Açılsın Gönül Gözleri, Saçılsın O’nun Sözleri

4.936 views

(Sonsuz’un notu: Bu yazı sevgili Ertan Yurderi’yle group-sufi mail grubunda karşılıklı aşka gelmelerimiz sonucu ortaya çıkmıştır.)

Vakti zamanında uzak diyarlarda iki HAS ER varmış…  Bu HAS ER’ler birbirlerinden çok uzak diyarlarda yaşadıkları halde, birbirlerini hiç görmedikleri ve göremedikleri halde, birbirlerine gönül seslerini ulaştırırlarmış o zamanki kablosuz iletişimle… Birbirleriyle zamanlarından yitik AN’larında  can-ı gönülden  sohbetler edip, aşıklar gibi atışıp, birbirlerine de takılmadan edemezlermiş… Şimdi bu iki HAS ER’den o AN’lara geri dönüp, gönül sohbetlerini dinleyelim isterseniz, söylediklerine kulak kabartarak yıllar öncesinden gelen nağmeleriyle…

Kocayürek gelmiş dile;

Ey güzel gül yüzlüm;
Ben senin NEFES’inle üflediğin bir NEY’im…
Dudaklarından MEY içmedeyim…
Sen her AN coşmadıkça ben de coşkunluk etmem…
Gel NUR’ unla aydınlat Koca Yüregi’mi…
Ben HİÇ’likte gezinmedeyim…

Kendime dert ve derman usulünü bozdum.
Kendime eziyet ve cefa töresini altüst ettim.
Gönlümü susturmuştum ki, bak yeniden konuşturdum..
Çok tövbeler de ettim ama o tövbeleri de bozdum…
Bir NEFES’in de yeter artık hayatıma…

Hey SEN,
daima bana bak,
çünkü senin yüzünü aydınlatan ışık BEN’im.
SEN’in içinin parlaklığı BEN’dedir…
Tıpkı NEY’e üflediğim NEFES gibi…

Hasan Sonsuz gelmiş dile;  

Sen Ben’i Sen eyle, gör Ben’deki Sen’i
Biz olmuş Sen’ler; Ben’ler temizler gönüllerdeki yareyi
Yareler BIR’dir ÖZ’le özünde, gösterir kendindeki kendini
Kendim kim diye sorma, zaten bilirsin Sen’deki Sen’i

Bana yazdı nice yürek ağlayarak “Bana seni gerek seni”
Ben zaten Siz’deyken istediniz hep Ben’i
Ben’im ruhum sarılır, yasamak ister Biz’deki Biz’i
Bize BIZ gerek, bırakalım Ben’deki Sen’i, Sen’deki Ben’i

Gelsin sakiler, sunsun BIZ’e meyleri
Söyleyelim nağmeler, övelim BIZ’deki BIZ’leri
Olsun koca evren BIZ’e bir meyhane, unutalım tasayı derdi
Zaten dert tasa dediğin üflemesini bilene Ney ki…

Infinity oğlan der girdik BIZ’de tasavvuf isine
Ruhumuza üfleyen, üflesin doya doya damağımıza dilimize
Üflenen o diller söylesin BIZ’lere BIR’in nağmesini
Katilsin dinleyen evren, müjdelesin evrenlere BIZ’liğin hikayesini

Hacı Hasan Infinity,
7.Ramazan.1422 (Hicri)

Kocayürek gelmiş dile;

Ey Hacı infinity;
OL’muşsun sen bir DEL’i,
Girmişsin tasavvuf isine
OL’muşsun dört dörtlük bir VEL’i…

Gülümseyerek okudum bu güzel yazını,
Ramazan-i Şerif’in Mübarek ola muhterem…

Gel otur söyle bir yani başıma,
Bir NEFES de ben üfleyeyim sana,
Korkma NEFS hakimiyetime muktedirimdir,
Yoksa kıyamam bilirsin ben sana…

Sen kendini bil Sen Seni,
Ne ben seni, ne sen beni,
Götüremeyiz BIR’e böyle essiz üslupla,
Ancak BIZ’e belki MESH edebiliriz…

Dün gece gelmedin Otag’a,
NEY’imizi sensiz üfleyemedik
Mey’i ise Zerdüştle birlikte hallettik,
Saki dedi: “Nerde ulan bu Hacı Hasan”
Bu gece SEN gelirsen de BEN olacaklara karışmam…

Sunuldu önüne koca bir EVREN,
Sen sonsuzlukötesi’ne takılıp kalıverdin
Açıl sun içindeki gizli kalmış emareleri
Muhabbetin en güzel yerinde geliverdin…

Sen derwish OL’acaksın ey Hacı Hasan
Bunun SÖZ’lerinden anladım,
Öyle bir HAM’dın ki şimdi yandın
Bu girdaba çarşaf gibi dolandın…

Hadi el-yanıtını ER ver,
TAN vaktine kalmasın
Bu hikaye güzel gitti,
Aman DOST’lar alınmasın…
DOST dost diye sarılırken bir NEY’e
Mey kadehlerini kırma sakin…

Der ki bu Koca Yürek;
Hacı Hasan yandı mübarek
HAM’dı, pişecek ve yanacak
Bize de DEM’lerinden DEM sunacak…

Hasan Sonsuz gelmiş dile;

Dediler kurulmuş otağ, dizmişler nevaleyi
Geçmiş basına Efrah Sultan ile Aşık Ertan-i Yurderi
İçtikçe söylemişler, söyledikçe içmişler saki doldurdukça kadehleri
Böyle muhabbete can mi dayanır ey özüyle Bir olduğumun Nefesi…

NEFS dediğin nedir ki, yönetir arada seni beni,
Ondan kaçtım dedikçe dolarsın çarşafa basını, derdini
Gel bir kere sarılalım gösterelim NEFS Nefestendir
NEFS Nefes’i yasasın, unutsun NEFS’ligini

Dervişin fikri neyse zikri O’dur derler
Aşkın şarabından tattıkça DEL’i olur erenler
Ayrılık acısı eder DEL’iyi VEL’i
Hamdık piştik elhamdülillah da olmak isterim hem VEL’i, hem DEL’i

Cennetin içi doluymuş iri gözlü binlerce huri,
Mest ederlermiş gönlünce Cenneti eyleyeni
Ben onu gördüm göreli neyleyeyim huriyi, Cenneti
NEY’im anlatır size, ruhumla gördüğüm BIZ’i

Aşk dediğin Evrenin akmasıdır bir kula
Kul dediğin yansıtır BIZ’i sana bana
Aşık oldum dediğinde dön bak ruhundaki aynaya
Göreceksin BIZ’i orada boydan boya

Amma velakin İNSAN’ız gönül bir dost ister
O dosta aşık olup evrenini paylaşmak ister
BIZ’ ligi görmek yalnız kalmak demek değil
Nice büyük aşklara şahit olmuştur gökteki zülüflü Melekler

Infinity oğlan döker Koca Yürek’in kadehine mey,
Tokuşturur kadehini üfler Evrene ney,
O Ney ki söyler askın şarkısını damla damla,
Müjdeler kullara nice aşklar, nice dostlar ve sonsuza kadar mey…

KOCAYÜREK gelmiş dile;

Ey hacı derwish el-Hasan’ı muhterem,
El almışsın sen de her AN’dan bir DEM,
NEY’in ne ile olduğunu iyi bilmişsin
Gönül’dekini iyi serpiştirmişsin…

Bakma öyle DEL’i devran, VEL’i hayran
Evren’deki BIZ’e kimmiş ki VAR’an
Şu dünyada VAR’ken daha zaman
ER’elim EREN’ler, AN işte O AN…

Aşık deyu taltif edersin beni,
Oysa garip bir kulum bencileyin,
VAR’amadım bile O’nun YOL’a
HAM’ım DOST’um anlasana…

Gördüm ben de sol dünyanın ol cennetini,
Akan suda, inleyen rüzgarda, salınan yaprakta
Minik bir kuş’un cıvıltısında, sarman kedimin bakışında
Deyu’lar ki hepimiz zaten hep “BIR”iz…

Der ki bu KOCA YÜREK;
el-Hacı el-Mansur’u Aşık-i Himmet Hasan’a,
Sunuluyor ol sharbatly MEY’ler her AN,
her NEFES’le,
Bu is kolay almasını bilene…
Zor değil DOST’um
OL’masını bilene…

Daha sonra bu iki HAS ER, birbirlerine “Kal sağlıcakla muhterem” deyip birbirleriyle kurdukları CONTACT‘ı keserlermiş…


Efendim, aradan yine uzun yıllar geçmiş, bu iki HAS ER, gurbet ellere gitmiş, sohbetlere katılmış, nice ulu kişilerle tanışmışlar… Bir gün Kocayüreğin yolu Konya’ya düşmüş.. Orada Mevlana Celaleddin-i Rumi adında bir uludan NEY sesi işitmiş ki, kocayüreği yanmış, yanmış, yanmış… O ulu kişinin nefesinden dinleyelim bir Ney sesinin inlemesini…
 

Su Ney’i bir can kulağıyla dinle,
Ayrıklardan yakındığını anla.

Ney, içten gelen bir hal diliyle;
Beni kamışlıktan kestikleri gün haliyle.

Feryadımdan er de hatun da inlemekte,
Bazen de zari zari herkes ağlamakta.

Su bir gerçek; beni dinleyen,
İnsan sayılmaz, beni yürekten anlayan.

Benim feryadımı duyup beni anlamak,
Ayrılık acısını çekmekle olur ancak.

Ben derun-u kan ağlayan bir kişi isterim,
Izdırabımı derdimi, ancak ona söylerim.

Vatanından ayrılan her kişi yad eder daim,
Yurdunda mutlu olan insan her zaman mülayim.

Bilin ki ülkesinden ayrılan her bir kişi,
Arzu eder sevgiliyle buluşup sevisi.

Herkes kendince oldu benim gerçek dostum,
Kimseler sırrımı öğrenmedi neydi kastim?

Her mecliste hem ağlayıp hem de inledim,
Huysuzu da, huyluyu da kulak verip dinledim.

Oysaki sırrım uzak değil yakın bir yerde,
Ama onu görecek göz, duyacak kulak nerde?

Bu CAN bu TEN’den, bu RUH bu CAN’dan ayrılmaz,
Bilmeden kimseler içtenlikle TEN’den sıyrılmaz.

Ney’in sesi gönlü yakan bir aşk ateşi,
Kimde yoksa bu ateş onun yoktur neşesi.

İçine aşk ateşi düşünce Ney’in,
Gerçek şarabini içip mest oldu her şeyim.

Ney sevdiğinden ayrılmış yakıyor sesi,
Hakk’a kavuşmak için engeldir perdesi.

Kim görmüştür Ney gibi zehri ve panzehiri
Ney gibi dostu Ney gibi aşık-i mahiri?

Bu Ney kanlarla dolu yoldan bahsediyor:
Çöllere düsen Mecnun’un aşıkıyım diyor.

Aklini yitiren aşıklar gerçek aşkı gösterdi,
Konuşan dille kulağa hoş sedalar verdi.

Gamlı günler uzadı, sona ermedi asla,
Acılar ayrılık günüyle doldu havasla.

Günler geçmiş varsın geçsin sen tasalanma,
Geçip giden onlardır sakin yalana kanma.

Sevgi dünyasının balıkları, Hakk aşıkları,
Vuslat çeşmesine konmuştur sadıkları.

Ruhen yücelmeyen kişi kemalden habersiz
Cahillere kısa kes iyi öğüt yetersiz.

Dünyadan bağın kopar daima hür ol,
Hür altın gümüşe tapma özgür ol da özgür dur.

Rızık denizi uçsuz sığamaz bir testiye,
Ancak kırk günlük kısmet kalır sana hediye.

İlahi aşk nefsinden yırtarak elbiseni çıkarır,
Hırs ve ayıptan yükseltirsen sesini.

Ey bizim hoş sevdamız ne güzeldir aşkımız,
Gizli hastalıklara dertliye derman mestimiz.

Ey bizim kibir duyup çokça böbürlenmemiz,
Devası aşktır, ancak gururları yenmemiz.
 

Tam bu sırada uzak diyarlardaki Hacı Hasan İnfinity ise bu gönülleri titreten NEY sesini duyunca o da Kocayürek dostunu yeniden hatırlamaz mı? Hatırlar elbet, titretivermiş o yüreğini gönül dostuna…

Açtım gönül mailini, duydum o feryadı,
Dedim döktürmüş Ertan abi gene insanı eder hayranı,
Meğer bu sözleri söylemiş sevgili Mevlana,
Gör ey Ertan Yurderi nasıl özlemişiz sendeki şarabı…

Sakim ol ey Ertan doldur benim ruhumu dizelerle,
Üfle o neyinden, ver nefesini sevginle,
Özledik be sözlerini fazla ihmal ettin bizi,
Sen susunca meydan bos kalıyor,
Doldurur o boşluğu yarın birkaç zibidi…

deyiverince Kocayürek bu inlemeye dayanır mı, dayanamamış elbet, o da döktürüvermiş kocayüreğindeki nağmeleri… Ve böylece başlamışlar güzel güzel gönül sohbetlerine, hadi kulak verelim her ikisine de…

Kocayürek gelmiş dile;

Sevgili Sonsuz sevgi dolu dostum,
Yaşamak; bir öykünme de olsa,
Beşikten mezara kadar dedikleri gibi..
Sen bakma hiç kimseye, yenileyip dur kendini…

Zamanı gelse de, her şey yeniden değişse de;
Hele sen “ölümü de yendim abi” desen bir kez daha bana,
Yeni bir tohumun dolduruverir,
Dünyanın o sıcak geniş sıcak rahmini…

Bugünlerde o dünyayı sevmiyorum ben,
Ama bir görsem su AN’da SEN’i,
Belki fikrimden vazgeçebilirim…

Ne balıkçı lokantasındakı şarap,
Ne de martı sesleri,
Unutturamazlar benim Sonsuzsevgi dolu Hasan’ımı…

Buradayım… Hele söyle yan tarafına dön bir bak,
Yan masada oturmaktayım…

Hasan Sonsuz gelmiş dile;

Dünya dediğin bir çile kapısı olur dervişe,
Derviş bulunca O’nu dünya verir artık ona neşe,
Kimi derviş öyle aşık olur ki ona,
Kaplar içini “ya bir daha göremezsem O’nu” diye endişe..

Biliyorum senin o dünyayı sevmemende esas neden o endişe,
Bülbül gördü gülü, şakıdı aşkla günlerce,
Zamanı doldu gülün devrildi dalından sessizce,
Bülbül ötmez şakımaz oldu, gül neden gitti diye küsünce

Ey bülbül, sen etme endişe, küsme dünyaya kendince
Şakıman mutluluk katıyor nicelerine dinliyorlar seni gönlünce,
Gül elbet daha da güzel açacak yepyeni baharlar gelince,
Sevmiyorumu kabul edemem ey bülbül,
Bülbül dinleniyor yeni şarkılar şakımalar için bence…

Kocayürek gelmiş dile;

Ey Gül’ümün TEN’i,
Ey TEN’imin Gül’ü,
Ey dervişler otağının Sonsuz Hasan’ı..

Mutluluk;
İnce, ipince bir ırmaktır içimde,
İpek sesini duyunca bülbül’ümün,
Başlar acısının sancısı içimde,
Sevinç denizi gibi parıldar yüzüm,
O Gülyüzlüm’ü görünce,
Eğer gözlerime dolmuşsa O’nun ışığı…

Melekler belki kıskanır işitse,
Nasıl şaşırır hele görse çiçekler,
Duru bir güzellikteki soyluluğu…

İşte sonsuz mavilikler içindeki,
Bembeyaz bir buluta yazıyorum SEVGİ’mi…
Okusun diye SEVGİ’sizler…
Girdi bir CAN içime ta nerelerime,
Bir CAN çiçek ki GÜL duruşlu…
Bir CAN çiçek ki TEN duruşlu…
Bir CAN çiçek ki…
BIR CAN…
BIR… KOCAYÜREK…

Hasan Infinity gelmiş dile;

Bağır işte Kocayürek haykır aşkını Cihana,
Duysun cümle alem katılsınlar aşkın kervanına,
O kervan ki güller bile duramaz yerinde,
Katılırlar ayaklanıp yerlerinden yürürler zarif zarif O’nun yolunda…

Kocayürek gelmiş dile;

Coşkumu büyüten dingin davranışın,
Kafamın dağınıklığını topladı...

Sabrımı sonsuza uzatan içtenliğin,
Tasan sıkıntımı yatıştırdı…

Işıklar saçan kutsal sözlerin,
Bir AN’lık kötümserliğimi ortadan kaldırdı…

Kul yardım istemeyince,
Hızır yetişmezmiş…
Hızır gibi yetiştin tasan öfkeme hınzır…
Sesinle… Yazınla… İçtenliğinle…

Simdi diz çökmüş dualardayım…

“Anılarımın bodrumunda çalınan yumuşak org,
Sıkıntılarımın taşlarını erit..

Gerginliğimi yok eden ılık aydınlık,
Bilinçaltımdaki karışık görüntüleri düzelt…”

 

Demişler ve yürekten yüreğe uzunca upuzunca mesafelerden kablosuz iletişimle birbirlerinin gönüllerini yüceltmişler…

Onlar ermiş her AN muratlarına,

Bizler çıkalım kerevetimize…

Yorum Yapın