Tek Suçlu “Korsan” mı?

2.519 views

Dünyada müzik endüstrisi tarihindeki en kritik dönemi yaşarken müzik şirketleri, korsan yapımları krizin temel sebebi olarak gösteriyor. Sektör çalışanlarının sık sık tekrarladığı bir cümle var; “korsan albümler belimizi büktü, albüm yapıyoruz ama korsanlardan dolayı albümlerimiz satmıyor…” Bazı şirketler ve bazı şarkıcıların albümleri için bu tez doğru olabilir. Ama yine de sormak lazım; “bandrollü albümünüz yirmibin adet sattı da korsan albümünüz beşyüz bin adet mi satıldı?” Bandrollü olarak 20.000 adet satılan bir albümün, “korsan” olmasaydı 500.000 satacağını düşünmek hayal olur. Dünyanın hiçbir yerinde bir albüm yirmi bin satarken korsanı beşyüz bin satmamıştır.
Aslında korsan albümler şarkıcıları değil, sadece müzik şirketlerini olumsuz etkiler. Şarkıcıları olumsuz etkileyen tek tarafı, sektördeki kriz nedeniyle şarkıcılar kendilerine yatırım yapacak şirket bulmakta zorlanıyorlar, hepsi bu. Şarkıcılara başka bir zararı olmadığı gibi aksine korsan albümlerin şarkıcılara çok büyük faydası var. Çünkü yasal albüm satışının üzerine korsan albüm satışları da eklenince şarkıcının albümü daha çok dinleyiciye ulaştığı için şarkıcının ulaştığı kitle artmakta, dolayısıyla konser potansiyeli oluşmakta. Bilindiği gibi albüm satış gelirinden en büyük payı sanatçı değil, yatırımı yapan şirket kazanır. Sanatçı ise maddi kazancının en büyük bölümünü konserlerden, canlı performanslardan elde eder. Bu durumda korsan kaset/cd satışı, aslında şarkıcının promosyonuna yasal olmayan bir şekilde de olsa katkı sağlayan bir faktör olarak görünüyor. Bunu desetekliyor muyuz? Tabii ki hayır. Olumlu bir tarafı olsa da sonuçta bir “hırsızlık” sözkonusu. Bir insan hırsızlık yapmışsa, başkasının yıllarca alın teriyle kazandığı birikimini ve emeğini karnı aç olduğu için, fakir olduğu için çaldığını söylemesi tabii ki onun suçsuzluğuna karar verilmesini sağlamamalıdır. “…Ama albümler çok pahalıya satılıyor, o kadar param yok, alamıyorum, ben de korsan alıyorum…” diyen birisine verilecek en makul cevap; “O zaman sen de albüm satın alma. Albüm satın almak zorunda değilsin. Albüm alamadığın için hırsızlık yapmak zorunda değilsin. Albüm satın alamıyorsan şarkıları radyodan dinlersin.” Sigara fiyatına %500 zam yapılırsa “sigara çok pahalı, alamıyoruz…” mazeretiyle sigara çalmaya mı başlamak lazım? Ya da “kayak çok pahalı, alıp kayamıyoruz” mazeretiyle kayak mağazasını mı soymak lazım? Kaymayıver kardeşim… Kayak satın alacak bütçen yoksa kirala o zaman. Yeter ki hırsızlık yapma. Müzikte de aynı şey geçerli, albüm satın alamıyorsan radyolar televizyonlar zaten emrine amade. Yeter ki başkasının emeğini çalma, hırsızlık yapma.

Korsan albümleri savunmak tabi ki yersiz olur ancak ortada çok daha etkili temel sorunlar varken at gözlüklerimizi takıp sektördeki krizi tamamıyla korsan albümlere bağlamak, yangına körükle gitmekten farksız. Korsan albümler sektördeki krizin sebeplerinden sadece bir tanesi. “Sektördeki krizin suçlusu korsan yapımlardır” diyerek bir günah keçisi ilan etmek, işin kolayına kaçmaktır. Evet, korsan yapımlar pastadan bir bölüm çalıyorlar. Ama zaten pastamızın malzemesi bayat!.. Çuvaldızı başkasına batırmadan önce iğnenin tadına bir bakmakta fayda var;

Bir albümün çok satması için öncelikle ortada bir şarkı ve bir şarkıcı olması gerekiyor. İyi bir pastanın öncelikle malzemesi taze ve kaliteli olmalı. Ayrıca tadı da emsallerinden farklı olmalı. Başarıyı hedefleyen hiçbir ticaret adamı elli tane dönercinin yanına elli birinci dönerciyi açmayı düşünmez. Ama elli tane dönercinin yanına mutlaka bir dönerci açılacaksa da tadı diğerlerinden faklı olmalıdır. Müzik sektöründeki yapımların büyük bir bölümü birbirini tekrar eden şarkılar, birbirinin aynısı düzenlemeler, yaratıcılıktan çok uzak sığ melodiler ve sığ sözler, sığ şarkıcılar… 50 tane değil, 5000 tane dönerci yan yana…

Besteci, aranör ve söz yazarları bağlı bulundukları meslek birliklerinden (MESAM ve MSG) satış oranında telif geliri elde ederler. Evet, yasal albüm satışı azalınca alınan telif ücreti de azalmış oluyor. Böylece korsanlar besteci, aranjör ve söz yazarlarının da gelirlerinden çalmış oluyorlar. Evet, korsan yapımlar sektöre zarar veriyor. Ama vurgulamak istediğim şey korsanların zararsız olduğu değil, sektördeki krizin en büyük veya tek sebebinin korsan yapımlar olmadığı.

Besteci, aranjör ve söz yazarları meslek birliklerinden aldıkları telif ücretine ek olarak zaten yapımcıdan eserleri karşılığında peşin para da alıyorlar. Üstelik sektördeki birçok yapımcı beste ve söze telif haricinde ekstra para ödemeye sıcak bakmıyorlar. Çünkü yapımcılar zaten yüksek olan üretim/promosyon maliyetleri ve düşük yasal satış rakamları sektörü yeterince zorlarken, besteci ve söz yazarlarının da “eserleri” sayesinde sattırdıkları albüm sayısı oranında para almaları gerektiğini savunuyorlar ki bunun da ne kadar adil olduğu ayrı bir tartışma konusudur. Eskiden aranjörler şarkı düzenlemeleri için Amerikan Doları’nın en değerli çağlarında bile şarkı başına 3000-5000$ civarında ücretler alıyorlardı. Şimdi ise 1000-2000$, hatta 750$ yeterli oluyor. Satış rakamlarının düştüğü gibi albüm satış fiyatları da düştü, maliyetler de düştü, kazançlar da düştü. Üstelik satış rakamlarının yüksek olduğu dönemlerde albüm satış fiyatları bugünkü fiyatın çok üzerindeydi. Buna rağmen satış rakamları yüksekti. Peki ya şarkı ve şarkıcı kalitesindeki irtifa kaybının, benzer şarkıların temcit pilavı gibi dinleyiciye dayatılmasının yarattığı bıkkınlığın sektörün bugünkü durumunda hiç etkisi olmadı mı? Türkiye’deki okuma yazma oranının ve kültür seviyesinin bundan 20 yıl öncesine göre çok daha yüksek bir seviyede olduğu bir gerçek. Türkiye bu anlamda olumlu bir değişim ve gelişim içindeyken müzikal kültür seviyesinin bu denli düşmesinin, popüler müzik anlayışının yozlaşmasının ve şarkıların kendini tekrar ederek yerinde saymasının suçlusu sadece korsan yapımlar olabilir mi?

Sektörün içinde bulunduğu bunalımın sebeplerini ortaya koyarken şu gerçekleri de görmekte fayda var;Yeni çıkan prodüksiyonlar, daha önce yüksek tiraj yakalamış olan albümlerin klonlanması suretiyle birbirinin aynısı alt yapıların üzerine farklı melodi ve farklı sözler(!) yapıştırılarak süslü ambalajlar içinde dinleyiciye dayatılıyor. Ortada zaten “şarkıcı” yok. Bir şarkıcıya albüm yapma kararı verilirken dikkat edilecek kriterlerden en önemlisi “ses, yetenek ve sahne duruşu” iken günümüzde kriterlerin en önemlisi seksapel olmuştur. Bir şarkıcı için “güzellik, karizma ve düzgün bir fizik, hatta seksapel” tabii ki önemli kriterlerdendir. Ama fiziksel güzellik albüm yapmak için en önemli kriter olmamalıdır. Albümlerin temeli seksapelin üzerine kurulmamalıdır. Çünkü fiziksel güzellik yetenek ve beceri ile sarmalanmamışsa albüm sattırmaya yetmez. (sattığımız şey “fotoğraf albümü” değilse). “İyi besteler, iyi düzenlemeler, iyi şarkıcılar, yaratıcılık, farklılık, sahicilik” olmadan müzik sektörü yerinde saymaya devam edecektir.

Günümüzde Pop Müzik şarkıcılarının “Popçu” terimine indirgenmesinin ve saygınlığını yitirmesinin temellerini atanlar yine sektörde yer aldıkları süreçte saygınlık kazanamayı başaramayan düşük kalitedeki yapımların çokluğu ve onları temsil eden sığ şarkı ve şarkıcılar enflasyonu değil midir? Peki bir zamanlar altın çağını yaşayan müzik sektörü bu duruma nasıl geldi? Bugünün “Popçu” profilini çizen şarkı ve şarkıcılar artık el üstünde tutulmadığı için sektör krizdeymiş gibi bir görüntü var ama aslında bu kriz belki de sektörün kurtuluşu için bir fırsattır. Krizler fırsatları doğurur. Türkiye’de tanıtım ekibiyle, müzisyen-prodüktörüyle, modacısıyla, menajeriyle, iletişimcisiyle, yapılanmasıyla dört dörtlük, dünya standartlarında bir tane bile müzik şirketi olmaması bir yana, İstanbul dışında hiçbir şehirde Türk Müzik sektörü için müzik üretimi yapılmamaktadır. Sektörde hala “Müzik Şirketi” olup, onlarca sanatçısı varken telefonunu çevirdiğinizde karşınıza “telesekreter” çıkan müzik şirketleri var. Kendi korsanını basan müzik şirketleri olduğu da sektörde yıllardır dilden dile dolaşıyor.

Türkiye’de ilk aklınıza gelen en büyük iki üç müzik şirketi de hala “minimum garantili tirajı olan” şarkıcıları birbirleri arasında transfer ederek krizi en az hasarla atlatmaya çalışıyor ve krizin temeline ilaç olacak çözümler ve yenilikler üretmeye cesaret edemiyorlar. Bu şirketlerin yeni keşifler yapıp yeni yetenekleri piyasaya kazandıramamasının sebebi ne olabilir? Başka şehirlerde yaşayan yetenekli insanlar oradaki düzenini bozarak İstanbul’a taşınma riskini alamadıkları için kendi şehirlerinde de stüdyo veya müzik şirketi olmadığı için sektöre adım atmayı denemek onlar için çok zor. PopStar yarışmalarına birçok gerçek yeteneğin kendilerine yakıştıramadıkları için katılmadığı bir gerçek.

Sektörde problem bitmez… Peki sektör nasıl kurtulur?… Geçmiş olsun…



Yorum Yapın