İslam dünyasına alınan tüm korku dolu cepheler ve çizilen bu tarz karikatürler aslında kör inançların ve  radikal eylemlerin bir sonucu değil midir?  Aradığımız şey  barış ve huzur dolu bir dünyaysa, bu soruları iki tarafında bir düşünmesi gerekiyor. Dünyada Barış ve huzur istiyorsak, önce kendimizle barışık kendi içimizde huzurlu olmayı öğrenmemiz gerekiyor.

Çünkü dünya barışı, kişiden başlar... Tıpkı savaşların başladığı gibi...

Okunma 4329 defa Son Düzenlenme Perşembe, 07 Mart 2013 10:58
İrem Ertürk

Yazarımızın biyografisi elimizde mevcut değildir.

@derki.com. Tüm hakları saklıdır. Yazılardan kaynak gösterilmek şartıyla alıntı yapılabilir.