Hakuna Matata

4.656 views

Biraz önce bir telefon geldi. Çok sevdiğim bir tanıdığımdan, ablamdan. “O yazılar senin mi” diye sordu. Hangi yazılar diye sordum, o kadar uzun zamandır yazmıyordum ki. Hasan yazıları da kaldırmıştır, bir zamanlar o idealist gençlik heyecanlıyla yazdığım yazılar… dijital dünyanın tozlu hard disklerinde kaybolmuştur diye düşünüyordum. Zor günler geçiriyor ablam, belki bir çok insanın daha geçirdiği gibi bu günlerde. Şifa, reiki onun için ne yapabilirim diye düşünüyordum günlerdir. “Teslimiyet yazın çok iyi geldi, çok güzel uyudum akşam” dedi. Sonra aklıma geldi, kimbilir daha ne yazılar yazmıştım. Siyasi yazılar, insanların görmezden geldiği gerçekleri, ya da kendi çıkarlarına göre şekil vermek istedikleri olayları, büyük bir naivlikle, hani belki görmemişlerdir diye, oturup sabırla anlattığım, açıklamaya çalıştığım yazılar. Peki ne olmuştu. Beni böylesine hayata bağlayan bir şeyden, yazmaktan neden bu kadar uzaklaşmıştım.

 Hasan, bu kadar hatırlatır, desteklerken, hadi yazı gönder artık derken; ben hep kendime bahaneler bulmuştum. Sözlü bahaneler de değil, bizzat hayata bana bahane bul, üret demiştim belki. Bir sürü ciddi hastalık geçirdim. Bahanem de sürekli hazırdı. Ya şöyle bir rahatızlık geçirdim, yataktan kalkamadım, ağır ilaç kullandım; ameliyat oldum; sonra iş güç , stres çok yoğun hayat, gerçekten istiyorum ama zaman ayıramıyorum dedim hep.

Şimdi de birşey fark etmedi gerçi. Daha dün taşikardi teşhisi koydular. Her gün bir adet kalp ilacı içmen gerek dediler. Ne yalan söyliyim ağır geldi. Çok uzun süre yutkunamadım. Dedim yaş 30, beden şimdiden pes etmeye başladı, tıpkı benim gibi. Benim seçimlerime uyum sağlıyor belki de değil mi ?

Ben değil miydim, AKP seçilince siyasete girmekten vazgeçen. İnsanlar bir kilo patatese ülkeyi satıyorsa, ben hangi insanlar için hayatımı adıycam dedirten. Halbuki ne hayallerim vardı gençken. Gençken ne komik bir tarif. Duyan da 50 yaşındayım zanneder. Uluslararası ilişkiler, Avrupa Birliği okuyup ülkeme insanlara hizmet etmek, yardım etmek isteyen… O hayalperest, umutlarla dolu, o çılgın genç nasıl oldu da bu hale geldi? Sanırım korkudan. “Sen misin o emin olamadım, profiline açıklama koymamışsın” dedi ablam. Nasıl bir korkuysa, insanların beni tanımasını ulaşmasını istememişim sanırım, profil bilgilerimi bile kaldırmışım derki den. İnsanların tanıyamayacağı garip bir de göz resmi koymuşum.

Peki ben miyim pes eden, yoksa pes mi ettirildim. Köpek balıklarının yaşadığı, öğrenilmiş yenilgi diye bir tabir vardır. Köpek balıklarını evcilleştirmek için önce denizin içinde bir kafese kapatırlar. Kafesin dışına da et koyarlar. Kafesi geçip çıkmak isteyen köpek balığı her seferinde kafasını kafesin sert demirlerine çarpar. Dışarı çıkmak ya da beslenmek için o hışımla, arzuyla yaptığı her hamle kendisine acı olarak geri döner. Bir süre sonra öğrenir ve kabul eder yenilgiyi. Kafesi kaldırırsınız, yanına onu en cezbedicek eti de koysanız yeltenmez artık hamleye.

Belki de böyle öğrendik; farkında olmadan da olsa yenilgiyi. Susmayı… Ülkesini seven, savaşan, emek veren insanların başına neler geldiğini özgür (!) basınımızdan göre duya… Benim arkamda kimse yok ki, birşey olduğunda beni koruyacak , arka çıkacak… Servetlerim, köşklerim de yok, hani gerekirse parayla iş yaptirim diyeceğim… Bir Allah’ım var işte, korursa o korur.

Benim de yaşam hakkım var ama, değil mi. Konuşmasam yazmasam da fark etmiyor ki, başka bir dünyada yaşıyorum sanırım, ama yazmasam da yaşıyorum. Yazmaya, konuşmaya hakkım var olmalı bir yerlerde. Anayasayı çok da güzel (!) güncellediler ya, belki orada beni de koruyan bir hak , bir cümle vardır, yazmışlardır birşeyler değil mi ? diye umuyor, halen ölmemiş minik hayalperest yanım. Yazmaya devam ediyorum: Gazeteler kapatılıyor, gazeteciler ne ile yargılandıklarını bilmedikleri bir halde, halen içerde yatıyor. Bir gecede devler, imparatorluklar, zenginler devriliyor. Oruç tutmayan insanlar, şort giyen kadınlar sokakta dayak yiyor. Can Yücel’in mezarına saldırıyor birileri, mezarı parçalıyor; AKP’nin bir önceki gün yaptığı açıklamadan sonra. Ne için, uğruna inandıkları Tanrı, ki o Tanrı da benimkinden farklı bir Tanrı diye düşünüyorum artık, içki içmek yasak dediği için. İçki içme yasağı bir insanın mezarına, ölüsüne saygısızlığı, şiddeti hak koşuyor onların dininde. Benim anladığım dinde yok valla bunlar. Azınlık olduk, belki hep azınlıktık. Kendi ülkemizde, kendi kanımızla. Türklüğü, kendi inandığımız değerleri koruduğumuz için. Atatürk gibi çağının ötesinde fikirlerle önümüzü açmış bir insanın yoluna inandığımız için. Dinin boyunduruk altında dayatılması gereken bir şey olmadığına, Allah ile kul arasında özel yaşanması gereken kutsal birşey olduğuna inandığımız için.

Türk’üm dediğim zaman milliyetçilikle suçlanıyorum. Ne diyim Arabım mı ? Türkiye Türklerindir sözü, artık ırkçılık sayılıyor. Fransa Fransızlar’ındır sözünden rahatsız olan bir Allah’ın kulu var mıdır mesela ? Ya da İngiltere İngilizlerin, Almanya Almanların sözünden ? Fransa Cezayirli’lerin mi demek lazım acaba? Nasıl bir mantık var arkasında anlamıyorum. Kardeşlik birlik adı altında herkese ifade özgürlüğü, dil özgürlüğü veriliyor. Ama bir yandan her gün PKK’a şehit vermeye devam ediyoruz.

Yıl 1997, K. Irak’ta Türk Silahlı Kuvvetleri tampon bölge kurdu. 1998’de Öcalan’ın İmralı hapis cezası başladı. 1999 ‘da PKK kendini fes etme kararı aldı. Yıl 2000, sıfır şehit. Yıl 2001, sıfır şehit. 2002 AKP hükümeti seçiliyor. Yıl 2002, 6 şehit. Yıl 2003, 21 şehit; yıl 2004 73 şehit; yıl 2005 92 şehit, yıl 2006 121 şehit; 2007 118 şehit; 2008 150 şehit, 2009 135 şehit, 2010 141 şehit… 2011 son bir haftada 25 şehit…

Nasıl bir matematik var arkasında, ben anlamıyorum. Eskiden anlardım, eski yazılarıma göz gezdirebilirsiniz merak ederseniz. Artık anlamıyorum, benim aklım ermez, beyim bilir. Devletim bilir. Azınlığım, yabancıyım ben kendi ülkemde; sorarsanız onlara kafirim kendi dinime. “Hakuna Matata” tam işte. Afrika dilinde , Hayatta kötü birşeyler oluyor, elimizden birşey gelmez, ama mutlu olmaya bakalım. Tam o mantık işte yıllardır üzerime çöken. Aslan Kral’da sırtlanlar krallığını karanlığa gömerken bir yandan dediği söz Simba’nın. Filmi de daha dün izledim. Yapabileceğimiz birşey yok bari zevk almaya bakim diyordum. Ama sanırım birşeyler var. Yazıyorum artık, yazmaya devam edicem. Benim de Allah’ım var yanımda, arkamda beni koruyan. Doğruluğuna inandığım, arkasında durduğum değerler var. Evcilleştik belki ama ölmedik. Bizim de nefes almaya ihtiyacımız var. Aynı belki şu an bunu okuyan ya da okumayan milyonların olduğu gibi.Bir yandan hayat keşke çizgi filmlerdeki gibi toz pembe olsa, o kadar kolay olsa. Ama değil. Susmak gibi, bir bencillik lüksüm yok.

Yorum Yapın