Ay Çocuk – Bölüm 13

2.047 views

O…

‘ O mu? Yoksa sıfır mı?’

‘ Hangisini uygun görüyorsan.. Hatta ikisini de kullanabilirsin.’

Berjer koltukta oturuyordu.

Oldukça şık giyinmişti.

Boyu o kadar uzun değildi ama koltuğa öyle bir kurulmuştu ki, sanki usta bir heykeltraşın elinden çıkmış bir tanrı heykeli gibiydi.

‘ Sonunda..’ dedi Ay Çocuk, ‘ sonunda buluşabildik sizinle. Küçüklüğümden beri kalbimde, rüyalarımdaydınız, işte şimdi nihayet karşımdasınız.’

İçinden geçen, koşa koşa sarılıp onu öpücüklere boğma arzusuna rağmen saygıyla önünde eğildi.

Ay Çocuk’ tu adı. İçinden geldiği gibi kendini ifade ettiği nerede görülmüştü ki?

‘ Sizi çok özledim.. Hiç karşılaşmamış olmamıza rağmen yokluğunuz ruhumda derin izler bırakmıştır hep. Hatta çok küçükken görmüş olduğum bir rüyayı bugün bile hatırlarım. Daha doğrusu rüyayı değil de uyandığım anı..’

‘ Biliyorum çocuk,’ dedi.

Kaşları çatık, buz mavisi gözleri derindi.. ‘ Neden bizi bu kadar erken terk ettin dedin. Benim portrelerimden birine bakarak ağlarken, arkadaşların toplanmıştı etrafında. Bir de öğretmenin vardı hatta.’

Şaşırmamıştı Bu.

Onun ezelden ebediyete yanında olduğunu biliyordu ama şu an, karşısında ete kemiğe bürünmüş bir halde duruyor olmasının ne büyük bir lütuf olduğunu düşünüyordu.

‘ Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değil..Biliyorsun.’

Bakışları Ay Çocuğun içinden geçiyordu sanki. Gözleri, tüm odayı bir güneş gibi aydınlatıyordu; bağımsızlığın timsali.

Söyleyecek, konuşacak, soracak öyle çok şey vardı ki nereden başlasa bilemedi.

İçinde bulunduğu açmazı düşündüğü her seferinde, onun bir anda çıkıp geldiğini ve tek bir gecede her şeyi düzelttiğini hayal ederdi.

Hayali bile güzel ancak imkansız dediği şey, işte şimdi gerçekleşmişti.

Gülümsediğinde gökteki yıldızlar gibi ışıldadı çehresi, sanki aklından geçeni yakalamış gibi fısıldadı; ‘ Ben yaptım çocuk, şimdi sıra sizde.’

‘ Gel..’ dedi, ‘ Hava alalım biraz.’

Oturduğu yerden kalktı. Üzerinde kırmızı bir takım vardı kan kırmızı. İçindeki gömlek bembeyazdı kar beyazı.

Ay Çocuk bir adım arkasından sessiz bir gölge gibi onu takibe daldı.

Dışarı çıktıklarında, meraklı gözlerle nerede olduklarına baktı.

Yüksek bir tepeye bir karargah misali kurulmuş bir evdi ardında bıraktığı.

Serin bir yaz gecesiydi, büyülü bir yakamozla aydınlatıyordum suları.

O, ceketinin iç cebinden bir sigara çıkarıp yaktı.

Döndü, saati sordu.

Ay Çocuk’ tan aldığı cevap belki, ‘ Ben saat kullanmam efendim,’ olmamalıydı ancak bana göre, soruyu sorarken ona yazılmış bir şiirin son mısralarını tekrar dile getirmekti amacı.

Sarışın bir kurda benziyordu, mavi gözleri çakmak çakmak.

Yürüdü, uçurumun başına geldiğinde durdu.

Bıraksalar;

İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak ve gecenin karanlığında akan bir yıldız gibi kayarak atlayacaktı altındaki derin sulara.

O, kokuşmuş düzeni siliciydi.

Karşısında gördüğü bu orta boylu adam yıldırımdı, kasırgaydı, dünyayı aydınlatan güneşti. Bu yüzden karanlık için çok tehlikeli bir düşmandı.

Sigarasından derin bir nefes çekti.

Ateş hattının tam ortasında olmasına tezat, sakince karşı cepheyi seyreden bir komutan gibi  gözlerini kısarak, ‘ Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız,’ dedi.

‘ Bu doğru efendim,’ diye onayladı Ay Çocuk, ‘ Biz barıştan yanayız. Kendi adıma söylemeliyim ki, sizin sözlerinizden yola çıkarak; içimizde sulh sağlamayı başarabilirsek eğer, dünya barışının gelmesi an meselesidir diye düşünmüşümdür hep.’ 

‘ Barıştan yana ol çocuk. Ama bağımsızlığına ve özgürlüğüne kastedilecek olursa asla taviz verme.’

‘ Önümüzde siz olsanız…’

‘ Benim önümde kimse yoktu. Kalabalıkların arasında tektim. Siz benden çok daha güçlüsünüz çünkü her biriniz bir bensiniz.’

Gökyüzünde beliren kara bulutlar üzerimi kapladığında O endişeli gözlerle bana baktı, ‘ Bir gün gelir hesabını sorarız. Geldikleri gibi giderler.’ diye mırıldandı.

Bu sözleri Ay Çocuğun kalbini inanç ve güçle donatmaya yetti de arttı. O, yaraları sarandı, inanç doluydu, yapıcıydı.

Deniz hafifçe dalgalanıp kabarırken bulutlar yüzümü sıyırıp dağıldı.

O, hafifçe dönüp gülümsediğinde, çocuk kendini ona derinden borçlu hissetti.

Onun sevgiyle bakan gözleri, kimsenin göremediğini görüyordu her zaman olduğu gibi.

Işığım bu özgürlük aşığı ikilinin alnında parıldadığında; ‘ Ben,’ dedi, ‘ Sana ve senin gibilere güveniyorum.. Tüm ümidim sizsiniz. Sizler hürriyetin yolcusu, özgürlüğün bekçilerisiniz. Benim alevimi tekrar tutuşturacak ve tüm evrene yayacak olanlarsınız siz.’

Çocuk, ‘ Tüm kaleler zaptedilmiş, insanlığın büyük bir çoğunluğu insan olduğunu unutmuş olsa bile mi?’ diye sorduğunda; ‘ Olsa bile.. Ya istiklal, ya ölüm diyeceksiniz.’ dedi.

‘ Bu dediğinizi diyen bir milletten geriye, son derece açık ve çarpıcı gerçekleri göremeyen, gözleri bağlanmışlarla, kulakları duymayanların yaşadığı bir toplama kampı kaldığını görseniz bile mi?..’

‘ Yürüyeceksin çocuk. Çaresizliği kabullenmeyeceksin. Kendi kaderini tayin etme iradesinden ödün vermeyeceksin.’

O, sigarasından son bir nefes çekti, dişlerini sıkı sıkıya kenetlemişti.

Bana baktı Ay Çocuk.

O an gri düşüncelerden sıyrılmak için tüm varlığını ortaya koyarken, ruhu kendinden daha büyük bir şeye anlam vermek için hazır bekliyordu.

Her şey açık ve netti.

Bu dönemde dost, düşman belirgin, hürriyet yandaşları ve özgürlük karşıtları göz önündeydi.

Bu zorlu sınavı hakkıyla vermeden nasıl hayalini kurduğu mavi dünyada yaşayabilecekti ki?

Bedeni, tüm hücreleriyle yarın ya da yarından daha yakın bir günde, bu yolda bir şeyler yapacağının derin bilgisini taşıyarak, ani bir DİRİLİŞLE titredi.

‘ Varlığım Dünya’ nın varlığına armağan olsun.’

Son derece istemsizce yükselivermişti sesi.

Bu an’ a benden süzülen bir büyü yerleşti.

Ruhsal hiyerarşiden izinsiz Yeniay haline bürünmek mi?!..

Yaptım bunu dostlarım.

Sağ yanıma bu amaçta her an işbirliğine hazır Venüs’ ü aldım.

Sularda, doğadaki canlılarda ve insan ruhunda oluşabilecek gel gitlere aldırmadan pozisyonumu ayarladım.

Parmağı ile beni göstererek, ‘ Bak,’ dedi Ay Çocuğa, ‘ Tarihin sana yüklemiş olduğu bir görev var hatırla.’

Üzerinde bulundukları toprak kan kırmızı suya bulandığında, parlak Venüs ve benim suretim ayaklarının altındaydı.

Ay Çocuk, gözleri kamaşmış biçimde kanla boyalı toprağa bakarken kulaklarında Ata’ nın sözleri yumuşak sert yankılandı, ‘ Dökülen kan kutsaldır. Sana emanet edileni, daha önce atalarının yapmış olduğu gibi geleceğe taşıyıp senden sonraki kuşaklara miras bırakmak İNSANLIK ONURU ve GÖREVİ GEREĞİ bir borçtur. Ve şunu da belirtmeliyim ki Ay Çocuk; Bu görevi yerine getirmek için muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur….’

Yorum Yapın