Cenk Eroğlu ile X-Carnation

4.230 views

Cenk Eroğlu’nu, Müziktek (www.muziktek.com) forumunda tanıma fırsatı buldum. Onu 90’li yıllardan, rockçu kimliğinden biliyorum. Hani daha gençtik ve saçlarımız da uzundu. (Gerçi Cenk’in ve benim hala saçlarımız uzun.) Kendisi ünlü müzisyen bir aileden geliyor ve kesinlikle Türkiye’deki sayılı iyi müzisyenlerden ve prodüktörlerden biri.

 

Cenk Eroglu ile görüştüğümde, kendi albümünün prodüksiyonu yeni bitirmişti ve yıllar sonra çıkardığı bu albümün heyecanı içindeydi. Kendisi ile biraz geçmişten, daha çok da bu yeni albümünden söz ettik. İlginç olan bu sohbet SKYPE’de yapıldı! Cenk Eroğlu’nun sıcacık kişiliği, sanal da olsa, Yeni Zelanda’ya kadar geldi. Çok güzel sohbet ettik. Eh aynı jenerasyon çocuklarıyız, ortak tutkumuz, “müzik” olunca, sanallık göreceli bir ortam oluverdi. Evet, “güzel insan” Cenk Eroglu’nun zengin iç dünyasına kısa bir yolculuktan yeni dondum. Yeni albümünün soundu ise hala hücrelerimde tınlıyor…

 

Nalan:

Genelde her sanatçıya sorulduğunda %99’u “çocuk yaşlarda müziğe başladım” der. Hani doğrudur da bütün çocuklar, çocukken bir şekilde müziğe başlarlar. Benim oğlum da başlamış durumda, 6 yaşında gitar dersleri almaya başladı, 7 yaşından beri Reason’da davul programlıyor, sample’ları üst üste koyuyor, besteler yapıyor. Geçenlerde Radyo istasyonun yakınında bir arkadaşı görmeye, kebap salonuna girdim. Öyle kendi halinde bir kebap salonudur. Arkadaşla konuşurken gözüme hoş bir kadın takıldı. Tanıdık bir yüz, yanında iki yaşlarında bir çocukla kebabını yiyor. Neyse bu hoş kadın kebabı bitirdi teşekkür edip çıktı. Dayanamadım arkadaşıma “kimdi bu?” diye sordum, arkadaşım,” Aja Rock” dedi. Aja Rock’un babası ünlü prodüktör Bob Rock. Daha da hatırlatayım, Metallica, Bon Jovi, Mötley Crue, The Cult, Bryan Adams, Cher, The Clash gibi grupların prodüktörü. Aja Rock müziğe 4 yaşında başlamış. Yukarıda saydığım gruplarla bütün çocukluğu geçmiş ve onlara ağabey veya amca diyor. Şimdilerde Aja, Yeni Zelanda’da takılıyor, TV programları yapıyor ve kendi albümünü çıkarmakla meşgul. Kusura bakmayın biraz ısınalım diye geyik bir başlangıç yaptım. Siz de gerçekten abartısız bu örneklerden birisiniz. Babanız Ümit Eroğlu’ydu ve ailenizde müzikle uğraşan çoktu.  Nostalji yapalım, bize biraz o döneminizi anlatır mısınız? Kimler gelirdi eve?

 

Cenk Eroğlu:

Erol Büyükburç, Salim Dündar, Barış Manço, Cem Karaca, Onno Tunç… Hep bunlar vardı evde, çevrede. Daha sonra Kayahan da katıldı ama o zaman artık 15–16 yaşımdaydım. Bir de dedemin müzik dershanesi vardı, o yüzden zaten her yer müzik aleti doluydu. Aslında benim pek seçme şansım olmadı, her ne kadar babam müzisyen olmamı istemese de…

 

Nalan:

Eve gelen müzisyenlerden, “Türk pop müzik tarihi” kitabı yazılır.

 

Cenk Eroğlu:

Evet.

 

Nalan:

Babanız niye müzisyen olmanızı istemiyordu?

 

Cenk Eroğlu:

Bizim iş biraz zor ve acılıdır… Güvende olmak zordur.

Zarar görmemi istemedi sanıyorum. Ama sonradan baktı yapabileceği bir şey yok, destek oldu.

 

Nalan:

O dönemlerde nasıl bir ortam vardı müzik endüstrisinde?

 

Cenk Eroglu:

Çok küçük olduğum dönemleri sonradan konuşulanlardan öğrendiğim kadarı ile çok az sayıda aranjör varmış ve çok saygı duyulan bir meslekmiş. Şarkıcı sayısı teknolojinin de eksikliği yüzünden daha çok el mahareti isteyen bilgiye dayalı kalifiye insanlar tarafından yapıldığından daha az sayıda ve sanırım gerçekten hak edenlere yapılıyormuş.

Ayrıca daha pahalı bir işmiş doğal olarak. Bu da kaliteyi bugünlere göre daha çok korumuş

tabii sonra bir de aranjman dönemi var. Fecri Ebcioğlu falan, o yıllar için iyi şeyler pek söylenmez.

Yaratıcılık o zamanlar ölmeye başlamış. Sonra da zaten arabesk patladı.

 

Nalan:

Fecri Ebcioglu’nu hatırlamaz mıyım? Gerçekten o dönemden sonra sanki her şeyi copy-paste yapma alışkanlığımız başladı. Gerçi bu olayı Fecri Ebcioglu’na bağlamak yanlış olur ama…

 

Cenk Eroglu:

Tabii ki. Ama aklıma ilk onun ismi geldi.

 

Nalan:

Evet, anladım gerçekten aranjörlerin yükü fazlaymış…

 

Cenk Eroglu:

Şerif Yüzbaşıoğlu sanırım ilk en önemli müzik adamlarından biriydi.

 

Nalan:

Şerif Yüzbaşıoğlu’nu hayal meyal hatırlıyorum.

Evet, müziğe başladınız ve ilk albümünüz “yolculuk rüzgâra” 1991, ikinci albümünüz “zehirli”yi 1996’da yaptınız. Ben bu yıllarda yurt dışındaydım ama silikonla ilgili şarkınızı duydum ve resimlerinizi hatırlıyorum. Uzun saçlarınızla ve gitarınızla çıkmıştınız. Hey dergisine kapak olmuştunuz ve rock müzik yapıyordunuz. Bu albümler nasıl bir tepki almıştı? O zamanlar rock müzik ne alemdeydi?

 

Cenk Eroglu:

Rock müziği, ilk albümümü çıkardığım dönemde popüler değildi henüz.

Yani amatör bir durumdaydı ve çoğu müzisyen hala underground var olmaya çalışıyordu…

İlk albümümün içinde (Raks’ın ilk albüm yaptığı müzisyen benim) mecburen yapmak zorunda olduğum şarkılar vardı, bir de yapmak istediklerim.

Sonradan ikinci albümde yapmak istediklerime biraz daha yaklaşma fırsatı buldum.

Ama “Grounded” albümüme kısmet oldu tam olarak yapmak istediklerim.

 

Nalan:

Mecburen yapmak nasıl bir şey? Yani insanin canını acıtmaz mı?

 

Cenk Eroglu:

O iki solo albüm günlerinde evde mini stüdyo ile yaptığım bir sürü şarkımı hiç kullanamadım.

Aman uçma, onu öyle yapma dedikleri için…

Gariptir o döneme (evdeki ben) en yakın olduğum an şu an…

 

Nalan:

Sanatçıya özgürlük verilmemesi ne acı!

Peki, sonra ne oldu, niye solo albüm yapmaya bu kadar ara verdiniz?

Ara verdiniz diyorum çünkü sizin de söylediğiniz gibi eylülde yeni albümünüz “Grounded” dünyaya dağıtılacak.

Ama bu güzel olaya sonra geleceğim.

 

Cenk Eroğlu:

Anlamsız gelmeye başladı. Her iki solo albümümde de kendim gibi olamadım…

Rockçı bu rock değil dedi…

Popçu da bu pop değil dedi…

Arada kaldım…

Sonra bu ülkedeki matrix, burası için geçerli. Herkes albüm yapıyor, bende aranjörlüğe devam ettim.

 

Nalan:

Doğuş, Çelik, Bayhan, Abidin, Özlem Tekin, Mirkelam, Sibel Tüzün daha sayamadığım birçok sanatçı ile çalıştın. Türkiye’deki popüler müzikle içiçeydin. İnternette araştırırken önüme çıkan yazılardan birinde popüler bir şarkıya ilişkin, “Cenk Eroğlu da piyasa yapmaya başlamış” diye bir yorum vardı. İlgimi çekti kesinlikle negatif bir yorum oluşundan dolayı değil. Tam tersi sizden insanların kaliteli bir is beklediği ki bu güzel bir şey. İnsanlar size inanıyor ve sizden iyi bir is çıkacağını bekliyor.

Buradan gelerek şimdiye kadar yaptıklarınıza bakarak, Türkiye’deki popüler müziğe ya da genelde Türkiye’de yapılan müziğe katkılarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ya da soruyu şöyle döndürelim. Türkiye’de yapmak istediğiniz müzikle ve şimdiye kadar yaptıklarınız arasında gidip geldiğinizde neler düşünüyorsunuz?

Tabii bu soruyu aranjörlük yaptığınız döneminizi baz alarak soruyorum…

 

Cenk Eroğlu:

Kime çalışırsam çalışayım her zaman soundu ve kaliteyi elimden geldiğince önde tuttum.

Mesela bir Doğuş’a çalışırken çok insanın evine gireceğini bildiğim için bazı enstrümanları ve bazı soundları bilinçli olarak kullandım ki zehirlensinler yani alışsınlar…

Sonra her şarkısında bana özel bir 8 mözür vardı mesela… 

Bir projenin satması için illa alışılmış kalıplarda yapılması şart değil yani.

Bunu her projede yapmaya çalıştım. O yüzden çok gıcık olmuyorlar belki de bana 🙂

 

Nalan:

Direk ruha kodlama yapmak gibi bir şey bu 8 mezür olayı.

 

Cenk Eroğlu:

Tecavüz kaçınılmaz ise … lafını hatırlatırım.

 

Nalan:

Çok hainsin, teşekkürler.

 

Cenk Eroğlu:

Birde bazılarını anlayamıyorum! “Neden yapıyorsun” diyorlar! Ne yapsaydım!  Bakkal sattığı her ürünü severek mi yiyor! Sonra onları yaptığım için diğer özel başarılarıma kaynak yaratabildim…

Aslında çok acıklı! İşte sanırım bu yüzden babam müzisyen olmamı istemedi. Şimdi onunla konuşurken aynı şeyleri yaşadığımızı konuşuyoruz. Üstüne üstlük 20 sene sonraki halimi görüyorum onda. Aynı şu an gibi hiç fark yok. Başa gelenler ve sistem hiç değişmemiş değişmiyor…

 

Nalan:

Haklısın! Profesyonel olmak gerekiyor. Müzik endüstrisi cennet değil! Önemli olan bir şeyleri pozitife dönüştürebilmek.

 

Cenk Eroğlu:

Evet, mesela Bayhan aşağıda şarkı söylerken, Kip Winger yukarıda e-maillerini kontrol ediyordu bizim evde.

 

Nalan:

Evet, Kip Winger.

Son dönemlerde dünyaca ünlü müzisyenler ile çalışıyordunuz ve hala da çalışıyorsunuz.

Benim 80li yıllarda çok dinlediğim benim için ilah olan King Crimson, Robert Fripp, Pat Mastelatto, Kip Winger ve diğerleri… Bu müzisyenlerle nasıl tanıştınız?

 

Cenk Eroğlu:

Pat Mastelotto’yu internette buldum. O çok beğendiğim bir davulcudur. Mr. Mister grubundan beri hep takip ettiğim biriydi. E-mail attım ve 10 dakika sonra cevap geldi. Ona bazı samplelarım olduğunu ve hediye etmek istediğimi söyledim, kabul etti. Sonra aynı pakete demolarımı da koydum. İki ay sonra İstanbul a geldi ve onu havalimanında karşıladığım günü hiç unutmayacağım.

 

Nalan: İnanılmaz!

 

Cenk Eroğlu:

Kip ile de aynı şekilde tanıştım… Aynı yolla o da bir sene sonra havaalanındaydı ki Kip ile çalışmaya başlamamdan iki sene evvel eşim Ebru’ya, “ben Kip ile çalışacağım bir gün” demiştim.

Hatta eşimle ilk çıkmaya başladığımızda, Ebru Volvox ile Winger şarkıları çalıyordu.

 

Nalan:

Eşiniz Ebru Volvox’un bas gitaristiydi. Kendisine sevgiler buradan. Volvox’u canlı izlemeyi başarabildim. Volvox fanıydım.

 

Cenk Eroğlu:

Söylerim

 

Nalan:

Ve Kip Winger ile çalışmaya başladınız. Bize onunla birlikte yaptığınız projeleri anlatır mısınız?

 

Cenk Eroğlu:

İlk önce beş şarkı yapmıştım onun gelişinden evvel..

Biri Kip Winger gibi

Bir de  kendim gibi

Sonunda iki ayrı projeye dönüştü.

Biri Xcarnation; Xcarnation daha heavy bir albüm

Diğeri şimdi çalıştığımız:  “Istanblue”.

Tek bir hikâye, iki anlatıcı

Birinde solist benim, diğerinde o…

 

Nalan:

Sitenizde Xcarnation projesini anlatırken  bir sound projesi olduğunu ve

Bir dönemi anlatan, yaratmaya calıştığınız bir soundun ismi olduğunu soylüyorsunuz.

 

Cenk Eroğlu:

Xcarnation aslında proje ismi doğru. İsmim yerine nick name i tercih ettim aslında.

Ama Cenk Eroğlu olarak çıkarsaydım o da bir proje olacaktı.

Yani Xcarnation ismi altında albümler yapmaya devam edeceğim, ama konuklar değişecek.

        

Nalan:

Bize xcarnation soundunu anlatır mısınız? Nasıl doğdu? Kafanızdaki nedir? Tabii ki “Grounded” albümü dinlediğimizde kafamızda ve ruhumuzda hissedeceği, ama bize synopsis verebilir misiniz?

 

Cenk Eroğlu:

Yıllarca 80lerin soundunda işler yaptım. Toto hastasıydım, ama kendimi geliştiremediğim için çok sinir oluyordum. Grungedan sonra yeni bir idol bulamadım kendime.

Birçok hoşuma giden sound vardı ama melodi yoktu çoğunda. Ben de duymak istediğim müziği yapmaya karar verdim. Eğer Pat Mastelotto olmasaydı sanırım hala 80lerde kalmıştım. O, beni bir sapan gibi ileri fırlattı, bir şey katmadan… Yalnızca bu değil, bu eski, bu şöyle, bu böyle, diyerek beni itti… Gerisi sonradan geldi. Ama beş sene beste yapamadım…

 

Nalan:
Quantum sıçrama yaptınız.

 

Cenk Eroğlu:

Ne yapacağımı şaşırdım. 80l’eri sistemimden atmak çok zor oldu.

Aslında müzikte reenkarnasyonlar her müzisyene bana olduğu kadar çok nasip olmaz!

Öyle bütün yaptıklarımı dinlediğimde dört yaşamlık değişimler var…

İyi şeyler demiyorum, ama metamorfoz oldu…

 

Nalan:
En çok kendinizle mücadele ediyorsunuz demek…

 

Cenk Eroğlu:

Doğru… Bunca yıldır yaptığım her şey demo gibi geliyordu kulağıma. Son bir yıldır daha yeni yeni demo gibi gelmemeye başladı ve “Grounded” ortaya çıktı”, “Istanblue” yolda geliyor. Sanırım egomu mümkün olduğunca devreden çıkarıp daha naif bir ruh haline girdiğimde içimdeki sese dokunmaya başladım. Ayrıca, Kip Winger’ın ekim ayında çıkacak yeni solo albümünde beş tane bestem var. Sonra da Winger’ın yeni albümünü produce edeceğim Frontiers firmasına.

 

 

Nalan:
Harika heyecanla bekliyoruz. Yabancı bir şirket albümü çıkartıyor ve dünyaya dağıtıyor. Bu şirketle olan maceranı anlatır mısın? Frontiers Records & Muse Wrap Records yanlış hatırlamıyorsam, deal’i nasıl aldınız?

 

Cenk Eroğlu:

Kip Winger ile çalışmaya başladıktan sonra Kip çok uçtu.

Yok, o firma bize 200 bin dolar verir, yok şu firma bunu verir.

Everlasting diye bir şarkı yapmıştım, o aralar Pat Mastelotto’ya göndermiştim. O da Muse Wrapped Records’dan Trent Gardner’a dinletmiş, Trent aradı ve o şarkıyı “Itunes gibi internetten satalım mı?” diye sordu Ben de “olmaz” dedim çünkü en kuvvetli şarkım oydu o dönem ve “gerçek bir albüm çıkarmak istiyorum” dedim. Sonra 6–7 ay sonra hala başka firmalardan haber beklerken Trent bir gün yine aradı ve “ne oldu o şarkı” dedi. “Bu sefer itunes değil de albüm yapmak istiyoruz” dedi.

 

Nalan: 
İyi ki de albüm olmuş.

 

Cenk Eroğlu:

Ben de hiç görüşmediğim halde 6–7 aydır bu şarkıyı unutmayan bir plak firmasına bir yakınlık duydum ve anlaştım. Frontiers ise aslında Avrupa için dağıtıcı firma. İşin kötü kısmı 80’ler tarzı bir firma, retro albümler yapıyorlar eski starlarla.

Benim albümüm ise aslında kataloglarına pek uymuyor. Ama yine de garip bir bridge oldu albüm, belki konuklar yüzünden…

Simdi de ayrıca bir toplu albümde, “Everlasting” şarkısını dâhil ettiler.

Journey / Styx / Xcarnation / Foreigner…”Rock the bones Vol 3 ” diye çıkıyor. Amerika’da 2 Ağustosta çıkıyor. Avrupa da 19 Eylül.

 

Nalan: 

Çok güzel bir haber bu… İsimlere bakar mısın? Tebrikler gerçekten.

 

Cenk Eroğlu:

🙂

 

Nalan:

Xcarnation ismi üzerine sitenizde şöyle diyorsunuz;

         “we can’t remember the past.

         We do not know the next incarnation.

         we are all xcarnation”…

         Buradaki X bilinmez oluyor.

         Ama benim aklıma X generation geldi. Hani 1961 ile 1981 yılları arasında doğanları içine alan bir dönemin ismi. Yani biz Xgeneration’ız…

 

Cenk Eroğlu:

Çok ilginç… Xgeneration’ı bilmiyordum…

Biraz bilgi versene? İndigo gibi mi?

 

Nalan: Değil, aslında daha çok sosyal bir olay.

 

Cenk Eroğlu:

Köklü değişim dönemi. Nereye ait olduğunu bilmenin zor olduğu bir dönem, o yıllar aralıklarındaydı, o kesin!

 

Nalan:

Evet, haklısın, biliyorsun İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bir sakin dönem başlıyor. Bebek doğumları artıyor, yaklaşık 60lı yıllara kadar bu böyle.

Sonra bebek doğumları azalıyor çünkü sosyal ve ekonomik durumlar -yani yaşam- zorlaşıyor… Douglas Coupland, ilk X generationdan söz eden yazar.

 

Cenk Eroğlu:

Doğru… İçgüdüsel olarak ismi bulmuşum demek.

 

Nalan: Evet onu diyecektim.

 

Cenk Eroğlu:

Bu arada, ben icat ettim sanıyordum o ismi, ben çok seviyorum. Carnation’ın bir tür çiçek olduğunu biliyordum tabi. Ama ben incarnation’dan yola çıkmıştım.

 

Nalan:

Siteniz Xcarnation.com, dark ve gothic tarzda düzenlenmiş. Dünyaya bakış açınız da öyle mi yoksa biraz daha iyimser misiniz?

 

Cenk Eroğlu:

Biraz dark bir tipim içimde. Dışarıdan hiç öyle durmayan… Zaten siteyi ben yaptım.



Yorum Yapın