The Osmanlı Beauty

3.681 views

American Beauty’yi geçtiğimiz yaz seyrettim desem? Yani film piyasaya çıkmış ama benim izleme şansım bundan 11 yıl sonraya denk gelmiş…

Varsın olsun! Bazı filmler ne kadar zamanından sonra seyredilse de anlama düzeyi bir o kadar farklılaşabiliyor. Benim durumumda da bu yaşandı.

Örneğin, o filmi ergenlikte izlemiş olsaydım, orta yaşta babanın, kızının arkadaşı üzerinde kurguladığı düşüncelerden olumsuz etkilenebilirdim ama bu yaşımda dikkate aldığım nokta o fantaziden çok daha ötede bir yere oturdu, onu itiraf etmeliyim. Bu konuya izninizle yazımın sonunda tekrar gelmeyi planlamaktayım.

Arap Emirlikleri’nde yaşamaya başlayalı altıncı yılımıza girdiğimiz şu sıralar dışarıdan ülkeme baktığımda gördüğüm en baskın hareket tarzı çok ciddi bir hezeyanla sürekli titreşen bir toplum ve öfke…

Halkın tüm kesimleri, buna aydın geçineni, kendini Osmanlı mirasçısı yerine koyanı, dini yanı ağır basanı da dahil olmak üzere, ağzından salyalar çıkartıp bağırarak, birbirine küfürler yağdırarak yaşamaya alışmış gibi.

Bu davranış tarzı hayatın bir parçası haline dönüşmüş. Sakin bir fikir tartışması yok. Başarıyı elde etmişin elinden sıkıp tebrik etmek bir kenara, yerden yere alabildiğince savurma, bok at izi kalsın felsefesini sonuna kadar yaşama ve yaşatma mantığı var. O hep bir zamanlar anlatılan fıkra misali, demişler ya cehennemde Türkler’i nasıl tanıyacağım? Zebani de yanıt vermiş; ” Herkimse, cehennemden çıkmayı haketmiş yukarı tırmanmaya çalışıyor, diğerleri bacağından tutmuş O’nu aşağı çekiyor işte anla ki onlar Türktür.” diye…

Davranış doğuştan gelmez öğrenilir denilir. İşte o yüzden bu tepetaklak olmuş, karmanı çormana karışmış yuvarlanarak gelen dev gövde, buna alışık olmayan kültürler için şaşılası, durulup seyredilesi ve baktılar ki tansiyonlar sürekli yüksek, atmaca bir kuş misali atağa hazır, “Aman be boşver!”  denilip geçilesi bir durum yaratıyor.

Ayrıca, yine aynı tansiyonu yüksek kavgacı mod, lanetlenmiş misali tüm kesimlerin ortak paydasına dönüşüyor. Tıpkı bu sene ablamın bana söylediği, zaman zaman forumlarda benim de sürüklenerek dahil olduğum öfke ve küfürleşme zincirinin mantığı ise düşmanın sana saldırırken sen çiçek mi uzatacaksın boyutunu bir türlü terkedemiyor. Etki tepki zinciri yuvarlanan bir kartopunu misali, altında kalanı eze büze insanın üstüne üstüne geliyor.

Aslında bir yandan televizyonlardan izleyip çok kınadığımız ama kendimizi eğitimli (!) ve üst kesimde addettiğimiz için ” Ay ne kadar da ilkeller şekerim!” dediğimiz kan davası meseleleri, kanımca  şehirli kesim olan bizler, internette senin benim aramda ya da televizyonda bilirkişi olduğunu iddia eden insanlar tarafından zıvanadan çıkmış söz düellosu olarak devam ettiriliyor. Yanılıyor muyum? !

Dikkat edin bakın göreceksiniz, aynı hezeyan Orhan Pamuk, Nobel ödülü’nü kazandığında, bir kitabını bile okumamış insanlarca küfürleşmeler eşliğinde yaşandı. İnanın, bu sinirli haller edebi bir ödülün o ülkedeki insanların sinir katsayıları ve saldırganlıklarının şiddeti ile de doğru orantılı olarak veriliyor. Yani, bir ülke ki kendi düşüncesini paylaşmayan ve bunu açıklıkla söyleyen birini bir kaşık suda boğmak kanaatinde, o zaman edebi yanı bir kenara o ülkenin özgürlük ve demokrasisi test edilmek amacı da güdülmekte. Al sana Nobel Ödülü! diyor adam.

Hakeza, Can Dündar “Mustafa”  filminin yönetmenliğini yaptığına yapacağına bin pişman edildi. Bu sefer aydın geçinen kesim bayrağı devraldı ve şu an Osmanlıyız, canımız, kanımız atamız diyen ne yaptıysa aynısını uyguladı. Aşşağıladı, sövdü, nefret ediyorum, filme gitmeyin, sinemada gösterimini yasaklayın… dedi, dedi de dedi.

Şimdi de oklar Kanuni Sultan Süleyman dizisinin yapımcılarına çevrilmiş durumda. Bu sefer Atatürkçü olan ve kendini o şekilde hisseden kesim, diziyi Osmanlı cemaatinin zayıflıkları olarak kullanmakta iken, kendini Osmanlı torunu olarak tanımlayan taraf “Vay! ecdadımıza küfür ediliyor!!!” hezeyanıyla diziyi yerden yere vurmaya soyundu.

Bir türlü her iki yığın olayın bir de o yanı var mıdır diye sormadı kendine…Ama ne tuhaftır ki bir yandan dizi yayınlanmaya başladığında bütün reytingleri allak bullak edip, kadınlar kendilerini  ağızları dibe vurmuş vaziyette Kanuni’nin hareminde güce taparken ve Sultan’a hizmet verirken düşleyedursun, diğer yandan erkekler  Hürrem Sultan’ın raksını izleyip, kendini hatunun gözlerindeki ışıltıda kaybolurken buluverdi.

İşin bir diğer ilginç yanı fantazilerin, seksi karakterlerin ve içkinin bile yerlisini kaldırma katsayısının düşüklüğünde. Hele bunlar dokunulmaz boyutlara getirilmiş ve insanlıktan uzaklaştırılmış Tanrıları(!) hedeflerse cinnet geçirme katsayısı o oranda artmakta.

Öyle değil mi ya?! İşte bizim toplumda olan kötüler listesi! İçki, seks, sevişmek, fantazi…Bunlar hep kötü karakterlerin sazlarıdır. Türkiye’de iyi adamlar/kadınlar içki içmez, seks yapmaz, yalnız kalmaz ve hatta tuvalete bile gitmezler.

Mesela bu şekilde yerli olmadığı için başkalarının tanrıları(!) adına yapılmış, Kanuni Sultan Süleyman dizisinin çekimlerine de belli ki ön ayak olmuş dizilerden birkaç örnek vermek gerekirse “The Tudors” veya “Spartacus” de aynı kıvamda seksi öğeler öne çıkartılarak ve karakterler idealize edilerek bu noktaya gelmiş diziler.

Fakat yine ne tuhaftır ki bu kadar yıldır bu tarihi (The Tudors, Spartacus…) paylaşmış insanlarla birlikteyim, bir kişinin de” Vay bizim ecdadımız ne çiftleşti, ne içki içti, ne de kötülük yaptı!! Bu ne cüret!” diye feryat figan ettiğini duydum.

Kendi kızımın şu aralar en severek okuduğu kitaplar tarih kitapları… İngiliz İmparatorluğunun anlatıldığı bu kitaplardan birinde imparatorlukların ne derece oyunlarla ayakta durduğu,  nasıl hoyratça devletlere sahip olduğu anlatılıyorken Osmanlı hikayelerimizde padişah üzüm yerken kendini gören bir diğer kişiye de üzümün diğer kısmını uzatıyor! Yani o derece!

Bizim ahali de bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın kıvamında elalemin seksi hükümdarını içkisini içip pazularını sıkarak ecdadının devamı için hatunları götürürken ağzı açık, salyalarını akıtır modda seyrededursun ben yazımın başındaki konuyla bağlatıyı kurayım. Artık sadede varma anı geldi.

American Beauty de bir baba karakteri vardı, seyredenler hatırlayacaktır. İşte o şahsın en büyük korkusu oğlunun eşcinsel olmasıydı. Zavallı çocuğun hayatını bu uğurda karartan, koca bir yetişkin olmuş, ayrıca bir de eroin tarzı şeyler kullanan oğlunun bu durumunu görmezden gelen ve yalnızca bu konuya kafayı takmış bir emekli askerdi baba…

Tahmin edin bakalım filmin sonunda ne oldu?! Adamın kendisi eşcinsel çıktı!!!!

Şimdi denilecek ki bu konunun American Beautydeki eşcinsel babayla ne alakası var? E artık orasını da siz düşünün.

Yorum Yapın