Hiç “Ev Konseri” Gördünüz Mü?

2.365 views

“Ayastefanos Yalnızı”nı yazarken, romandaki müzisyen karakterin hayatını, duygularını, hayallerini, korkularını oluşturabilmek için müzisyenlerin hayatlarını araştırmaya, onları tanımaya, anlamaya giriştiğimde, flütist Ayşe Karakaya’nın verdiği kitapların bir hayli yararı dokundu. Ünlü bestecilerin, yorumcuların hayatları hakkında küçük ipuçlarını aklıma yazarken bir başka detay da gözüme çarpmıştı. Ev konserleri. Bugün beğeniyle dinlediğimiz klasik eserlerin çoğu ilk kez ev konserlerinde, bestecinin evinde, belki Petersburg’daki bir yazlık evin bahçesinde, belki Avustralya’daki bir konağın salonunda belki İtalya’daki bir villanın avlusunda eşten, dosttan, komşulardan oluşan bir dinleyici topluluğuna çalınmıştı. Ama televizyonun, radyonun, kasetçaların hayatımıza girmesiyle ev konserleri geleneği de unutulup gitmişti. Konu hakkında sohbet ederken Ayşe Didem Karakaya, yeni bir sanatsal oluşumdan bahsetti. Avrasya Sanat Kolektifi. Girişim kâr amacı gütmeyen bir çabayla sanatı gündelik yaşamın bir parçası haline getirmeye çalışıyordu. Üstelik, çok kısa bir süre önce unutulmuş ev konserlerini yeniden düzenlemeye başlamıştı.

Salondaki kuyruklu piyano

ASK’nın kurucuları, evlerinin salonunda gönüllü müzisyenlerle birlikte tamamen ücretsiz konserler düzenliyordu ve konserler herkese açıktı. Elbette, görmeden duramazdım. Sıradaki ilk konsere misafir oldum. İlk önce, konser için elde hazırlanmış ilanlar, afişler semtteki işyerlerinin vitrinlerinde gözüme çarptı. Sonra evin salonunun mütevazı bir konser salonuna dönüştürüldüğünü gördüm. Salona 40-50 kadar konuğun geleceği düşünülüyordu. Sandalyeler, koltuklar, minderler olabildiğince çok insanı alabilecek şekilde dizilmişti. Konser başladığında evin salonu mahalledeki komşularla, ev hanımlarıyla, çocuklarla, yaşlı teyzelerle dolmuştu. İnsanlar işlerini bitirmiş, akşam vakti güzel bir müzik dinlemek için komşularının evinde düzenlenen oda konserini izlemeye gelmişti. Herkesin zevkle, çalınan eserleri dinlediği, küçük çocukların müzisyenlerin hemen önüne serilmiş minderlerin üzerine tüneyip hayranlıkla müzisyenleri inceledikleri, müzik aletlerini kullanışlarını, nota sayfalarını çevirmelerini, ayaklarıyla tempo tutmalarını seyrettikleri de gözümden kaçmadı. Sanatı, müziği, sanatçıyı daha ilkokul çağında keşfeden o çocukların, yaşıtlarının birkaç sene sonra ağına düşecekleri tele-vole kültüründen kendilerini sakınmaları çok daha kolay olacaktı.

Hoşuma giden diğer detaysa ev sahiplerinin içtenliği idi. Kendileri de müzisyen olan Avrasya Sanat Kolektifi’nin kurucuları ortaya gönüllerini koyarak düzenledikleri ev konserleri için sadece evlerini müzik sever yabancılara açmakla kalmamış, onca emek harcayarak tepsi tepsi ikram hazırlamışlardı. Börekler, peynirli, salamlı kanepeler, tatlı-tuzlu kurabiyeler, minik pastalar, çeşit çeşit çerezler, her zevke uygun içecekler… Her şey düşünülmüştü. Üstelik tüm bu ikramlar tadımlık da değildi. Ev sahibesi Yaprak Sandalcı, hazırladığı açık büfedeki tepsiler bittikçe mutfaktan yenilerini getiriyor, her misafirine yetişip, boşalan tabakları, bardakları ısrarla dolduruyordu. Evin ilkokul çağındaki, keman öğrencisi küçük kızı Yağmur bile annesine yardımcı olmak için tepsi tepsi kurabiye hazırlamıştı. Üstelik, kurabiyelerin lezzeti ile ilgili övgü aldıkça yüzünde gülücükler açıyordu.

Gönül mü sponsor mu?

Duyduğum kadarıyla eski ev konserlerini yeniden topluma kazandırmak için çalışan tek gönüllü girişim Avrupa sanat Kolektifi. Yakın geçmişte başka bir oluşum, büyük şirketlerin sponsorluğunu arkasına alarak birkaç ev konseri düzenlemeye girişti. Salona girdiğinizde, X şirketinin içtiklerinizin sponsoru olduğunu, Y şirketinin yediğiniz sandviçlerdeki peynirleri sağladığı gibi sponsorluk reklamlarıyla karşılaşıyordunuz. Elbette büyük şirketler 50 tane ev hanımına reklam yapmanın peşinde değiller, bu unutulmuş geleneğin yeniden hayata döndürülme çabalarıyla ilgilenecek basın mensuplarının ve ana haber bültenlerinin varlığı onları cezbediyor. Ama beklenen ilgi sağlanamamış olacak ki artık o destek devam etmiyor.

Ev konserlerine katılmak isterseniz, ASK’nin konser programları veya diğer etkinlikleri hakkında bilgi almak için Yaprak Sandalcı’dan elektronik posta ile bilgi alabilirsiniz (yapraksandalci@yahoo.com). Zira henüz bir web siteleri de yok.O kadar işin peşinde koşturmaktan web sitesi hazırlamaya zamanlarının kaldığını sanmıyorum. Belki bu yazıdan sonra, aranızdan bazıları, daha çok insana ulaşabilmeleri için onlara sade bir web sitesi tasarımında yardımcı bile olabilir.

Konserleri izlemeye karar verirseniz birkaç küçük jestle bu gönüllü oluşma yardımcı olabilirsiniz. Aynı misafirliğe gittiğiniz zaman yaptığınız gibi biraz tatlı götürebilir, içeceklerin yetmeyebileceğini düşünüp, bir iki şişe kola, gazoz veya bütçenizin elverdiği mütevazı bir şişe şarap alabilirsiniz. Elbette bunları yapmaya mecbur değilsiniz, elleriniz boş gitseniz de kapıda sizi sıcak bir gülümseme karşılayacaktır. Zira bu oluşumun amacı, yemek yemek değil, sanatı desteklemek. Televoleci mankenlerin sanatçı diye gezindiği bir ortamda, çocuklarımıza, insanlarımıza sanatın ne olduğunu unutturmamaya çalışmak. Eğer yüzlerce yıllık bu geleneği görmek, klasik ve caz müziğinin tadına varmak isterseniz konsere katılacağınızı önceden bildirerek yer ayarlamalarının yapılmasına yardımcı olmayı, konserden önce cep telefonlarınızı kapatmayı ve beğeninizi çevrenizle paylaşmayı unutmayın



Yorum Yapın